Fethul Bari, Sahihi Buhari > RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMLARI

 

islam

Fethul Bari, Sahihi Buhari > 3.Cilt > 001
FETBU'L-BÂRÎ (3)

13. BÖLÜM RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMLARI

1. Ramazan Ve Kurban Bayramları Ve Bayram Günlerinde Güzel Elbise Giymek

2. Bayram Gününde Mızrak Ve Kalkanla Oynamak / Halay Çekmek

3. Müslümanların Ramazan Ve Kurban Bayramlarıyla İlgili Olarak Uyması Gereken Sünnet

4. Ramazan Bayramı Namazı İçin Musallaya Gitmeden Önce Bir Şeyler Yemek

5. Kurban Bayramı Günlerinde Yemek

6. Bayram Namazlarının Kılındığı Musallada Minber Olmaması

7. Bayram Namazına Yürüyerek Ve Binek Sırtında Gitmek

8. Bayram Namazından Sonra Hutbe Okumak

9. Bayram Günlerinde Ve Harem Bölgesinde Silah Taşımak Mekruhtur

10. Bayram Namazlarına Erkenden Gitmek

11. Teşrik Günlerinde Güzel Ameller İşlemenin Fazileti

12. Mina Günlerinde Ve Arafata Giderken Tekbir Getirmek

13. Bayram Gününde Kıble Tarafına Dikilen Mızrağa Doğru Namaz Kılmak

14. Bayram Gününde İmamın Önünde Mızrak Taşınması

15. Hayızlı Olsun Ya Da Olmasın Kadınların Bayram Günlerinde Musallaya Çıkmaları

16. Bayram Günlerinde Çocukların Musallaya Çıkması

17. İmamın Bayram Hutbesini Okurken Cemaate Yüzünü Dönmesi

18. Bayram Namazları İçin Çıkılan Musallayı Belirlemek Üzere İşaret Kullanmak

19. İmamın Bayram Gününde Kadınlara Öğüt Vermesi

20. Kadının Bayramda Üstüne Giyeceği Genişçe Bir Giysisi (Cilbâb) Yoksa

21. Hayızlı Kadınların Musalladan Uzak Durması

22. Kurban Bayramında Kurbanların Musallada Kesilmesi

23. Bayram Hutbesi Sırasında İmamın Ve Cemaatin Konuşması

24. Bayram Günü Musalladan Dönerken Farklı Bir Yoldan Gelmek

25. Bayram Namazını Kaçıran Kimseler İki Rekat Namaz Kılarlar

26.Bayram Namazından Önce Ve Sonra Namaz Kılmak

14. BÖLÜM VİTİR NAMAZI

1. Vitir Namazı Hakkında Nakledilen Rivayetler

2. Vitir Namazının Kılınacağı Vakitler

3. Hz. Peygamberin Eşini Vitir Namazına Kaldırması

4. Gece Kılınan Son Namaz Vitir Namazı Olmalıdır

5. Binek Üzerinde Vitir Namazı Kılmak

6. Yolculukta Vitir Namazı Nasıl Kılınır?

7. Rükûdan Önce Ve Sonra Kunût Duası Okumak

15. BÖLÜM YAĞMUR DUASI NAMAZI

1. Yağmur Duası Ve Resûlullahın Yağmur Duası Namazı İçin Musallaya Çıkması

2. Resûlullah İn Onların İçinde Bulundukları Bu Yılları Hz. Yûsuf Zamanındaki Kıtlık Yıllarına Çevir Diye Beddua Etmesi

3. Halkın Kıtlık Dönemlerinde İmamdan Yağmur Duası Etmesini İstemeleri

Enes Hadisinden Çıkarılan Dersler

4. Yağmur Duası Sırasında Omuza Atılan Ridânın Ters Çevrilmesi

Yağmur Duası Namazının Vakti

5. Allah İn Haram Kıldığı Şeylere Dikkat Edilmediğinde Cenâb-I Hakk İnsanları Kıtlık Belasına Düşürür

6. Merkezî Büyük Bir Camide Yağmur Duası Etmek

7. Cuma Hutbesi Sırasında Kıbleye Yönelmeden Yağmur Duası Etmek

8. Minber Üzerinde Yağmur Duası Etmek

9. Yağmur Duasında Sadece Cuma Namazı İle Yetinmek

10. Şiddetli Yağışlarda Yollar Kesilince Dua Etmek

11. Hz. Peygamberin Cuma Günü Yağmur Duası Ederken Omuzuna Attığı Ridasını Çevirmediğine Dair Söylenenler.

12. İmam / İdareci Halkın Yağmur Duası Taleplerini Geri Çevirmemelidir

13. Kuraklık Dönemlerinde Müşrikler Müslümanlardan Dua İsterlerse (Nasıl Hareket Edilir?)

14. Şiddetli Yağmur Yağdığı Zaman "Allah'ım, Çevremize Yağdır, Üzerimize Değil! Diye Dua Etmek

15. Yağmur Duası Sırasında Ayakta Durmak

16. Yağmur Duası Namazında Kıraatin Açıktan Olması

Açıklama

17. Resûlullah Cemaate Sırtını Nasıl Döndü?

18. Yağmur Duası Namazı İki Rekattır

19. Yağmur Duası Namazı İçin Musallaya Çıkmak

20.Yağmur Duası İçin Musallaya Çıkıldığında Hutbe Okurken Kıbleye Yönelmek

21. Yağmur Duası Sırasında Cemaatin İmamla Birlikte Ellerini Kaldırması

22. İmamın Yağmur Duası Sırasında Ellerini Kaldırması

Yağmur Duası Sırasında Ellerin Üstünün Gökyüzüne Doğru Tutulması

23. Yağmur Yağarken Ne Söylenir?

24. Yağmur Altında Bekleyip Sakallarından Yağmur Damlaları Akana Kadar Islanan Kimse

25. Fırtına Çıktığında Ne Yapılır?

26. Resûlullah'ın Ben Sabâ Rüzgârı İle Desteklendim" Buyurması

27. Deprem Ve Olağanüstü Doğa Olayları Hakkında Söylenenler

Deprem ve Buna Benzer Felaketler Sırasında Namaz Kılmak

28. "Allah'ın Verdiği Rızka Yalanlamakla Karşılık Veriyorsunuz Âyeti

29. Yağmurun Ne Zaman Yağacağını Allah'tan Başka Hiç Kimse Bilemez

16. BÖLÜM GÜNEŞ VE AY TUTULMASI NAMAZLARI

1.Güneş Tutulması Sırasında Namaz Kılmak

2.Güneş Ve Ay Tutulması Sırasında Sadaka Vermek

3. Ay Ve Güneş Tutulması Namazlarında Namaz İnsanları Bir Araya Toplar, Cemaatle Namaza Hazırolun!" Diye Nida Etmek

4. İmamın Güneş Tutulması Durumunda Hutbe Okuması

5. Güneş Tutulmasını Anlatmak Üzere Kelimeleri Kullanılır Mı?

6. HZ. PEYGAMBERİN Sallaliâhu Aleyhi Kellem "ALLAH KULLARINI GÜNEŞ VE AY TULULMALARI İLE KORKUTUR BUYURMASI

7. Güneş Ve Ay Tutulması Sırasında Kabir Azabından Allah'a Sığınmak

9. Güneş Ve Ay Tutulması Namazlarının Cemaatle Kılınması

11. Güneş Tutulduğu Zaman Köle Azat Etmek İyi Bir Davranıştır

12. Güneş Tutulması Namazının Mescitte Kılınması

13. Güneş Bir Kimsenin Ne Ölümü Ne De Hayatı Dolayısıyla Tutulur

14.Güneş Tutulduğunda Allah'ı Zikretmek

15.Güneş Tutulması Sırasında Dua Etmek

16. İmamın Güneş Tutulması Namazı Hutbesinde Jl« Ü (Asıl Konuya Gelince) Demesi

17. Ay Tutulması Sırasında Namaz Kılmak

18. Güneş Tutulması Namazının İlk Rekatı Daha Uzun Olur

19. Güneş Ve Ay Tutulması Namazlarında Kıraatin Açıktan Olması

17. BÖLÜM KURÂN-I KERÎMDEKİ SECDE ÂYETLERİ

1.Kurân-I Kerîmdeki Secde Âyetleri Hakkında Nakledilen Rivayetler Ve Bu Secdelerin Sünneti

2. Secde Süresindeki Secde

3.Sâd Süresindeki Secde

4.Necm Süresindeki Secde

5.Müslümanların Aslında Bizatihi Pis (Neces) Olan Ve Abdestleri Asla Olmayan Müşriklerle Birlikte Secde Etmesi

6. Secde Âyeti Okuyup Secde Etmemek

7. İnşikâk Süresindeki Secde

8. Secde Âyetini Okuyan Secde Ettiğinde, Onu Dinleyenin De Secde Etmesi

9. İmam Secde Âyeti Okuduğunda Cemaatin İzdiham Olacak Şekilde Secde Etmesi

10. Allah Teâlânın Secdeyi Vacip / Farz Kılmadığını Söyleyenler

11.Namazda İken Secde Ayeti Okuyup Bu Nedenle Secde Etmek

12. Kalabalık Dolayısıyla Secde Edecek Yer Bulamamak

18. BÖLÜM NAMAZIN KISALTILARAK KILINMASI

1. Namazın Kısaltılarak Kılınmasıyla İlgili Rivayetler Yolcu Konakladığı Yerde Kaç Gün Boyunca Namazları Kısaltarak Kılar

2. Mina'da Namaz

3.Hz. Peygamber Hac Yaptığında Kaç Gün Konakladı?

4.Namazın Kısa Kılınacağı Mesafe Ne Kadardır?

5. Kişi Bulunduğu Yerleşim Yerinden Ayrılınca Namazı Kısaltarak Kılmaya Başlar

6. Akşam Namazı Yolculuk Sırasında Da Üç Rekat Kılınır

7. Binek Üzerinde İken, Ne Tarafa Yönelirse Yönelsin, Nafile Namaz Kılmak

8. Binek Üzerinde İken Îmâ İle Namaz Kılmak

9. Farz Namazları Kılmak İçin Binekten İnmek

10. Merkep Üzerinde Nafile Namaz Kılmak

11.Yolculuk Sırasında Farz Namazların Öncesindeki Ve Sonrasındaki Nafile Namazları Kılmamak

12.Yolculuk Sırasında Farz Namazların Sonrasındaki Nafile Namazları Değil, Öncesindeki Ve Diğer Nafile Namazları Kılmak

13. Yolculuk Sırasında Akşam Ve Yatsı Namazlarını Cem' Ederek Birlikte Kılmak

14.Akşam Ve Yatsı Namazları Cem' Edildiği Zaman Ezan Ve Kamet Okunur Mu?

15.Hz. Peygamber Güneş Tepe Noktasından Batıya Meyletmeden Önce Yolculuğa Çıkmışsa Öğle Namazını İkindiye Kadar Geciktirirdi

16. Güneş Tepe Noktasından Batıya Doğru Yönelmişse Öğle Namazını Kılmak Ve Daha Sonra Yolculuğa Çıkmak

17.Oturarak Namaz Kılmak

18.Bir Kimsenin Oturduğu Yerde Namazı Îmâ İle Kılması

19.Oturarak Namaz Kılamayan Bir Kimse Yanı Üzerine Uzanarak Kılar

20. Bir Kimse Oturarak Namaz Kılarken İyileşir Veya Kısmî Bir Rahatlama Hissederse Kalan Kısımları Tam Olarak Kılar


FETBU'L-BÂRÎ (3)


13. BÖLÜM RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMLARI


1. Ramazan Ve Kurban Bayramları Ve Bayram Günlerinde Güzel Elbise Giymek


948- Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir:

Bir gün Hz. Ömer çarşıda satılmakta olan ipek bir cüppe gördü ve onu alıp Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem getirerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, şu ipek elbiseyi satın alın ve Cuma günleri ile heyetleri kabul ettiğiniz günlerde giyin; daha güzel bir izlenim verirsiniz!" Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Bu elbiseyi ancak bundan hiçbir nasibi olmayan kimseler giyer."

Hz. Ömer Allah'ın dilediği kadar bekledi. Daha sonraki günlerde Resûlullah âhu aleyhi ve seiiam ona ipek bir cüppe gönderdi. Bunun üzerine Hz. Ömer cüppeyi alarak Resûlullah'a gelip: "Ey Allah'ın Resulü, siz ipek elbise hakkında "Bu elbiseyi ancak bundan hiçbir nasibi olmayan kimseler giyer buyurmuştunuz fakat şimdi bana bu cüppeyi gönderdiniz!" deyince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Su cübbeyi satarsın veya bununla bir ihtiyacını giderirsin..


Açıklama


Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem "Bu cübbeyi satarsın veya bununla bir ihtiyacını giderirsin..." diye İfade ettiği satış türü trampa olmalıdır. Bununla birlikte daha genel bir anlamda kullanılmış olması da ihtimal dahilindedir.[1]

Not: İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Abdullah İbn Ömer'e ulaşan sahih bir senedle onun bayramlarda en güzel elbiselerini giydiğini nakletmişlerdir.



2. Bayram Gününde Mızrak Ve Kalkanla Oynamak / Halay Çekmek


949- Hz. Aişe şöyle demiştir:

"Bir gün Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem odama gelmişti. O sırada yanımda iki kız çocuk vardı ve Buâs savaşlarını anlatan şarkılar/marşlar söylüyorlardı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem döşeğe uzandı ve yüzünü diğer tarafa çevirdi. Bir süre sonra Ebû Bekir geldi ve beni: "Resûlullah'm aleyhi ve sellem yanında şeytan işi çalgılarla eğleniyorsunuz, öyle mi?" diye azarlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah aleyhi ve sellem ona yönelerek; "Rahat bırak çocukları!" dedi. Ben de Ebû Bekir'in boş bir anından faydalanıp çocuklara gözümle işaret ettim ve çıktılar.[2]

950- "Bir bayram günüydü. Habeşliler mızrak ve kalkanlarla halay çekip oynuyorlardı. Oyunu görmek istiyordum fakat Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem bu isteğimi söyleyip söylememekte tereddüt ettim. Bana; 'Oyunu görmek ister misin?' diye sorunca 'Evet' dedim. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem beni tutup arkasına aldı ve ben de çenemi omuzuna dayayıp oyunu izlemeye başladım. Bu sırada yanağım onun yanağına değiyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oyun oynayanları gayrete getirmek maksadıyla: 'Haydi bakalım Erfide oğullan Benû Erfide, görelim sizi!' diyordu. Bir süre sonra ben artık sıkılınca, Hz. Peygamber saüaiiâhu aleyhi ve sellem bana: 'Bu kadar yeter mi?1 diye sordu. Ben 'evet' deyince 'İyi öyleyse, haydi git' buyurdu."


Açıklama


ibn Battal şöyle demiştir: "Aslında bayramda silah taşımak ve bayram namazına giderken silah almak uygun değildir. Fakat o dönemde Resûl-i Ekrem'in İsallallâhu aleyhi ve sellem savaş halinde olduğu ve düşmanları bulunduğu için silahların gösterilmesini uygun gördüğü düşünülebilir. Ancak bu konu başlığı altında nakledilen rivayetlerde Resûluİlah'ın satiaiiâhu aleyhi ve sdiem mızrak taşıyan kimselerle birlikte bayram namazının kılınacağı yere gittiği anlatılmadığı gibi ashabına silahlarını hazırlamalarına yönelik bir talimat verdiği de zikredilmemektedir. Kısacası konu başlığı ile başlık altında nakledilen rivayet arasında bir uyum bulunmamaktadır."

Zeyn İbnü'l-Müneyyir bu görüşe şöyle cevap vermiştir: "İmam Buhârî bu hadisi 'bayram günlerinde düzenlenen eğlencelere diğer günlerdeki eğlencelere göre daha toleranslı davranıldığını ve bunda bir sakınca bulunmadığını göstermek' maksadıyla zikretmiştir."

Ayrıca konu başlığında bu oyunun bayram namazı kılmak üzere musallaya giderken oynandığına dair bir kayıt da bulunmamaktadır. Rivayetten ilk bakışta anlaşılan, Habeşlilerin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem musalladan döndükten sonra oynadıklarıdır. Çünkü Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem günün ilk vakitlerinde musallaya gitmek üzere çıkar ve namazı kılıp dönerdi.

Zührî'den nakledilen rivayete göre Hz. Aişe'nin yanında şarkı söyleyen kız çocuklar aynı zamanda def de çalıyorlardı.

Bekrfnin kaydettiğine göre burası Medine'ye iki gece uzaklıkta bir yer ismidir. Hattâbî bu isimle ilgili olarak şu açıklamada bulunur: "Buâs, Araplar arasında meydana gelen ve çok bilinen savaşlardan birisidir. Bu savaşta Evs kabilesi, Hazreç kabilesinden birçok kişiyi öldürmüşlerdir." İbn İshâk gibi tarihçilerin kaydettiğine göre söz konusu savaş İslâmiyet gelene kadar aralıklarla yüz yirmi yıl sürmüştür.

İmam Buhârî ile İmam Müslim'in sahihlerini şerheden bazı âlimler İbn İs-hâk'ın bu görüşünü esas alarak açıklama yapmışlardır. Fakat bu, tartışmaya açık bir görüştür. Çünkü bu görüşe göre söz konusu savaş yüz yirmi yıl devam etmiştir. Halbuki ileride de açıklanacağı gibi [3] Buâs savaşı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veseüem Medine'ye hicret etmeden otuz yıl önce meydana gelmiştir.

"Şeytan işi çalgılar" diye tercüme ettiğimiz kelimesi şarkı veya def anlamına gelir. Ayrıca (flüt, kaval vs..gibi) üflemeli çalgılara da bu ad verilir. Söz konusu çalgıların şeytana izafe edilmesi, bunların boş işlerle uğraşmak anlamında olmasından kaynaklanır. Ayrıca kalbi Allah'ın zikrinden uzaklaştırıp ge lete düşürmesi dolayısıyla da şeytan kelimesiyle birlikte anılmıştır.

Bu rivayette Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Ebû Bekir'e: "Rahat bırak çocukları!" dediği görülmektedir. Başka rivayetlerde şöyle bir ek de bulunmaktadır: "Ey Ebû Bekir, her toplumun bir bayram günü vardır, bu da bizim bayramımızdır." İşte bu ifade Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ebû Bekir'e niçin "Rahat bırak çocukları!" dediğini açıklamakta ve emrinin gerekçesini göstermektedir. Ayrıca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem burada durumun onun düşündüğü gibi olmadığını da açıklamıştır. Çünkü Ebû Bekir, o çocukların Resûlul-lah'm sallallâhu aleyhi ve sellem haberi olmadan şarkı söylediklerini düşünmüştür. Zira Aişe'nin odasına girdiğinde Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine örtüyü çekip yattığını görünce onun uyuduğunu sanmıştır. İşte tüm bunlara ek olarak şarkı söylemek ve boş işlerle uğraşmak gibi işlerle uğraşmanın doğru olmadığına ve yasaklanması gerektiğine de inandığı için kızı Aişe'yİ azarlamışlar. Burada Hz. Ebû Bekir, Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem vekîli gibi hareket etmiş ve hemen olaya müdahalede bulunmuştur. Zira ona göre gördüğü bu durumun müdahale edilip düzeltilmesi gerekmektedir. Fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona olayın gerçek yüzünü anlatmış ve konuyla ilgili hükmü anlatarak bu hükmün gerekçesini de söylemiştir; bu bir bayram günüdür ve neşe içinde geçirilmesinde bir sakınca yoktur. Dolayısıyla düğünlerde olduğu gibi, bayram günlerinde de bu tür eğlenceler meşrudur. Bu olayla ilgiii olarak bazılarının "Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem onayladığı bir şeyi Hz. Ebû Bekir'in yadırgayıp reddetmesi nasıl mümkün olabilir?" diye ortaya attıkları ve cevabını bulmak için zorlama yorumlara kalkıştıkları sorunun cevabı da böylece verilmiş olur.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Müşriklere ait bayramlarda eğlenceler düzenlemek ve bu eğlencelere katılmak kısacası onlara benzemek çok kötü bir davranıştır (mekruh).

2. Aile bireylerinin bayram günlerinde eğlenmelerini ve neşelenip bedenen rahatlamalarını sağlayacak eğlenceler düzenlemekte bir sakınca yoktur. Bununla birlikte böyle bir eğlenceye kalkışmamak daha iyidir.[4]

3. Bayram günlerinde neşemizi ve sevincimizi göstermek dinin genel prensiplerindendir.

4. Bir baba, kocasıyla birlikte odasında oturan kızının yanma girebilir. Taraflar arasında böyle bir âdet oluşmuşsa bunda herhangi bir sakınca yoktur.

5. Müdahale edilmesi gereken bir durum söz konusu olduğunda koca bu görevi yerine getirmese bile baba müdahale edebilir; kocasının huzurunda kızını uyarıp terbiye kurallarını öğretebilir. Çünkü çocukları terbiye etmek babaların görevidir.

6. Kocalar eşlerine karşı çok şefkatli olmalıdır. Hanımların sevgisini ka2an-mak ve gönüllerini almak erkeklerin bir görevidir.

7. Hayırlı ve erdem sahibi büyüklerin bulunduğu mekanlarda herhangi bir günahı olmasa bile boş işlerden ve eğlencelerden uzak durmak gerekir. Fakat onların izni olursa bu tür eğlencelerde bir sakınca olmaz.

8. Bir öğrenci hocasının huzurunda müdahale edilmesi gereken bir olay meydana geldiğini görürse derhal onu düzeltmeli, hocasının müdahalesini beklememelidir. Zira böylesi bir davranış hocaya olan saygının ve edebin bir göstergesidir.

9. Öğrenci hocasından öğrendiği usul ve bilgiyi esas alarak onun huzurunda fetva verebilir. Fakat burada şöyle bir ihtimal de söz konusu olabilir: Hz. Ebû Bekir, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve seilem uyuduğunu düşünmüş ve uyanıp kızma kızmasından endişe etmiştir. İşte bunu önlemek İçin de hemen müdahalede bulunuştur.

10. Hz. Aişe'in çocuklara gözüyle İşaret ettiğini ve onların da çıkıp gittiklerini ifade etmesi şunu göstermektedir: Babasının kendisine kızacağından endişe eden Hz. Aişe, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve seilem müsaadesine rağmen babasının gönlünü hoş tutmak için çocukları çıkarmış ve onun hatırını kırmamıştır. Hatta kendisinden büyüklerin bulunduğu bir ortamda edebinden dolayı o çocuklara "Haydi gidin!" gibi sözlü bir emir vermemiş, sadece işaretle yetinmiştir.

11. Kız çocukları şarkı, türkü vs. söylerken dinlemekte herhangi bir sakınca yoktur, Çünkü Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem, kız çocukların şarkı söylemelerine müdahale etmemiş, aksine Hz. Ebû Bekir'in müdahalesini önlemiştir. Hatta çocuklar Hz. Aişe kendilerine işaret edene kadar şarkı söylemeye devam etmişlerdir. Fakat burada şunu belirtmek gerekir ki bu cevaz hükmü, fitneye yol açmamak ile kayıtlıdır. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir.

(Erfide Oğullan) Bu ismin Habeşlilerin lakabı olduğu söylenmiştir.

Muhib et-Taberî şöyle demiştir: "Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözü başkalarına tanınmayan hoşgörü ve toleransın onlara tanındığını göstermektedir. Çünkü asloian mescitlerin bu tür eğlence ve oyunlara açılmamasıdir. Dolayısıyla bu hüküm sadece bu kişilere özeldir; başkalarına tanınamaz."

es-Serrâc, Ebü'z-Zinâd Urve İbnü'z-Zübeyr Hz. Aişe senediyle bu rivayetle ilgili şöyle bir ayrıntı nakletmiştir: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve seilem o gün şöyle buyurmuştu: "Yahudiler bizim dinimizin çok rahat ve geniş bir din olduğunu bilecekler. Ben Hanîf ve müsamahakâr bir din ile gönderildim." Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözü yukarıda belirtilen hükmün sadece Haberlilere has olmadığını göstermektedir.

Hz. Aişe'nin "ben artık sıkılınca" şeklindeki ifadesi Zührî'den nakledilen rivayette "sonunda oyunu izlemekten bıkan ben oldum" diye geçmektedir. Bu rivayetin farklı varyantları şöyledir:

Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi w seilem benim önümden çekildi ki kalkıp giden ben olayım." (Müslim rivayeti.)

Nesâî'nin Yezîd İbn Rûmân'dan naklettiği rivayet şöyledir: "Resûlullah aleyhi ve sellem bana: Hâlâ doymadın mı, hâlâ doymadın mı? diye soruyordu. Ben ise Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi w sellem bana ne kadar değer verdiğini görmek için "Hayır doymadım" diyordum."

Nesâî'nin Ebû Seleme yoluyla naklettiği rivayet şöyledir: "Ben Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Allah'ın Resulü ne olur acele etme!" dedim. Fakat o benim önümden kalktı ve: "Haydi, bu kadar yeter" dedi. Ben ise: "Ne olur acele etme!" diye isteğimi yineledim. Benim oyunu izleyip keyif almak gibi bir maksadım yoktu. Fakat diğer kadınların benim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve seilem için ne ifade ettiğimi ve Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem benim için ne kadar kıymetli olduğunu görmelerini istiyordum."

Kitâbü'n- nikâh 'ta Zührî'den nakledilen bir rivayet: "Yaşları küçük kız çocukların oyuna ne kadar düşkün olduklarını varm siz düşünün!" şeklindedir. Bazı bilginler bu rivayeti esas alarak İslâm'ın ilk dönemlerinde söz konusu olan yukarıdaki hükmün daha sonra neshedildiğini iddia etmişlerdir. Fakat onların bu görüşü Hz. Aişe'nin: "Resûlulîah sallallâhu aleyhi ve sellem o sırada beni omuzundaki ridâsı /atkısı ile sarmıştı" şeklindeki sözü esas alınarak reddedilmiştir. Zira bu ifade söz konusu olayın hicâb/örtünme emri geldikten sonra yaşandığını göstermektedir. Ayrıca yine Hz. Aişe'nin: "Fakat diğer kadınların benim Resûlullah sallallâhu aleyh, ve sellem için ne ifade ettiğimi ve Resûîullah'm saüaiiâhu aleyhi ve sellem benim için ne kadar kıymetli olduğunu görmelerini istiyordum" şeklindeki ifadesi bu sözü kumaları için söylediğini göstermektedir. Zira maksadı onlara karşı övünmektir ve anlaşıldığı kadarıyla bu olay onun ergenlik çağına girmesinden sonra yaşanmıştır. Zaten İbn Hibbân'm kaydettiğine göre bu oyun, Habeş heyetinin Medine'ye geldiği yıl oynanmıştır. Heyetin Medine'ye gelişi ise hicrî 7. yıla rastlar. Hz. Aişe ise hicrî 7. yılda on beş yaşında genç bir eştir.

12. Savaş için ön hazırlık ve antrenman olması maksadıyla sıçrayarak, çeşitli figürler yaparak silahlarla oynamak caizdir. Yine aynı amaçla ve kılıç kullanma becerisini geliştirmek İçin kılıç oyunu {eskrim sporu) yapmak da. caizdir.

13. Kâdî Iyâz şöyle demiştir: "Bu rivayet kadınların yabana erkeklerin çalışmalannı ve yapıp ettiklerini İzlemelerinde bîr sakınca bulunmadığını göstermektedir. Böyle bir durumda yasak olan davranış şehvetle bakmaktır."

İmam Buhârî'nİn bu rivayet için kullandığı konu başlıklarından biri de şöyledir: "Kadının herhangi bir şüphe durumu söz konusu olmaksızın Habeşlilere ve başkalarına bakması"

İmam Nevevî: "Şehvetle bakmak ve fitneye yol açmasından endişe duyulan durumlar bütün âlimlere göre haramdır. Şehvet söz konusu olmaksızın bakmak ise doğru olan görüşe göre haramdır" demiş ve bu hadisi şöyle yorumlamıştır: "Bu olay yaşandığında Hz. Aişe'nin henüz ergenlik çağına girmediğini düşünebiliriz. Veya Hz. Aişe'nin Habeşlileri izlerken adamların sadece mızrakiarıyla yaptıkları oyunlara baktığını, onların yüzlerine ve bedenlerine bakmadığını da söyleyebiliriz. Bununla birlikte kasıtsız bir şekilde yüzlerini ve bedenlerini görürse bakışlarını derhal çevirmiş olması da ihtimal dahilindedir,"


3. Müslümanların Ramazan Ve Kurban Bayramlarıyla İlgili Olarak Uyması Gereken Sünnet


951- el-Berâ' İbn Âzib'ten nakledildiğine göre o şöyle der: "Resûlullah'ın hu aleyhi ve sellem bir bayram namazı hutbesİnde;"Biz işte bu günümüze ilk olarak namazla başlarız sonra dönüp kurbanlarımızı keseriz. Kim bu şekilde hareket ederse şüphesiz bizim sünnetimize uygun davranmış olur" buyurduğunu işittim.[5]

952- Hz. Aişe şöyle demiştir: "Ensardan iki kız çocuğu yanımda bulunuyor ve ensârın Buâs savaşlan ile ilgili olarak söylediği şarkılar söylüyorlardı. Fakat bunlar şarkı söylemeyi meslek haline getirmiş şarkıcılar değildi. Bu sırada Ebû Bekir içeriye girdi ve (kızgın bir şekilde): "Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ue sellem evinde şeytan işi çalgılar ha! Bu ne hal böyle!" diye çıkıştı. O gün bir bayram günüydü ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey Ebû Bekir, her toplumun bir bayram günü vardır, bu da bizim bayramımızdır."



4. Ramazan Bayramı Namazı İçin Musallaya Gitmeden Önce Bir Şeyler Yemek


953- Enes İbn Mâlikten nakledilmiştir: "Resûlullah saMâhu aleyhi ve sdkm, birkaç hurma yemeden, Ramazan bayramı namazı için namazgahta gitmezdi." Murec-ca' ibn Recâ1 yoluyla gelen rivayette de şöyle bir ilave vardır. "Yediği hurma taneleri de hep tek sayı olurdu."



Açıklama


Müheileb, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem bu davranışının hikmetiyle ilgili olarak şu açıklamada bulunmuştur: "Ramazan bayramı namazından önce bir şeyler yenmelidir. Bunun hikmeti ise bilgisiz kimselerin orucun bayram namazı kılınıncaya kadar devam ettiğini düşünmelerini önlemektir. İşte Resûl-i Ekrem saüaiiâhu aleyhi ve sellem böyle bir anlayışın doğmasını önceden engellemek için böyle davranmış olabilir."

İbn Cemre'nin konuyla ilgili değerlendirmesi şöyledir: "Farz olan Ramazan orucu görevi bitirildikten sonra artık oruç tutmak yasaktır. İşte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu yasağa düşmemek için acele etmiş ve Allah'ın emrine uymak konusunda İvedilikle hareket etmeyi güze! görmüştür (müstehap). Hz. Peygamber-'in saiiaüshu aleyhi ve sellem kamını doyuracak kadar yemeyip birkaç hurma tanesi atıştırması da bunu göstermektedir. Zira Allah'ın emrine uymak için acele etmek gibi bir amacı olmasaydı karnını doyuracak kadar yerdi."

İbn Kudâme ise "Biz Ramazan bayramı gününde bayram namazından önce bir şeyler yemenin müstehap olduğu konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyoruz" demiştir.

Namazdan önce hurma yemenin hikmeti hakkında şunları söylemek mümkündür: "Tatlı, Ramazan boyunca tutulan oruç dolayısıyla zayıf düşen gözleri güçlendirir, rüyada tatlı görülmesi imana yorulur, tatlı kalbin rikkatini, inceliğini artırır ve sindirimi diğer besinlere göre daha rahattır. Hatta bu yüzden tâbiûndan bir âlim Ramazan bayramı namazından önce sadece bal vs. gibi tatlı olan şeyler yenmesini müstehap görmüştür."

Yenen hurmaların tek sayı olması ile ilgili olarak Müheileb şöyle demiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bereketli olmasını umarak bütün işlerinde bu şekilde davranırdı."



5. Kurban Bayramı Günlerinde Yemek


954- Enes ibn Mâlik'ten nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kurban Bayramı namazından önce kurbanlarını kesenler peniden kurban kessinler." Bunun üzerine birisi kalkıp Hz. Peygamber'e saibiiâhu aleyhi ve sellem: "Bu gün insanların canlarının et çektiği bir gündür!" dedi ve komşularından yoksul ve muhtaç olan kimselerin isimlerini saydı. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem de galiba onu tasdik etti. Sonra bu şahıs: "Benim henüz bir yaşını doldurmamış ve iki tane besili koyundan daha çok sevdiğim bir keçim var, (bunu kurban edebilir miyim?)" diye sordu ve Hz. Peygamber sdiallâhu aleyhi ve sellem ona müsaade etti. Ben Resûlullah'm sallaüâhu aleyhi ve sellem (bir yaşını doldurmamış keçinin kurban edilmesiyle ilgili olarak) verdiği bu iznin başka şahıslan kapsamına alıp almadığını bilmiyorum.[6]

955- el-Berâ İbn Azib'ten nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir kurban Bayramı namazından sonra bize hutbe okudu ve şunları söyledi: "Kim izim kıldığımız namazı kılar ve bizim kestiğimiz gibi kurbanını keserse gerekten de kurban görevini tam olarak yerine getirmiş olur. Fakat kim kurbanını amazdan önce keserse namazı kabul olur, ama kurbanı olmaz."

Bunun üzerine el-Berâ'nın dayısı Ebu Bürde İbn Niyâr: "Ey Allah'ın Resulü, en bir koyun kurban ettim ve namazdan önce kestim. Ben bu günün yeme ;me günü olduğunu biliyorum ve istedim ki bu gün kesilen ilk koyun benim vimde kesilen koyun olsun. Bu yüzden koyunumu kestim ve namaza gelmeden mce de biraz yedim" diye Resûlulîah'a sallallâhu aleyhi ve sellem durumunu anlatınca İz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Öyleyse senin koyunun et koyunu ol-ıuş" buyurdu. Bürde: "Ey Allah'ın Resulü bizim henüz bir yaşını doldurmamış ıkat İki koyundan daha çok sevdiğim bir keçimiz var. Bu keçiyi kurban etsem örevimi yerine getirmiş olur muyum?" diye sorunca Resûl-İ Ekrem sallallâhu aleyhi ve m: "Senin için evet, fakat senden sonra başkaları için hayır." buyurdu.


Açıklama


Zeyn İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hem urban hem de Ramazan bayramlarında meşru olan vakitte bir şeyler yemiştir, kiradaki maksadı, söz konusu bayramlara has olan sadakaları dağıtmaktır. Ramazan bayramında verilen fıtır sadakası namaz için namazgaha gitmeden önce, :urban bayramında dağıtılan sadaka ise kurban kesildikten sonra verilir. Bu ınlamda Kurban bayramı sadakası İle Ramazan bayrammdaki fıtır sadakası adaka verilmesi bakımından birleşmekte, fakat verilen zamanlar bakımından irbirinden ayrılmaktadır."


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Kurban kesmek çok önemli bir görevdir.

2. Eti iyi olan kurbanlar kesilmelidir.

3. Kurban eti dağıtılırken komşular diğer kimselere tercih edilmelidir.

4. Bir kimse fetva verirken soru soran kişinin çok samimi ve doğru sözlü bi-isi olduğunu anlamışsa ona kolaylık yolunu göstermelidir. Hatta soru soranlar ki ayrı kişi olursa bunların halini göz önünde bulundurarak aynı soruya farklı cevaplar bile verebilir.

5. Kişi başkaları tarafından övülmesine vesile olacak bazı İşlerini ihtiyaç ölçüsünde açığa vurabilir, anlatabilir.



6. Bayram Namazlarının Kılındığı Musallada Minber Olmaması


956- Ebû Saîd el-Hudrî şöyle anlatır: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan ve Kurban bayramlarında namaz için musallaya giderdi. Onun bayramlarda ilk yaptığı şey namazı kılmak olurdu. Namaz bittikten sonra ayağa kalkıp insanlara döner ve onlara öğütler verir, tavsiyelerde bulunur ve bazı emirler verirdi, insanlar da saflar halinde oturup onu dinlerdi. Hatta askerî birlikler gön-derecekse buradan gönderir veya vermek istediği talimatlar/emirler varsa verir ve sonra giderdi.

Ben Mervân İbnü'l-Hakem'in Medine valisi olduğu günlerde onunla da bir Ramazan veya Kurban bayramı namazı için musallaya çıktım. Zaten onun zamanına kadar insanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki bu uygulamayı devam ettirmişlerdi. Fakat namaz kılacağımız yere vardığımızda ne göreyim; bir minber... Bu minberi Kesîr İbnü's-Salt yapmıştı. Bu şaşkınlığım henüz geçmemişti ki Mervân'ın daha bayram namazını kılmadan önce minbere çıkmaya yeltendiğini gördüm. Bunun üzerine hemen elbisesinden tutup onu geri çektim. Fakat o direnip elimden kurtuldu ve çıkıp namaz kılmadan önce hutbe îrad etmeye başladı. Ben de ona: 'Vallahi, siz Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem zamanındaki uygulamayı değiştirdiniz!' dedim. Bunun üzerine aramızda şöyle bir konuşma geçti. O:

Ebû Saîd, senin bildiğin o uygulamanın artık bir geçerliliği kalmadı.

Allah'a yemin ederim ki, benim bildiğim bu uygulama hiç bilmediğim şu uygulamanızdan çok daha hayırlıdır.

Fakat halk namazdan sonra oturup bizi beklemiyor ki, dağılıp gidiyorlar. Ben de bu yüzden hutbeyi namazın önüne aldım!


Açıklama


Bu rivayette söz konusu edilen musalla, Mescİd-İ Nebevî'nin kapısından itibaren bin zira' uzaklıkta bir yerdir.

(Namaz bittikten sonra ayağa kalkıp insanlara döner) İbn Hüzeyme'nin naklettiği bir rivayette bu ifade ''Bayram gününde ayaklan üzerinde durup hutbe okudu" diye geçmektedir. Bu rivayet de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında musallada minber bulunmadığını göstermektedir. Ayrıca Ebû Saîd'ten nakledilen rivayette geçen "Zaten onun zamanına kadar insanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve iiem dönemindeki bu uygulamayı devam ettirmişlerdi" cümlesi de buna işaret etmektedir. Bu ifadelerden anlaşılan şudur: Musallada minber bulundurma uygulamasını ilk başlatan Mervân'dır.

Ebû Saîd, Mervân'ı elbisesinden tutup çekerken hutbeden önce namazı kıldırmasını sağlamak istemiştir.

"Fakat halk namazdan sonra oturup bizi beklemiyor ki, dağılıp gidiyorlar. Ben de bu yüzden hutbeyi namazın önüne aldım!" cümlesinden anlaşıldığı kadarıyla Mervân bu uygulamayı kendi içtihadına dayanarak başlatmıştır.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Hutbe okunması için minber inşa etmek mümkündür. Zeyn İbnü'I-Müneyyir şöyle demiştir: "Musallada kullanılacak minberin ahşaptan değil kerpiçten dayanıklı malzemelerden yapılmasını daha uygun bulmuşlardır. Çünkü bu minber açık arazide herhangi bir koruma söz konusu olmaksızın bırakılacaktır. İşte minberin dayanıklı malzemelerden yapılması sökülüp götürülmesini de engelleyecektir. Fakat caminin içindeki minberin ahşap malzemeden yapılması durumunda buna benzer endişeler taşınmaz."

2. Musallada hutbe îrad ederken minbere çıkmaktansa ayakta durup halka hitap etmek daha iyidir. Açık alan olan musalla İle kapalı bir mekan olan mescit arasında bu bakımdan farklılık söz konusudur. Zira açık alanda ayakta duran imamı cemaatteki herkesin görmesi mümkündür. Halbuki kapalı bir alan olan mescitte cemaatin imamı görmemesi ihtimal dahilindedir.

3. Bayram namazları için musallaya uygun bir açık alana çıkılır.

4. Bayram namazları zorunluluk bulunmadıkça mescitlerde kılınmaz.

5. Âlimler yöneticileri sünnete aykırı tutum ve davranışlarını gördükleri.zaman uyarmakla mükelleftir.

6. Alim bir kimse verdiği bilginin haberin doğru olduğunu pekiştirmek maksadıyla yemin edebilir.

7. Dinin hükümlerinin tam olarak ortaya çıkması için karşılıklı görüşme yapmak gerekebilir.

8. Hâkim'in devlet Başkanı veya üst düzey töneticinin [7] muvafakat etmediği durumlarda bir Âlim daha evlâ/üstün ve iyi olan uygulamayı terk edebilir. Çünkü Ebû Saîd, Mervân'ın uygulamasına karşı çıktığı halde hutbeyi dinlemiş ve ayrılıp gitmemiştir.

9. Bayram günü namaza hutbeden önce başlamak namazın sıhhat şartlarından değildir" diye bir hükme de işaret edilmiştir. Allah her şeyin en doğrusunu bilir.

Zeyn İbnü'l-Müneyyİr konuyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur: "Ebû Saîd Resûİullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem bayram namazlarındaki uygulamasını söz konusu sıranın mutlaka takip edilmesi gerektiği şeklinde anlamıştır. Halbuki Mervân'a göre bu sıra evlâ olandır, mutlaka takip edilmesi gerekmez. Nitekim evlâ olan uygulamayı terk ederken de gerekçe olarak halkın değişen tutumunu göstermiştir. İşte bu yüzden bayram namazının temel sünneti olan hutbenin dinlenmesini sağlamak maksadıyla namazın şartlarından olmayan söz konusu sırayı değiştirmiştir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir.

10. Bayram namazları için uygun olan boş bir alana çıkmak müstehaptır ve böyle bir alanda bayram namazlarını kılmak mescitte kılmaktan daha faziletlidir. Zira Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem kendi mescidinin faziletine rağmen bayram namazlarını daima musallada kılmıştır.

İmam Şafiî, el-Ümm adlı eserinde: "Bize ulaştığına göre, Resûlullah aleyhi ve sellem bayram namazları için Medine'deki namazgaha giderdi. Ondan sonra da yağmur gibi zorunlu durumlar dışında bu uygulama devam ettirildi. Mekke dışında bütün İslâm beldelerinde uygulama böyledir" demiş ve bunun gerekçesini: "Mekke mescidi çok geniştir ve Mekke çevresinde uygun alanlar yoktur" diye açıklayarak sözlerine şöyle devam etmiştir: "Bir şehir kurulur ve bu şehirde halkın tümünü alabilecek kadar geniş bir mescit inşa edilirse bana göre orada bayram namazları için musallaya çıkmaya gerek yoktur. Fakat buradaki mescit yeterince geniş değilse, halkın mescitte bayram namazlarını kılması mekruh olur ama kılacak olurlarsa iade etmeleri gerekmez."

İmam Şafiî'nin bu açıklamalarını esas aldığımızda musallaya çıkma hükmünün gerekçesinin mescidin geniş olup olmaması ile bağlantılı olduğunu anlarız. Dolayısıyla musallaya çıkma hükmünün gerekçesi bizatihi "namaza çıkma olgusu" değildir. Çünkü burada asıl sağlanmaya çalışılan hedef halkın toplanmasıdır. Bu hedef mescitlerde gerçekleştirilebiliyorsa bayram namazlarının mescitte kılınması daha uygun olacaktır.



7. Bayram Namazına Yürüyerek Ve Binek Sırtında Gitmek


Ezan ve Kamet Olmaksızın Hutbeden Önce Namazı Kılmak

957- Abdullah İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûluilah aleyhi ve sefem Kurban ve Ramazan bayramı namazlarını kıldırır ve namazdan sonra cemaate hitap ederdi.[8]

958- Atâ'dan nakledilmiştir: "Câbir İbn Abdullah'ın şöyle dediğini duydum: Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan bayramı namazı için musallaya gitti ve hutbeyi okumadan önce namazı kıldırdı.[9]

959- Atâ'dan nakledilmiştir: "Abdullah İbn Abbâs, ilk defa Abdullah İbnü'z-Zübeyr'e bey'at edildiğinde bir elçi vasıtasıyla şu bilgiyi göndermişti: "Resûluilah saiiaMhu aleyhi ve sellem zamanında Ramazan bayramı namazı İçin ezan okunmazdı ve hutbe de namazdan sonra okunurdu."

960- Abdullah İbn Abbâs ile Câbir İbn Abdullah'ın şöyle dedikleri nakledilmiştir: "Ne Ramazan bayramı namazı ne de Kurban bayramı namazı için ezan okunurdu."

961- Atâ'dan nakledilmiştir: "Câbir İbn Abdullah'ın şöyle dediğini duydum:

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı ve önce namazı kıldırıp ardından cemaate hitap etti. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi sellem hutbeyi bitirip indi ve kadınlara yönelerek öğütlerde bulundu. Bu sırada Bilâl'ın elinden tutuyordu. Bilâl ise elbisesinin eteğini açmış kadınların attığı sadakaları topluyordu."

Bu hadisin ravilerinden İbn Cüreyc: "Ben Atâ'ya, şu andaki imamların / görevlilerin hutbe bittikten sonra kadınlara yönelip öğütler verme ve onları uyarma görevi var mıdır, diye sordum. Şöyle cevap verdi: Tabiî ki vardır... Fakat maalesef bunu yapmıyorlar, gerçekten niye yapmıyorlar bilmiyorum!"


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı üç hüküm İçermektedir:

1. Bayram namazı için musallaya nasıl gidileceği,

2. Hutbenin namazdan sonra okunması,

3. Bayram namazları için ezan okunmaması.

Birinci hükümle ilgili olarak İbnü't-Tîn'in şöyle bir itirazı vardır: "İmam Buhârî'nin zikrettiği rivayetler içinde musallaya ne yürüyerek ne de binek üzerinde gitmek konusunu anlatan bir İfade bulunmaktadır."

Onun bu itirazına Zeyn İbnü'l-Müneyyir şu cevabı vermiştir: "Yürüyerek ve binek üzerinde gitmekle ilgili olarak hiçbir açıklamanın bulunmaması bunların her ikisinin de caiz olduğunu ve birinin diğerine göre herhangi bir üstünlüğünün bulunmadığını gösterir."

İkinci hüküm ise bu başlık altında zikredilen rivayetlerde açık bir şekilde görünmektedir. Bu uygulamayı (namazın hutbeden önce kılınması) ilk olarak kimin değiştirdiği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Müslim'in Târik İbn Şihâb yoluyla Ebû Saîd'ten naklettiği rivayette açıkça ifade edildiği gibi bu yönetici kişi Mervân İbnü'l-Hakem'dir. Bununla birlikte bu uygulamayı daha önce Hz. Osman'ın değiştirdiği de söylenmiştir. İbnü'I-Münzir sahih bir senedle Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediğini nakletmiştir; "Namazdan önce hutbe okuma uygulamasını ilk başlatan Hz. Osman'dır. O başlangıçta önce namaz kıldırıp daha sonra hutbe okurdu. Fakat daha sonra halkın namaza yetişemediğini görünce önce hutbe okuyup sonra namaz kıldırmaya başladı." Görüldüğü gibi Hz. Osman'ın bu sırayı değiştirmekteki gerekçesi ile Mervân'm gerekçesi birbirinden farklıdır. Çünkü Hz. Osman haİkın namaza yetişebilmeleri için böyle davranmış ve namazı kılabilmeleri noktasında onların maslahatını gözetmiştir. Halbuki Mervân'm gerekçesi halkın hutbeyi dinlemelerini sağlamaktır ve dolayısıyla hutbeyi dinleyebilmeleri noktasında cemaatin maslahatını göz önünde bulundurmuştur.

Ezanın okunmaması hakkındaki üçüncü hükümle ilgili tek bilgi Abdullah İbn Abbâs'tan'nakledilen rivayette bulunmaktadır. Ebû Davud'un, Tâvûs yoluyla İbn Abbâs'tan sahih bir senedle naklettiği bir rivayet şöyledir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi «senem bayram namazını ezansız ve kâmetsiz olarak kıldırdı." Aynı hükme delalet eden başka rivayetler de vardır: Müslim'in Câbir İbn Semure'den, Bezzâr'ın Sa'd İbn Ebû Vakkâs'tan ve Taberânî'nin ei-Evsat'ta Berâ İbn Azib'ten naklettiği rivayetler böyledir. İmam Mâlik Muvattdda şunlan söylemektedir: "Ben pek çok âlimimizin şöyle dediğini duydum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve seııem zamanından günümüze kadar Kurban ve Ramazan bayramı namazlarında ne ezan okunmuştur ne de kamet getirilmiştir. Zaten bizim şehrimizde hakkında hiçbir görüş ayrılığı bulunmayan sünnet de budur."

Tüm bu açıklamalar ışığında konu başlığı ile bu başlık altında nakledilen rivayetler arasında uyum bulunduğu da ortaya çıkmış olur.

Câbir'den nakledilen bir rivayette geçen "Ne kamet getirilirdi ne de başka bir şey..." ifadesinden yola çıkan bazı âlimler bayram namazlarından önce konuşulmaması gerektiği hükmünü de çıkarmışlardır.

İbnü'z-Zübeyr'e halife olarak bey'at edilmesi Yezîd İbn Muâviye'nin ölümünden sonra hicrî 64. yıla rastlar.



8. Bayram Namazından Sonra Hutbe Okumak


962- Abdullah İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Resûl-i Ekrem sallallâhuafcyhivesdkm, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ın arkasında bayram namazları kıldım. Hepsi de hutbeden önce namazı kıldırıyordu."

963- Abdullah İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah deyhi ve sdiem, Hz. Ebû Bekir ve Ömer Ramazan ile Kurban bayramı namazlarını hutbeden önce kıldırırlardı."

964- Abdullah İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sdiem Ramazan bayramı günü iki rekat namaz kıldı. Bu İki rekatın ne öncesinde ne de sonrasında namaz kıldı. Sonra yanında Bilâl olduğu halde hanımların namaz kıldığı yere geldi ve onlara sadaka vermelerini emretti. Bu emri üzerine kadınlar derhal yüzüklerini ve gerdanlıklarını Bilâl'ın kucağına atmaya başladılar."

965- el-Berâ İbn Âzib Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Bizim bu günde yapacağımız ilk şey namaz kılmak olacaktır. Sonra döner kurbanlarımızı keseriz. Kim bu şekilde hareket ederse şüphesiz bizim sünnetimize uymuş olur. Kim de namazdan önce hayvanını kesecek olursa bu ailesine ikram edeceği bir et olur. Bunu kurban bayramı için kesilmesi gerekli olan bir kurban saymak mümkün değildir."

Bunun üzerine ensârdan Ebû Bürde İbn Niyâr kalkıp Resûlullah'a sallallâhu afevhi ve sellem: "Ey Allah'ın Resulü, ben hayvanımı kestim bile. Fakat bir yaşını doldurmadığı halde bir yaşından daha gösterişli duran bir keçim var, bunu kurban edeyim mi?" diye sorunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:

"Bu keçiyi önceden kestiğin hayvanın yerine kurban et. Fakat senden sonra hiç kimse için böyle bir kurban geçerli olmayacaktır."


9. Bayram Günlerinde Ve Harem Bölgesinde Silah Taşımak Mekruhtur


Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: "Düşman saldırısından endişe etmeleri durumu dışında bayram günlerinde silah taşımaları yasaklandı."

966- Saîd İbn Cübeyr şöyle demiştir: "Abdullah İbn Ömer'in ayağının yan tarafına mızrak saplandığı zaman ben de Mina'da onun yanındaydım. Ayağı üzengiye yapışıp kalmıştı. Ben inip mızrağın ucunu çıkardım. Daha sonra Haccâc onun ayağına mızrak saplandığını öğrenip ziyaretine geldi ve: "Bu mızrağı ayağına saplayanı bir bilsek..." deyince İbn Ömer ona şu cevabı verdi: "Mızrağı ayağıma saplayan sensin!" Haccâc şaşırdı ve: "Nasıl yani!?" dedi. Abdullah ibn Ömer ona: "Sen silah taşınmaması gereken ve daha önce hiç taşınmayan bir 9ünde silah taşınmasına müsaade ediyorsun ve Harem bölgesine silah sokulmasına ses çıkarmıyorsun. Halbuki daha önce Harem'e silah hiç sokulmazdı."

967- İshâk Ibn Saîd Ibn Amr Ibn Saîd Ibnü'1-As babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Haccâc, Abdullah Ibn Ömer'i ziyarete gelmişti. Ben de orada bulunuyordum, içeriye girince: "Yaran nasıl?" dîye sordu, o da: "İyi" diye cevap verdi. Haccâc: "Seni kim yaraladı peki?" deyince İbn Ömer Haccâc'ı kasdederek: "Silah taşınması helal olmayan bir günde silahların taşınması emrini kim verdiyse o yaraladı" diye cevap verdi.


Açıklama


Bu konu başlığı daha önce geçen "Bayram Gününde Mızrak ve Kalkanla Oynamak I Halay Çekmek" şeklindeki konu başlığı ile ilk bakışta çelişiyor görünebilir. Çünkü oyun ile ilgili bu başlık silah taşımanın mubah veya mendup olduğunu gösterirken bu başlık mekruh veya haram olduğunu göstermektedir. Çünkü Abdullah İbn Ömer'in sözünde: "Silah taşınması helal olmayan bir günde..." ifadesi geçmektedir. Bu farklı rivayetleri şu şekilde uzlaştırmak (cem' etmek) mümkündür: "Birinci durum silah konusunda eğitimli olan ve başkalarına zarar vermesi söz konusu olmayan kişilerle ilgili olduğu halde, ikinci durum silahı gösteriş yapmak, büyüklük taslamak maksadıyla taşıyan veya silah taşırken dikkatli hareket etmeyen ve insanlara zarar verebilecek kişilerle ilgilidir. Özellikle kalabalık yerlerde ve dar sokaklarda bu söz konusu olabilir."

Haccâc Ibn Yûsuf es-Sakafî o dönemde Hicaz emîridir. Onun emîr oluşu Abdullah İbnü'z-Zübeyr'in şehid edilmesinden sonradır.

"Mızrağı ayağıma saplayan sensin!" Bu söz herhangi bir emre dayanılarak gerçekleştirilen fiilden doğan sonucun bu emri veren kimseye nispet edilebileceğini gösterir. Emri veren kimsenin maksadı bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak olmasa bile hüküm böyledir. Zübeyr'in el-Ensâ&ta anlattığına göre: "Abdülmelik, Haccâc'a İbn Ömer'e muhalif uygulamalardan uzak durmasına dair talimat gönderince Haccâc bu durumdan pek hoşlanmadı. Bunun üzerine Abdullah İbn Ömer'i öldürmesi için bir adam görevlendirdi. Adam zehirli bir mızrağı Ibn Ömer'in ayağına sapladı. İşte İbn Ömer birkaç gün bu yüzden hasta yattı ve sonunda öldü. Öldüğünde tarih hicrî 74 yılını gösteriyordu."

Silah taşınması helal olmayan bir günde silahların taşınması emrini kim verdiyse o yaraladı" sözü Haccâc'a îmâ yollu bir kınamadır. Zaten Saîd İbn Cü-beyr'in sözü burada kasdedilen kişinin Haccâc olduğunu açıkça göstermektedir. Bununla birlikte benzeri bir olayın veya sorunun birden fazla olması da İhtimal dahilindedir. Belki de İbn Ömer ilk önce îmâ ile Haccâc'a göndermede bulunmuş, Haccâc ikinci defa mızrağı kimin sapladığını sorunca da açıkça mızrağı saplayan sensin demiştir.



10. Bayram Namazlarına Erkenden Gitmek


Abdullah İbn Büsr (namaz kılmak mekruh olan vakit çıktıktan sonra kılınan teşbih namazı vaktini kasdederek namazı ağırdan alan imama) şöyle demiştir: "Biz şimdiye kadar bayram namazını çoktan kılmış olurduk."

968- el-Berâ İbn Âzİb'ten nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir Kurban Bayramı namazından sonra bize hutbe îrad etti ve şunları söyledi:

"Bizim bu günde yapacağımız ilk şey namaz kılmak olacaktır. Sonra döner kurbanlarımızı keseriz. Kim bu şekilde hareket ederse şüphesiz bizim sünnetimize uymuş olur. Kim de namazdan önce hayvanını kesecek olursa bu ailesine ikram etmek üzere erkenden kestiği bir etlik olur. Bunu Kurban Bayramı için kesilmesi gerekli olan bir kurban saymak mümkün değildir."

Bunun üzerine dayım Ebû Bürde İbn Niyâr kalkıp Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Allah'ın Resulü, ben namazı kılmadan önce hayvanımı kestim bile. Fakat bir yaşını doldurmadığı halde bir yaşından daha gösterişli duran bir keçim var, bunu kurban edeyim mi?" diye sorunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:

"Bu keçiyi Önceden kestiğin hayvanın yerine kurban et. Fakat senden sonra hiç kimse için böyle bir keçiyi kurban etmek geçerli olmayacaktır."


Açıklama


İbn Battal şöyle demiştir: "İslam Hukuku bilginleri (fakîhler) bayram namazlarının güneş doğmadan önce ve güneş doğarken kılınamayacağı konusunda görüş birliği halindedir (icmâ). Bayram namazının kılınacağı vakit, nafile namazın kılınmasının artık caiz olduğu vakittir." Fakat "Bayram namazının ilk vakti güneşin doğduğu andır" diye beyan edilen görüş bu icma İddiasını zedelemektedir.

Bayram namazı vaktinin güneşin tam tepe noktasından batıya doğru yöneldiği ana (zeval) kadar devam edip etmediği konusu tartışmalıdır. İbn Battal yukarıda zikredilen Abdullah İbn Büsr hadisine dayanarak vaktin zeval anma kadar devam etmeyeceğini söylemiştir. Ancak bu hadisin İbn Battal tarafından işaret edilen bu hükme delaleti açık değildir.

İmam Buhârî'nin el-Berâ'dan naklettiği hadiste geçen "Bizim bu günde yapacağımız ilk şey namaz kılmak olacaktır" sözü bayram gününde namaza hazırlanmak ve musallaya gitmek üzere yola çıkmak dışında hiçbir şeyle ilgile-nilmemesİ gerektiğini göstermektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise şudur: "Namazdan önce namaz dışında hiçbir şey yapmamak. Bu da zorunlu olarak namazı erkenden kılmayı gerektirir."



11. Teşrik Günlerinde Güzel Ameller İşlemenin Fazileti


Abdullah İbn Abbâs "Onlar belirli günlerde Allah'ın adını anarlar" âyetinde geçen belirli günler ifadesini Zilhicce'nin bilinen on günü diye tefsir etmiştir. Sayılı günler ise teşrîk günleridir. İbn Ömer ve Ebû Hü-reyre bilinen on gün boyunca pazara çıkıp tekbir getirirlerdi. Halk da onlara uyarak tekbir getirirdi. Muhammed İbn Ali ise nafile namazların ardından tekbir getirmiştir.

969- Saîd İbn Cübeyr'in İbn Abbas'tan naklettiğine göre Resûİullah aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Zilhicce'nin on günü içinde işte şu vakitteki amel kadar faziletli hiçbir amel yoktur." Sahâbîler: "Cihad da mı bu günlerdeki amellerden daha faziletli değil!?" deyince Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cihad da... Sadece canını ve malını hiç gözünü kırpmadan feda edebilecek şekilde savaşa tutuşan ve geriye hiçbir şey getiremeyen kişinin ameli bunun dışındadır."


Açıklama


Dil bilginlerinin ve fakihlerin açıklamaları ışığında şunu söylemek mümkündür: Teşrîk günleri Kurban Bayramının ilk gününden sonradır. Fakat teşrik günlerinin süresi konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bazı âlimlere göre bu üç gün, bazılarına göre iki gündür. Ancak bu günlere niçin teşrîk günleri adı verildiğine dair yapılan açıklamalar, bayram gününün de teşrik günlerinden olmasını gerektirmektedir. Ebû Ubeyd bu isimlendirme konusunda iki görüş bulunduğunu nakletmiştir:

1. insanlar kurban kesip etini parçaladıklarında kurutmak maksadıyla güneşe sererlerdi. Bu güneşe serme işlemine teşrîk adı verildiği için söz konusu günler için de aynı isim kullanılmıştır.

2. Bu günlerin her birinde doğan güneşle (teşrik) birlikte kurban bayramı namazı kıbnabildiğî İçin söz konusu isim kullanılmıştır. Dolayısıylc bu günİer Kurban Bayramı gününe bağlıdır. Ebû Ubeyd, bu ikinci görüşü benimsediğini ifade etmiştir.

Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "Zilhicce'nin on günü içinue işte şu vakitteki amel kadar faziletli hiçbir amel yoktur" şeklindeki sözüyle ilgili olarak Ebû Cemre şöyle demiştir:

"Bu hadîs-i şerîf teşrik günlerinde yapılan güzel amellerin diğer günlerde yapılan amellerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan teşrik günlerinin Hz. Aişe'den nakledilen rivayette belirtildiği gibi kurban günü olması ile İmam Müslim'in sahih bir senedle naklettiği "Bu günler yeme ve İçme günleridir" şeklindeki hadisin varlığı bu günlerdeki amelin faziletiyle ilgili açıklamayı zedelemez. Çünkü bu günlerin kurban bayramına ve yeme - İçme günlerine rastlaması söz konusu günlerde güzel ameller işlenemeyeceği anlamına gelmez. Aksine bu günler için emredilen bir amel vardır. O da ibadetlerin en yücesi olan Allah'ı zikirdir. Bu günlerde yasaklanan tek amel oruç tutmaktır.

Bu günlerde yapılan amelin diğer günlerdeki amellere göre daha faziletli olmasının sebebi ve hikmetiyle ilgili olarak şunları söylemek mümkündür: Gaflet anlarında yapılan ibadetler diğer zamanlardaki ibadetlere göre daha faziletlidir. İşte teşrik günleri de genelde insanların gaflete daldıkları anlar olduğu için bu günlerde ibadetle meşgul olan kişilerin diğer zamanlarda ibadet eden kimselerden daha üstün olacakları söylenmiştir. Bu yönüyle teşrik günlerindeki zikir, insanların neredeyse hepsi uykuda iken gece kalkıp ibadet etmeye benzer.

Teşrik günlerinin üstünlüğü konusunda şöyle bir incelik daha bulunmaktadır: Allah Teâlâ Hz. İbrahim'i bu günde oğlunu kurban etmekle imtihan etmiş fakat imtihanda başarılı olan Hz. İbrahim'e onun yerine bir kurbanlık lüt-fedilmiştir. İşte teşrîk günleri bu açıdan da önemli ve faziletlidir."

Bu açıklama gerçekten de güzeldir. Fakat konuyla ilgili olarak nakledilen rivayetler "işte şu vakitteki" ifadesinde söz konusu edilen zamanın teşrik günleri şeklinde açıklanmasını doğrulamamaktadır. Nitekim Kerîme'nİn Küşmîhenî'den naklettiği bu hadis şazdır ve hadis hafızlarından Ebû Zer'in Küşmîhenîden (Küşmîhenî, Kerîme'nİn hocasıdır) naklettiği rivayete muhaliftir. Ebû Zer rivayetinde bu ifade şöyle geçmektedir: "Diğer günlerdeki hiçbir amel şu on gündeki amel kadar faziletli değildir." Ahmed İbn Hanbel ile Ebû Dâvûd et-Tayâlisî'nin naklettiği rivayetler de bu yöndedir. Tüm bunlar da göstermektedir ki, konu başlığı altmda nakledilen rivayette söz konusu edilen günler Zilhicce'nin bilinen on günüdür. Fakat bu durumda İmam Buhârî'nin kullandığı konu başlığı ile naklettiği rivayet arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkmaktadır. Zira İmam Buhârî'nin kullandığı başlık söz konusu günlerin teşrîk günleri olduğunu vurgulamaktadır. Bu uyumsuzluk hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:

1. Herhangi bir şeyin derecesi onun üstün ve yüce bir şeye yakınlığına göre belirlenir; üstün ve yüce olana yakın olan da aynı niteliklere sahip olur. İşte teşrîk günleri de hemen Zilhicce'nin on gününden sonra gelmektedir. Zilhicce'nin bu on gününün fazileti bu hadise göre sabit olduğu İçin, aynı üstünlük teşrîk günleri için de söz konusu olacaktır.

2. Ziîhicce'nin on günü için takdir edilen bu üstünlük, bu günlerde hac görevinin yerine getiriliyor olmasından kaynaklanır. Haccın şeytan taşlamak, tavaf yapmak gibi diğer tamamlayıcı amelleri ise teşrîk günlerinde gerçekleştirilir. İşte bu yönüyle söz konusu günler aynı fazileti paylaşırlar. Zaten bu yüzden gerek Zilhicce'nin on gününde, gerek teşrîk günlerinde tekbir getirmek meşru kılınmıştır. İşte bu açıklamalar ışığında İmam Buhârî'nin konu başlığının altında zikrettiği görüşler ile İbn Abbâs'tan naklettiği rivayet arasındaki uyum anlaşılır.

Sahâbîlerin şaşkınlık içinde "Cihad da mı bu günlerdeki amellerden daha faziletli değil!?" diye sormaları cihadın onlara göre en faziletli amel olduğunu göstermektedir. Nitekim ashâb-ı kiram, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem cihada denk bir amel bulamadığını İfade eden sözünü biliyorlardı; Bir sahâbî Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem gelerek cihada denk bir amel olup olmadığını sormuş Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de ona: "Böyle bir amel bilmiyorum!" diye cevap vermiştir.[10]

"Geriye hiçbir şey getiremeyen kişinin ameli bunun dışındadır" Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözü bu şekilde savaşa giren kişinin Zilhicce'nin on gününde güzel amel işleyen kimseden daha üstün olduğunu veya en azından ona denk olduğunu gösterir. îbn Battal şöyle demiştir: "Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözü iki anlama gelebilir:

1. Kişi kendisi dönmüş olsa bile malı tamamen yok olmuştur, geriye tek bir parça bile malını getirememiştir.

2. Allah Teâlâ bu kula şehadeti lütfetmiştir ve ne kendisi geri dönebilmiştir dolayısıyla ne de malını geri getirebilmiştir."


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Cihad Müslümanların yerine getirmesi gereken en Önemli görevlerden biridir. Cihad ile elde edilen dereceler çok yücedir ve bu dünyadaki en büyük hedeflerden biri canı Allah yolunda feda etmektir.

2. Kimi yerlerin mukaddeslik açısından başka yerlere göre daha faziletli ol-ıası gibi, bazı vakitler de diğer vakitlere göre daha değerli ve faziletli olabilir. Bu nlamda Zilhİcce'nin ilk on günü, yıl içindeki diğer günlere göre daha üstündür, lu hükmün en önemli sonucu "senenin en faziletli günlerinde oruç tutmayı veya erhangi bir ibadet yapmayı adayan kimsenin nasıl hareket edeceğinin belirtmesinde" ortaya çıkar. Bir kimse en faziletli günlerin birisinde bu ibadetleri erine getirmeyi adarsa, arefe gününde bu ibadeti yerine getirmesi gerekir. Zira ilhicce'nin on günü içindeki en faziletli gün arefe günüdür. Haftanın en faziletli ününde bir ibadet yapmayı adayan kimse ise Cuma gününde bu adağını yeri-e getirmekle yükümlü olur. Böylece bu konu başlığı altında zikredilen hadisler

Ebû Hüreyre'den nakledilen "Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma ünüdür" hadisi arasındaki uyum sağlanmış olur.

3. Zilhicce'nin ilk on gününde oruç tutmak çok faziletli bir ibadettir. Bu hü-üm hadiste geçen amel kapsamına oruç da girdiği için verilmiştir.

Anladığımız kadarıyla Zilhicce'nİn on gününün bu denli üstün ve faziletli ol-ıasının sebebi namaz, oruç, sadaka ve hac gibi en önemli İbadetlerin bu günnde birleşmiş olmasıdır. Diğer günlerde bu ibadetlerin birleşmesi asla mümkün eğildir.



12. Mina Günlerinde Ve Arafata Giderken Tekbir Getirmek


Hz. Ömer Mina'da iken çadırından yüksek sesle tekbir getirir ve mescitte bulunanlar onun sesini duyup tekbir getirmeye başlardı. Daha sonra da çarşı pazardaki ahâli tekbir getirirdi. Bu şekilde tekbirler Mina semalarında dalga dalga yayılırdı. Abdullah İbn Ömer de bu günlerde Mina'da iken her yerde namazların arkasından, yatağında yatarken, çadırının İçinde iken, otururken ve yürürken tekbir getirirdi. Meymûne de Kurban Bayramı gününde tekbir getirirdi. Kadınlar Ebân İbn Osman ile Ömer İbn AbdüIazİz'İn arkasında teşrik günlerinin gecelerinde erkeklerle birlikte mescitte tekbir getirirlerdi.

970- Muhammed İbn Ebû Bekir es-Sakafî şöyle demiştir: "Biz Mina'dan Arafat'a doğru giderken Enes İbn Mâlİk'e telbiyeyi sordum ve 'Siz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken nasıl telbiye getirirdiniz?' dedim. Bana şu cevabı verdi: Telbiye getirenlere de bir şey diyen olmazdı, tekbir getirenlere de; dileyen telbiye, dileyen tekbir getirirdi ve hiçbir şekilde kendilerine müdahale edilmezdi.[11]

971- Ümmü Atiyye şöyle demiştir: "Bize bayram gününde musallaya çıkmamız emredildi. Hatta biz bu emir dolayısıyla evin içinde kendilerine tahsis edilen özel odalarda bulunan evlenmemiş genç kızları ve hayızlı kadınları bile çıkarırdık. Onlar da erkeklerin arkasında ilerleyip onlar gibi tekbir getirir ve dua ederlerdi; bu güzel günün bereketinden ve temizliğinden istifade etmeye çalışırlardı."



Açıklama


Mîna günleri bayramın ilk günü ile bunu takip eden üç gündür.

İmam Buhârînin başlıkta ifade ettiği Arafat'a gidiş günü Zilhİcce'nin dokuzuncu günü sabahıdır. Hattâbî bu günlerde tekbir getirmenin hikmetiyle ilgili olarak şu açıklamaları yapmıştır: "Cahiliyye döneminde müşrikler taptıkları putlara bu günlerde kurban keserlerdi. İşte kurbanın sadece Allah için ve Allah'ın adı anılarak kesilmesi gerektiğine İşaret etmek maksadıyla bu günlerde tekbir getirilmesi emredilmiştir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


Bu günlerde namazların ardından ve diğer durumlarda tekbir getirmek vaciptir. Fakat bu hükmün ayrıntılarında farklı görüş ve yorumlar bulunmaktadır: Bazı âlimlere göre tekbirler sadece namazların ardından getirilir, bazılarına göre nafilelerden değil sadece farz namazlardan sonra tekbir getirilir. Bazı âlimler İse tekbir getirme görevinin kadınlara değil erkeklere ait olduğunu, tek olarak değil cemaatle getirileceğini, kaza namazlarda değil, vaktinde kılınan namazlardan sonra okunacağını, yolcuya değil mukîm olana ve köyde yaşayanlara değil şehirde İkamet edenlere gerektiğini savunmuşlardır. Fakat İmam Buhârî'nin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla tekbir getirme görevi herkesi kapsamına alır. Zaten nakletmiş olduğu rivayetler de onu desteklemektedir.

Tekbirin hangi sözlerle getirileceği konusunda nakledilen en sahih rivayet Abdürrezzâk'ın Selmân'dan naklettiği rivayettir: "Allah'ı diyerek yüceltin!" Konuyla ilgili olarak; "Kişi iki defa dedikten sonra der" şeklinde bir görüş de nakledilmiştir. H2. Ömer'den nakledilen rivayet budur. Abdullah İbn Mesud'tan nakledilen rivayet de buna yakındır. Ahmed İbn Hanbel ile İshâk İbn Râhûye'nin görüşleri de bu doğrultudadır.



13. Bayram Gününde Kıble Tarafına Dikilen Mızrağa Doğru Namaz Kılmak


972- Abdullah İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem âhu aleyhi ve sellem Ramazan ve Kurban bayramı namazlarını kıldıracağı zaman önüne bir mızrak dikilirdi ve o şekilde Hz. Peygamber saiiaiı&hu aleyhi ve sellem namazı kıldırırdı."



14. Bayram Gününde İmamın Önünde Mızrak Taşınması


973- Abdullah İbn Ömer'den nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem musallaya giderdi ve önünden mızraklarla geçenler olurdu ve musallada iken Hz. Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve sellem önüne mızrak dikilirdi. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem de bu mızrağa doğru namazı kıldırırdı."


Açıklama


İmam Buhârî burada İbn Ömer hadisinin başka bir varyantını nakletmiştir. Bunu ayrı bir başlık altında ele almasının sebebi ise buradaki hüküm ile 13. başlıkta belirtilen hükmün birbirinden farklı olduğunu vurgulamaktır. Çünkü 13. başlıkta geçen rivayet, sütrenîn namaz kılan kişinin vücudunu tam olarak örtmesinin şart olmadığını göstermektedir. Halbuki bu rivayet bir kimsenin imamın önünden elinde silah olduğu halde geçmesinin meşru olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu rivayetin daha önce zikredilen bayram günlerinde silah taşımamakla ilgili rivayetlerle çeliştiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü yerinde de açıklandığı gibi bayram günlerinde silah taşıma yasağı başkalarına zarar vermekle bağlantılıdır.



15. Hayızlı Olsun Ya Da Olmasın Kadınların Bayram Günlerinde Musallaya Çıkmaları


974- Ümmü Atiyye'den nakledilmiştir: "Bize evlilik çağma yaklaşan ve kendilerine ev içinde özel oda ayrılan genç kızları bayramlarda musallaya çıkarmamız emredildi."

Eyyûb buna benzer bir rivayeti Hafsa'dan nakletmiştir. Hafsa hadisinde şöyle bir ek bilgi bulunmaktadır: "Hayızlı kadınlar musalladan uzak durur."

16. Bayram Günlerinde Çocukların Musallaya Çıkması


975- İbn Abbâs'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Resûl-i Ekrem sallallâhu aiey-hivesdiem ile birlikte Ramazan veya Kurban bayramı namazı için musallaya çıktım. Namazı kıldırdı ve daha sonra cemaate hutbe îrad etti. Ardından da kadınların yanma varıp onlara öğütler verdi, uyarılarda bulundu ve sadaka vermelerini emretti.[12]



17. İmamın Bayram Hutbesini Okurken Cemaate Yüzünü Dönmesi


Ebû Saîd şöyle demiştir: "Resûlullah aleyhi ve seUem insanların karşısında ayağa dikildi."

976- el-Berâ İbn Azib'ten nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Kurban bayramı günü Bakî1 mezarlığına çıktı ve iki rekat namaz kıldı. Sonra yüzünü bize dönüp şöyle buyurdu:

"Bizim bu günde yapacağımız ilk ibadet namaz kılmaktır. Namazdan sonra dönecek ve kurbanlarımızı keseceğiz. Kim bu şekilde hareket ederse şüphesiz bizim sünnetimize uygun davranmış olur. Kim de bundan önce hayvanını kesecek olursa bunun kurban bayramı kurbanı sayılması mümkün değildir. Bu olsa olsa ailesi için erkenden kesmiş olduğu bir etliktir; kurban sayılması asla söz konusu olamaz."

Bunun üzerine birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, ben hayvanımı kestim bile... Fakat benim henüz bir yaşını doldurmamış, ancak bir yaşından daha gösterişli duran bir keçim var, onu keseyim mi?" diye sorunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onu kes, fakat senden sonra hiç kimsenin böyle bir . kurbanı kabul edilmeyecektir.[13]



18. Bayram Namazları İçin Çıkılan Musallayı Belirlemek Üzere İşaret Kullanmak


977- Abdurrahmân İbn Abis şöyle demiştir; Abdullah İbn Abbas'a: "Sen Re-sûl-i Ekrem'in saüaiiâhu aleyhi ve sellem kıldırdığı bir bayram namazında bulundun mu?" diye sordular. O da şu cevabı verdi: "Evet bulundum. O zamanlar yaşım küçük olduğu için Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem yaklaşıp olanları görebilmiştim. Aksi halde olan biteni göremeyecektim. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi w sellem Kesîr Ib-nü's-Salt'm evinin yakınındaki işarete kadar ilerledi ve orada namazı kıldırdıktan sonra cemaate hitap etti. Sonra yanma Bilâl'i de alarak hanımlara yöneldi. Onlara öğütler verdi, uyanlarda bulundu ve sadaka vermelerini emretti. Ben kadınların takılarını Bilâl'ın eteğine doldurduklarını gördüm. Sonra Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Bilâl İle birlikte eve gitti."



Açıklama


Bu rivayet sahâbîlerin bayram namazları için çıkılan musalla alanının belirlemek üzere bir işaret (taş, kütük vs.) kullandıklarını göstermektedir.

İbn Abbâs "Olan biteni göremeyecektim" derken Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ue sellem kadınlara öğüt vermesini kasdetmektedir. Zira yetişkinlerin aksine, çocukların kadınların bulunduğu yerlerde bulunmasına müsaade edilmiştir.

İbn Battal şöyle demiştir: "Oyuna dalmayan, şımarıp ortalığı karıştırmayan, namazın önemini kavrayan ve namazı bozacak işlerden uzak duran çocukların musallaya çıkmasına müsaade edilir. Burada İbn Abbâs'ın yaşananları nasıl ayrıntılarıyla hatırlayıp aktardığına dikkat buyurun." Fakat İbn Battâl'ın bu görüşleri tartışmaya açıktır. Çünkü çocukların musallaya çıkarılmasının amacı onların da bu günün bereketinden istifade etmelerini sağlamak ve İslâm'ın en önemli nişanlarından biri olan bayram gününde mümkün olduğu kadar çok insan toplamaktır. Zaten bu yüzden ileride de açıklanacağı gibi hayızlı kadınların bile musallaya gelmelerine müsaade edilmiştir. Bu da göstermektedir ki, namaz kılabilecek durumda olan veya olmayan herkes musallaya gelecektir. Bu durumda ister namaz kılsınlar ister kılmasınlar çocukların oyuna ve eğlenceye dalıp namazın huzurunu kaçırmalarını önleyecek kimseler bulunmalıdır. Ayrıca İbn Abbâs'ın o gün yaşananları çok iyi bir şekilde hatırlaması mutlak olarak yaşının biraz ilerlediğini göstermez; çok zeki olduğu için bunları hatırlıyor olması da mümkündür.

ibn Abbas'm "hanımlara yöneldi" şeklindeki ifadesi kadınların erkeklerden ayn olarak bir yerde toplandıklarını göstermektedir.

Hz. Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve sellem kadınların tarafına giderken yanma Bilâl'ı de alması edeptendir. Zira kadınlara öğüt verilirken ve uyarılarda bulunulurken sadece ihtiyaç duyulan kimseler getirilir. Zaten Bilâl de Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem hizmetini gören ve sadakaları toplayan bir görevlidir. Bu anlamda onun orada bulunmasında bir sakınca yoktur. İbn Abbâs ise yaşı küçük olduğu için oraya gidebilmiştir.



19. İmamın Bayram Gününde Kadınlara Öğüt Vermesi


978- Atâ, Câbir İbn Abdullah'ın şöyle dediğini duymuştur: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan bayramı günü kalktı ve ilk önce namaz kıldırdı. Namazdan sonra cemaate hitap etti. Hutbesini bitirdikten sonra İnip kadınların tarafına gitti. Onlara bir takım uyarılarda bulunurken yanında elinden tuttuğu Bilâl de vardı. Bilâl elbisesini açmış kadınların verdiği sadakaları topluyordu; kadınlar yanlarında bulunan takıları, iri yüzükleri Bilâl'in elbisesinin eteğine atıyorlardı."

Bu hadisin ravilerinden İbn Cüreyc, Atâ'ya: "Bu sadakalar hür sadakası mıydı?" diye sorduğunu ve onun: "Hayır, bunlar kadınların o gün sırf sadaka olarak verdikleri şeylerdir" diye cevap verdiğini söylemiştir. Ayrıca İbn Cüreyc yine Atâ'ya: "Peki günümüzde imamların aynı şekilde kadınlara öğüt vermek ve uyarılarda bulunmak gibi bir yükümlülüğü var mıdır?" diye bir soru daha sormuştur. Atâ ise: "Tabiî ki, bu şekilde kadınlara öğüt vermek imamın/görevlinin boynunun borcudur. Niçin bu görevi şu anda yerine getirmiyorlar şaşılacak şey doğrusu..." demiştir.

979- Hasan İbn Müslim - Tavus - İbn Abbâs senediyle nakledilen bir rivayete göre İbn Abbâs şöyle demiştir: "Ben Resû!~i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman (r.anhüm) ile birlikte Ramazan bayramı namazlarında bulundum. Hepsi de bayram namazını hutbeden önce kıldırır ve ardından hutbeye geçerdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe için çıkmıştı. Eliyle insanlara oturun diye işaret edişi hâlâ gözlerimin Önünde capcanlı duruyor. Hutbeden sonra cemaatin arasından ilerleyerek kadınların bulunduğu yere kadar vardı. O sırada yanında Bilâl de bulunuyordu. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kadınların yanına ulaşınca "Ey Peygamber, eğer mümin kadınlar sana gelip... .beyat etmek isterse.[14] âyetini okudu ve ayeti bitirdikten sonra kadınlara: "Siz bu âyette sayılan bey'at'a/ ve buradaki görevlerinize bağlı mısınız?" diye sordu. Kadınlardan sadece birisi: "Evet" diyerek cevap verdi. - Hadisin ravilerinden Hasan İbn Müslim bu kadının kim olduğunu bilmiyordu. - Bu görüşmenin ardından Resûl-İ Ekrem saiiaiıshu aleyhi ve sellem: "Haydi sadaka verin!" buyurdu. Bu sırada Bilâl de elbisesinin eteğini açmış sadakaları topluyor ve bir taraftan da kadınlara: "Haydi verin sadakalarınızı, anam babam size kurban olsun!" diyordu. Onlar da yanlarındaki takıları, alyans ve iri yüzükleri Bilâl'in elbisesine atıyorlardı."


Açıklama


İmamın kadınlara öğüt vermesi, kadınların erkeklerle birlikte hutbeyi dinle-yemediği durumlar için söz konusudur.

Atâ'nın: "Tabiî M, bu şekilde kadınlara öğüt vermek imamın/ilgili görevlinin boynunun borcudur" şeklindeki sözü, bu görevin Atâ'ya göre imamların vazgeçilmez görevi olduğunu göstermektedir. Zaten bunu fark eden Kâdî Iyâz şöyle demiştir: "Atâ'dan başka bu görüşü savunan kimse yoktur." İmam Nevevî'nin görüşü ise bu görevin müstehap olduğu yönündedir; buna göre herhangi bir mefsedet/kötülük ortaya çikmayacaksa kadınlara öğüt vermekte bir sakınca olmaz.

Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve seitem cemaatteki erkeklere oturmalannı işaret etmiştir. Nitekim İmam Müslim'in naklettiği rivayete göre: "Hz. Peygamber saiiaiiâ-hu aleyhi ve sellem erkeklere oturun anlamında eliyle İşaret etmiştir." Anlaşıldığı kadarıyla Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe okuduğu yerden başka tarafa yönelince ashâb-ı kiram da kalkmaya yeltenmiş, fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara işaret ederek oturmalarını istemiştir. Maksadı ise işini tam olarak bitirince hep birlikte geri dönmektir. Veya sahâbîler Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ikalkmca onu takip etmek istemişler fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara mgel olmuştur.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Kadınlara öğüt vermek, İslâm'ın hükümlerini ve kurallarını öğretmek ve kadınlara vacip olan görevleri hatırlatmak müstehaptır.

2. Kadınları sadaka vermeye teşvik etmek ve bunun için sırf onların bulun-iuğu bir toplantı düzenlemek müstehaptır. Ancak bunun için fitneden ve yanlış in lası İmalardan uzak, güvenli bir ortam oluşturmak gerekir.

3. Kadınların bayram namazının kılındığı açık alana (musalla) çıkmaları cazdir.

4. Bir kimsenin insanları gayrete getirmek için "Anam - babam sana feda demesinde herhangi bir sakınca yoktur.

5. Sadaka toplamakla görevli olan kişinin sadaka veren kimselere çok yumuşak davranması, iltifat etmesi gerekir.

6. Kadın kendisine ait malı kocasının izni olmaksızın sadaka olarak verebilir.

7. Sadaka vermek azaba engel olur. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve önce kadınlara sadaka vermelerini emretmiş ve ardından bunun gerekçesi olarak kocalarının sağladığı nimete karşı nankörlük ettikleri için cehennemdeki-erin çoğunun kadınlar olduğunu söylemiştir.

8. Halka nasihat etmek önemli bir görevdir. Nasihat edenin durumuna göre azen sert İfadeler kullanılabilir. Nasihatin daha etkili olması için konuya uygun ilan âyetler okumak gerekebilir. Nitekim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem özellikle .admlarla İlgili hükümler içeren Mümtehine sûresini okumuştur.

9. İhtiyaç sahiplerine ve yoksullara dağıtmak üzere zenginlerden sadaka isnebilir. Sadaka isteyen kişinin yoksul olup olmaması önemli değildir.

10. Hz. Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve sellem emri üzerine kadınlar hiç duraksaladan sahip oldukları ve kendilerine göre çok değerli olan takıları sadaka ola-ak vermişlerdir. Kendi ihtiyaçlarına rağmen Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem mrine hemen uymaları onların makam ve derecelerinin çok yüksek olduğunu, [15] Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve sellem emirlerine uymak konusunda asla gevşeklik göstermediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Allah onların hepsinden razı olsun.



20. Kadının Bayramda Üstüne Giyeceği Genişçe Bir Giysisi (Cilbâb) Yoksa


980- Hafsa binti Sîrîn'den nakledilmiştir: "Biz bayram günlerinde kızlarımızın musallaya çıkmalarına engel olurduk. İşte bizim bu şekilde hareket ettiğimiz günlerde bir kadın Kasr-ı Benû Halefe (Basra yakınlarında bir yer) gelip yerleşti. Bir gün onu ziyarete gitmiştim. Kendisiyle konuşurken bana kız kardeşinin [16] kocasının Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte on iki savaşa katıldığından ve bu savaşların altısına kız kardeşinin de gittiğinden bahsetti. Bacısı bu savaşta yaptıklarını ona şöyle anlatmış: "Biz hastaların başında durup onlara bakıyor ve yaralıların tedavisiyle meşgul oluyorduk. Bir defasında Hz. Peygamber'e sdiaiiâhu aleyhi ve sellem, Ey Allah'ın Resulü bizden birinin eğer üstüne giyeceği genişçe bir elbisesi yoksa musallaya çıkmaması günah olur mu, diye sordum. Bize şöyle cevap verdi: "Arkadaşı ona elbiselerinden giydirsin.[17] Onhr da gelip oradaki hayra ve müminlerin duasına şahit olsunlar."

Hafsa şöyle demiştir: "Ümmü Atiyye geldiğinde bunları ona aktardım ve sen bunları Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem işittin mi diye sordum. Bana "Evet" diye cevap verdi. Babam ona feda olsun ki - Ümmü Atiyye Resûl-İ Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem adını andığı her zaman babam ona feda olsun derdi - Resûlullah

sallallâhu aleyhi ve sellem Şöyle buyurdu:

"Kendilerine evin içinde özel bir oda ayrılan evlilik çağı yaklaşmış genç kızlar - ravinin farklı bir ifadesine göre evlilik çağı yaklaşmış genç kızlar ve kendilerine evin içinde özel bir oda ayrılan genç kızlar - ile hayız olan kadınlar da bayram namazı için çıksınlar. Fakat hayız olan kadınlar musalladan uzak dururlar. Onlar da oradaki hayra ve müminlerin duasına şahit olsunlar."

Hafsa şaşkınlık içinde; "Hayızlı kadınlar da dışarı çıkıp bu meclislere katılır mı?" diye sorunca, Ümmü Atiyye "Onlar Arafat'a çıkıp, şuraya buraya gitmiyorlar mı?" diye soruyla karşılık vermiştir."



21. Hayızlı Kadınların Musalladan Uzak Durması


981- Ümmü Atiyye'den nakledilmiştir: "Bize bayram namazlan için namazgaha çıkmamız emredildi. Biz de bunun üzerine hayız olan olmayan bütün kadınları, evlilik çağına yaklaşmış genç kızlar ile kendilerine ev içinde özel bir oda ayrılmış olan genç kızları - bu rivayet nakledenlerden İbn Avn farklı bir ifade ile şöyle demiştir; kendilerine ev içinde özel bir oda ayrılan evlilik çağına yaklaşmış genç kızları - musallaya çıkardık. Namazgaha kadar gelen kadınlar (namaz kılmazdı fakat) namazgahtan ayrı bir yerde durup müslümanların cemaat halinde olduğu ve topluca dua ettiği ortamlara şahit olurlardı."


Açıklama

Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Kadınlar yabancı erkeklerin tedavisi ile ilgilenebilirler. Bu durumda ilacı hazırlayıp getirmek ve doğrudan erkeğe dokunmadan yaralarını sarmak gibi görevleri üstlenebilirler. Fakat ihtiyaç durumunda fitneye de yol açmamak kaydıyla doğrudan müdahalede bulunulabilir.

2. Evlilik çağı yaklaşmış genç kızlar, kendilerine dinin izin verdiği durumlar dışında, dışarıya çıkmamalıdır.

3. Kadınların üstlerine giymek üzere cilbâb hazırlamaları iyi bir davranıştır.

4. Elbisenin ödünç verilmesi mümkündür.

5. Genç olsun ihtiyar olsun bütün kadınların bayram namazlarını görmek için musallaya gitmeleri müstehaptır. Fakat bu konuda selef alimlerinin farklı görüş ve yorumlan bulunmaktadır. Kâdî îyâz Hz. Ebû Bekir, Ali ve İbn Ömer'e göre bunun farz olduğunu nakletmiştir. İbn Ebû Şeybe'nin naklettiği rivayete göre Ebû Bekir ile Ali "Akıl sahibi olan herkesin bayram namazları için musallaya çıkması boyunlarının borcudur" demiştir. İşte bu sözde geçen "boyunlarının borcudur" ifadesi bunun farz olduğunu ve başka bir yoruma göre de müstehap hükmünün çok güçlü olduğunu göstermektedir.



22. Kurban Bayramında Kurbanların Musallada Kesilmesi [18]


982- Abdullah İbn Ömer Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem kurbanı musallada kestiğini (nahr veya zebhettiğini) nakletmiştir.[19]



23. Bayram Hutbesi Sırasında İmamın Ve Cemaatin Konuşması


Ve imama hutbe okurken soru sorulması

983- el-Berâ İbn Âzİb'ten nakledilmiştir: Bir kurban bayramı günü Resûl.-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bize namazdan sonra hutbe okudu ve şunları söyledi: "Kim bu günde bizim gibi namaz kılar ue bizim kestiğimiz gibi kurbanını keserse şüphesiz bizim ibadet tarzımıza uygun hareket etmiş olur. Kim de namazdan önce hayvanını kesecek olursa bu bir etlik olur."

Bunun üzerine Ebû Bürde İbn Niyâr kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, Allah'a yemin ederim ki, ben hayvanımı namaza gelmeden önce kestim bile... Ben bu günün yeme içme günü olduğunu biliyorum. Bu yüzden erken davrandım ve kestiğim hayvandan biraz yiyip aileme ve komşularıma da ikram ettim." Resûlul-lah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bu, et için kesilmiş bir koyundur" buyurdu. Ebû Bürde tekrar söz alıp: "Fakat ey Allah'ın Resulü benim bir keçim var. Bu keçi bana göre iki koyundan daha değerli. Bunu kurban etsem görevimi yerine getirmiş olur muyum?" diye sorunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi: "Evet olur. Ancak senden sonra hiç kimse için böyle bir kurban geçerli olmayacaktır."

984- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, bir Kurban Bayramı günü namazı kıldırdı ve sonra hutbe îrad etti. Hutbede, namazdan önce hayvanlarını kesmiş olanlara yeniden kurban kesmelerini emretti. Bunun üzerine ensardan birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü, benim ihtiyaç sahibi yoksul komşularım var. Ben de onlara dağıtmak üzere namazdan önce hayvanımı kesmiştim. Bununla birlikte sahip olduğum bir keçim daha var.

Bu keçi bana göre iki etli koyundan daha değerlidir. Bu keçiyi kurban edebilir miyim?" diye sordu. Hz. Peygamber aleyhi ve sdlem de ona müsaade etti.

985- Cündüb'ten nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem saiiaüâhu aleyh* ve seııem bir Kurban Bayramı günü namazı kıldırdı ve ardından cemaate hitap etti. Daha sonra da kurbanını kesip şöyle buyurdu: "Kim namazdan önce hayvanını kestiyse onun yerine başka bir kurban daha kessin. Kim de henüz kesmediyse kurbanı keserken Allah'ın adını ansın.[20]



24. Bayram Günü Musalladan Dönerken Farklı Bir Yoldan Gelmek


986- Câbir İbn Abdullah'tan nakledilmiştir: "Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ue seııem, bayram gününde musalla gidiş ve dönüşü farklı yollardan olurdu."


Açıklama


imam Tirmizî şöyle demiştir: "Bazı âlimler bu rivayeti esas alarak imamın musallaya giderken ve dönerken farklı yollan takip etmesini müstehap görmüşlerdir. İmam Şafiî de bu görüştedir."

Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem niçin bu şekilde hareket ettiği konusunda pek çok yorum yapılmıştır. Ben bu konuyla ilgili olarak yirmiden fazla yorum biliyorum. Mâlİkî âlimlerinden Kâdî Abdülvehhâb şöyle demiştir: "Bu konuyla ilgili olarak pek çok yorum yapılmıştır. Bu yorumlardan bir kısmı gerçekten kabul edilebilecek yorumlardır, fakat çoğu boş iddialardan ibarettir." Burada söz konusu yorumlardan bir kısmına yer vereceğiz:

1. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamet gününde her iki yolun da kendi lehinde şahitlik yapması için farklı yollardan gidip gelmiştir.

2. Resûlullah saibiı&hu aleyhi ve sellem kıyamet gününde her iki yol boyunca yaşayan insanların ve cinlerin kendi lehinde şahitlik yapması için farklı yollardan gidip gelmiştir.

3. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi w sellem her iki yolun da aynı şerefe ve üstünlüğe ermesi, kendisinin bereketinden her iki yolun da yararlanması için böyle davranmıştır.

4. Bayram günündeki sevince herkesi ortak etmek veya halkın onun geçişinden ve görülmesinden doğan bereketleri elde etmesini sağlamak İçin barklı yollardan gidip gelmiştir. Böylece halk dînî bir hükmü öğrenmek üzere soru sormak, ondan bilgi almak, kendisine uymak, ondan doğru yolu öğrenmek, sadaka ve selâm vermek gibi ihtiyaçlarını gidermiş olurlar.

5. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yaşayan ve Ölmüş olan akrabalarını ziyaret etmek maksadıyla farklı yollardan gidip gelmiştir.



25. Bayram Namazını Kaçıran Kimseler İki Rekat Namaz Kılarlar


Kadınlar, evlerinde ve köylerde bulunanlar da bu hüküm kapsamına girerler. Çünkü ResûlulJah sallallâhu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: "Bu biz müslüman bayramıdır."

Enes İbn Mâlik (Basra'ya iki fersah uzaklıktaki) Zaviye denen yerleşim biriminde bulunan evinde iken kölesi İbn Ebû Utbe'ye ailesini ve çocuklarını toplamasını emrederdi ve herkes toplandıktan sonra şehirdekilerin namaz kılıp tekbir getirdiği gibi namaz kıldırırdı.

İkrime şöyle demiştir: "Sevâd halkı bayram günlerinde toplanır ve imamın yaptığı gibi iki rekat namaz kılardı."

Atâ şöyle demiştir: "Bir kimse bayram namazını kaçıracak olursa iki rekat namaz kılar."

987- Hz. Aişe'den nakledildiğine göre Mina günlerinden [21] birinde Hz. Ebû Bekir onun odasına girer. Bu sırada iki kız çocuğu Hz. Aişe'nin yanında def çalıp ezgi söylemektedir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ise örtüsüne bürünmüş ve uzanmıştır. Hz. Ebû Bekir bu manzarayı görünce kızar ve kızı Aişe'yi azarlamaya başlar. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyh, ve sellem yüzünü açar ve Ebû Bekir'e şöyle der: "Ey Ebû Bekir, rahat bırak çocukları. Şu anda bayram günlerinin içindeyiz; bu günler Mina günleridir."

988- Hz. Aişe şöyle demiştir: "Mescid-i Nebevî'de oynayan Habeşlileri seyrederken Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem beni örtüsüyle sarmıştı. Habeşlilerin oynadığını gören Hz. Ömer onları engellemeye çalıştı. Fakat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleml

"Rahat bırak onları... Tamam Erfide oğulları, rahatınıza bakın, rahat olun!" buyurdu.


Açıklama


Bu başlık imamla birlikte bayram namazını kılamayanlarla ilgilidir. İmam Buhâri'nin kullandığı bu başlık iki hüküm içermektedir:

1. Zorunluluk dolayısıyla veya herhangi bir zorunluluk bulunmadığı halde bayram namazı kılınamazsa sonradan kaza edilebilir.

2. Bayram namazının kazası iki rekat olarak kılınır.

Bu hükümlere katılmayan âlimler de vardır. Nitekim ilk hükme karşı çıkan Müzenî gibi âlimler bayram namazının kaza edilemeyeceğini söylemişlerdir. İkinci hükme ise Süfyân-ı Sevrî ve Ahmed İbn Hanbel karşı çıkmıştır. Onlara göre bayram gününde tek başına namaz kılan bir kimse namazı dört rekat olarak kılar. Sevrî ile Ahmed İbn Hanbel'den önce de bu görüşü zikreden ve dolayısıyla onlara kaynak olan âlimler vardır. Nitekim Saîd İbn Mansûr'un sahih bir senedle naklettiğine göre İbn Mesûd şöyle demiştir: "Kim bayram namazını imamla birlikte kılamazsa dört rekat namaz kılsın."

Ebû Hanîfe'nin görüşü ise şöyledir: "Bayram namazını kılamayanlar kaza etmekle etmemek arasında serbest olduğu gibi iki veya dört rekat kılmak arasında da serbesttir."



26.Bayram Namazından Önce Ve Sonra Namaz Kılmak


Ebü'l-Muallâ şöyle demiştir: "Saîd'ten işittim, bana Abdullah İbn Abbâs'ın bayram namazından önce namaz kılmayı kerih gördüğünü söyledi."

989- Abdullah İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir Ramazan bayramı günü musallaya çıktı ve iki rekat namaz kıldırdı. Bu namazdan ne önce ne de sonra namaz kılmıştı. O sırada yanında Bilâl de bulunuyordu.


Açıklama


Bayram namazından önce ve sonra namaz kılınıp kılınamayacağı konusunda selef âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İbnü'l-Münzir'in naklettiğine göre Ahmed İbn Hanbel şöyle demiştir: "Kûfe'liler bayram namazlarından önce değil sonra namaz kılarlar. Basra'lılar bayram namazlarından sonra değil önce namaz kılarlar. Medİne'liler ise ne bayram namazından önce ne de sonra namaz kılarlar." Evzâî, Süfyân-ı Sevrî ve Ebû Hanîfe birinci görüşü, Hasan-i Basrî ve bir grup alim ikinci görüşü, İbn Şihâb ez-Zührî, İbn Cüreyc ve Ahmed İbn Hanbel ise üçüncü görüşü kabul etmişlerdir. İmam Mâlik musallada bayram namazlarından önce ve sonra namaz kılınamayacağını söylemiştir; mescitte kılınıp kılınamayacağı konusunda ise İki farklı görüşünün de bulunduğu nakledilmiştir. İmam Şafiî'nin el-Ümm'dekİ ifadeleri şöyledir: "İmamın bayram namazlarından önce ve sonra nafile namaz kılması İyi değildir. Fakat cemaatin durumu imamdan farklıdır. Kısacası; bayram namazını Cuma namazına kıyas edenlerin aksine bayram namazlarından önce ve sonra namaz kılınıp kılınamayacağı konusunda bayram namazı için Özel olarak sabit olmuş bir sünnet yoktur. Bununla birlikte mutlak olarak kılınacak nafile namazını engelleyen özel bir delil de bulunmamaktadır. Konuyla ilgili yasaklayıcı deliller senenin bütün günlerinde olan kerahet vakitleri (namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler) ile ilgilidir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir."


14. BÖLÜM VİTİR NAMAZI


1. Vitir Namazı Hakkında Nakledilen Rivayetler


990- Abdullah İbn Ömer'den nakledilmiştir: "Birisi gelip Resûlullah'a aleyhi ue sellem gece namazının nasıl kılınacağını sordu ve Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi veseUem şöyle cevap verdi:

"Gece namazı ikişer rekat halinde kılınır. Fakat sizden biri sabah namazının vaktinin gireceğinden endişe ederse bir rekat kılar. Böylece bu bir rekattık namaz onun daha önce kıldığı rekatları tekleştirir ( vitir)."

991- Nâfi'in naklettiğine göre Abdullah İbn Ömer vitir namazı kıldığında iki rekat ile tek rekat arasında selâm verir ve hatta bu arada bazı ihtiyaçları için talimatlar verdikten sonra kalan bir rekatı kılardı.

992- Küreyb nakletmiştir: Bir gece Abdullah İbn Abbâs teyzesi Meymû-ne'nin yanında kalmış ve o gece yaşananları şöyle aktarmıştır: "Ben yastığın uç kısmına enlemesine uzandım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem da eşiyle birlikte yastığa uzunlamasına yattı ve uyudu. Gece yarısı olduğunda veya gece yarısına yaklaştığımızda uyandı ve uykusunu dağıtmak için yüzünü ve gözlerini ovuşturdu. Ardından Al-i İmrân suresinden on âyet okudu. Sonra kalkıp duvarda asılı olan su kabını indirip güzelce bir abdest aldı ve namaz kılmaya başladı. Ben de aynen onun yaptıklarını yaptım ve namaz kılmak üzere yanına durdum. Resûlullah saiidiâhu aleyhi ve sellem sağ eliyle başımdan tuttu ve sonra kulağımı hafifçe tutup okşadı. Toplam on iki rekat namazı ikişer rekat halinde kıldı [22] ve en sonunda tek bir rekat daha kılıp uzandı. Bir süre sonra müezzin gelip sabah namazı vaktinin girdiğini bildirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunun üzerine kalkıp iki rekat daha namaz kıldı ve sonra çıktı ve mescide gidip sabah namazını kıldırdı."

993- Abdullah İbn Ömer'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber sdiaiiâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Gece namazı ikişer rekat halinde kılınır. Gece namazını bitirmek istersen bir rekat daha namaz kılarsın. Böylece bu bir rekathk namaz onun daha önce kıldığı rekatları tekleştirir ( vitir)." Kasım şöyle demiştir; "Biz ergenlik çağına girip aklımız erdiğinden beri İnsanların vitir namazını tek selâmla üç rekat olarak kıldıklarını gördük. Bununla birlikte vitir namazının İkİ artı bir rekat, yani üç rekatın ikincisinde selâm verip üçüncü rekatı tek olarak kılmada bir sakınca bulunmadığını düşünüyorum; bunların İkisi de caizdir."

994- Urve İbnü'z-Zübeyr, Hz. Aişe'den nakietmiştir: "Resûlullah saiiaMhu aleyhi ve sellem gece namazını on bir rekat kılardı. O sallallâhu aleyhi ve sellem, gece namaz kılarken sizden birinizin elli âyet okuyabileceği kadar bir süre başını kaldırmadan secdede beklerdi. Sabah namazından önce de iki rekat namaz kılar ve sonra da müezzin haber verene kadar sağ yanı üzerine uzanırdı."


Açıklama


İmam Müslim'in naklettiğine göre (İkişer rekat halinde) diye tercüme ettiğimiz kelimesinin ne anlama geldiğini Ukbe İbn Harîs Abdullah İbn Ömer'e sormuş ve İbn Ömer ona şu cevabı vermiştir: "Her iki rekatta bir selâm verirsin."

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitir namazını hiç ara vermeden tek selâmla üç rekat olarak da kılmıştır. Ayrıca ilk iki rekattan sonra arada selâm vererek son rekatı ayrı olarak da kılmıştır. Onun vitir namazını her iki şekilde de kıldığına dair rivayetler sahihtir. Ebû Davud'un Urve yoluyla Hz. Aişe'den naklettiğine göre: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazını kıldıktan sonra sabah namazına kadar on bir rekat namaz kılardı ve her iki rekatta bir selâm verirdi." Bu iki rivayet İmam Buhârî ile İmam Müslim'in şartlarına uygundur.

Bu rivayetler esas alınarak vitir namazı dışındaki nafile namazların iki rekattan az olamayacağı söylenmiştir. Selef âlimleri vitir namazının üç rekat halinde kılınması ile son rekatın ilk iki rekattan ayrı kılınması durumlarından hangisinin daha faziletli olduğu konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. el-Esrem'in naklettiğine göre Ahmed Ibn Hanbel, gece namazının ikişer rekat halinde kılınmasını tercih etmiş fakat nafile namazların gündüz dört rekat halinde kılınmasında herhangi bir sakınca bulunmadığını söylemiştir. Muhammed İbn Nasr'ın görüşü de bu yöndedir: "Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi sellem hiç ara vermeksizin sadece son rekatında oturarak vitir namazını beş rekat halinde kıldığına dair nakledilen sahih rivayetler bulunmaktadır. Fakat biz her iki rekatta bir selâm verilmesini tercih ediyoruz. Çünkü Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine gece namazını soran kişiye ikişer rekat halinde kılınacağını söylemiştir. Ayrıca son rekatm ilk iki rekattan ayrı olarak kılındığını gösteren, yani ikinci rekattan sonra selâm verip geri kalan rekatı da tek rekat halinde kıldığına dair olan hadisler daha güçlü ve daha çoktur."

Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "Fakat sizden biri sabah namazının vaktinin gireceğinden endişe ederse..." şeklindeki ifadesine dayanan bazı âlimler vitir namazının vaktinin fecrin doğması ile sona erdiğini söylemişlerdir. İbnü'l-Münzir'in selef âlimlerinin bir kısmından naklettiğine göre, fecrin doğması ile vitir namazının ihtiyarî vakti sona erer, fakat zorunluluk dolayısıyla bu süre sabah namazı kılınana kadar devam eder. Kurtubî bu görüşü îmam Mâlik, İmam Şâfîi ve Ahmed İbn Hanbel'den de nakletmiştir. İbn Kudâme şöyle der: "Hiç kimsenin sabah namazının vakti girene kadar kasıtlı olarak vitir namazını bırakması uygun değildir."

Selef âlimleri vitir namazının kaza edilip edilemeyeceği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Çoğunluğa göre vitir namazı kaza edilmez. İmam Müslim'in naklettiğine göre: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem gece bir sıkıntısı veya başka bir durum dolayısıyla uyuduğu zaman gece namaz kılmak üzere kalkmazdı. Fakat gündüz olunca on iki rekat namaz kılardı."

"Bir rekat daha kılar" ifadesinden yola çıkan bazı âlimler vitir namazından sonra artık nafile namaz kılınamayacağını söylemişlerdir. Bununla birlikte selef âlimleri bu konunun ayrıntılarında görüş ayrılığına düşmüşlerdir:

1. Vitir namazından sonra oturarak namaz kılmabilir mi?

2. Bir kimse vitir namazını kıldıktan sonra gece henüz bitmeden yine nafile namaz kılmaya devam etmek isterse ilk vitirle yetinip daha sonra dilediği kadar nafile namaz kılabilir mi yoksa kıldığı tek rekata bir rekat daha ekleyip rekat sayısını çiftledikten sonra mı nafile namaza devam eder? Bu sonuncu durumda yeniden vitir namazı kılması gerekir mi yoksa kılmasa da olur mu?

İmam Müslim'in Ebû Seleme yoluyla Hz. Aişe'den naklettiği rivayet ilk soruya ışık tutacak mahiyettedir. Bu rivayete göre; "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitir namazını kıldıktan sonra oturarak iki rekat daha namaz kılardı." Bazı âlimler bu görüşü kabul etmişler ve Resûl-i Ekrem'in satiaiiâhu aleyhi ve sellem hadisinde ifade edilen "Gece kılacağınız son namaz vitir olsun!" buyruğunun gecenin son vaktiyle ilgili olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşü kabul etmeyenler onlara şu şekilde cevap vermişlerdir: "Hz. Aişe'den nakledilen bu rivayette söz konusu olan iki rekat namaz sabah namazının iki rekatlık sünnetidir." İmam Nevevî'nin konuyla ilgili açıklamaları ise şöyledir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitirden sonra namaz kılarak hem vitirden sonra nafile namaz kılmanın, hem de nafileleri oturarak kılmanın caiz olduğunu açıklamak istemiştir."

İkinci hususla ilgili olarak âlimlerin çoğunluğu şöyle demiştir: "Gece ibadet eden bir kimse dilediği kadar çift rekatlar halinde namaz kılar ve Nesâî ile İbn Hüzeyme gibi hadis âlimlerinin hasen bir senedle Talk İbn Ali'den naklettikleri "Bir gecede iki vitir olmaz" hadisi gereğince kıldığı vitir namazını arkasından başka namazlar kılarak işlevsiz hale getirmez." Bununla birlikte vitir dışında da tek rekatlı nafile namaz kılınabileceğini söyleyen âlimlere göre vitir namazı ardından başka namazlar kılınarak bozulabilir."

"Böylece bu bir rekatlık namaz onun daha önce kıldığı rekatları tekleştirir, işte vitir namazı budur." Böylece kılınan son rekatın tek olmasına vitir, bundan önceki namazların iki rekat iki rekat olarak kılınmasından dolayı da buna şef denmektedir.

(Abdullah İbn Ömer tek rekatlı namaz (vitir) kıldığında iki rekat kılıp ara verir ve bu arada selâm vererek hizmetçisine bazı ihtiyaçları için talimatlar verdikten sonra kalan bir rekatı kılardı.) Bu rivayetten ilk bakışta anlaşılan anlam (zahir) şudur: "Abdullah îbn Ömer genelde vitir namazını hiç ara vermeksizin üç rekat olarak kılardı. Fakat herhangi bir işi ve ihtiyacı olduğunda ara verir ve daha sonra, önceki kıldığı iki rekatın üzerine bir rekat daha eklerdi." Bu açıklama, vitir namazı mutlaka ara verilerek kılınmalıdır diyenlerin görüşlerine bir cevap mahiyetindedir.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Abdullah İbn Abbas'ın kulağını hafifçe tutup okşadı. Muhammed İbnü'l-Velîd'in naklettiği rivayette ise şöyle bir ek bilgi bulunmaktadır: "Abdullah İbn Abbas şöyle demiştir: Ben Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin karanlığında korkmamam için bu şekilde kulağımı tutup okşadığını anladım." Dahhâk İbn Osman rivayeti ise şöyledir: "Ben namazda uykuya dalıp kendimden geçtiğim zaman kulağımın memesini tuttu, hafifçe ovaladı." Bu açıklamalar, bazı bilginlerin ileride tefsir bölümünde gelecek olan Seleme İbn Küheyl rivayetine dayanarak, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sdiem İbn Abbas'ı sol tarafından sağ tarafına geçirmek için kulağından tutmuştu, şeklinde getirdikleri açıklamaya bir cevap ve red mahiyetindedir. Bununla birlikte Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem İbn Abbas'ı bu şekilde sağ tarafına geçirmesi, onun kulağım gecenin karanlığından korkmamasını sağlamak ve uyarmak İçin tutmuş olmasına engel teşkil etmez. Aslında İbn Abbas'ın yaşı küçük olduğu İçin Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi w sellem bu hareketinin çok yerinde olduğu açıktır.

(Toplam on İki rekat namazı ikişer rekat halinde kıldı) ifadesinden ilk bakışta anlaşılan anlam şudur: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem her iki rekatta bir ara verirdi." Zaten Talha İbn Nâfi' rivayetinde bu açıkça ifade edilmektedir: "Her iki rekatta bir selâm verirdi." Ayrıca İmam Müslim'in Ali İbn Abdullah İbn Abbâs rivayetinde de iki rekatta bir ara verdiği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu rivayete göre Resûl-i Ekrem saiiatiâhu aleyhi ve sellem her iki rekatta bir ara verip dişlerini misvaklamıştır.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Hâşim oğullarına genel olarak zekattan pay verilebileceğinin caiz olduğu görülmektedir. Burada nafile olarak ve gönülden gelen şekliyle bunun yapılabileceğine dair bir caizlik sözkonusudur. Bu da vefakâlık için yapılır.

2. Çocuklarla, akraba ve komşularla İyi geçinmek, onlara iyi davranmak gerekir.

3. Kişi başta eşi olmak üzere ailesiyle iyi geçinmelidir.

4. Küçükler, kendileriyle evlenmeleri haram olan kadın akrabaları ile aynı odada geceleyebilir. Bu sırada o kadının kocasının odada bulunup bulunmaması bu konudaki hükmü değiştirmez.

5. Bir kimse hayızlı olan eşiyle aynı yatakta yatabilir.[23] Böyle bir durumda küçüğün yanında bulunmaktan çekinmeye de gerek yoktur. Hatta küçüğün temyiz çağma girmesi veya ergenlik çağına iyice yaklaşmış olması da bu bakımdan fark etmez.

5. Küçüğün namazı geçerlidir ve küçük namaz kılarken ona yalnız olmadığını göstermek, korkmamasını sağlamak ve gerektiğinde uyarmak için kulağı tutulabilir.

6. Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem fiileri ve yaptığı her davranış da uymamız gereken sünnetler arasındadır.

7. Gece namazı çok faziletli bir ibadettir. Özellikle gecenin ikinci yarısında ibadetle meşgul olmak daha faziletlidir.

8. Gece kalkınca misvak kullanmak güzel bir davranıştır.

9. Gece namazına kalkınca Âl-İ İmrân sûresinin sonlannı okumak çok faziletlidir.

10. Az suya eli daldırarak abdest almakta bir sakınca yoktur. Zira Hz. Pey-gamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldığı kap geniş ağızlı bir tas idi.

11. İbn Abbâs sahabenin önde gelenlerinden biridir. Zekâsı, anlayışı çok güçlüdür ve dinin emirlerini öğrenip aktarmada çok titiz ve kabiliyetli biri olarak bilinir.

12. Mescitte düzenli ve devamlı olarak görev yapacak bir müezzin istihdam etmek mümkündür.

13. Müezzin, namaz vaktinin girdiğini imama bildirir ve onu namaza çağırır.

14. Nafile namaz cemaatle kılınabilir.

15. İmamlık yapmaya niyet etmemiş birisine uyularak namaz kılınabilir.



2. Vitir Namazının Kılınacağı Vakitler


Ebû Hüreyre şöyle demiştir: "Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem bana uyumadan önce vitir namazı kılmamı tavsiye etti."

995- Enes İbn Sîrîn'den nakledilmiştir: "Bir defasında Abdullah İbn Ömer'e; 'Ne dersiniz, sabah namazından önce kılınan iki rekathk namazda kıraati uzun tutayım mı? diye sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Resûl-i Ekrem saiiaiiahu aleyhi ve seikm gece namazını ikişer rekat halinde kılardı ve sonunda bir rekat daha kılarak namazını tekleştirirdi. Daha sonra da sabah namazından önce iki rekat namaz kılardı. Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem bu iki rekatı kılarken sabah namazının farzı için getirilen kamet sesi kulağına gelirdi." Hammâd şöyle demiştir: "Bu yüzden hızlı bir şekilde kılardı."

996- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem her gece vitir (tek rekatlı) namazı kılardı. Bu tek rekat da seher vaktine sarkardı."



Açıklama


İmam Buhârî'nin burada naklettiği rivayetlerin özü şudur: Vitir namazının vakti, bütün bir gecedir. Bunun başlangıcı da yatsı namazından sonra şafağın kaybolma anma kadardır. İbnü'l-Münzir'in naklettiğine göre vitirin başlangıç vakti konusunda görüş birliği (İcmâ) bulunmaktadır.

"Resûl-i Ekrem saihiıahu aleyhi ve sellem gece namazını ikişer rekat halinde kılardı" ifadesi gece namazlarının her iki rekatta bir ara verilerek kılınmasının daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hem bunu emretmiş hem de bizzat uygulamıştır. Buna karşılık ara vermeksizin vitir namazını kılmakla ilgili bir emri bulunmadığı halde, sadece bu yönde uygulamaları vardır.

Hz. Peygamber saihiiâhu aleyhi ue sellem bu iki rekatı kılarken sabah namazının farzı için getirilen kamet sesi kulağına gelirdi" ifadesi söz konusu iki rekatın sabah namazının farzından hemen önce kılındığını göstermektedir. Buradan anlaşıldığına göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem namazın İlk vaktini kaçırmamak için kameti duyan bir kimsenin hızlı bir şekilde namazı kılması gibi acele ederdi. Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem bu şekilde namazı çabucak kılmasının zorunlu sonucu da farzdan önceki iki rekatta kıraati kısa tutmasıdır. İşte Enes İbn Sîrîn'in bu iki rekatta kıraatin ne kadar tutulacağına dair sorusunun cevabı da böylece verilmiş olur. Ayrıca İbn Ömer'in soruya ayrıntılı bir şekilde cevap vermesi eğer ihtiyaç veya zorunluluk varsa cevabın soruda istenenden daha ayrıntılı olabileceğini de göstermektedir.

"Bu tek rekat da seher vaktine sarkardı.11 Hz. Aişe'nin bu ifadesi vitir namazının vaktinin duruma göre değişebildiğin! gösterir. Buna göre Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem eğer bir rahatsızlığı varsa vitir namazını ilk vaktinde, şayet yolcu ise vaktin ortasında kılmıştır. Fakat Hz. Peygamberin saıiaiiâhu aleyhi ve sellem' vitir namazıyla ilgili genel uygulaması, bu namazı vaktin sonunda kılmaktır. Zira O'nun gece namazlarındaki asıl alışkanlığı ve uygulaması bu yöndedir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir.



3. Hz. Peygamberin Eşini Vitir Namazına Kaldırması


997- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem saibiiâhu aleyhi ve sellem gece namaz kılardı. Ben de bu sırada onun namaz kıldığı yerin karşısında yatağımda enlemesine uyurdum. Hz. Peygamber sau&hu aleyhi ve seıiem vitir namazını kılmak istediğinde beni de uyandırırdı ve ben de vitri kılardım."


Açıklama

Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Hz. Aişe'nin "beni de uyandırırdı ve ben de vitri kılardım" şeklindeki ifadesi vitir namazını gecenin son vaktinde kılmanın müstehap olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan gece kalkıp ibadet edenler ile (teheccüd) etmeyenler arasında bir fark yoktur. Fakat bu hüküm, kendiliğinden veya birisinin uyandırması ile kalkacağına kanaat getiren kimselerle ilgilidir.

2. Vitir namazı vaciptir. Çünkü Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem bu namazla ilgili tutumu diğer vaciplerle ilgili tutumuyla aynıdır. Nitekim eşinin uyumasına göz yummamış ve onu kaldırarak vitir namazını kılmasını sağlamıştır. Halbuki gece ibadeti için böyle bir tavır içinde olmamıştır. Bununia birlikte bazı âlimler, Hz. Peygamber'in saiuıiâhu aleyhi ve sellem bu davranışına bakılarak vitir namazının vacip olduğu söylenemez, demişlerdir. Onların bu görüşü doğrudur, kabul edilebilir. Fakat Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem eşini vitir namazına kaldırması, bu namazın çok önemli bir ibadet olduğunu ve gece kılman diğer nafile ibadetlerden daha üstün olduğunu gösterir.

3. Uyuyan bir kimseyi namaza kaldırmak çok güzel bir davranıştır. Zira bu şekilde namazı kaçırması engellenmiş olur. Ayrıca uyuyan kimseleri kaldırmak sadece farz namazlar İçin olmadığı gibi vaktin çıkmasından endişe duyulmasına da bağlı değildir. Buna göre uyuyan bir kimsenin cemaati ve namazın İlk vaktini kaçıracağından endişe duyulması durumunda uyandırılması mümkün olduğu gibi, nafile ibadetler için uyandmlması da mümkündür. Aslında uyumakta olan bir kimse dinimize göre mükellef değildir, herhangi bir sorumluluk taşımaz. Fakat onun mükellef olmasına engel olan bu uyku hali hemen giderilebilecek nite-İlktedir. Bu yönüyle gaflete dalan bir kimseye benzer. Gafillerin uyarılması ise farzdır.



4. Gece Kılınan Son Namaz Vitir Namazı Olmalıdır


998- Abdullah İbn Ömer'in naklettiğine göre Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Gece kıldığınız son namazın vitir namazı olmasını sağlayın!"



5. Binek Üzerinde Vitir Namazı Kılmak


999- Saîd İbn Yesâr anlatıyor: "Bir defasında Abdullah İbn Ömer ile birlikte geceleyin Mekke'ye gidiyordum. Sabah namazının vaktinin gireceğinden endişe duyunca indim ve vitir namazını kılıp tekrar ona yetiştim. İbn Ömer bana 'Nerede kaldın' diye sordu. Ben 'Sabah namazının vaktinin gireceğinden endişeye kapıldım ve inip vitir namazını kıldım' dedim. Bunun üzerine bana 'Senin için Resûl-i Ekrem'de sallallâhu aleyhi ve sellem çok güzel bir örnek yok mu?' diye sordu. Ben Tabiî ki var' Allah'a yemin ederim ki var, deyince şu cevabı verdi: "Resûlullah sallallâhu aleyhi uesellem devesinin üzerinde vitir namazını kılardı.[24]


Açıklama


Vitir namazının farz olduğunu söyleyen bazı âlimler bundan önce geçen Hz. Aişe hadisi İle gece kılınacak son namazın vitir olmasını emreden hadisi esas almışlardır. İşte İmam Buhârî vitir namazının farz olmadığını göstermek İçin söz konusu iki rivayetten sonra, vitrin farz olmadığına işaret eden iki rivayet25 nak-letmiştir. Bu rivayetlerden birincisi vitir namazının farz olmadığın: ikincisi ise diğer nafile ibadetlerden daha güçlü olduğunu göstermektedir.

Abdullah İbn Ömer'in "Senin için Resûl-i Ekrem'de sallallâhu aleyhi ve sellem çok güzel bir örnek yok mu?" şeklindeki sorusu alim bir kimsenin kendisiyle birlikte yolculuk yapan yol arkadaşına doğruyu göstermesi ve bilmediği sünnetleri öğretmesi gerektiğini gösterir.

Saîd İbn Yesâr'm bu soruya yemin ederek cevap vermesi de kesinlikle İstenen bir şey için yemin edilebileceğine işaret eder.

Rivayette "Devesinin üzerinde vitir namazını kılardı" ifadesi geçmesine rağmen İmam Buhârî'nin başlıkta genel bir ifade kullanarak "binek üzerinde..." demesini Zeyn İbnü'l-Müneyyir şöyle değerlendirmiştir: "İmam Buhârî binek kelimesini kullanarak deve ile diğer hayvanlar arasında bu hüküm açısından herhangi bir fark bulunmadığına işaret etmiştir. Deve ile diğer hayvanların bu hükümde ortak olduklarını gösteren delil ise, farz namazların deve ve diğer hayvanlar üzerinde kılınamamasıdır."


6. Yolculukta Vitir Namazı Nasıl Kılınır?


1000- İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ue sdlem yolculuk sırasında bineğinin üzerinde namaz kılardı. Bineği ne tarafa yönelirse yönelsin namazına devam eder ve gece namazını îmâ ile edâ ederdi. Fakat farz namazlarını binek üzerinde kılmazdı. Vitir namazını da yolculuk sırasında binek üzerinde kılardı."


Açıklama


imam Buhârî'nin kullandığı bu başlık vitir namazının yolculukta sünnet olmadığını söyleyen Dahhâk gibi âlimlere bir cevap niteliğindedir. Ayrıca İmam Müslim ile Ebû Davud'un Hafs İbn Âsım'dan naklettikleri, Abdullah İbn Ömer'in [yolculuk sırasında nafile namaz kılanlarla ilgili olarak söylediği [25] "Eğer nafile kılacak olsaydım ben de namazımı tamamlardım" şeklindeki sözünde farz namazlara bağlı olarak kılınan nafile/sünnet namazlar kasdedilmiştir. Abdullah İbn Ömer'in burada kasdettiği vitir namazı gibi başka bir namaza bağlı olmayan nafile namazlar değildir.

(Fakat farz namazlarını binek üzerinde kılmazdı) ifadesi farz namazlarıyla ilgili uygulamanın farklı olduğunu ve Resûl-İ Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem farz namazları binek üzerinde kılmadığını göstermektedir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Vitir namazı farz değildir.

2. Vitir namazının sadece Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem vacip olduğu ve sırf ona mahsus olan şeyler (hasâisü'n-nebî) kapsamına girdiği söylenemez.

3. Vitir namazının Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem vacip olduğu ve binek üzerinde bu namazın kılınabilmesinin sadece Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve seiıem mahsus bir özellik olduğu söylenemez. Bazı kimselerin savunduğu bu görüş, delilden yoksun bir iddianın ötesine geçemez. Çünkü vitir namazının Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem farz olduğunu gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır.

4. Farz namazlar binek üzerinde kılınamaz.



7. Rükûdan Önce Ve Sonra Kunût Duası Okumak


1001- Enes İbn Mâlik'e: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazında kunût duası okudu mu?" diye sordular o da: "Evet" dedi. "Peki rükûdan önce kunût duası okudu mu?" diye sorduklarında "Rükûdan sonra kısa bir süre (bir dönem) kunût duası okudu" diye cevap verdi.[26]

1002- Âsim anlatıyor: "Enes İbn Mâlik'e kunût duasının okunup okunma sordum ve aramızda şöyle bir konuşma geçti:

Peki rükûdan önce mi yoksa sonra mı okundu?

Rükûdan önce.

Fakat falanca kişi bana senin kunût rükûdan sonra okunur dediğini naklet-

Yalan söylemiş/yanılmış. Resûlullah sallallâhu aleyhi w sellem rükûdan sonra bir boyunca kunût okumuştu. Bunun sebebi de bana göre şu olay İdi: Resûl-i

Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem ashabının önde gelenlerinden Kur'ân bilgileri üst eyde (kurrâ) yetmiş kişiyi müşriklere eğitim amacıyla göndermişti. Bu müşrikler-e Resûluilah saiiaUâhu aleyhi ve sellem arasında anlaşma da vardı. [Fakat onlar ihanet dip bu sahâbîleri şehit ettiler. İşte bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve kunût okuyup onlara bir ay boyunca beddua etti."

1003- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve »ir ay boyunca kunût okuyup Ra'l ve Zekvân kabilelerine beddua etti."

1004- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Kunût duası akşam ve sabah namazlarında okunurdu."



Açıklama


Kunût kelimesinin birçok anlamı vardır. Burada kasdedüen anlam İse kıyamda iken namazın belli bir bölümünde yapılan duadır.

Enes İbn Mâlik'in, kunût şöyle şöyle idi, şeklindeki İfadesi genel olarak kunût duasının meşru kılındığını göstermektedir.

Enes İbn Mâlik'in yalan söylemiş/yanılmış şeklindeki ifadesi şu anlama gelir: "Eğer benden bu bilgiyi naklederken kunût duası daima rükûdan sonra okunur diye nakletmişse yalan söylemiş." Bu anlamı destekleyen rivayetler bulunmaktadır:

İbn Mâce'nin Humeyd yoluyla Enes İbn Mâîik'ten naklettiğine göre Enes şöyle demiştir: "Rükûdan hem önce, hem de sonra kunût duası okunur." Bu rivayetin senedi sağlamdır (kavî).

İbnü'l-Münzir'in başka bir senedle yine Humeyd yoluyla Enes İbn Mâlik'ten naklettiği rivayet şöyledir: "Resûlullah'ın saüaiiâhu aleyhi ve sellem ashabından bir kısmı sabah namazlarında rükûdan önce, bir kısmı da rükûdan sonra kunût duası okumuştur."

Muhammed İbn Nasr'ın başka bir senedle yine Humeyd yoluyla Enes İbn Mâlik'ten naklettiği rivayet şöyledir: "Devamlı olarak rükûdan önce kunût duası okuma uygulamasını ilk olarak başlatan kişi Osman İbn Affân'dır. O insanların ilk rekata yetişmelerini sağlamak için böyle yapmıştır."

Abdülaziz İbn Suhayb'ın Enes'ten naklettiği rivayet [27] de Asım rivayetiyle örtüşmektedir. Abdülaziz rivayeti şöyledir: "Birisi Enes İbn Mâlik'e, kunût duası rükûdan sonra mı yoksa kıraat bittiğinde mi okunur, diye sordu. Enes ona: Kıraat bittiğinde okunur diye cevap verdi."

Enes İbn Mâlik'ten nakledilen tüm bu rivayetleri esas alarak şunları söyleyebiliriz: "Ona göre ihtiyaç durumunda rükûdan sonra kunût duası okunabilir, bunda hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Fakat ihtiyaç yoksa ondan sahih olarak nakledilen görüşe göre kunût duası rükûdan önce okunur."

Bununla birlikte ashabın kunût duasıyla ilgili uygulamaları birbirinden farklıdır. Anlaşıldığı kadarıyla bu konuda bir serbestlik söz konusudur.



15. BÖLÜM YAĞMUR DUASI NAMAZI


1. Yağmur Duası Ve Resûlullahın Yağmur Duası Namazı İçin Musallaya Çıkması


1005- Abbâd İbn Temîm'in naklettiğine göre amcası şöyle demiştir: "Resûlullah sallaüâhu aleyhi ve sellem yağmur duası namazı için çıktı ve omuzuna aldığı ridasını ters çevirdi."


Açıklama


Konu başlığında geçen kelimesi bir kimsenin kendisi veya başkası için su istemesi anlamına gelir. Dînî ıstılahta ise kuraklık dönemlerinde Allah'tan yağmur yağmasını istemek ve bunun için O'na dua etmek anlamında kullanılır.

Bütün âlimler yağmur duası namazının meşru olduğunda ve iki rekat olarak kılındığında ittifak etmişlerdir. Aynca İbn Abdilberr'in naklettiğine göre yağmur duası namazı için musallaya çıkıp şehir dışında bir yerlerde namazı kılmanın müstehap olduğu konusunda icma bulunmaktadır.


2. Resûlullah İn Onların İçinde Bulundukları Bu Yılları Hz. Yûsuf Zamanındaki Kıtlık Yıllarına Çevir Diye Beddua Etmesi


1006- Ebû Hüreyre şöyie demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi kattan başını kaldırınca şöyle derdi:

Allah'ım, Ayydş 7bn Ebû Rebîa'yı kurtar, Allah'ım, Seleme İbn Hişâm'ı kurtar. Allah'ım, Velîd İbnü'l-Velîd'i kurtar. Allah'ım, kâfirlerin zulmü altında ezilen, kurtulmaya çare bulamayan diğer bütün müminleri (müstaz'af) kurtar. Allah'ım, Mudar kabilesini ezip iyice perişan et, onlan yerle bir eyle; onların içinde bulun-duklan bu yıllan Hz. Yûsuf zamanındaki kıtlık yılîanna çevir.

Allah'ım Gıfâr oğullarını mağfiret eyle, Eşlem oğullannı da selâmete erdir."

İbn Ebi'z-Zinâd babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Bunların tamamı sabah namazında olmuştur."

1007- Abdullah İbn Mesûd'un şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah aleyhi ve sellem hicretten önce Mekke'li müşriklerin İslâm davetini kabul etmeyip yüz çevirdiklerini görünce, 'Allah'ım onlara Yûsuf döneminde yedi yıl süren kıtlık seneleri gibi kıtlık yıllan musallat et' diye beddua etti. Bunun üzerine Mekkelİ müşriklerin başına öyle bir kıtlık yılı geldi ki, her şeyi kuruttu ve bitki namına bir şey kalmadı. Hatta bu yüzden hayvan derilerini, ölmüş hayvanları ve kokuşmuş leşleri yemek zorunda kaldılar. Onlardan biri gökyüzüne baktığında açlıktan gözlerinin Önü karardığı İçin gökyüzünü dumanlı bir şekilde görürdü. Bu sıkıntılı anlarda Ebû Süfyân Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem yanma gelerek; "Ey Muhammed, sen Allah'a itaat etmeyi ve akrabalık ilişkilerini sağlam tutmayı emrediyorsun, fakat şu kavminin haline bir baksana, neredeyse yok olup gidecekler... Onlar için Allah'a dua et!" dedi.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, göğün insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır, işte o zaman insanlar' Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz derler. Nerede onlarda öğüt almak! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ue 'Bu kendisine bir takım bilgiler öğretilmiş bir deli, dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine eski halinize döneceksiniz. Fakat biz (onları) büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız. [28] Bu âyette geçen "şiddetle yakalayacağımız gün" ifadesi Bedir savaşını anlatmaktadır. Buna göre duman (dühân), yakalama (batşe), kaçınılmaz ceza/azap (lizâm) ve İranlıların Bizanslılar tarafından mağlup edileceğine dair Kur'ân'ın verdiği haber meydana gelmiş demektir.[29]



Açıklama


İmam Buhârî yağmur duası konusunu işlediği bu bölümde yukarıdaki konu başlığı altında Resûl-İ Ekrem'in saiidiâhu aleyhi ve sellem müşriklere yaptığı bedduaya yer vermekle şuna İşaret etmiştir: "Allah'ın müminlere yağmur lütfetmesi İçin dua etmek meşru olduğu gibi, kâfirleri kıtlık belasına düşürmesi için beddua etmek de meşrudur." Zira böylece müminlerin düşmanları olan kâfirlerin zayıflamaları ve müminlere karşı olan tutumlarının değişip kalplerinin yumuşaması sağlanacaktır. Nitekim bunun müminler açısından olumlu sonuçlan, müşrikler kıtlığın kaldırılması için dua etmesi maksadıyla Resûlullah'a saiiaiıshu aleyhi ve sellem geldiklerinde ortaya çıkmaya başlamıştır.

Şöyle bir yorum yapmak da mümkündür: "Namazda kâfirlere beddua etmek mümkün olduğuna göre müminlere dua etmek de mümkün olacaktır. Zaten bu maksatla yağmur duası namazı meşru kılınmıştır."

"Allah'ım Gıfâr oğullarını mağfiret ey/e, Eşlem oğullarını da selâmete erdir" duası İsimle aynı kökten türeyen bir ifade ile Allah'a dua etmenin etkili bir yol olduğunu gösterir. Bununla birlikte bu tür bir kullanım sadece dua cümlelerine has değildir; normal ifadelerde de bu şekildeki kullanımlar etkili olur. Nitekim bir hadîs-i şerifte geçen "Asiye, Allah'a ve Resulüne isyan etti [30] ifadesinde böyle bir kullanım söz konusudur. Resûl-i Ekrem sallallâhu deyhı ve sdiem duasında bu iki kabileyi özellikle zikretmiştir. Çünkü Gıfâroğulları zaten daha önce müslüman olmuştu. Eslemoğulları ise yaptıkları anlaşmaya sadık kalmıştı.[31]



3. Halkın Kıtlık Dönemlerinde İmamdan Yağmur Duası Etmesini İstemeleri


1008- Abdullah İbn Dînâr babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Abdullah İbn Ömer'in Ebû Tâlib'e ait şu şiiri sık sık okuduğunu duydum: "Yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur inmesi İstenen böyle cömert bir insan hiç terk edilir mi!? Bu zat, yetimlerin sığınağı, dayanağı ve yardımcısı, dulların koruyuçuşudur."

1009- Abdullah İbn Ömer'in oğlu Salim, babası Abdullah'ın şöyle dediğini nakleder: "Resûl-İ Ekrem saüaiiâhu aleyhi ve sellem yağmur duası ettiğinde daha minberden inmeden önce bütün oluklardan gürül gürül yağmur suları akardı. Ben O sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası ederken yüzüne bakar ve hep şairin şu sözlerini hatırlardım: "Yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur inmesi istenen böyle cömert bir insan hiç terk edilir mi!? Bu zat, yetimlerin sığınağı, dayanağı ve yardımcısı, dulların koruyucusudur." Bu şair Ebû Tâiib'tir.

1010- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Hz. Ömer mdıyaiiâhu anh kıtlık dönemlerinde insanlar sıkıntıya düştüğü zaman Abbâs İbn Abdülmuttalib ile tevessül ederek Allah'a yalvarır ve yağmur duasına çıkardı. O dua ederksn şöyle derdi: "Allah'ım, biz önceden Peygamber Efendimiz ile tevessül ederek/onu aracı kılarak senden yağmur isterdik. Şimdi de Peygamber Efendimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz. Ne olur bize yağmur lütfet!"

İşte bu dua hürmetine insanlara yağmur lütfedilirdi.[32]


Enes Hadisinden Çıkarılan Dersler


1. Hayırlı ve salih insanları ve Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve seilem ehl-i beytini aracı kılarak Allah'a yalvanlabilir.

2. Abbâs İbn Abdülmuttalib ve Hz. Ömer sahabenin önde gelenlerinden faziletli insanlardır. Hz. Ömer'in bu tevâzusu ve Abbâs'm kadrini ve kıymetini bilmesi ne kadar üstün bir insan olduğunu gösterir.


4. Yağmur Duası Sırasında Omuza Atılan Ridânın Ters Çevrilmesi


1011- Abdullah İbn Zeyd'den nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve yağmur duası etti ve omuzuna attığı ridasmı çevirdi."

1012- Abdullah İbn Zeyd'den nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem musallaya çıkıp yağmur duası etti ve daha sonra kıbleye yönelip omuzuna attığı ridasını çevirdi ve iki rekat namaz kıldı.


Açıklama


İmam Buhârî'nİn kullandığı bu konu başlığı yağmur duası sırasında elbisenin ters çevrilmesine karşı çıkanlara bir cevap mahiyetindedir.

Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sdiem elbisesini ne şekilde tersine çevirdiği konusu başka rivayetlerde açıklanmaktadır. Nitekim Süfyân'm Mesûdî yoluyla Ebû Bekir İbn Muhammed'den naklettiği ek bir bilgiye göre "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sırtına attığı ridasının sağ tarafını sol tarafına almıştır.[33] İbn Mâce ile İbn Hüzeyme'nin naklettikleri ek bilgi ise "Sol tarafını da sağ yanma almıştır" şeklindedir.

İmam Şafiî'nin sonraki (yeni) içtihadına göre omuza alınan elbisenin belirtilen şekilde sağ tarafı sola çevrilerek ters yüz edilmesi müstehaptır. Kurtubî ve başka âlimler İmam Şafiî'nin sonraki içtihadının sadece ters yüz edilme yönünde olduğunu sanmışladır. Halbuki İmam Şafiî'nin el-Ümm'de zikrettiği görüş belirttiğim gibidir. Âlimlerin çoğunluğuna göre ise elbisenin sadece çevrilmesi, yani sağ tarafın sola, sol tarafın da sağa alınması müstehaptır. Şüphesiz İmam Şafiî'nin görüşü daha ihtiyatlı ve kuşatıcı bir görüştür.[34] Ebû Hanife ile bazı Mâlikîier'e göre bu uygulamalardan hiçbiri müstehap değildir.

Yine âlimlerin çoğunluğuna göre cemaatin elbiselerini imamın çevirmesi ile birlikte çevirmesi müstehaptır. Ahmed İbn Hanbel'in başka bir yolla Abbâd'dan naklettiği hadis de bu görüşü desteklemektedir. Bu hadise göre Resûl-i Ekrem saiiaüâhu aleyhi ve sellem elbisesini çevirince "Cemaat da O'nunla birlikte elbiselerini Çevirmiştir."

Abdullah İbn Zeyd'in "ve omuzuna attığı ridasmı çevirdi" şeklindeki ifadesinden ilk bakışta anlaşılan Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duasını bitirdikten sonra elbisesini çevirdiğidir. Halbuki yağmur duasındaki uygulama böyle değildir. Bu bakımdan Abdullah İbn Zeyd'in sözünü şu şekilde anlamak gerekir: "Yağmur duası sırasında elbisesini çevirdi." Nitekim İmam Mâlik'in naklettiği rivayete göre: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem kıbleye yöneldiği sırada omuzuna attığı ridasmı çevirmiştir." İmam Müslim'in Yahya İbn Saîd - Ebû Bekir İbn Muhammed senediyle naklettiğine göre: "Resûluîlah sallallâhu aleyh: ve sellem dua etmek isteyince kıbleye yöneldi ve omuzuna attığı ridasını çevirdi."

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem niçin bu şekilde elbisesini çevirdiği konusunda farklı yorumlar yapılmıştır: Mühelleb'e göre kişi bu şekilde içinde bulunduğu hali değiştirerek Allah'ın hükmünün de değişeceğini ummaktadır; işte bu ümidi sağlamak İçin elbise çevrilir. İbn Arabî'ye göre ise: "Kul, Allah'tan bir şeyin olmasını dilerken ümidinin artması için bazı yollara başvurabilir, fakat doğrudan bu şeylere bel bağlamamak gerekir. Burada elbisenin çevrilmesi Allah ile Resulü arasında bir işarettir. Adeta Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle denmiştir: 'Elbiseni çevir ki halin ve durumun da değişsin!" Fakat İbn Arabi'nin bu açıklaması naklî bir delile muhtaçtır. Zaten İbn Arabi'nin kabul etmediği görüşle ilgili olarak ravileri güvenilir olan bir hadis bulunmaktadır. Bu hadisi Dârekutnî ve Hâkim şu senedle nakletmiştir: Cafer İbn Muhammed İbn Ali -Babası - Câbir İbn Abdullah. Darekutnî'ye göre bu mürsel bir hadistir. Her ne olursa oîsun zanna dayalı görüş beyan etmektense naklî bir delile sahip olmak daha İyidir.

Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem musallaya çıkışı İle ilgili olarak Ahmed İbn Hanbel ile diğer Sünen sahiplerinin İbn Abbâs'tan naklettiği rivayet şöyledir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem evinden çıktı ve musallaya varana kadar boynu bükük, mütevazı ve kendinden geçmiş bir şekilde yürüdü. Oraya varınca da minbere çıktı." Bezzâr İle Taberânî'nin Ebü'd-Derdâ'dan naklettiği rivayetteki ifadeler ise şöyledir: "Yağmurlar kesildi ve kuraklık başladı. Bunun üzerine biz Resûluilâh'tan sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duaSl etmeSİnİ İStedİk Ve O sallallâhu aleyhi ve sellem da duaya çıktı."


Yağmur Duası Namazının Vakti


İbnü'l-Münzir yağmur duası namazının vakti konusundaki görüş ayrılıklarını nakletmiştir. Bu görüşler içinde tercih edilen görüş, yağmur duası namazı için belirlenmiş bir vaktin olmadığıdır. Aslında yağmur duası namazıyla ilgili hükümlerin çoğu bayram namazı gibidir. Ancak yağmur duası namazı, belirli bir vakti olmadığı için bu noktada bayram namazından ayrılır.

Peki yağmur duası namazı gece kılınabilir mi? Bazı âlimler Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası namazını gündüz kıldırırken açıktan okuduğunu dikkate alarak bu namazın bayram namazı gibi gündüz kılındığı halde açıktan okunan namazlardan olduğunu söylemişlerdir. Bu âlimler, yağmur duası namazı gece kılınabilseydi Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem gündüz kılarken içinden okuması ve gece kılarken de diğer gece namazları gibi açıktan okuması gerekirdi, diyerek bu görüşlerini savunmuşlardır.

İbn Kudâme, yağmur duası namazının, namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde kılınamayacağına dair âlimlerin icmâsının bulunduğunu nakletmiştir.

İbn Hibbân, Resûl-İ Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası namazı için musallaya çıktığı tarihi hicretin altıncı yılı Ramazan ayı olarak kaydeder.

Resûluilah'ın sallallâhu aıeyhi ve sellem yağmur duası namazını iki rekat kıldığına dair başka rivayetler de bulunmaktadır:

1. İbn Hüzeyme'nin Yahya İbn Saîd'ten naklettiği rivayet: "Ve daha sonra Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem halka iki rekat namaz kıldırdı."

2. İbn Şihâb ez-Zührî'den nakledilen rivayet: "Daha sonra Resûluîlah sallallâhu aleyhi ve sellem bize iki rekat namaz kıldırdı.[35] Bu rivayetlere dayanılarak yağmur duası sırasında okunan hutbenin, namazdan önce olduğu sonucu çıkanîmıştır. Zaten Hz. Aişe ile İbn Abbâs'tan nakledilen hadislerin gereği de budur. Fakat Ahmed İbn Hanbel'in Abdullah İbn Zeyd'ten naklettiği rivayette Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem hutbeden önce namaz kıldığı açık bir şekilde ifade edilmiştir. Şâfiîler ve Mâlİkîler işte bu ikinci rivayeti esas alarak hutbenin namazdan sonra olduğunu söylemişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'den de bu yönde bir görüş nakledilmiştir. Fakat Ahmed İbn Hanbel'in "Bu iki uygulamadan dilediğini seçmekte serbesttir" şeklinde bir görüşü de rivayet edilmiştir.

Abdullah İbn Zeyd'den bu konuyla ilgili olarak nakledilen rivayetlerin hiçbirinde yağmur duası namazının nasıl kılınacağına ve bu namazda neler okunacağına dair bilgi yoktur.



5. Allah İn Haram Kıldığı Şeylere Dikkat Edilmediğinde Cenâb-I Hakk İnsanları Kıtlık Belasına Düşürür


(İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı Hamevî'nin Buhârî rivayetinde herhangi bir hadis ve rivayet bulunmaksızın nakledilmiştir.)



6. Merkezî Büyük Bir Camide Yağmur Duası Etmek


1013- Enes İbn Mâlik şöyle demiştir: "Resûl-i Ekrem saiiaüâhu aleyhi ve sellem bir Cuma günü minber üzerinde ayakta hutbe okurken bir bedevî minberin karşısındaki kapıdan mescide girdi ve sonra Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem doğru yönelip ayakta durarak şöyle seslendi: "Ey Allah'ın Resulü, hayvanlar helak oldu, yollarımız kesildi perişan bir haldeyiz... Allah'a dua et de yağmur yağdırıp bizi bu sıkıntılardan kurtarsın." Bunun üzerine Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırdı ve üç defa: (Allah'ım bize yağmur gönder)" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, o sırada gökyüzünde tek bir bulut bile görünmüyordu, bulut namına hiçbir şey yoktu. Hatta Sel' dağı ile aramızda bulutları görmemize engel oîacak ne bir ev ne de bir yapı vardı. Bir süre sonra Sel' dağının ardından daire şeklinde bir bulut yükseldi. Bu bulut gökyüzünün tam ortasına gelince dağıldı ve sonra her tarafa yayıldı. Sonra da yağmur yağmaya başladı. Vallahi bir hafta boyunca güneş yüzü görmedik. Bir sonraki Cuma yine Resûl-i Ekrem sallallâhu aieyhj ve sellem ayakta hutbe okurken aynı kapıdan birisi girip Hz. Peygam-ber'in saiiaiiahu aleyhi ve sellem karşısında durdu ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, mallarımız helak oldu, yollarımız kesildi. Allah'a dua et de yağmurlar kesilsin!" Bunun üzerine Hz. Peygamber saiiaiiahu aleyhi ve sellem ellerini kaldırıp şöyle dua etti:

"Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil! Allah'ım, çevremizdeki dağlara, tepelere, vadilere ve bitkilerin - ağaçların yetiştiği yerlere yağdır!"

Resûlullah aleyhi ve sellem bu şekilde dua edince yağmur kesildi ve biz mescitten çıkıp güneşin altında yürüdük."

Hadisin ravilerinden Şerîk Enes İbn Mâlik'e "Yağmurun kesilmesi için Resûlullah'tan saiiaiiahu aleyhi ve sellem dua isteyen ile yağması için dua isteyen aynı kişi miydi?" diye sormuş ve Enes ona: "Bilmiyorum" diye cevap vermiştir.



Açıklama


İmam Buharı bu başlığı kullanarak yağmur duası için musallaya çıkmanın şart olmadığına işaret etmiştir. Çünkü musallaya çıkılırken arzulanan şey daha fazla insanın toplanmasını sağlamaktır. İşte büyük bir camide aynı şekilde birçok İnsan toplamak mümkün olacaktır. Özellikle de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde bu maksadı gerçekleştirmek daha kolaydır. Çünkü o dönemde büyük camilerin sayısı fazla değildir.

Bu rivayette mescide giren kişinin "Hayvanlar helak oldu" dediği kaydedilmiştir. Kerîme ve Ebû Zer'in Küşmîhenî'den rivayeti böyledir. Fakat başka rivayetlerde bu ifade "Mallar helak oldu" şeklinde geçmektedir. Ancak mallardan kasıt da yine hayvanlardır. Hayvanların helak olması ise yağmur yağmadığı için yaşamalarını sağlayacak yem ve otlardan yoksun kaldıklarını ifade eder.

Yağmur yağması için Hz. Peygamber'den satiaiiâhu aleyhi ve sellem dua isteyen Şahsın kullandığı "yollar kesildi" ifadesi şu anlamlara gelebilir:

1. Develer açlıktan bitkin ve zayıf düştü artık yola çıkamıyor.

2. Yol boyunca otlayacağı bitkiler artık bitmiyor ki yiyip karnını doyursun ve gücünü toplasın.

3. İnsanların ellerinde yiyip karınlarını doyuracakları hiçbir gıda kalmadı.

4. Ellerindeki gıda maddeleri o kadar azaldı ki ancak kendilerine yetiyor ve bu yüzden o gıdaları pazarlara getirmiyorlar."

Sel' Medine'deki bir dağın ismidir.

Yağmurun kesilmesi için Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem dua İsteyen kişinin "yollar kesildi" ifadesi şu anlamlara gelir:

1. Yağmur yüzünden otlaklara gidemiyoruz ve hayvanları otlatamadığımız İçin helak oluyorlar.

2. Hayvanları yağmurdan koruyabileceğimiz sığınaklar bulunmadığı için helak oluyorlar. Nesâfnin Saîd İbn Şerik yoluyla naklettiği rivayette geçen "Yağmur sularının çokluğundan..." ifadesi de bu açıklamayı desteklemektedir. Buna göre yolların kesilmesi yağmur suları sel olup aktığı İçin yollardan geçilememesini anlatır.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. ihtiyaç durumunda hutbe okuyan imamla konuşulabilir.

2. Hutbe sırasında ayakta durulur ve birisiyle konuşmak ve yağmur yağması dolayısıyla hutbe kesilmez.

3. Bir kişi kalkıp herkesin ihtiyacını ve durumunu dile getirebilir. Sahabenin önde gelenlerinin böyle bir taleple Resûl-i Ekrem'e saiidiâhu aleyhi ve sellem gitmemelerinin sebebi teslimiyet yolunu tercih etmeleridir. Nitekim Enes İbn Mâlik'in: "Bir bedevînin gelip Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem dua istemesini o kadar arzuluyorduk ki..." şeklindeki ifadesi de onların edeplerinden dolayı Hz. Peygamber'den saibiiâhu aleyhi ve sellem böyle bir dua isteyeme dikler ini gösterir.

4. Hayırlı ve fazilet sahibi insanlardan ve dualarının kabul edileceğine inanılan kimselerden dua istenebilir. Bu kimselerin de böyle talepleri geri çevirmeyip dua etmeleri uygundur.

5. Dua sırasında kulun kendisinin ve dua isteyenlerin halini anlatması duanın edepleri arasındadır. Böylece Allah Teâîâ'ya tam anlamıyla yönelmek mümkün olacak ve Cenâb-ı Hakk'm şefkati kazanılacaktır. Bunun sonucu ise duanın kabul olunacağına dair umutların artmasıdır.

6. Duanın üç defa tekrar edilmesi güzel bir davranıştır.

7. Cuma hutbesi sırasında yağmur duası etmek mümkündür, hutbeye yağmur duası sonradan sikıştırılabilir. Bu duanın kıbleye dönmeden ve elbiseyi çevirmeden minber üzerinde yapılması mümkündür.

8.Yağmur duası namazı yerine Cuma namazını kılmakla yetinmek mümkündür. Zaten rivayetin bağlamına baktığımızda Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma namazıyla birlikte yağmur duası namazına da niyet ettiğini gösteren bir açıklama bulamayız.

9. Allah Teâlâ'nın Hz. Peygamber'in saiiaiıahu aleyhi ve sellem dualarını kabul etmesi O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberliğinin delillerinden biridir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başlangıçta yağmurun yağması için ve daha sonra da yağmurun kesilip gökyüzünün açılması için dua etmiş ve duaları kabul olunmuştur. Hatta sırf gökyüzüne eliyle işaret etmesi bulutların açılmasını sağlamıştır; bulutlar bile onun emrine boyun eğmiştir.[36]

10. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bize bu dualarıyla bir edep daha öğretmiştir. Bu edep de şudur: Söz konusu şahıs yağmurun kesilmesi için Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem dua isteyince hemen yağmurun kesilmesi için dua etmemiş, aksine başka yerlerin de ihtiyacı olduğunu düşünerek yağmurun oralara yağmasını istemiştir. Böylece hem bazı yerlerin şiddetli yağmur dolayısıyla zarar görmesini engellemiş, hem de başka bölgelere yağmurun yararının ulaşmasını sağlamıştır.

11. Cenâb-ı Hakk kullarına bir nimet verdiğinde bu nimet dolayısıyla bazı külfetler ve sıkıntılar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda asla öfkeye ve isyana kalkışılmamahdır. Aksine bu sıkıntıların ortadan kalkması, fakat nimetin sürekli olması için Allah'a yalvarıp yakarmaya devam etmelidir.

12. Kulun kendisine ilişen zararların ortadan kalkması için dua etmesi tevekkül anlayışına ters bir davranış değildir. Bununla birlikte her türlü sonucu Allah'a ısmarlamak ve O'nun takdirine boyun eğmek (tefvîz) daha üstün ve faziletli bir makamdır. Zira Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem insanların kuraklıktan dolayı büyük bir sıkıntı içinde olduklarını biliyordu. Buna rağmen her türlü sonucu Allah'a ısmarlayarak duasını ertelemişti.[37] Ancak halk kendisinden dua isteyince tefvîz yerine dua etmenin de caiz olduğunu ve bu özel ibadetteki sünneti/uygulamayı göstermek İçin onların arzusunu kabui etti ve Cenâb-ı Hakk'a yalvardı. Bu açıklama İbn Ebû Cemre'ye - Allah Teâlâ ondan istifade etmeyi llütfetsin aittir.

13. İmam minberde hutbe okurken insanların şaşılacak hallerini görünce tebessüm edebilir.[38]

14. İhtiyaç durumunda mescitte yüksek sesle konuşmak ve söylenen sözü pekiştirmek maksadıyla yemin etmek caizdir.

15. Yağmur duası için özel olarak belirlenmiş iki rekatlık namazı kılmadan yağmur duası yapmak caizdir.

16. Bütün dualarda eller kaldırılmalıdır.

17. Kuraklık durumunda yağmur yağması için dua etmek caiz olduğu gibi, şiddetli yağışlarda yağmurun kesilip gökyüzünün açılması için dua etmek de caizdir.



7. Cuma Hutbesi Sırasında Kıbleye Yönelmeden Yağmur Duası Etmek


1014- Enes İbn Mâlik şöyie demiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bir Cuma günü ayakta hutbe okurken bir bedevi genelde muhakemeleşmek ve sorunları çözmek için ashabın Hz. Peygamber'e gelirken girdikleri Kadâ' kapısı adı verilen kapıdan mescide girdi ve sonra Hz. Peygamber'e saibiiâtu aleyhi ve sellem doğru yönelip ayakta durarak şöyle seslendi: "Ey Allah'ın Resulü, mallar helak oldu, yollarımız kesildi perişan bir haldeyiz... Allah'a dua et de yağmur yağdırıp bizi bu sıkıntılardan kurtarsın!" Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve seiie™ ellerini kaldırdı ve üç defa (Allah'ım bize yağmur gönder, Allah'ım bize yağmur gönder, Allah'ım bize yağmur gönder)" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, o sırada gökyüzünde tek bir bulut bile görünmüyordu, bulut namına hiçbir şey yoktu. Hatta Sel' dağı ile aramızda bulutları görmemize engel olacak ne bir ev ne de bir yapı vardı. Bir süre sonra Sel' dağının ardından daire şeklinde bir bulut yükseldi. Bu bulut gökyüzünün tam ortasına gelince dağıldı ve her tarafa yayıldı. Sonra da yağmur yağmaya başladı. Vallahi bir hafta boyunca güneş yüzü görmedik. Bir sonraki Cuma yine Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem ayakta hutbe okurken aynı kapıdan birisi girip Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi w sellem karşısında ayakta durdu ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, mallarımız helak oldu, yollarımız kesildi. Allah'a dua et de yağmurlar kesilsin!" Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhi ve sellem ellerini kaldırıp şöyle dua etti:

"Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil! Allah'ım, çevremizdeki dağlara, tepelere, vadi içlerine ve bitkilerin - ağaçların yetiştiği yerlere yağdır!"

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu şekilde dua edince yağmur kesildi ve biz mescitten çıkıp güneşin altında yürüdük."

Hadisin ravilerinden Şerîk, Enes İbn Mâlik'e, yağmurun kesilmesi için Resû-lullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem dua isteyen ile yağması için dua isteyen aynı kişi miydi, diye sormuş ve Enes ona: "Bilmiyorum" diye cevap vermiştir.



8. Minber Üzerinde Yağmur Duası Etmek


1015- Enes İbn Mâlik'in şöyie dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sdiaiiâhu aleyhi ve sellem bir Cuma günü hutbe okurken içeriye bir adam girdi ve: "Ey Allah'ın Resulü yağmurlar artık yağmaz oldu, kuraklık içindeyiz. Allah'a bize yağmur yağdırması için dua etseniz!" dedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sdiem dua etti ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki neredeyse evlerimize gidemeyecektik. Bu yağmur bir hafta boyunca devam etti. Sonra bu şahıs - veya başka birisi - kalkıp şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, Allah'a dua et de artık bu yağmurları bizden uzaklaştırsın!" Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve seııem "Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil!" diye dua etti. Bu duanın ardından gökyüzündeki bulutların parçalanıp sağa sola dağıldığını gördüm. Yağmur yine yağmaya devam ediyordu, fakat Medine'lilerin üzerine değil.



9. Yağmur Duasında Sadece Cuma Namazı İle Yetinmek


1016- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Birisi Resûl-i Ekrem'e hu aleyhi ve sellem gelip: "Hayvanlcinmız helak oldu, yollarımız kesildi" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem dua etti ve bir hafta boyunca bir Cuma'dan diğer Cuma'ya kadar yağmur yağdı. Sonra adam tekrar geldi ve: "Evler yıkıldı, yollar kesildi ve hayvanlar helak oldu. Allah'a dua etseniz de yağmurlar kesilse!" dedi. Bu talep üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ım, çevremizdeki dağlara, tepelere, vadi İçlerine ve bitkilerin ağaçların yetiştiği yerlere yağdır!" diye dua etti. Bu duanın ardından Medine'nin gökyüzü tıpkı bir elbisenin açılması gibi açıldı, bulutlar dağıldı.



10. Şiddetli Yağışlarda Yollar Kesilince Dua Etmek


1017- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Birisi Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem gelip: "Ey Allah'ın Resulü, hayvanlarımız helak oldu, yollarımız kesildi. Allah'a dua etseniz!'1 dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sdiem dua etti ve bir hafta boyunca bir Cuma'dan diğer Cuma'ya kadar yağmur yağdı. Sonra adam tekrar geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, evler yıkıldı, yollar kesildi ve hayvanlar helak oldu." dedi. Bu talep üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ım, çevremizdeki dağların zirvelerine, tepelere, vadi içlerine ve bitkilerin -ağaçların yetiştiği yerlere yağdır!" diye dua etti. Bu duanın ardından gökyüzü tıpkı bir elbisenin açılması gibi açıldı ve Medine'nin üzerindeki bulutlar dağıldı.



11. Hz. Peygamberin Cuma Günü Yağmur Duası Ederken Omuzuna Attığı Ridasını Çevirmediğine Dair Söylenenler.


1018- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Adamın birisi gelip Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem dert yanarak mallarının helak olduğunu, çoluk çocuğun perişan bir halde sıkıntı çektiklerini anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'a dua edip yağmur yağdırmasını istedi."

Bu rivayeti Enes'ten nakleden ravi veya ondan sonraki ravilerden biri şöyle demiştir: "Enes, Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu sırada ridasını çevirdiğinden ve kıbleye yöneldiğinden hiç bahsetmedi."



12. İmam / İdareci Halkın Yağmur Duası Taleplerini Geri Çevirmemelidir


1019- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Birisi Resûl-i Ekrem'e aleyhi w sellem gelip: "Ey Allah'ın Resulü, hayvanlarımız helak oldu, yollarımız kesildi. Allah'a dua etseniz!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem dua etti ve bir hafta boyunca bir Cuma'dan diğer Cuma'ya kadar yağmur yağdı. Sonra adam tekrar geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, evier yıkıldı, yollar kesildi ve hayvanlar helak oldu!" dedi. Bu talep üzerine Resûlullah saihiiâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ım, çevremizdeki dağların yamaçlarına, tepelere, vadi içlerine ve bitkilerin - ağaçların yetiştiği yerlere yağdır!" diye dua etti. Bu duanın ardından gökyüzü tıpkı bir elbisenin açılması gibi açıldı ve Medine'nin üzerindeki bulutlar dağıldı.



13. Kuraklık Dönemlerinde Müşrikler Müslümanlardan Dua İsterlerse (Nasıl Hareket Edilir?)


1020- Abdullah İbn Mesûd'un şöyle dediği nakledilmiştir: "Kureyş müşrikleri İslâm'a girmekte gevşek davranıp İşi ağırdan almış ve geç kalmışlardı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onlara beddua etti ve bir kuraklık yılı başladı. Kureyş'liler bu kuraklık yılında neredeyse yok oluyordu, hiçbir şey bulamadıkları için leş ve kemik yemeye başlamışlardı. Bunun üzerine Ebû Süfyân (Bedİc savaşından önce Medine'ye gelerek} Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi sellem: "Sen geldin ve bize akrabalık ilişkilerini iyi tutmamızı emrettin. Halbuki işte kavminin hali, helak oldular. Haydi artık Allah'a dua et!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şimdi sen, göğün insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle [39] âyetini okudu. Fakat onlar yine küfürlerinde ısrar ettiler, inkarcılıklarını devam ettirdiler. (Bu âyetin devamında zikredilen ve) "Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün" diye ifade edilen gün Bedir savaşının yaşandığı gündür."

Esbât'm Mansûr'dan naklettiği rivayette Mansûr şöyle bir ek bilgi nakletmiş-tir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dua etti ve bunun üzerine Allah Kureyş'lilere yağmur lütfettik. Hatta yağmur bir hafta boyunca hiç kesilmeden yağdı. Bunun üzerine halk yağmurun çok yağmasından şikayet etmeye başladılar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de: "Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil!" diye dua etti. O'nun duasının ardından gökyüzündeki bulutlar kayboldu ve çevredeki insanların üzerine yağmur yağmaya başladı."


Açıklama


Zeyn İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlıktan ilk bakışta anlaşılan şudur; İslâm ülkesinde yaşayan gayr-i müslimlerin yağmur duası talepleri geri çevrilebilir. Fakat bu başlıktan böyle bir sonuç çıkarılması çok açık değildir. Hocalarımızın bir kısmı Abdullah İbn Mesûd hadisi ile bu başlık arasında tam bir uyum bulunmadığını düşünmüşlerdir. Çünkü burada müşriklerin yardım talebi Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bedduasının ardından gelen kuraklık ve kıtlıktan sonra olmuştur. Zaten müşriklerin Resûlul-lah'tan sallallâhu aleyh, ve sellem bu kuraklığın bitmesi için dua etmesini istemeleri ve Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve seüem duası da yaşanan bu kuraklıktan sonradır. Buna göre kâfirlerin kuraklığa düşmeleri için beddua eden imamın kendisi ise bedduası kabul olduktan sonra kâfirler yağmur yağması İçin dua istemeye gelince üzerine onlara dua eder."

Özetle söylemek gerekirse burada kullanılan başlığın kapsamı nakledilen rivayetten daha geniştir. Fakat şunu söylemek mümkündür: Kullanılan başlık rivayette söz konusu edilen (bedduadan sonra dua etmek) duruma uygundur. Diğer durumlar da aynı kapsamda değerlendirilir. Zaten müşriklerin Hz. Pey-gamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bedduası veya herhangi bir beddua olmaksızın doğrudan Allah'ın musibet vermesi dolayısıyla kuraklığa düştükten sonra dua istemeleri arasında bir fark olmamalıdır. Zira her iki durumda da müminlere muhtaç olan ve onlar karşısında eziklik hisseden onlardır. Çünkü kuraklıktan kurtulmak için onların duasını istemişlerdir.

Bununla birlikte hocamızın işaret ettiği durum İmam Buhârî'nin başlıktaki ifadede (bir şart edatı) cevabını niçin zikretmediğini açıklıyor olabilir. Zikredilmeyen cevap için şu ihtimaller söz konusu olabilir:

1. Herhangi bir şart söz konusu olmaksızın istekleri karşılanır,

2. Müşriklere bu belanın gelmesi İçin beddua eden bizzat kendisi ise onların isteklerini karşılayabilir,

3. Asla isteklerine olumlu cevap vermez.

Bu kıssada Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sdiem dışındaki kimselerin de aynı uygulamayı yapabileceklerine dair herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Görünen o ki, bu durum Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem has olan bir uygulamadır. Çünkü o bu şekilde hareket etmenin bir fayda sağlayacağını bilmektedir. Halbuki kendisinden sonra gelen yöneticiler için böyle bir durum söz konusu değildir. Bununla birlikte Müslümanların yöneticisi kâfirlerin batıldan uzaklaşıp hakka döneceklerini veya böyle bir uygulamanın Müslümanlara yarar sağlayacağını düşünüyorsa aynı şekilde beddua etmesi mümkündür de denebilir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir. Ebû Süfyân'ın "Sen geldin ve bize akrabalık ilişkilerini iyi tutmamızı emrettin" derken kasdettiği şudur: Senin bedduan yüzünden helak olanlar akrabalarındır. Bu yüzden senin onlara dua ederek akrabalık bağlarını kesmemen w iyileştirmen gerekir.



14. Şiddetli Yağmur Yağdığı Zaman "Allah'ım, Çevremize Yağdır, Üzerimize Değil! Diye Dua Etmek


1021- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bir Cuma günü hutbe okurken cemaatten birileri ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü yağmurlar artık yağmaz oldu, kuraklık içindeyiz; ağaçlar kurudu, hayvanlar helak oldu. Bize yağmur yağdırması için Allah'a dua etseniz!" diye seslendiler. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunun üzerine iki defa: "Allah'ım bize yağmur gönder! Allah'ım bize yağmur gönder!" diye dua etti. Aliah'a yemin ederim ki gökyüzünde bulut namına hiçbir şey göremiyorduk. Fakat Resû-lullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem duasından sonra bir bulut çıktı ve yağmur yağmaya başladı. Resût-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem de minberden indi. Hz. Peygamber saiiai-lâhu aleyhi ve sellem minberden indikten sonra diğer Cuma'ya kadar yağmur hiç kesilmeden devam etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir sonraki Cuma hutbesini okurken cemaatten birileri ayağa kalkıp yine bağırmaya başladılar: "Evler yıkıldı, yollar kesildi. Allah'a dua etseniz de artık bu yağmurları bizden uzaklaştırsa!"

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tebessüm etti ve sonra: "Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil!" diye dua etti. Bu duanın ardından Medine semalarındaki bulutlar açıldı ve yağmur çevredeki yerlere yağmaya başladı. Artık Medine'ye tek bir damla yağmur bile düşmüyordu. Medine adeta bir taç gibiydi."



15. Yağmur Duası Sırasında Ayakta Durmak


1022- Ebû İshâk'tan nakledilmiştir: "Bir gün Abdullah İbn Yezîd musallaya çıkıp yağmur duası etti. Beraberinde Berâ İbn Azib ile Zeyd İbn Erkam da vardı. Dua sırasında ayakta duruyordu, fakat minbere çıkmamıştı. Ardından Allah'tan mağfiret / bağışlanma diledi (istiğfar) ve daha sonra iki rekat namaz kıldı. Namazda açıktan okumuştu, fakat ezan okunmadığı gibi kamet de getirilmemişti.

Abdullah İbn Yezîd Hz. Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duasında görmüş bir sahâbîdir."

1023- Abbâd İbn Temîm bir sahâbî olan amcasının şunları anlattığını nak-letmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir grup cemaatle birlikte musallaya çıkıp onlar için yağmur duası etti. Dua sırasında ayakta durdu. Ardından kıbleye yönelip omuzuna almış olduğu ridâsını çevirdi. Duanın hemen ardından yağmur yağmaya başladı."


Açıklama


Yağmur duası ederken ayakta durulur. Bu sırada hutbe okuyor olmak ile olmamak arasında bir fark yoktur. İbn Battal bu şekilde ayakta durmanın hikmetini şöyle açıklamıştır: "Bunun hikmeti şudur: Yağmur duası sırasında huşu ve Allah'a tam bir yönelme gerekir. Bunun için en uygun hallerden biri de ayakta durmaktır." Ayakta durmak kişinin yaptığı işe verdiği önemi ve titizliği gösteren bir davranış olduğu için yağmur duası sırasında ayakta durulacağını söyleyenler de olmuştur. Dua, yağmur isterken yapılan amellerin en önemlisidir. Bu amel için en uygun hallerden biri de ayakta durmaktır. Bununla birlikte Hz. Peygam-ber'İn sdiaiiâhu aleyhi ve sellem insanların kendisini görmelerini ve yaptıklarına uymalarını sağlamak için kalkmış olması da ihtimal dahilindedir.

Abdullah İbn Yezîd, hicrî 64 yılında Abdullah İbnü'z-Zübeyr tarafından Küfe valisi olarak tayin edilince bu yağmur duasını yapmıştır. Söz konusu olay Muhtar İbn Ebû Ubeyd es-Sakafî'nin Kûfe'yi ele geçirmesinden önce yaşanmıştır.

Bu rivayetteki ifadeye bakıldığında i!k anlaşılan namazın hutbeden sonra kılındığıdır. Nitekim başka bir rivayette Süfyân-ı Sevrî bunu açıkça ifade etmiştir. Ancak Şu'be'nin Ebû İshâk'tan naklettiği rivayet bundan farklıdır: "Abdullah İbn Yezîd, yağmur duası etmek üzere insanlarla birlikte musallaya çıktı. Orada iki rekat namaz kıldıktan sonra yağmur duası etti." Daha önce de açıkladığımız gibi âlimlerin çoğunluğuna göre önce namaz kılınır. Bununla birlikte İbnü'l-Münzir gibi bazı âlimlere göre önce hutbe okunur. Fakat Ebû Hâmid ve daha başka âlimlerin söylediği gibi bu görüş ayrılığı söz konusu uygulamalardan sadece birinin caiz olduğuna dair değildir, hangi uygulamanın daha iyi olduğuna yöneliktir.

ibn Battal, yağmur duası namazında ezan ve kametin olmadığına dair âlimlerin icmâsınm bulunduğunu söylemiştir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir.



16. Yağmur Duası Namazında Kıraatin Açıktan Olması


1024- Abbâd İbn Temîm bir sahâbî olan amcasının şunları anlattığını nak-letmîştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası etmek üzere musallaya çıktı. Bu sırada kıbleye doğru yöneldi ve omuzuna almış olduğu ridâsını çevirdi. Daha sonra da kıraatin açıktan olduğu iki rekatlik bir namaz kıldı."


Açıklama


Ibn Battal yağmur duası namazı sırasında kıraatin açıktan olması gerektiğine dair âlimlerin icmâsının bulunduğunu nakletmiştir.



17. Resûlullah Cemaate Sırtını Nasıl Döndü?


1025- Abbâd İbn Temîm bir sahâbî olan amcasının şunları anlattığını nak-letmiştir: "Ben Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası etmek üzere musallaya çıktığını gördüm. Cemaate sırtını dönüp kıbleye doğru yöneldi ve dua etti.

Daha sonra omuzuna almış olduğu ridâsını çevirdi ve ardından da kıraatin açıktan olduğu iki rekathk bir namaz kıldı."


18. Yağmur Duası Namazı İki Rekattır


1026- Abbâd İbn Temîm bir sahâbî olan amcasının şunları anlattığını nakletmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası edip iki rekat namaz kıldırdı ve omuzuna almış olduğu ridâsını çevirdi."



19. Yağmur Duası Namazı İçin Musallaya Çıkmak


1027- Abbâd İbn Temîm bir sahâbî olan amcasının şunları anlattığını nakletmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası etmek üzere musallaya çıktı ve kıbleye doğru yönelip iki rekathk bir namaz kıldı ve omuzuna almış olduğu ridâsını çevirdi."

Süfyân şöyle demiştir: "Mesûdî, Ebû Bekir İbn Muhammed'in şöyle dediğini bana haber verdi: "Sağ tarafını sol tarafa geçirdi."



Açıklama


İbn Battal şöyle demiştir: "Ebû Bekir'den nakledilen rivayet namazın hut->eden önce olduğunu göstermektedir. Çünkü bu rivayette Resû3-i Ekrem'in aleyhi ve sellem rîdâsını çevirmeden önce namaz kıldığı zikredilmektedir. Zaten :bû Bekir, hutbenin namazdan önce olduğunu nakleden oğlu Abdullah İbn Ebû Bekir'den daha sağlam bir hafızaya ve hadis nakletme yeteneğine sahiptir."



20.Yağmur Duası İçin Musallaya Çıkıldığında Hutbe Okurken Kıbleye Yönelmek


1028- Abbâd İbn Temîm, ensârdan Abdullah İbn Zeyd'in kendisine şu haberi verdiğini nakleder: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kıldırmak üzere nusallâya çıktı. Dua ederken - veya dua etmek isteyince - kıbleye yöneldi ve jmuzuna attığı ridasım çevirdi."

Ebû Abdullah şöyle demiştir: "Bu İbn Zeyd el-Mâzinî'dir. Halbuki daha ön-:eki rivayette adı geçen ravi Kûfe'li olup adı İbn Yezîd'dir."



21. Yağmur Duası Sırasında Cemaatin İmamla Birlikte Ellerini Kaldırması


1029- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Bir bedevi bir Cuma günü Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem gelip: "Hayvanlarımız helak oldu, ailemiz, çoluk çocuğumuz perişan bir halde, insanlar mahvoldu" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber saiâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırıp dua etti. Orada bulunan cemaat de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ellerini kaldırıp dua etmeye başladılar. Duadan sonra biz daha mescitten çıkmadan yağmur yağmaya başladı ve bir hafta boyunca bir Cuma'dan diğer Cuma'ya kadar devam etti. Sonra adam Resûl-i Ekrem'e saiidiâhu aleyhi ve sellem tekrar geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, yolcular gidecekleri yere gidemez oldu, yollar kapandı" dedi.

1030- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırmıştı. Hatta ben o sallallâhu aleyhi ve sellem dua ederken koltuk altlarındaki beyazlığı bile görmüştüm."



22. İmamın Yağmur Duası Sırasında Ellerini Kaldırması


1031- Enes İbn Mâlİk'İn şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası dışında hiçbir duada ellerini kaldırmazdı. Yağmur duası sırasında ellerini kaldırdığında ise koltuk altlarındaki beyazlık bile görünürdü.[40]


Açıklama


Enes İbn Mâlik'in bu sözünden ilk bakışta anlaşılan, Hz. Peygamber'in saiiai-îâhu deyhi ve sellem yağmur duası dışındaki dualarda ellerini kaldırmadığıdır. Fakat bu açıklama, Resûluîlah'm sallallâhu aleyhi ve seıiem diğer dualarda da ellerini kaldırdığını belirten pek çok hadisle çelişir. Zaten sabit olan bu hadisleri İmam Buhârî de ayrı bir başlık altında nakletmiştir.[41] Alimlerin bir kısmı Enes'in bu hadisi ile amel etmenin daha evlâ olduğunu söylemiştir. Enes İbn Mâlik'in diğer dualarda Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırdığını görmemiş olabileceği İhtimali üzerinde durulmuştur.[42] Onun böyle bir uygulamayı görmemesi, başkalarının da görmeyeceği anlamına gelmez. Bazı âlimler İse diğer rivayetlerle bu rivayet arasındaki çelişkiyi gidermek ve rivayetleri birbiriyle uzlaştırmak (cem') için dua sırasında elleri kaldırma şeklinin farklılığından söz etmişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası sırasında ellerini iyice kaldırmıştır. Zaten Enes'in sözünde geçen: "Koltuk altlarındaki beyazlık bile görünürdü" İfadesi de bunu göstermektedir. Halbuki diğer dualar sırasında elleri kaldırmaktan maksat ellerin uzatılıp açılmasıdır. Yağmur duasında İse Resûluİlah sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini iyice açmış hatta yüzünün hizasına kadar kaldırmıştır. Zaten koltuk altlarındaki beyazlık da bu şekilde görülmüştür.


Yağmur Duası Sırasında Ellerin Üstünün Gökyüzüne Doğru Tutulması


Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası sırasında ellerini nasıl kaldırdığına dair rivayetlerden birisini İmam Müslim Sabit yoluyla Enes'ten nakletmiştir; "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası ederken ellerinin üstünü gökyüzüne doğru tuttu." Bununla ilgili olarak âlimler şu açıklamayı yapmışlardır: "Kişinin başa gelen bir felaket ve musibetin kaldırılması için ettiği bütün dualar sırasında uygulaması gereken sünnet, ellerinin üstünü gökyüzüne tutma-sıdır. Buna karşılık herhangi bir şey isterken takip edilecek sünnet avuç içlerinin gökyüzüne çevrilmesidir." Bu davranışın hikmetiyle ilgili olarak şu açıklamalar da yapılmıştır: "Diğer dualarda değil de sadece yağmur duasında ellerin üstünün gökyüzüne doğru tutulması, tıpkı elbisenin çevrilmesi gibi, kişinin İçinde bulunduğu halin değişmesini sağlamak ve böylece İstenen şeyin daha çabuk gerçekleşeceğine dair umudu artırmaktır (tefâüi). Bu şekilde ellerin üstünün gökyüzüne tutulması istenen yağmurun durumuna işaret de olabilir. Zira bu sırada yağmurun gökyüzünden yere inmesi istenmektedir."



23. Yağmur Yağarken Ne Söylenir?


İbn Abbâs âyette geçen kelimesini "yağmur" diye açıklamıştır. Başkalarına göre de şeklinde isabet etti anlamındadır.

1032- Hz. Aişe'den nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aieyhi ve sellem yağmur yağdığı zaman: Allah'ım, faydalı bir yağmur olsun! derdi."


Açıklama


Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu şekilde dua ederken zarar veren ve sele dönüşüp de yıkıcı olan yağmurlardan sakmmıştır. İmam Buhârî bu hadisi özetle vermiştir. Müslim'in Atâ yoluyla naklettiği rivayette Hz. Aişe şöyle demiştir: "Şiddetli rüzgâr olduğunda bunun sıkıntısı Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yüzünden belli olurdu. Yağmur yağdığı zaman da, rahmet olsun, diye dua ederdi." Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin Şurayh İbn Hani1 yoluyla naklettiklerine göre Hz. Aişe şöyle demiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ufukta bir kapalılık gördüğü zaman iş yapmayı bırakırdı. Gökyüzü açıldığında ise Allah'a hamd ederdi. Yağmur yağdığı vakitlerde de "Allah'ım, faydalı bir yağmur olsun, diye doa ederdi." Bu rivayetten anlaşıldığına göre yağmur yağdığında hayrın ve bereketin artması buna mukabil zarar doğmaması için Resûlullah'm sallallâhu aleyhi sellem duası gibi dua etmek müstehapür.



24. Yağmur Altında Bekleyip Sakallarından Yağmur Damlaları Akana Kadar Islanan Kimse


1033- Enes İbn Mâlik şöyle demiştir: "Resûl-i Ekrem saiiaüâhu aleyhi ve sellem zamanında insanları sıkıntıya sokan bir kıtlık yılı baş göstermişti. İşte o günlerde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve Kilem bir Cuma günü hutbe okurken bir bedevi ayağa kalkıp şöyle seslendi: "Ey Allah'ın Resulü, mallar helak oldu, çoluk çocuk açlıktan perişan bir halde... Allah'a dua et de bize yağmur gönderip bizi bu sıkıntılardan kurtarsın." Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırdı. O sırada gökyüzünde tek bir bulut bile görünmüyordu. Fakat bir süre sonra gökyüzünde heybetli dağlar gibi bulutlar ortaya çıktı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem da yağmur yağana kadar minberden aşağı inmedi. Hatta ben mübarek sakallarından yağmur damlalarının süzüldüğünü gördüm. Resûl-İ Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu duası hürmetine hem o gün hem de daha sonra gelen günler boyunca ta diğer Cuma'ya kadar yağmur yağdı. Sonraki Cuma'da aynı be-, devî veya başka birisi kalkıp şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, binalar yıkıldı, mallarımız sular altında kaldı. Bizim için Allah'a dua et!" Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini kaldırıp şöyle dua etti:

"Allah'ım, çevremize yağdır, üzerimize değil."

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu şekilde dua edip eliyle gökyüzündeki bulutlara İşaret etti ve eliyle gökyüzünde işaret buyurduğu bulutlar hemen açılı-verdi; Medine adeta ışıkla aydınlatılmış, üstü açık bir alan gibi oldu. Bu yağmur dolayısıyla bîr ay boyunca vadiler sel olup aktı ve civar bölgelerden gelen herkes bolca yağan yağmurun bereketler getirdiğini söyledi."


Açıklama


İmam Buhârî bu başlığı kullanırken İmam Müslim'in Enes İbn Mâlik'ten naklettiği şu rivayete işarette bulunmuş olabilir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, elbisesini yağmur altına serdi ve şöyle buyurdu: Çünkü Cenâb-ı Hakk bu yağmurları henüz yaratmıştır." İmam Buhârî bu başlığı koyarken şu konuya açıklık getirmek istemiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur altında öylesine beklememiştir. Sakallarından yağmur damlaları süzülene kadar beklemesi bir amaca dayanır, minberde bekleyip inmemesinin bir sebebi vardır. Zaten herhangi bir amacı, maksadı olmasaydı ve kendi isteği doğrultusunda hareket etmeseydi çatıdan ilk damlalar akmaya başladığında minberden inerdi. Fakat O sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur iyice artana kadar hutbesine devam etmiş ve yağmur damlaları mübarek sakallarından süzülene kadar minberden inmemiştir.



25. Fırtına Çıktığında Ne Yapılır?


1034- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Fırtına çıkıp şiddetli rüzgârlar estiğinde Hz. Peygamberin saiiaiı&hu aleyhi ve sellem duyduğu sıkıntı yüzünden belli olurdu."


Açıklama


Daha önce şiddetli rüzgâr estiğinde ne yapılacağına dair açıklama geçmişti.[43] Ebû Ya'lâ'nm sahih bir senedle Katâde yoluyla Enes İbn Mâlik'ten naklettiği bir rivayet şöyledir: "Hz. Peygamber saiiaüâhu aleyhi ve sellem şiddetli rüzgâr olduğunda şöyle buyururdu: Allah'ım neyi emretmişsen onun hayrından isterim ve emrettiğin her ne ise onun şerrinden sana sığınırım." Bu rivayette şiddetli rüzgârdan söz edildiğine göre hafif esen rüzgârlar için böyle bir endişeye gerek olmadığı anlaşılır. Allah her şeyin en doğrusunu bilir.

Bu rivayet değişik hava vs. durumları ortaya çıktığında ve bu sebeple endişe duyulduğunda Allah'ı murakabe etmek ve O'na sığınmak için hazırlanmak gerektiğini de gösterir.



26. Resûlullah'ın Ben Sabâ Rüzgârı İle Desteklendim" Buyurması


1035- Abdullah İbn Abbâs'tan nakledilmiştir: "Sabâ rüzgârı bana ilâhî bir yardım olarak verildi/ben sabâ rüzgârı ile desteklendim. Ad kavmi ise debûr denen rüzgâr ile helak oldu.[44]


Açıklama


Zeyn İbnü'l-Müneyyir bu konu başlığı ile ilgili olarak şunları söylemiştir: "İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlık 25. başlıkta nakledilen Enes hadisinin sabâ rüzgân dışındaki rüzgârlarla ilgili olduğuna işaret etmektedir, yani bu başlık Enes hadisinin buradaki rivayetle tahsis edildiğini göstermektedir. Çünkü sabâ rüzgârının Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sdiem ilâhî yardım oluşu onun bu rüzgâr estiğinde sıkıntı duymayıp neşe içinde olmasını gerektirir."

Bununla birlikte Enes hadisinin tahsis edilmediği ve genel anlamı (umûm) üzere kaldığı da düşünülebilir. Bu genel anlam için şu açıklamalar yapılabilir:

1. Resûl-i Ekrem'in sdiaiiâhu aleyhi ve sellem sabâ rüzgârı ile desteklenmesi Enes hadisinde belirtilen tavrı sergilediği dönemlerden daha sonra olmuştur. Çünkü bu ilâhî yardım Hendek savaşı sırasında gerçekleşmiştir. Nitekim Mücâhid ve diğer müfessirlerin açıkça ifade ettikleri gibi: "Biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin sörmedi§niz ordular gönderdik [45] âyeti de buna işaret etmektedir.

2. Sabâ rüzgârı İslâm düşmanlarını yok ettiği için Resûl-İ Ekrem'e saiiaüahu aleyhi ve sellem ilâhî yardım olmuştur. Fakat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu rüzgâr sırasında ümmetinden günahkâr ve âsî olanlar da yok olabileceği için sıkıntı ve endişe duymuş olabilir. Zira Resûlullah sallallâhu aleyhi w sellem ümmetine karşı pek merhametli ve şefkatlidir.

3. Ayrıca sabâ rüzgârı bulutları birleştirip toparlar ve genelde bu durumda yağmur yağar. Bu rüzgârın getirdiği yağmur başladığında ise insanlar sığınacak yer arar. Bu da sabâ rüzgârı estiği zaman korku ve endişe duyulduğu anlamına gelir. İşte tüm bu açıklamalar Zeyn İbnü'i-Müneyyir'in dile getirdiği tahsîs (sadece saba rüzgârı dışındaki rüzgârlardan korku duyulacağı) anlayışını zedelemektedir.

Sabâ rüzgârına "Kabul (karşı taraftan gelen}" rüzgârı adı da verilir. Çünkü bu rüzgâr doğudan eser ve Kabe'nin kapısına vurur. Bunun karşıtı olan rüzgâr ise Ad kavmini helak eden "Debûr (ters taraftan gelen) - Batı" rüzgârıdır. Bu rüzgârlara niçin bu adların verildiğiyle ilgili olarak şunlar da söylenmiştir: Sabâ rüzgârına Kabul rüzgârı adı verilmiştir, çünkü İslâm'ı kabul edenlere bir destek olarak gönderilmiştir. Halbuki Ad kavmini helak eden rüzgâra debûr denmiştir, çünkü İslâm'dan yüz çeviren ve sırt dönen insanları helak etmiştir. Zaten debûr rüzgârı, sabâ rüzgârından daha şiddetli eser. İleride de açıklayacağımız gibi Ad kavmini helak eden bu rüzgâr tüm gücüyle esmemiş, debûr rüzgârının asıl kapasitesine göre sadece basit bir esinti olmuştur. Buna rağmen Ad kavminin kökünü kurutmuştur. Nitekim Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Sen onlardan geriye kalan hiç bir şey görebiliyor musun? [46] Fakat Allah Teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resûlü'nün müslüman olacaklarına dair taşıdığı umut dolayısıyla kavmine karşı duyduğu acıma ve merhameti bildiği için sadece sabâ rüzgârı gönderdi ve onları sıkıntıya düşürerek müslümanlardan uzaklaşmalarını sağladı. Fakat buna rağmen onlardan hiçbirini helak etmedi.

Ayrıca kuzeyden esen rüzgâra Şimal, güneyden esen rüzgâra da Cenûb adı verilir.



27. Deprem Ve Olağanüstü Doğa Olayları Hakkında Söylenenler


1036- Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Şöyle buyurmuştur:

İlim insanlar arasından çekilip alınmadıkça, depremler çoğaîmadıkça, za-wan dilimleri birbirine girip meusim farklılıklarından dolayı gece gündüz arasındaki zaman farkı değişip müddetleri birbirine yaklaşmadıkça, fitneler ortaya Çıkmadıkça ve insanları katletme suçlan artmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Bir deelinizdeki mallar öyle çoğalacak ki, her taraf mal mülkle dolup taşacak..."

1037- Abdullah İbn Ömer'in naklettiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vefa şöyle buyurdu:

"Allah'ım, bizim Şam'ımızı ve Yemen'imizi bizim için bereketli kili" Orada bulunanlar: "Necid'imizi de..." deyince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Orada deprem/er olacak ve fitneler çıkacak. Ayrıca Şeytarim taraftarları da orada ortaya çıkacaktır." buyurdu.


Açıklama


Bu başlığın niçin burada ele alındığı ile ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır: "Şiddetli rüzgârlarda kişi, korku ue endişe duyup Allah'a yönelmekte ve O'na yakarmaktadır. İşte deprem ve diğer olağanüstü doğa olayları şiddetli rüz-Sâra göre daha korkunç olduğu için bunlar olduğunda da Allah'a yönelmek gerekecektir. Kıyamet gününün alâmetlerini anlatan hadislerde depremlerin artmasından özellikle bahsedilmesi de bu korkulu anlarda Allah Teâlâ'ya yalvarmanın Önemini ortaya koymaktadır. .

Zeyn İbnü'UMüneyyir yağmur duasıyla ilgili bölümde niçin deprem konusunun ele alındığını şu şekilde açıklamıştır: "Genellikle deprem ve buna benzer afetlerde yağmur yağar. İşte bu yüzden deprem konusu yağmur duasıyla ilgili bölümde ele alınmıştır. Şiddetli yağmur yağdığında nasıl dua edileceğine dair Hz. Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem nakledilen rivayetler yukarıda geçti. Fakat imam Buharı burada deprem sırasında dua edilip edilmeyeceği konusuyla ilgili herhangi bir rivayete yer vermemiştir. Bu da İmam Buhârî'nin deprem ve diğer âfetler sırasında ne söyleneceğine dair kendi şartlarına uygun bir rivayetin sabit olmadığını gösterir.



Deprem ve Buna Benzer Felaketler Sırasında Namaz Kılmak


İbnü'l-Münzir bu tür âfetler sırasında namaz kılınıp kılınamayacağı konusunda görüş ayrılıklarının bulunduğunu belirtmiştir. Ahmed İbn Hanbel, İshâk İbn Râhûye ve başka âlimlere göre böyle bir durumda namaz kılınır. İmam Şafiî ise bu namazın kılınması konusunu Hz. Ali'den nakledilen hadisin sahih olması şartına bağlamıştır; hadis sahihse kılınır, değilse kılınmaz. Abdürrezzâk ve başka âlimlerin naklettiğine göre Abdullah İbn Abbas bu görüştedir. İbn Hİbbân Sa-hîh'inde Ubeyd İbn Umeyr yoluyla Hz. Aişe'den merfû bir rivayet nakletmiştir: "Olağanüstü doğa olayları sebebiyle kılman namaz altı re katlı ve dört secdelidir."

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamet alametleri arasında saydığı zamanın yaklaşması konusunda farklı görüş ve yorumlar bulunmaktadır:

1. Kıyamet gününün yaklaştığına vurgu yapılmıştır.

2. Zamanın bereketinin kalmayacağı, günlerin ve gecelerin çok hızlı bir şekilde akıp gideceği kasde-dilmiştir.

3. O dönemde yaşayan insanların hayırdan uzak ve şer içinde bir hayat konusunda birbirlerine çok yakın / benzer olacakları kasdedilmiştir.

4. Peş-peşe ve birbiren yakın dönemler içinde çeşitli devletlerin ortaya çıkacağı fakat krizler, kargaşalar ve terör olayları (fitne) dolayısıyla hiçbirinin uzun ömürlü olmayacağı kasdedilmiştir.[47]



28. "Allah'ın Verdiği Rızka Yalanlamakla Karşılık Veriyorsunuz [48] Âyeti


Abdullah İbn Abbâs (bu âyetteki kelimesi yerine) demiştir.

1038- Zeyd İbn Hâlid el-Cühenî'den nakledilmiştir: "Gece yağan yağmurun ıslaklığı hala devam ederken Resûlullah saüaiiâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye'de bize bir sabah namazı kıldırmışü. Namazı bitirince cemaate dönüp şöyle buyurdu: "Rab-binizin ne buyurduğunu biliyor musunuz?" Cemaat: 'Allah ve Resulü daha iyi bilir" deyince Hz. Peygamber saüaiiâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rabbiniz şöyle buyuruyor; kullarımdan kimisi bana iman eden bir mümin olarak sabaha çıktığı halde kimisi beni inkar ederek sabaha girdi. Kim 'Bu yağmur bize Allah'ın bir fazh ve rahmeti olarak gönderilmiştir' dediyse bana iman etmiş ve yıldızlan inkar etmiş (küfür) demektir. Kim de 'Şu yıldız yüzünden, öteki yıldız yüzünden yağmur yağdı' demişse beni inkar etmiş (küfür) ve o yıldızlara iman etmiş demektir."


Açıklama


İmam Buhârî, İbn Abbâs'm yukarıdaki sözünü naklederken onun bu âyetteki *5jjj kelimesini pSJİZ diye okuduğunu anlatmak istiyor olabilir. Gerçekten de bu açıklamayı destekleyen rivayet vardır. Saîd İbn Mansûr'un, Hüşeym - Ebû Bişr - Saîd İbn Cübeyr - Abdullah İbn Abbâs senediyle naklettiği bir rivayette İbn Abbâs'ın yukarıdaki âyeti diye okuduğu belirtilmektedir. Bu sened ise sahih bir seneddir.

Cenâb-ı Hakk'ın "Kullarım demesi kullannın hepsini kapsamına alan bir tamlamadır {izâfet-i umûm). Nitekim daha sonra kullarını mümin ve inkarcı olarak ikiye ayırması da, buradaki tamlamanın genellik ifade ettiğini gösterir. Dolayısıyla buradaki tamlama "Senin benim kullarım üzerinde hiçbir etkin ve hâkimiyetin yoktur" âyetinde zikredilen tamlamadan farklıdır. Zira bu ayetteki tamlama söz konusu kulların Allah katında çok değerli olduklarını ifade eden bir tamlamadır (izâfet-i teşrif).

Allah Teâlâ'nm "Bana iman etmiş ve yıldızlan inkar etmiş demektir" şeklindeki sözüyle ilgili olarak şu yorumlar yapılabilir:

1. Buradaki küfür/inkardan maksat şirktir. Nitekim imanın karşıtı olarak bu ifadenin kullanılması da bunu gösterir.

2. Buradaki küfür, nimete karşı nankörlük anlamındadır. Alimlerin çoğu ilk yorumu tercih etmiştir.

Bu hadis imamın/devlet başkanının çok dikkatli bir gözlem ve çalışma olmadıkça anlaşılamayacak konuları bile görüşmek üzere halka arz edebileceğini de göstermektedir.



29. Yağmurun Ne Zaman Yağacağını Allah'tan Başka Hiç Kimse Bilemez


Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem: "Beş şey vardır ki, bunları Allah'tan başka hiç kimse bilemez" diye buyurduğunu nakletmiştir.

1039- Abdullah İbn Ömer, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Gaybm anahtarları beştir ve bunları Allah'tan başka hiç kimse bilemez; Hiç kimse yarın ne olacağını bilemez, hiç kimse anaların rahimlerinde ne olacağını bilemez, hiç kimse ertesi gün ne kazanacağını bilemez, hiç kimse nerede öleceğini bilemez ve hiç kimse yağmurun ne zaman yağacağını bilemez.[49]


Açıklama


İmam Buhârî yağmurun yağmasında yıldızların hiçbir etkisinin olmadığını açıkladıktan sonra bu konuyu ele almıştır. Zaten bu konu için kullandığı başlık yağmurun Allah'ın takdiri ve yaratması ile yağdığını, bu konuda yıldızların hiçbir etkisinin bulunmadığını anlatmaktadır. Yağmurun ne zaman yağacağını Allah'tan başka hiç kimsenin bilememesi de bunun zorunlu bir sonucudur.



16. BÖLÜM GÜNEŞ VE AY TUTULMASI NAMAZLARI


1.Güneş Tutulması Sırasında Namaz Kılmak


1040- Ebû Bekre'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem yanında iken güneş tutulması oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem omuzuna attığı ridasını sürüyerek mescide girdi ve biz de onu takip ederek mescide gittik. Bize orada güneş geri açılana kadar iki rekat namaz kıldırdı ve şöyle buyurdu; "Güneş ve ay hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmaz. Siz bunların tutulduğunu görürseniz tekrar açılana kadar namaz kılın ve dua edin! [50]

1041- Kays, Ebû Mesûd'tan bizzat duyduğunu ifade ederek şöyle demiştir: "Ebû Mesûd, Hz. Peygamberin saiiaüâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu nakletti: "Güneş ve ay asla hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmaz. Bu tutulmalar Allah'ın birer âyetidir. Güneşin ve oyın tutulduğunu görürseniz kalkın ve namaz kılın! [51]

1042- Abdullah İbn Ömer Hz. Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem haber vererek onun şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Güneş ve ay hiç kimsenin ne ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Fakat bu tutulmalar Allah'ın birer âyetidir. Siz güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz namaz kılın!"

1043- Muğîre Ibn Şu'be'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem saiiai-lâhu aleyhi ve sellem zamanında İbrahim'in öldüğü gün güneş tutulmuştu. Bunun üzerine insanlar: 'Güneş İbrahim öldüğü için tutuldu' demeye başladılar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ise onların bu sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Güneş ve ay hiç kimsenin ne ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Siz güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz namaz kılın ue Allah'a dua edin! [52]


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullanmış olduğu bu başlık, güneş tutulması sırasında namaz kılmanın meşru olduğuyla ilgilidir. Zaten bu konu hakkında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Fakat konunun ayrıntılarında ve bu namazın hükmünde görüş ayrılıkları vardır. Alimlerin çoğunluğuna göre güneş tutulması namazı müekked bir sünnettir. Ebû Avâne Sahih'inde bu namazı kılmanın farz olduğunu açıkça ifade etmiştir. Fakat ben ondan başka bunu açıkça söyleyen bir âlim görmedim. Bununla birlikte İmam Mâlİk'in güneş tutulması namazını Cuma namazı İle aynı kategoride değerlendirdiğine dair bir rivayet bulunmaktadır. Zeyn İbnü'l-Müneyyir, Ebû Hanife'nİn bu namazı vacip kabul ettiğini nakletmiştir.

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi sellem ridasını sürüyerek mescide girdiğini göz önüne alan bazı bilginler büyüklük taslama, kibirlenip böbürlenme maksadıyla olmadığı sürece elbisenin yere sürünmesinde bir sakınca olmayacağını söylemişlerdir.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi sellem bu namazı iki rekat olarak kıîdırmıştır. Nesâî'nin naklettiği rivayette şöyle bir ek biigi vardır: "Normalde kıldığınız gibi..." İşte güneş tutulması namazının nafile namaz gibi kılındığını söyleyenler bu ek rivayete dayanmışlardır. Fakat İbn Hibbân ile Beyhakî, Nesâî'nin naklettiği bu ek bilgiyi şu şekilde yorumlamışlardır: "Sizin tutulma sırasında kıldığınız gibi..." Çünkü Ebû Bekre bu rivayeti naklederken Basra'lılara hitap etmektedir ve İbn Abbâs da daha Önce Basra'lılara bu namazı öğreterek: "Her rekatında iki rükû bulunan iki rekatlık bir namazdır" demiştir. İmam Şafiî, İbn Ebû Şeybe ve daha başka âlimlerin de naklettiği bu rivayeti konunun İlerleyen bölümlerinde gelecek olan Abdülvâris - Yûnus senediyle nakledilen rivayetle güneş tutulmasının Rasûluüah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem oğlu İbrahim'in vefat gününde olduğunu te'yid etmektedir. Ayrıca İmam Müslim'in Câbir İbn Abdullah'tan naklettiği bir rivayette şöyle anlatılır: "Her rekatında iki rükû vardır." Tüm bunlar olay farklı lafızlarla nakledilmiş olsa bile asıl konunun aynı olduğunu göstermektedir. Buna göre Ebû Bekre hadisi mutlak olarak nakledilmiş olmaktadır. Halbuki Câbir hadisinde ek bir bilgi ve daha fazla ayrıntı bulunmaktadır. Dolayısıyla Câbir hadisini temel almak daha doğru olacaktır.

Bazı âlimler yukarıdaki rivayette geçen "güneş geri açılana kadar" ifadesine bakarak güneş tutulması namazının güneş açılana kadar uzatılması gerektiği sonucunu çıkarmışlardır. Fakat Tahâvî bu görüşe şöyle cevap vermektedir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş tutulduğu zaman namaz kılınmasını ve dua edilmesini emretmiştir. Bu da namaz kılındığı halde hala güneş açılmamışa dua ile meşgul olunacağını gösterir." İbn Dakîkü'1-îyd de bu görüşü kabul etmiş ve güneş açılana kadar sadece namaz kılmak değil hem namaz hem de dua ile meşgul olmak emredüdiği için namaz sonrasında duaya devam edilebileceğini söylemiştir. Bu bakımdan güneş açılana kadar sadece namaz ile veya sadece dua ile meşgul olunması gerektiği sonucu çıkarılamaz; namaz bittikten sonra güneş açılana kadar duaya devam edilmesi mümkündür. Dolayısıyla tutulma sona erene kadar namazın uzatılması ve tekrarlanması gerekmez. Nesâî'nİn bu konuyla ilgili olarak naklettiği rivayetin farklı anlamlara gelme ihtimaii de vardır. Nu'mân İbn Beşîr'den nakledilen söz konusu rivayet şöyledir: "Resûlullah saiı&ıiâhu aleyhi ve sellem zamanında güneş tutulunca Hz. Peygamber saüaiiâhu aleyhi ve sellem ikişer rekat halinde namaz kılmaya başladı ve güneşin açılıp açılmadığını her seferinde sorup tutulma sona erene kadar namaza devam etti." İşte bu rivayet sağlam bir rivayet olmasına rağmen burada geçen ikişer rekat kelimesinin ikişer rükû anlamına gelme ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Abdürrezzâk'm sahih bir senedle Ebû Kılâbe'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ye sellem her bir rekatı kıldıkça birisini gönderip güneşin açılıp açılmadığına bakmasını sağlamıştır. İşte bu rivayet belirttiğimiz ihtimali de doğrulamaktadır.

İbn Hüzeyme'nin naklettiği rivayette "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" ifadesi, "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş açılınca cemaate hitap ederek şöyle buyurdu" dîye geçmektedir. Bu da tutulma sona erse bile hutbe görevinin düşmeyeceğini gösterir.

Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem güneşin hiç kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmayacağını söylemesi, cahiliyye dönemindeki bir inancın yanlışlığına işaret etmekte ve bu inancı iptal etmektedir. Bu inanç da daha önce İstiskâ konusunu ele alırken de nakledilen ve "Şu yıldız yüzünden bize yağmur yağdırıldı" cümlesiyle ifadesini bulan, yıldızların yeryüzüne etkisinin olduğu inancıdır. Hattâbî o dönemdeki inancı anlatırken şöyle der: "Cahiliyye Arapları güneş tutulmasının yeryüzünde birçok felakete veya ölümlere yol açacağına inanırlardı. İşte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu inancın batıl ve yanlış bir inanç olduğunu onlara bildirerek güneş ve ayın Allah Teâlâ'nm emriyle hareket ettiklerini, O'nun koyduğu düzenin dışına çıkmadıklarını, başka şeyler üzerinde olumsuz bir etkilerinin olmadığını ve kendilerini başka varlıklara karşı koruma güçlerinin de bulunmadığını söylemiştir." Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu tutumu ümmetine karşı ne kadar düşkün ve şefkatli olduğunu, Rabbinden de çok korktuğunu göstermektedir.

Ay ve güneşin Allah'ın âyetlerinden bir âyet oluşu şu anlamlara gelir:

a. Bunlar Allah'ın birliğine ve kudretinin yüceliğine işaret eden birer delildir.

b. Bunlar Allah'ın yüceliğinden ve yarattıkları üzerindeki hükümranlığından kulların korkması gerektiğini gösteren birer delildir. Nitekim âyeti de bu görüşü desteklemektedir. [53]

Resûluüah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "Güneşin ve ayın tutulduğunu görürseniz kalkın ve namaz kılın? şeklindeki emri güneş ve ay tutulması namazları için herhangi bir vakit söz konusu olmadığını gösterir. Çünkü namaz kılmak bu tutulmaların görülmesi şartına bağlanmıştır. Tutulma ise günün herhangi bir vaktinde meydana gelebilir. İmam Şafiî ve ona tabî olanlar bu görüştedir. Fakat Hanefîler kerahet vakitlerinde bu namazların kılınamayacağını söylemişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'den konuyla ilgili olarak nakledilen görüşler içinde en yaygın olarak bilinen görüş de böyledir. Mâlikîler ise nafile namazın kılınmasının serbest olduğu vakitten başlayıp zeval vaktine kadar devam eden süre içinde güneş tutulması namazının kılınabileceğini söylemişlerdir. Tutulma sona erdikten sonra tutulma namazlarının kılınamayacağı konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

Güneş ve ay tutulması namazlarını belli bir vakit ile kayıtlamak doğru değildir. Zira böyle bir durum söz konusu vakitten önce tutulmanın sona ermesi durumunda bu namazların kılınamayacağı anlamına gelir. Bu ise maksada aykırı bir durumdur.

Siyer âlimlerinin çoğu Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem oğlu İbrahim'in hicretin onuncu senesinde vefat ettiğini söylemişlerdir.



2.Güneş Ve Ay Tutulması Sırasında Sadaka Vermek [54]


1044- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "ResûSullah sallallâhu aleyhi ve»ıiem zamanında güneş tutulmuştu. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem o anda insanlara namaz kıldırdı. Kıyamda çok uzun bir süre kaldıktan sonra rükûya gitti ve yine uzunca bekledi. Sonra kıyama kalktı ve ilk rekattaki kadar olmasa da uzun bir süre kıyamda durdu. Ardından rükû'a gitti ve ilk rükû kadar olmasa da uzunca bir süre rükûda bekledi. Sonra secdeye vardı ve uzun bir müddet secdede kaldı. Namazın ikinci rekatını da tıpkı birinci rekat gibi kıldırdı. Namazı bitirdiğinde güneş açılmıştı.

Resûlullah saiyiâhu aleyhi ve sellem namazın ardından Allah'a hamd ve övgüde bulunarak insanlara hitap etti. Hutbe sırasında şunları söylemişti:

"Güneş ve ay Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur, Eğer güneş ve ayın tutulduğunu görürseniz Allah'a dua edin, tekbirler getirin, namaz kılın ve sadaka verin."

Hutbede şunları da söylemişti:

"Ey Muhammed ümmeti, kadın veya erkek Allah'ın bir kulunun zina etmesi karşısında Allah'ın gösterdiği gayret (kıskançlık) sizin duyduğunuz kıskançlıktan daha çoktur. Ey Muhammed ümmeti, eğer benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.[55]



Açıklama


Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamda uzun bir süre beklediğini vurgulayan bu rivayetin farklı varyantlarında bu ifade şöyle geçmektedir:

a. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Kur'ân'dan uzun bir bölüm okudu."

b. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uzun bir sûre okudu."

c. Resûl-İ Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem

rinci rekatta Bakara sûresi kadar uzun bir bölüm okudu."

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem rükûdan sonra ikinci kıyama kalkışıyla

ilgili olarak İbn Şihâb rivayetinde "Sonra (Allah kendisine hamd edenleri işitir) dedi" ifadesi geçmektedir. Bu rivayetin başka bir varyantında İse Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem (Rabbimiz, hamd sana mahsustur) dediği de kayıtlıdır. Bu da birinci rekatta ikinci kıyama doğrulurken söz konusu zikirleri okumanın müstehap olduğunu göstermektedir.

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem İnsanlara hitap etmesi ay ve güneş tutulmaları dolayısıyla hutbe okumanın meşru olduğunu, ayrıca tutulma sona erse bile hutbe okuma görevinin düşmeyeceğini gösterir. Fakat namaza başlamadan önce tutulma sona ermişse namaz ve hutbe düşer.

Resûlullah'm saıiaiiâhu aleyhi ve sellem sözünde geçen kıskançlık aslında eşler arasında olan ve insanın iç dünyasında çalkantılar/değişiklikler meydana getiren bir duygudur. Böyle bir duygunun Allah için düşünülmesi imkansızdır, muhaldir.[56] Çünkü Allah Teâlâ her türlü değişiklikten ve noksandan münezzehtir. Bu yüzden buradaki kullanımın mecazî olduğunu kabul etmek gerekir. Konuyla ilgili olarak ŞU açıklamalar yapılmıştır:

a. Kıskançlığın doğal sonucu kişinin sahip olduğu ve sorumluğu altında bulunan şeyleri koruması, bunlara göz diken kötü niyetli kimseleri uzaklaştırma-sıdir. İşte Allah Teâlâ söz konusu kötü fiili kullarına yasakladığı, bunu yapanları azab ile tehdit ettiği İçin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi sellem kıskançlık sıfatını Ce-nâb-ı Hakk için kullanmıştır.

Tîbî ve başka âlimler Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın zikredilmesini emrettikten sonra niçin bunu söylediğini açıklarken şöyle demişlerdir:

"Allah'ın zikredilmesinin emredilmesi ile bu ifade arasında şöyle bir ilişki söz konusudur: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güneş tutulması dolayısıyla duyulan korkunun ve bir yönüyîe bela olan bu durumun zikir, dua, namaz ve sadaka ile savuşturulmasmı emrettikten sonra belaların gelmesine sebep olan günahlardan da uzak durulmasını emretmiş, bu günahların başında da zinayı saymıştır. Çünkü zina, belaların ve musibetlerin meydana gelmesine sebep olan en büyük günahtır.

b. Zina, günahların en çirkini ve İnsanın İçindeki nefret ve öfkenin uyanmasına ön ayak olan en kötü masiyet olduğu için Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve seüem ümmetini kıskançlık özelliğini yaratan ve insanlara böyle bir duygu lütfeden Allah'a karşı gelmekten sakınmaları için uyarmıştır. Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem uEy Muhammed ümmeti!" diye hitap etmesi de ümmetine olan düşkünlüğünü ve şefkatini gösterir. Burada bir babanın oğlunu uyarırken ona "Yavrucuğum, evladım" diye hitap etmesinde söz konusu olan şefkate benzer bir şefkat vardır. Aslında konuşmanın bağlamına bakıldığında Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi sellem orada bulunan cemaate "Ey ümmetim!" diye hitap etmesinin daha uygun olacağı düşünülebilir. Fakat Resûlullah'ın saibiiâhu aleyhi ve sellem burada "Ey ümmetim!" yerine "Ey Muhammed ümmeti!" diye hitap etmesinde bir incelik söz konusudur: Ey ümmetim ifadesinde muhatapları onore eden ve öven bir anlam söz konusudur. Halbuki burada onları uyarma ve korkutma amacı güdüldüğü için böyle bir hitap uygun olmayacaktır. İşte Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem bu yüzden oradaki cemaate "Ey Muhammed ümmeti!" diye hitap etmiştir. Aynı hitap tarzı "Ey Muhammed'in kızı Fâtıma, ben Allah katında seni koruyabilecek hiçbir şeye malik değilim!" ifadesinde de söz konusudur.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem söylediklerinde asla bir şüphe bulunmadığı halde sözlerine yeminle başlamıştır. Buradaki amacı verdiği haberin muhataplar nezdinde daha etkili olmasını sağlamak ve söylediklerini pekiştirmektir.

Hz. Peygamber'in saıiaiiâhu aleyhi ve sellem "Eğer benim bildiğimi bilseydiniz" ifadesi şu anlama gelir: "Allah'ın kudretinin ne kadar yüce olduğuna ve günahkârlardan muhakkak intikamını aldığına dair bildiklerimi bilseydiniz..."

"Az gülerdiniz" ifadesiyle ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır: Buradaki azlık hiç olmamak anlamındadır. Yani söz konusu ifade gülmeyi bırakırdınız ve duyduğunuz korku ve sizi sarıp kuşatan hüzün dolayısıyla neredeyse hiç gülmezdiniz anlamına gelir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. İnsanlara hitap ederken ruhsatlardan bahsederek onları gevşekliğe ve tembelliğe sevketmektense, azab ile korkutarak uyarmak yerine göre tercih edilir. Zira ruhsatlardan söz edilirse insan yaratılışı ve doğası gereği şehevî ahulara meyleder. İşini tam anlamıyla bilen uzman bir doktor hastalığı tedavi ederken bu hastalıkla savaşacak çareleri ve iİaçiarı tavsiye eder, hastalığın artmasına yol açacak tedbirsiz davranışlar içinde olmaz.

2. Güneş ve ay tutulması namazlarının kendisine has bir kılınış şekli ve yapısı vardır. Bu namazda alışılmışın dışında kıyam ve namazın diğer rükünleri uzatılır.

3. Güneş ve ay tutulması durumunda Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem emrettiği namaz, zikir, dua gibi ibadetlere derhal yönelmek gerekir.

4. Fazla gülmek doğru bir davranış değildir ve bu yüzden yasaklanmıştır. Buna karşılık ağlamak teşvik edilmiş ve övülmüştür.

4. İnsanın birgün öleceği ve fânî olacağı kesindir.

5. Allah Teâlâ'nın âyetlerinden ve kainatın her zerresinde görülen işaretlerinden ibret almak gerekir.

6. Yıldızların yeryüzündeki olaylara herhangi bir etkisi yoktur. Zira dünyaya daha yakın olan ay ve güneşin böyle bir etkisinin olmadığı hadiste ifade edildiğine göre diğer yıldızların etkisinin olmayacağı daha açıktır.

7. Bazı olayların ardından yanlış inanışların ortaya çıkmasından korkulduğu zaman gerekli uyarılar hemen yapılmalıdır.

8. Ashâb-ı kiram, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem bütün yaptıklarını kendilerinden sonraki nesillere aktarabilmek için ellerinden gelen fedakarlığı ve özeni göstermiştir.

9. Güneş ve ay tutulması kıyamet gününde olacakları hatırlatan birer örnek olarak algılanmalıdır.

10. İnsan Allah Teâlâ'ya ibadet ederken korku ile ümit arasında olmalıdır. Nitekim bu tutulmalar tutulma anında korku saldığı halde açılma meydana geldikten sonra bir rahatlık söz konusu olmaktadır.

11. Bu tutulmalar güneşe veya aya ibadet edenlerin inanç ve görüşlerinin ne kadar çirkin olduğunu da ortaya koymaktadır.



3. Ay Ve Güneş Tutulması Namazlarında Namaz İnsanları Bir Araya Toplar, Cemaatle Namaza Hazırolun!" Diye Nida Etmek


1045- Abdullah İbn Amr'dan nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi w sellem döneminde güneş tutulduğu vakit "Namaz insanları bir araya toplar, cemaatle namaza hazır olun!" diye ilan edilmişti."


Açıklama


İmam Buhârî ile İmam Müslim'in Hz. Aîşe'den naklettiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu şekilde ilan etmesi için bir müezzin görevlendirmişti. Ibn Dakîkül-Iyd şöyle demiştir: "Bu hadis söz konusu ifadenin kullanılmasının müstehap olduğunu söyleyenlerin delilidir. Güneş ve ay tutulması namazları için ezan okunmayacağı ve kamet getirilmeyeceği konusunda görüş birliği bulunmaktadır."



4. İmamın Güneş Tutulması Durumunda Hutbe Okuması


Hz. Aişe ve Esma rachyaiiâhu anhümâ şöyle demişlerdir: "Hz. Peygamber aleyhi ve seUem hitap etti."

1046- Müminlerin annesi Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlul-lah sallallâhu aleyhi ve sellem hayatta iken güneş tutulmuştu. Bunun üzerine çıkıp mescide gitti ve ashâb-ı kiram O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem arkasında saf tuttu. Resû-lullah sallallâhu aleyhi ve sellem tekbir getirip namaza başladı ve uzun bir kiraattan sonra tekbir getirip rükûya gitti. Rükûda da uzun bir süre bekledikten sonra (Allah kendisine hamd edenleri işitir) deyip kalktı. Fakat secdeye varmadı. Kıyamda ilk kıraati kadar olmasa da uzun bir süre Kur'ân okudu. Sonra tekbir getirip rükûya vardı. Rükûda yine uzun bir müddet bekledi; fakat bu rükû birinci rükû kadar uzun değildi. Sonra (Allah kendisine hamd edenleri işitir, Rabbimiz hamd sana mahsustur) dedi ve ardından secdeye gitti. Bir sonraki rekatı da tıpkı birinci rekat gibi kıldı. Bu şekilde dört rekatı dört secde ile tamamladı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem namazı bitirmeden önce güneş açılmıştı.

Resûl-İ Ekrem saiiaiıshu aleyhi ve sellem namaz bittikten sonra kalktı ve Cenâb-ı Hakk'i layık olduğu şekilde övdükten sonra şöyle buyurdu: "Ay ve güneş Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı yüzünden tutulurlar. Eğer ay ve güneşin tutulduğunu görürseniz derhal namaz kılmaya koşun!"

Kesîr İbn Abbâs, Abdullah İbn Abbâs'ın güneş tutulmasıyla İlgili olarak naklettiği rivayetin tıpkı Urve'nin Hz. Aişe'den naklettiği rivayet gibi olduğunu söylemiş ve bunu nakletmiştir. Kesîr İbn Abbâs şöyle demiştir: "Ben Urve'ye 'Kardeşin Medine'de güneş tutulduğu zaman kılınan namazın tıpkı sabah namazı gibi iki rekat olduğunu söyledi ve bunun üzerine eklemede bulunmadı' dediğimde şu cevabı verdi; 'Doğrudur ama sünnete uygun davranmamış'!"


Açıklama


Tutulma meydana geldiği zaman hutbe okunup okunmaması konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Şafiî, İshâk İbn Râhûye ve ehl-i hadisin çoğu bu hutbenin müstehap olduğu görüşündedir. İbn Kudâme bu konuyla İlgili olarak Ahmed İbn Hanbel'den kendilerine herhangi bir bilgi ulaşmadığını söylemiştir. Hanefîlerden el-Hidâye adlı kitabın müellifi şöyle demiştir: "Güneş ve ay tutulması sırasında hutbe okumak yoktur. Zira bununla ilgili olarak herhangi bir rivayet gelmemiştir." Ancak onun bu görüşüne bu konu hakkında nakledilen pek çok hadis bulunduğu söylenerek karşı çıkılmıştır. Mâliki mezhebinde yaygın olarak bilinen görüşe göre - İmam Mâlik konu hakkında hadis naklettiği halde - tutulma için hutbe okunmaz. Bazı bilginler bu görüşlerini desteklemek için şöyle bir açıklama yapmışlardır: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem söz konusu namaz sonrasında sırf bu namaza ve tutulmaya has olarak bir hutbe vermek amacında olmamıştır. Onun asıl maksadı söz konusu günde ortaya atılan ve insanlar arasında yaygmlaşabilecek yanlış bir inancı, güneşin birisinin ölümü dolayısıyla tutulduğu inancını bertaraf etmektir." Fakat bu açıklama da kabul edilmemiş, konuyla ilgili rivayetlerde hutbe sözünün açıkça ifade edildiği söylenmiştir. Ayrıca söz konusu rivayetlerde Allah'a hamd ve sena etmek ve insanlara öğütlerde bulunmak gibi hutbeye ait özelliklerin bulunduğu belirtilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse aslolan Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem uygulamalarına tabî olmaktır. Herhangi bir olayın özellik arz ettiğini iddia edenlerin delil getirmeleri gerekir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "derhal namaz kılmaya koşun!" diye emir buyurması hiç ara vermeden ve aksatmadan emredilen eylemin yerine getirilmesi ve korku anlarında Allah'a sığınmak gerektiğini gösterir.

2. Allah Teâlâ'ya istiğfar edip O'ndan af dilemek, işlenen günahların ve isyanların affedilmesine sebep olduğu gibi korkulan felaketlerin başa gelmesini de önleyeceği umulur.

3. Günahlar hem bu dünyada hem de âhirette insanı sıkıntıya sokacak felaketlerin temel sebebidir. Biz Cenâb-ı Hakk'm rahmetini, affını ve mağfiretini dileriz.

Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem tutulma sırasında insanlara kılmalarını emrettiği namaz kendisinin bizzat kılarak gösterdiği ve diğer namazlara göre özellik arz eden tutulma namazıdır. Bu yüzden Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi v.e sellem emrettiği namazın bilinen namaz olduğunu söyleyenler yanılmıştır. Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem tutulma sırasında derhal namaza başlanmasını emretmesi bu namazın sıhhati için cemaatin şart olmadığını gösterir. Çünkü namaza hemen başlamayıp cemaati beklemek ya bu namazın tamamen kaçırılmasına ya da tutulmanın bazı dönemlerinde namaz kılmamaya yol

tfflve'nin "Doğrudur ama sünnete uygun davranmamış!" şeklindeki ifadesi tutulma namazlarının her bir rekatta iki defa rükû1 yapılarak kılınmasının sünnet olduğunu göstermektedir.


5. Güneş Tutulmasını Anlatmak Üzere Kelimeleri Kullanılır Mı?


1047- Urve İbnü'z-Zübeyr, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Resûl-i Ekrem sdiaiiâhu aleyhi ve sdiem güneş tutulduğu (hüsûf) gün kalktı ve tekbir getirip namaza durduktan sonra uzun bir süre Kur'ân okudu. Ardından rükûya gidip rükûda da uzun bir müddet bekledi. Daha sonra başını kaldırıp (Allah kendisine hamd edenleri işitir) dedi ve daha önceki gibi yine kıyama kalktı. Bu kıyamda bir önceki kıraati kadar olmasa da yine uzunca bir süre Kur'ân okudu. Sonra rükûya gitti ve rükûda birinci rekattaki kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından secdeye gitti ve secdede uzun bir müddet bekledi. Bir sonraki on rekatı da tıpkı birinci rekat gibi kıldı. Selâm verdiğinde güneş sallallâhu aleyhi w sellem namazın ardından cemaate hitap ederek güneş ve ay tutulması (küsûf) hakkında şunları söyledi:"Ay ve güneş Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı yüzünden tutulurlar. Eğer ay ve güneşin tutulduğunu görürseniz derhal namaz kılmaya koşun!"


Açıklama


Hz. Peygamber'in saiiaUâhu aleyhi ve sellem tutulma namazında secdede çok uzun beklemesi, tutulma namazında secdeleri uzun tutmanın sünnet olmadığını söyleyenlerin yanıldığını gösterir.


6. HZ. PEYGAMBERİN Sallaliâhu Aleyhi Kellem "ALLAH KULLARINI GÜNEŞ VE AY TULULMALARI İLE KORKUTUR BUYURMASI


Ebû Mûsâ bunu Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem söylediğini nakletmiştir.

1048- Ebû Bekre Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Güneş ve ay Allah'ın birer âyetidir. Bunlar asla bir kimsenin ölümü dolayısıyla tutulmazlar. Anca/c Allah Teâlâ bu tutulmalar ile kullarına korku salar."

Ebû Abdullah şöyle demiştir: "Abdülvâris, Şu'be, Halid İbn Abdullah ve Hammâd İbn Seleme bu rivayette geçen 'Allah Teâlâ bu tutulmalar ile kullarına korku salar' kısmını Yunus'tan nakletmemişlerdir."


Açıklama


Bazı bilginler Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu olaylar ile Allah'ın kullarına korku saldığına dair İfadesini esas alarak gökbilimcilerin yanıldığını söylemişlerdir. Zira gökbilimcilere göre bu tutulmalar Allah'ın koyduğu düzen içinde devam eden ve kendileri için belirlenen vakitten önce veya sonra meydana gelmeyen normal doğa olaylarıdır; bu yönüyle denizlerdeki gel - git olayından hiçbir farkı yoktur. İşte İbnü'l-Arabî gibi bazı bilginler ilende de gelecek olan Ebû Mûsâ hadisinde de belirtildiği gibi Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve seüem bu tutulmayı kıyamet gibi algıladığını ve korku içinde kalktığını belirterek gökbilimcilerin görüşlerine karşı çıkmışlardır. Bu bilginler görüşlerini şu şekilde dile getirmişlerdir: "Eğer söz konusu tutulmalar hesaplanabilir olsaydı böyle bir korkuya gerek kalmazdı ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem köle azat etmek, sadaka vermek ve namaz kılmak gibi ibadetlere vurgu yapmazdı. Zaten hadisten anlaşılan ilk anlam şudur; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ashabının ürpermesini istemiştir. İşte bu tutulmanın saldığı korkuyu gidereceğini umduğu için de söz konusu taatleri emretmiştir."

Buna karşılık İbn Dakîkü'l-îyd'in açıklamaları şöyledir: "Kim bilir belki de gökbilimcilere ve matematikçilere ait görüşün hadiste geçen "Allah Teâlâ bu tutulmalar ile kullarına korku salar" şeklindeki ifadeye ters düştüğünü söyleyen bilginlerin bu görüşleri doğru değildir.[57] Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın kainat için takdir ettiği kanunlar belirli bir hesap ve düzen içinde meydana gelir. Bazı fiilleri ise hesaplanabilecek ve zamanı belirle ne biîecek tarzda değildir. Bununla birlikte Allah'ın kudretinin bütün sebeplerin üzerinde olduğunu bilmek gerekir. O dilerse bazı sebepler ile sonuçlar arasındaki ilişkiyi koparır ve normalda belli bir sonucu doğuran sebepler söz konusu sonucu doğurmaz. İşte Allah'ı bilen âlimlerin Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin çok üstün olduğuna ve kainatta olağandışı kabul edilebilecek bazı hadiseleri yaratabileceğine dair inançları çok güçlüdür. Bu yüzden ay ve güneş tutulmaları gibi ilginç bir takım olaylar meydana geldiğinde onların Allah'tan korkuları da artar. Dolayısıyla Allah aksini dilemedikçe sebepler beili bir kanuna göre aynı sonucu doğururlar. Özetle söylemek gerekirse gökbilimcilerin ve matematikçilerin yaptıkları hesaplamaların doğru olması bu hesapların ilgili olduğu olayların korkutucu olmasına, engel teşkil etmez."



7. Güneş Ve Ay Tutulması Sırasında Kabir Azabından Allah'a Sığınmak


1049- Hz. Aişe'den nakledilmiştir:

"Bir yahudi kadın Hz. Aişe'ye bir şey istemeye/dilenmeye gelince ona: "Allah seni kabir azabından korusun!" demişti. Hz. Aişe, Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnsanlar kabirlerinde azap görecekler mi?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kabir azabından Ailah'a sığındığını söyledi.[58]

1050- Sonra Resûl-i Ekrem saüaiiâhu aleyhi ve sellem bir sabah vakti bineğine binip yola koyulduğmda güneş tutulmuştu. Kuşluk vakti olduğunda da geri döndü. ResûluİIah saMiâhu aleyhi ve sellem döndüğünde eşlerinin odalarının bulunduğu yerden geçti ve sonra namaza durdu. Sahâbîler de kalkıp O'nun saiiaMhu aleyhi ve sellem arkasına durdular. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem uzun bir kıyam yaptı. Daha sonra rükûya gitti ve rükûda da epey uzun bir müddet kaldı. Ardından doğrulup kıyama durdu ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre burada da bekledi. Bu kıyamın ardından yine rükû' etti ve bu rükûda ilk rükû kadar olmasa da uzunca bir süre bekledi. Sonra rükû'dan doğruldu ve secdeye vardı. Sonra yine kıyama kalktı ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından rükûya gitti ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir süre rükûda bekledi. Sonra kıyama kalktı ve yine ilk kıyamdaki kadar olmasa da uzun bir müddet kıyamda durdu. Ardından tekrar rükûya vardı ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir müddet rükûda durdu. Daha sonra doğruldu ve secdeye gitti. Namaz bittikten sonra Allah Teâlâ'nın söylemesini dilediği ne varsa söyledi ve ashâb-ı kirama kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti."


Açıklama


Tutulmalar ile kabir azabından Allah'a sığınma arasındaki ilişkiyle ilgili olarak İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Tutulma sonrasında gün ortasında yaşanan karanlık, kabirdeki karanlığı anımsatır. İnsanın çevresinde olup biten bazı olaylar başka şeylerin hatırlanmasına sebep olur ve hem hatırlanan şeyden hem de hatırlatıcı olaydan korku duyulabilir. Böylece kul çevresinde olanlara bakıp öğüi/ibret alarak kendisini âhiretteki sıkıntılardan koruyacak amellere yönelir."

1051- Abdullah İbn Amr'm şöyle dediği nakledilmiştir:

"Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında güneş tutulduğu zaman "Namaz İnsanları bir araya toplar, cemaatle namaz kılmaya hazır olun" diye ilan edilmişti. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bu namazın bir rekatında iki defa rükû yaptı. Sonra kalktı ve bir rekat daha namaz kılıp aynı şekiîde iki kez rükûya gitti. Sonra oturdu ve bu sırada güneş açıldı."

Hadisin ravilerinden Ebû Seleme şöyle demiştir: "Hz. Aişe, ben bu secdeden daha uzun bir secde kesinlikle yapmadım, dedi."


Açıklama


İmam Buhârî kullandığı bu konu başlığı İle tutulma namazları sırasında (secdelerin uzun olması gerektiğini kabul etmeyenlerin görüşlerine katılmadığını belirtir.

Bu sırada güneş açıldı ifadesi güneşin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem pşehhüdde iken henüz selâm vermeden önce açıldığını göstermektedir.

Ben bu secdeden daha uzun bir secde kesinlikle yapmadım Bu ifade İmam Buhârî ile İmam Müslim'in Ebû Musa'dan naklettikleri rivayette şöyİe geçmektedir: "Bundan daha uzun kıyamı, rükûyu ve secdesi olan bir namaz daha önce hiç kılmadım." Ebû Dâvûd ile Nesâî'nin Semüre'den naklettikleri rivayet de: "Hiçbir namazda bize böylesine uzun secde ettirmemişti" şeklindedir. Bütün bu rivayetler tutulma namazları sırasında secdelerin de, kıyam ve rükû gibi uzun tutulması gerektiğini açıkça göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak Mâliki mezhebine mensup âlimlerden birisinin farklı bir yaklaşımı olmuştur. Onun değerlendirmesi şöyledir: "Hz. Peygamberin sdiaiiâhu aleyhi ve seüem tutulma namazında secdeleri uzun tutmuş olması, bu secdelerin rükû kadar uzun olduğu anlamına gelmez." Fakat bu bilgin İmam Müslim'in Câbir'den naklettiği hadisi göz ardı etmiş olmalıdır. Bu rivayette: "Hz. Peygamber'in saıiaiiâhu aleyhi ve sellem secdesi rükûyu kadar uzun olmuştu" denilmektedir. Ahmed İbn Hanbel ve İshâk İbn Râhûye de secdelerin rükû kadar uzun olacağı görüşündedir. İmam Şafiî'nin görüşlerinden birisi de bu yöndedir. Daha sonra gelen ve hadis konusunda uzman olan Şafiî âlimler ile İbn Süreye ve Nevevî'nin tercih ettiği görüş de budur.



9. Güneş Ve Ay Tutulması Namazlarının Cemaatle Kılınması


îbn Abbâs halka zemzem avlusunda namaz kıldırdı. Ali İbn Abdullah İbn Abbâs tutulma namazı için halkı topladı. İbn Ömer insanlara tutulma namazı kıldırdı.

1052- Abdullah İbn Abbâs'm şöyle dediği nakledilmiştir:

"Resûlullah sallallâhu aleyhi w sellem zamanında güneş tutulmuştu. Bunun üzerine Hz, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem namaza başladı ve kıyamda Bakara sûresi okunacak kadar uzun bir süre bekledi. Sonra rükûya gidip uzun bir müddet rü-kûda bekledi. Ardından doğruldu ve ilk kıyam kadar olmasa da uzun bir süre kıyamda bekledi. Sonra yeniden rükûya gitti ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir süre rükûda durdu. Sonra secde edip kalktı. Bu kıyamda da ilk kıyamdaki kadar olmasa da uzun bir müddet bekledi. Ardından rükûya gitti ve İlk rükû kadar olmasa da uzun bir süre rükûda bekledi. Sonra kalktı ve ilk kıyam kadar olmasa da uzun bir süre kıyamda durdu. Ardından rükûya vardı ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir müddet rükûda bekleyip secdeye gitti. Namazı bitirdiğinde güneş de açılmıştı. Namaz bitince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Ay ve güneş Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı yüzünden tutulurlar. Eğer ay ve güneşin tutulduğunu görürseniz Allah'ı zikredin!"

Ashâb-ı kiram, Hz. Peygamber'e saîiaiiâhu aleyhi ve sellem: "Ey Allah'ın Resulü, namazda durduğunuz yerde sanki bir şeyi ahr gibi uzandığınızı gördük. Fakat sonra geri çekildiniz" diye sorunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:

"Ben cenneti gördüm ve bir üzüm salkımı almaya uzandım. Eğer onu alsaydım dünya durduğu müddetçe onu yiyecektiniz. Sonra cehennemi de gördüm. Ben bu günde gördüğüm manzara kadar korkunç bir tablo daha önce hiç görmemiştim. Ben cehennemliklerin çoğunun kadın olduğunu gördüm."

Sahâbîler bunun sebebini sorunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnkârları (küfr) sebebiyle" buyurdu. Ashâb: "Onlar Allah'ı mı inkâr (küfr) ediyorlar?" diye tekrar sorunca Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem:"Koca/anna karşı nankörlük ediyorlar, yapılan iyiliği inkâr ediyorlar. Sen onlardan birisine dünyaları bağışlasan fakat daha sonra bu kadın senin bir açığını görse hemen şöyle der; Ben senden şimdiye kadar ne hayır gördüm ki!" diye cevap verdi.


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlık "namaz kıldırmakla görevli asıl İmam bulunmasa bile cemaat İçinden birinin imamlığa geçip bu namazı kıldırması gerektiğini" gösterir. Zaten âlimlerin çoğunluğunun görüşü de bu doğrultudadır. Fakat Süfyân-i Sevrî asıl imamın bulunmaması durumunda herkesin tutulma namazını tek başına kılacağı görüşündedir. (Sonra secde edip kalktı) Burada secde iki defa yapılmıştır.

(Ben cenneti gördüm ve bir üzüm salkımı almaya uzandım) Hz. Peygam-ber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözünden ilk bakışta anlaşılan açık anlam onun cenneti dünya gözüyle gördüğüdür. Ancak bu görmenin nasıl olduğu konusunda farklı yorumlar yapılmıştır:

1. Cennetin önündeki perde kaldırılmış ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu olduğu gibi görmüştür. Hatta cennet ile Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem arasındaki mesafe durulduğu, cennet Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve seitem iyice yaklaştınldığı için oradaki meyvelere uzanması bile mümkün olmuştur. Konuyla Ügili olarak nakledilen rivayetin ilk bakışta anlaşılan açık anlamına en uygun yorum budur. Tutulma namazının nasıî kılınacağı ile ilgili olarak Hz. Esmâ'dan nakledilen rivayet de bu yorumu desteklemektedir: "Cennet bana öylesine yaklaştırıldı ki ona doğru gidebilseydim oradaki meyve dallarından devşirip size getirebilirdim,"

2. Bazı bilginlere göre Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem cenneti görmesi temsilî olmuştur. Bu bilginler tıpkı bir aynadaki görüntü gibi Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem da cenneti duvar üzerine aksettirilen bir görüntü şeklinde seyrettiğini ve oradaki hsr şeyi gördüğünü söylemişlerdir. Enes İbn Mâlik'ten nakledilen ve Kitâbü't-Tevhîd'de zikredilecek olan hadis de bu görüşü desteklemektedir: "Ben namaz kılarken cennet ve cehennem biraz önce işte şu duvarda bana arz edildi/gösterildi." Bu rivayet "Bana temsilî olarak gösterildi" ve "Bana tasvîr edildi" diye de nakledilmiştir. Bu tür bir görüntünün oluşabilmesi İçin maddî bir çişimin bulunması zorunludur şeklinde bir İtiraz yöneltilemez. Zira bu tür bir sebep sonuç ilişkisi Allah'ın tabiata yerleştirdiği bir kanun olmakla birlikte, bazen Cenâb-i Hakk kâinatın genel işleyişini sırf Resûlullah'a saibiiâhu aleyhi ve sellem has olmak üzere değiştirebilir. Gerçi bu rivayetler bir öğle namazını anlatmaktadır, fakat bu durum Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem cennet ve cehennemi farklı şekillerde birkaç kez görmüş olduğu gerçeğini değiştirmez.

(Eğer onu alsaydım) Bu İfade başka rivayetlerde onu aldım şeklinde geçmektedir. Ancak Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu salkımı gerçekte almadığı için aldım ifadesi "almaya yeltendim, almaya çalıştım" şeklinde yorumlanmıştır. Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem "aldım" şeklindeki sözü şöyle açıklanmıştır: "Elimi salkımın üzerine koydum. Onu koparabilecek durumdaydım fakat koparmama müsaade edilmedi." Zaten onu alsaydım/koparabilseydim cümlesi de bunu göstermektedir.

"Ben bu günde gördüğüm manzara kadar korkunç bir tablo daha önce hiç görmemiştim" cümlesinde geçen gün kelimesi içerisinde bulunulan anı anlatır.

"Sen onlardan birisine dünyaları bağışlasan" cümlesi şu anlamlara da gelebilir: "Onlara ömrünü versen, kendini feda etsen" veya "sonsuza kadar onlar için çalışsan." Burada kullanılan kalıp tek bir muhataba seslenildiği izlenimi verse de genel bir hitap söz konusudur. Yani bu ifade kalıp itibariyle has olmakla birlikte genel bir anlamdadır.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Korkulan ve endişe duyulan bir olay meydana geldiğinde derhal itaate yönelmek gerekir.

2. Başa gelen belalar ve musibetler Allah'a itaat ve zikirle savuşturulur.

3. Bu rivayet Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bir mucizesini ve ümmetine karşı ne kadar düşkün olduğunu anlatmaktadır. Zira onlara nasihatte ve öğütte bulunmuş, kendilerine fayda sağlayacak şeyleri öğretmiş ve sakınmaları gereken ne varsa hatırlatmıştır.

4. Öğrenci anlamakta güçlük çektiği konuları hocasına sormalıdır.

5. Herhangi bir hükmün gerekçesini öğrenmek üzere soru sormak caizdir.

6. Hoca öğrencisine ihtiyaç duyduğu hususları ve konulan çok açık bir şekilde anlatmalıdır.

7. Nankörlük, yapılan iyiliği inkâr haramdır. Verilen nimete şükretmek de farzdır.

8. Cennet ve cehennem yaratılmıştır ve şu anda mevcuttur.

9. Tevhid ehli günahkârlar, cehennemde azap göreceklerdir.

10. Çok aşırı olmamak kaydıyla namazda iken bazı hareketler yapılabilir.

1053- Esma binti Ebû Bekir şöyle demiştir: "Güneşin tutulduğu gün Resû-Iullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem zevcesi Aişe'nin yanına gitmiştim. O sırada ashâb-ı kiram namaz kılıyordu. Aişe'nin de onlarla birlikte namaz kıldığını görünce şaşırmıştım. Ben, cemaatin niçin bu vakitte namaz kıldığını Aişe'ye sorunca eliyle göğe işaret etti ve sübhânallah (Allah'ı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim) dedi. Ben, olağanüstü bir olay mı var, diye tekrar sorunca evet anlamında başını salladı. Ben de kalkıp namaza durdum. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve kellem o kadar uzun bir süre bekledi ki) neredeyse bayılacaktım. Yanıbaşımda bir urba doiusu su vardı. Kırbayı açıp serinlemek maksadıyla başıma biraz su löktüm. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem namazı bitirdiğinde cemaate dönüp Mlah Teâlâ'ya hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

"Daha önce bana hiç gösterilmeyen ne varsa hepsini işte şu bulunduğum lerde gördüm. Hatta cennet ve cehennemi bile... Bana, sizlerin kabirlerde Vlesih-DeccâS'in fitnesi (imtihan vesilesi) gibi - veya bu fitneye yakın bir mtihanla karşılaşacağınız vahyedildi. Siz kabirdeyken yanınıza gelecekler ve teni kasdederek: "Şu zât hakkında bildiğiniz şeyler nelerdir?" diye soracaklar. Müminler - hadisin ravilerinden Hişâm bunu yakın (kesin inanç) sahipleri mûkin ifadesiyle de nakletmiştir - hemen: "O, Muhammed'dir, Allah'ın Mesulüdür. O bize apaçık delilleri (beyyinât) ve hidayeti getirdi. Biz ona karşı .ıkmadan İcabet ettik ve kendisine iman edip tabi olduk" diyecekler. Bunun tzerine onlara: "Haydi, yaptıklarınızın karşılığım hakkıyla almak üzere huzur cinde uyuyun bakalım! Biz sizin ona iman ettiğinizi zaten biliyorduk " denecek, luna karşılık münafıklar - hadisin ravilerinden Hişâm bunu şüphe eden imseler ifadesiyle de nakletmiştir - kendilerine yöneltilen bu soruya şöyle cevap cereceklerdir: "Ne bilelim biz! Bir takım insanlar bir şeyler söylüyorlardı ve biz le aynısını söyledik işte!"


Açıklama


İmam Buhârî bu konu başlığını kadınların tutulma namazlarını erkelerle bir-kte değil, tek başlarına kılabileceklerini söyleyenlere cevap vermek üzere kulnmıştır. İmam Buhârî'nin karşı çıktığı bu görüş Süfyân-ı Sevrî ile Kûfe'li bazı limlerden nakledilmiştir. İmam Şafiî'nin ise "Çok güzel olan kadınlar dışında erkes bu namazlar için musallaya gider" dediği rivayet edilmiştir. Kurtubî şöyle

emiştir: "İmam Mâiik'in, Cuma namazı ile mükellef olanlar bu namazlarla da ıükelleftir, dediği nakledilmiştir." Ancak İmam Mâlik'ten nakledilen meşhur görüş bunun aksinedir: "Tutulma namazlan söz konusu olduğunda kadınlar açısından musalla da mescit ile aynı kategoride değerlendirilir."



11. Güneş Tutulduğu Zaman Köle Azat Etmek İyi Bir Davranıştır


1054- Esma binti Ebû Bekir'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah hi ve sellem, güneş tutulduğu zaman köle azat edilmesini emretti."



12. Güneş Tutulması Namazının Mescitte Kılınması


1055- Hz. Aişe'den nakledilmiştir:

"Bir Yahudi kadın Hz. Aişe'ye bir şey istemeye/dilenmeye geldiğinde ona: 'Allah seni kabir azabından korusun!" demişti, hfe. Aişe, Resûl-i Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnsanlar kabirlerinde azap görecekler mi?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kabir azabından Allah'a sığındığını söyledi."

1056- Sonra Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bir sabah vakti bineğine bindi ve yola çıktı. Bu sırada güneş tutulmuştu. Kuşluk vakti olduğunda da geri dönmüştü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döndüğünde eşlerinin odalarının bulunduğu yerden geçti ve sonra namaza durdu. Sahâbîler de kalkıp O'nun sallallâhu aleyh, ve sellem arkasına durdular. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamda uzun bir müddet bekledi. Daha sonra rükûya gitti ve rükûda da epey bekledi. Ardından doğrulup kıyama durdu ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Bu kıyamın ardından yine rükû' etti ve bu rükûda ilk rükû kadar olmasa da uzunca bir süre bekledi. Sonra rükû'dan doğruldu ve secdeye varıp secdede uzun bir süre bekledi. Sonra yine kıyama kalktı ve ilk kıyamı kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından rükûya gitti ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir süre rükûda bekledi. Sonra kıyama kalktı ve yine ilk kıyamdaki kadar olmasa da uzun bir müddet kıyamda durdu. Ardından tekrar rükûya vardı ve ilk rükû kadar olmasa da uzun bir müddet rükûda durdu. Daha sonra doğruldu ve secdeye gidip ilk secde kadar olmasa da uzun bir süre bekledi. Ardından doğrulup tekrar secde etti. Namaz bittikten sonra Allah Teâİâ'nın söylemesini dilediği ne varsa söyledi ve ashâb-ı kirama kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti."


Açıklama


Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem bineğine binip yola çıkması oğlu İbrahim'in vefatı dolay ısıyladır. Döndüğünde ise mescide gitmiş ve tutulma namazını açık alanda kılmamıştır. Bu da tutulma namazlarının mescitte kılınmasının sünnet olduğunu göstermektedir. Eğer böyle olmasaydı söz konusu namazların açık alanda kılınması güneşin açılıp açılmadığını görmek için daha uygun olurdu.



13. Güneş Bir Kimsenin Ne Ölümü Ne De Hayatı Dolayısıyla Tutulur


Ebû Bekre, Muğire, Ebû Mûsâ, İbn Abbâs ve İbn Ömer radıyaiiâhu anhüm bunu nakletmiştir.

1057- Ebû Mesûd'tan nakledildiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Ay ve güneş bir kimsenin ne ölümü ne de hayatı yüzünden tutulurlar. Ancak bunlar Allah m birer âyetidir. Eğer ay ve güneşin tutulduğunu görürseniz hemen namaz kılın!"

1058- Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve seikm zamanında güneş tutulmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kalkıp namaza durdu ve ashaba namaz kıldırdı. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamda uzun bir kıraatten sonra rükûya gitti ve rükûda da epey bekledi. Ardından başını kaldırıp doğruldu ve ilk kıraati kadar olmasa da Kur'ân'dan uzun bir bölüm okudu. Bu kıyamın ardından yine rükû' etti ve bu rükûda ilk rükû kadar olmasa da uzunca bir süre bekledi. Sonra başını kaldırıp rükudan doğruldu ve iki defa secde etti. Sonra yine kıyama kalktı ve ikinci rekatı da tıpkı birinci rekat gibi kıldırdı. Namazdan sonra da kalkıp cemaate şöyle seslendi: "Ay ve güneş bir kimsenin ne ölümü ne de hayatı yüzünden tutulurlar. Ancak bunlar Allah'ın kullarına gösterdiği birer ayetidir. Eğer ay ve güneşin tutulduğunu görürseniz derhal namaz kılmaya koşun!"


14.Güneş Tutulduğunda Allah'ı Zikretmek


Bunu Abdullah İbn Abbâs nakletmiştir.

1059- Ebû Musa'dan nakledilmiştir:

Güneş tutulmuştu. Bunu gören Hz. Peygamber aleyhi ve sellem yerinden dehşet içinde kalktı. Bunun kıyamet olacağından korkuya kapılmış gibiydi. Bu dehşet içinde mescide girdi ve daha önce hiç görmediğim şekilde kıyamı, rükûu ve secdesi çok uzun olan bir namaz kıldırdı. Namazın ardından da şöyle buyurdu: "Allah'ın gordermiş olduğu bu âyetler / işaretler asla bir kimsenin ölümü ve hayatı yüzünden meydana gelmez. Fakat Allah Teâlâ bunlar ile kullarına korku salar. Siz bu tür olağandışı olaylar görürseniz hemen Allah'ı zikretmeye, Ona yalvarmaya ve Ondan af dilemeye (istiğfar) başlayın."


Açıklama


(Bunun kıyamet olacağından korkuya kapılmış gibiydi) Rivayette geçen bu ifadeden şu sonuç çıkarılmıştır; "Görülen ve müşahede edilen hal karinelerine bakarak zanna dayalı haber vermekte herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü korkunun ne şekilde yaşandığını gören bir kimse bu korkunun sebebini anlamamış olabilir. Dolayısıyla bu korkunun sebebi olarak zikrettiği hususta yanılmış olması mümkündür."

Ancak bu ifade kıyamet alâmetleri ile birlikte düşünüldüğünde açıklanması gereken bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Zira kıyamet kopmadan önce kıyametin yaklaştığını gösteren bazı olaylar ile güneşin batıdan doğması, dâbbetü'1-arz, deccâl ve dühân (duman) gibi bazı alâmetler ortaya çıkacaktır. Halbuki Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yaşanan bu güneş tutulması olmadan önce bu işaretlerin hiçbiri görülmemişti. İşte bu sorunun cevabı için şu ihtimaller söz konusu olabilir:

a. Bu tutulma Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kıyamet alâmetleriyle ilgili açıklama yapmadan önce meydana gelmiştir.

b. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunun kıyamet kopmadan önce kıyametin yaklaştığını gösteren olaylardan birisi olduğunu düşünerek korkuya kapılmıştır.

c. Korkunun sebebi başka bir şey olduğu halde olayı nakleden ravi Hz. Peygamber'in sdiaiiâhu aleyhi ve sellem korkusunun bu yüzden olduğunu düşünmüş olabilir. Nitekim Resûlullah sallallâhu aleyh, ve sellem rüzgâr estiği zaman da endişeye kapılmıştır. Buradaki korku da bunun benzeri bir korku olabilir. Bizim burada aktardığımız bilgiler İmam Nevevî'nin açıklamalarının özetidir.

"Siz bu tür olağandışı olaylar görürseniz hemen Allah'ı zikretmeye, O'na yalvarmaya ve O'ndan af dilemeye (istiğfar) başlayın" Bu ifade tutulma sırasında ve buna benzer olaylarda Allah'tan af dilemenin mendup olduğunu gösterir. Çünkü istiğfar ve zikir belanın uzaklaştırılmasına, def edilmesine imkan sağlar.



15.Güneş Tutulması Sırasında Dua Etmek


Bunu Ebû Mûsâ ve Hz. Aişe söylemiştir.

1060- Muğîre İbn Şu'be'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında oğlu İbrahim'in öldüğü gün güneş tutulmuştu. Bunun üzerine insanlar: Güneş İbrahim öldüğü için tutuldu, demeye başladılar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların bu sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Güneş ve ay Allah'ın birer âyetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Siz güneşin ue ayın tutulduğunu görürseniz açılıncaya kadar Allah'a dua edin ue namaz kılın!"



16. İmamın Güneş Tutulması Namazı Hutbesinde Jl« Ü (Asıl Konuya Gelince) Demesi


1061- Esma binti Ebû Bekir'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem hu aleyhi w sellem namazı bitirdiğinde güneş iyice açılmıştı. Hz. Peygamber saiyîâhu aleyhi ve sellem daha sonra cemaate dönüp hitap etmeye başladı. Hutbe öncesinde Allah Teâlâ'ya layık olduğu veçhile hamd etti ve ardından, şimdi asıl konuya gelelim, dedi."


17. Ay Tutulması Sırasında Namaz Kılmak


1062- Ebû Bekre'nİn şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında güneş tutuldu ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem İki rekat namaz kıldı."

1063- Ebû Bekre'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi w sellem hayatta İken güneş tutulması oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem omuzuna attığı ridasını sürüyerek yanımızdan ayrıldı ve mescide girdi. Orada bulunanlar da onu takip ederek mescide gittiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki rekat namaz kıldırdı ve bir süre sonra güneş açıldı. Namaz sonrasında şöyle buyurdu:

"Güneş ue ay Allah'ın birer âyetidir. Bunlar hiçkimsenin ölümü dolayısıyla tutulmaz. Siz bunların tutulduğunu görürseniz tekrar açılana kadar namaz kılın ve dua edin!"

Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem, İbrahim adındaki oğlu vefat edince insanlar güneş tutulmasının bu yüzden meydana geldiğini söylemişlerdi. İşte Re-sûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu sözleri duyunca namaz sonunda böyle söylemişti."



18. Güneş Tutulması Namazının İlk Rekatı Daha Uzun Olur


1064- Hz. Aişe Hz. Peygamber'in sdiaiiâhu aleyhi ve sellem kendilerine güneş tutulması dolayısıyla dört rekat namaz kıldırdığını ve bu namazda her bir rekatın bir sonraki rekata göre daha uzun olduğunu nakietmiştir.



19. Güneş Ve Ay Tutulması Namazlarında Kıraatin Açıktan Olması


1065- Hz. Aişe'den nakledilmiştir:

"Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güneş tutulması dolayısıyla kıldırdığı namazda Kur'ân'ı açıktan okumuştu. Kıraat bitince tekbir getirip rükûya vardı. Rükûdan kalkarken (Allah Teâlâ kendisine hamd edenleri işitir; Rabbimiz, hamd sana mahsustur) dedi. Sonra yine kıraate başlayarak dört rükû ve dört secde ile iki rekathk namazı tamamladı.

1066- Hz. Aişe'den nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında güneş tutulmuştu. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir müezzin görevlendirerek "Namaz, insanları bir araya getirir, cemaatle namaz kılmaya hazır olun!" diye bağırmasını emretti. Daha sonra öne geçti ve ikişer rekat halinde toplam dört rekat namaz kıldırdı."


Açıklama


İmam Buhârî bu başlık ile tutulma namazında - gün ortasında olsa bile -kıraatin açıktan olacağını göstermiştir. Zaten İbn Hüzeyme gibi âlimlerin Hz. Ali'den hem merfû hem de mevkuf olarak naklettiklerine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tutulma namazlarında Kur'ân'ı açıktan okumuştur. Hane-filer'den Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed, Ahmed İbn Hanbel, İshâk İbn Râhûye, İbnü'l-Münzir ve İbn Hüzeyme, Şafiî muhaddisler ve Mâlikîlerden İbnü'I-Arabî de bu görüştedir. Taberî'ye göre kişi açıktan okumakla içinden okumak arasında serbesttir, bunlardan dilediğini yapar. Diğer imamlar ise kıraatin güneş tutulması namazında içinden, ay tutulması namazında ise açıktan okunacağı .görüşündedir. İmam Şafiî bu görüşün delili olarak Abdullah İbn Abbâs'tan nakledilen "Bakara sûresi kadar bir bölüm okudu" ifadesini göstermiş ve eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem açıktan okusaydi okunan bölüm kesin olarak bilinirdi ve şu kadarlık bir bölüm okudu gibi bir ifadeye yer verilmezdi

İonü'I-Arabî ise görüşlerini şu şekilde açıklamıştır: "Tutulma namazlarında kıraatin açıktan olması bana göre daha doğrudur. Çünkü bu namaz da cemaatle kılınmakta, namaz için çağrı yapılmakta ve namazın ardından hutbe okunmaktadır. İşte söz konusu namaz bu yönüyle bayram ve yağmur duası namazlarına benzemektedir. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir."



17. BÖLÜM KURÂN-I KERÎMDEKİ SECDE ÂYETLERİ


1.Kurân-I Kerîmdeki Secde Âyetleri Hakkında Nakledilen Rivayetler Ve Bu Secdelerin Sünneti


1067- Abdullah İbn Mesûd'tan nakledilmiştir: "Hz. Peygamber satiaiiâhu aleyhi ve sdiem Necm suresini Mekke'de iken okuyup secde edince orada bulunanlar da onunla birlikte secde etti. Fakat sadece yaşlı bir adam secdeye varmadı. Bu adam yerden bir avuç çakıl veya toprak alıp alnına kadar kaldırdı ve: Böyle yapmak bana yeter dedi. Ben o adamı daha sonra gördüm; o inkarcı bir kâfir olarak öldürüldü.[59]



2. Secde Süresindeki Secde


1068- Ebû Hüreyre'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber aleyhi ve sellem Cuma günleri sabah namazlarında Secde ve Dehr sûrelerini okurdu."


Açıklama


İbn Battal şöyle demiştir: "Alimler Secde sûresinde secde edileceği konusunda görüş birliği içindedir; ancak namazda Secde sûresi okunduğu zaman secde edilip edilmeyeceği konusu tartışmalıdır." Bu konu Kitâbü'l-Cuma'da ayrıntılı olarak İşlenmiştir.[60]



3.Sâd Süresindeki Secde


1069- İbn Abbâs'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Sâd sûresi mutlaka yapılması gereken secdelerden (azâimü's-sücûd) birini içermez. Ancak ben Hz. Pey-gamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem bu sûreyi okuduğunda secde ettiğini gördüm."



Açıklama


İbn Abbâs'tan nakledilen bu rivayet, Sâd sûresinin başından sonuna kadar mutlaka yapılması gereken bir secde âyeti İçermediğini ifade etmektedir.

İbnü'i-Münzir gibi bazı âlimler hasen bir senedle Hz. Ali'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir; "Kur'ân'da mutlaka yapılması gereken secde âyetleri şu sûrelerde bulunmaktadır: Hâ-mîm (Fussİlet), Necm, Alak ve Secde." İbn Abbâs'ın da, bu son üç sûredeki secdelerin mutlaka yapılması gereken secdelerden olduğunu, söylediği nakledilmiştir. İbn Ebû Şeybe'nin naklettiğine göre A'raf, Sübhân (İsrâ) ve Secde sûrelerinin mutlaka yapılması gereken secdeler İçerdiği söylenmiştir.

(Ancak ben Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem bu sûreyi okuduğunda_sec-de ettiğini gördüm) İmam Buhârî Sâd sûresinin tefsirini işlediği yerde Mücâhid yoluyla nakledilen bir rivayete değinir: Mücâhid şöyle demiştir: "İbn Abbâs'a Sâd sûresinde nerede secde ettin, diye sordum." Bu rivayet İbn Huzeyme tarafından "İbn Abbâs'a Sâd sûresi secdesini nereden aldın, diye sordum" diye nakledilmiştir. Ancak gerek İmam Buhârînin gerekse İbn Huzeyme'nİn naklettikleri rivayette İbn Abbâs'ın cevabı aynı olmuştur. Bu cevapta İbn Abbâs şu âyetleri okumuştur: 'Ve onun soyundan Davudu ve Süleyman doğru yola iletmiştik,., işte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onlann yo-km (hidayetine) uy! [61] Bu rivayet İbn Abbâs'ın bu âyetlere dayanarak Sâd sûresinde secde edilmesi gerektiği hükmünü çıkardığını göstermektedir. Fakat İmam Buhârînin burada naklettiği 1069. hadis, onun söz konusu hükmü Hz. Peygam-ber'den sallallâhu aleyhi ve sellem aldığına İşaret etmektedir. Ancak bu durum söz konusu iki rivayet arasında çelişki bulunduğu anlamına gelmez. Çünkü o, bu hükmü her iki yolla da elde etmiş olabilir.

Ayrıca yine Mücâhid yoluyla gelen ve Kitâbü'l-Enbiyâ'da nakledilen rivayette ibn Abbâs şöyle demiştir: "Sizin peygamberiniz kendisine tabî olmanız emredilen bir peygamberdir." İşte İbn Abbâs, Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem Sâd sûresinde secde etmesini başka bir âyetle delillendirmiş ve secde hükmünü bu âyste bağlamıştır. Bunun sebebi ise söz konusu sûredeki secde âyetinde "secde lafzı yerine rükû lafzının kullanılmış olmasıdır." İşte bu yüzden bu sûrede secde edilmesi hükmü tevkifidir. Zira bu secde hükmü tevkîfî olmasaydı, secde edilmesinin gerekliliği Sâd sûresinden çıkarılamazdı.

Nesâî'nin Saîd İbn Cübeyr yoluyla îbn Abbâs'tan merfû olarak naklettiği bir rivayet şöyledir: "Dâvûd aieyhisseiâm bu secdeyi tevbe olsun diye yapmıştı. Biz ise bir şükür ifadesi olarak secde ediyoruz." İşte İmam Şafiî bu rivayette geçen şükür ifadesi olarak cümlesinin, namazda bu sûre okunduğu takdirde secde edilmeyeceğine delil olduğunu söylemiştir. Çünkü namaz İçerisinde şükür secdesi yapmak, namaza şükür secdesi katmak doğru değildir.

Ebû Dâvûd, İbn Huzeyme ve Hâkİm'in Ebû Saîd'den naklettiğine göre "Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem bir defasında minberde iken Sâd sûresini okumuş ve secde âyetine gelince minberden inip secde etmişti. Orada bulunan cemaat de Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem uyarak secdeye varmıştı. Başka bir gün Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yine Sâd sûresini okumuş ve cemaat secde etmek üzere toparlanınca: "Bu secde bir peygamberin tevbesidir. Ancak ben sizin secde etmek üzere toparlanıp hazırlandığınızı görüyorum" diyerek minberden inmiş ve secde etmişti. Tabii cemaat de O'nunia birlikte secdeye varmıştı." İşte bu rivayetin bağlamına ve öncesine baktığımızda Sâd sûresi secdesinin, diğer secdeler kadar güçlü olmadığı sonucu çıkar. Bazı hanefi alimleri İse "Rükû ederek yere kapanıp Rabbine döndü"64 ayetindeki rükû kelimesine secde anlamı vermişler ve bu yoruma dayanarak namaz içerisinde secde ayeti okunması durumunda rükûnun secde yerine geçeceği sonucunu çıkarmışlardır. Dolayısıyla namaz kılan bir kimse secde ayeti okursa, rükû secde yerine geçeceği için isterse rükû etmekle yetinir, isterse secde eder. Bu Hanefi bilginler Sad süresindeki secde ayeti hakkında yaptıkları yoruma dayanarak verdikleri bu hükmü namaz İçerisinde okunan diğer secde ayetlerine de uyarlamışlardır. Onlara göre namaz içerisinde secde ayeti okunduğu zaman ayrıca secde etmeye gerek yoktur; namaz içerisindeki rükû secde yerine geçer. İbn Mesûd'un görüşü de bu şekildedir.



4.Necm Süresindeki Secde


İbn Abbâs bunu Resûluilah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem nakletmiştir.

1070- Abdullah İbn Mesûd'tan nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem saüaıiâhu aleyhi ve sellem Necm sûresini okudu ve bu nedenle secde etti. O secde edince orada bulunan herkes secdeye vardı. Fakat sadece bir kişi yerden bir avuç çakıl veya toprak alıp yüzüne doğru kaldırarak: 'Böyle yapmak bana yeter!' dedi. Ben o adamı daha sonra gördüm; O, kâfir olarak öldürüldü."


5.Müslümanların Aslında Bizatihi Pis (Neces) Olan Ve Abdestleri Asla Olmayan Müşriklerle Birlikte Secde Etmesi


Abdullah İbn Ömer abdestli olarak secde ederdi.[62]

1071- İbn Abbâs'tan nakledilmiştir:

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Necm sûresini okuduktan sonra secde etti. Onunla birlikte müslümanlar, müşrikler, cinler ve insanlar da secde etti."



6. Secde Âyeti Okuyup Secde Etmemek


1072- İbn Kusayt, Atâ İbn Yesâr'ın kendisine şu bilgiyi naklettiğini söylemiştir: "Ben, Zeyd İbn Sâbİt'e (Necm süresindeki secdeyi) sordum; bana kendisinin Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem secde âyetini okuduğunu fakat Resû-lullah'm saiiaiıshu aleyhi ve sellem secde etmediğini söyledi."

1073- Zeyd İbn Sabit şöyle demiştir: "Resûlulîah'a sallallâhu aleyhi ve sellem Necm sûresini okudum fakat secde etmedi'."



7. İnşikâk Süresindeki Secde


1074- Ebû Seleme'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Ebû Hüreyre'nin İnşikâk sûres'ni okuyup secde ettiğini gördüm. Kendisine, şaşkınlıkla niçin secde ettiğini sorunca bana şu cevabı verdi: "Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem secde ettiğini görmeseydim ben de secde etmezdim."



8. Secde Âyetini Okuyan Secde Ettiğinde, Onu Dinleyenin De Secde Etmesi


İbn Mesûd, o sıralarda daha küçük olan Temîm İbn Ha2İem'e Kur'ân okumasını emretti. Temîm de bir secde âyeti okuyunca İbn Mesûd ona: "Haydi secde et, bu secdede sen bizim imamımızsın" dedi.

1075- İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bize içinde secde âyeti bulunan bir sûre okuduktan sonra secde ederdi ve biz de bunun üzerine secdeye varırdık. Hatta kalabalık dolayısıyla alnımızı koyacak yer bulamazdık."


Açıklama


îbn Battal şöyle demiştir: "Âlimler, bir kimse secde âyeti okuyup secde ettiği zaman dinleyenin de secde etmekle yükümlü olduğu konusunda icmâ etmişlerdir." İbn Battal bu görüşbirliğini mutlak olarak nakletmiştir. Ancak daha sonraki bölümlerde farklı görüşler de zikredilecektir. Bu görüşlerden birisi de, bir kimsenin okunanı dinleme amacında olması durumunda, secde etmekle yükümlü olduğudur.

İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı, okuyan kişi secde etmediği takdirde dinleyenin de secde etmeyeceğini gösterir.



9. İmam Secde Âyeti Okuduğunda Cemaatin İzdiham Olacak Şekilde Secde Etmesi


1076- İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber saiiaiıahu aleyhi ve sdiem biz kendisinin yanında iken secde âyeti okuduktan sonra secde ederdi ve biz de bunun üzerine secdeye varırdık. Hatta kalabalık dolayısıyla alnımızı koyacak yer bulamazdık."



10. Allah Teâlânın Secdeyi Vacip / Farz Kılmadığını Söyleyenler


Imrân Ibn Husayn'a: "Secde âyetini duyup da secde etmeyen kimse hakkında ne dersiniz?" diye sorulduğunda: "Sen onun secde etmesi gerektiğini mi düsunuyorsun?" diye cevap verdi. Galiba secdenin o kişiye vacip olmadığını anlatmaya çalışıyordu.

Selmân-ı Fârisî: "Biz bunun için gelmedik" demiştir. [63]

Hz. Osman: "Secde etmek, secde âyetini dinleyenin boynunun borcudur" demiştir.

Zührî şöyle demiştir: "Ancak abdestli, temiz ise secde edebilir. Secde âyeti okuduğunda yolcu değilsen secde etmek için kıbleye yönel. Eğer binek üzerinde isen, yüzünün ne tarafa dönük olduğu Önemli değildir."

Sâib İbn Yezîd, kıssacılar secde âyeti okuduğu zaman secde etmezdi.

1077- Rebîa İbn Abdullah İbnü'l-Hüdeyr et-Teymî - Bu zat hakkında Ebû Bekir, o insanların en hayırlılarından biridir, demiştir - Hz. Ömer ile birlikte bulunduğu anlardan birini şöyle anlatmıştır: "Hz. Ömer bir Cuma günü minberde iken Nahl sûresini okuyordu. Secde âyetine gelince indi ve secde etti. Bunun üzerine orada bulunan cemaat de secde etti. Diğer Cuma geldiğinde yine Nahl sûresini okudu ve secde âyetine gelince cemaate: 'Ey insanlar, biz secde âyetlerini zaman zaman okuruz. Kim bu durumda secde ederse şüphesiz doğru davranmış olur. Fakat secde etmeyenler için de bir günah yoktur1 diye seslendi ve secde de etmedi."

Nâfi'in İbn Ömer'den naklettiğine göre Hz. Ömer ayrıca şöyle demiştir: "Allah Teâlâ bize secde etmeyi farz kılmadı. Ancak dilediğimizde secde ederiz."


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı konu başlığı, bu başlıkta ifade edilen görüş için şu ihtimalleri akla getirmektedir:

1. Allah Teâlâ'nın secdeyi farz kılmadığını söyleyip, "secde edin" emrinin nedb ifade ettiğini ve dolayısıyla bu secdenin mendup olduğunu savunanlar.

2. Secde edin" emriyle kasdedilenin namaz secdeleri olduğunu söyleyenler.

3. Farz namazlardakî secdelerin farz, tilâvet secdelerinin ise mendup olduğunu söyleyenler.

Tilâvet secdelerinin farz olmadığını gösteren delillerden bîri de Tahâvî'nin de işaret ettiği gibi secde âyetlerindeki ifadelerin bizzat kendisidir. Zira bu ifadelerde bazen emir kipi kullanıldığı halde, bazen haber verme söz konusudur. Ayrıca bu âyetlerden bir kısmında emir kipi kullanıldığı halde, bunlarda secde edilip edilmeyeceği tartışmalıdır; Hac süresindeki ikinci secde âyeti, Necm ve Alak sûrelerindeki secde âyetleri emir kipi içermesine rağmen bu âyetler okunduğunda secde edilip edilmeyeceği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Şayet tilâvet secdesi farz olsaydı, emir kipi kullanılan âyetlerde görüş birliğinin sağlanması daha uygun olurdu. Halbuki emir kipi kullanılmayan ve haber verme niteliğinde olan bazı secde âyetlerinde görüş birliği bulunmaktadır.

(Sâib İbn Yezîd, kıssacılar secde âyeti okuduğu zaman secde etmezdi) Kıs-sacılar halka çeşitli menkıbeler, hikayeler anlatan ve bir takım öğütlerde bulunan kimselerdir. Bu rivayet ile başlık arasındaki ilişki açıktır. Çünkü tilâvet secdesinin farz olduğunu zannedenler, secde âyetini okuyan ile dinleyen arasında herhangi bir ayırım yapmamışlardır. Hanefîler'den el-Hidâye adlı eserin müellifi el-Merğinânî şöyle demiştir: "Hac süresindeki ikinci secde âyeti dışında, secde edilmesi gereken yerlerde hem okuyanın hem de duyanın secde etmesi vaciptir. Duyan kişinin özellikle Kur'ân dinleme amacında olup olmaması arasında bu bakımdan herhangi bir fark yoktur." Bazı âlimler ise konuyla ilgili olarak nakledilen rivayetlere dayanarak, duyan ile dinleyenin birbirinden farklı hükümlere tabî olduğunu söylemişlerdir. Nitekim İmam Şafiî konu hakkındaki görüşlerini şöyle ifade etmiştir: "Ben dinleyen kişinin secde etmesi gerektiğini kesin olarak söylüyorum. Fakat orada olduğu halde dinlemeyen, ancak ister istemez âyeti işiten kimse hakkında aynı kesinlikten söz edemem." Tilâvet secdesinin vacib olmadığını gösteren en güçlü delil Hz. Ömer'den nakledilen bu rivayettir.[64]

Hz. Ömer'in (Fakat secde etmeyenler için de bir günah yoktur) şeklindeki ifadesi tilavet secdesinin farz olmadığını açık bir şekilde göstermektedir.

Hz. Ömer'in secde âyeti okuduğu halde secde etmemesi herhangi bir zo-runluluk/zarûret olmasa bile secdenin terk edilebileceğini pekiştiren bir tutumdur.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Hatip, hutbe sırasında Kur'ân okuyabilir.

2. Hatip, secde âyeti okuduğunda minberde secde etmesi mümkün değilse yere inip secde edebilir.

3. İmamın minberden inerek secde etmesi onun hutbesini kesintiye uğratmaz. Zira Hz. Ömer ashabın da bulunduğu bir cemaat içinde bu şekilde hareket ettiği halde itiraz eden hiç kimse olmamıştır.

İmam Mâlik'e göre hatip, secde âyeti okumuşsa hutbesine devam eder ve secdeye gitmez.



11.Namazda İken Secde Ayeti Okuyup Bu Nedenle Secde Etmek


1078- Ebû Râfi'in şöyle dediği nakledilmiştir:

Ebû Hüreyre ile birlikte yatsı namazı kılmıştım; İnşİkâk sûresini okumuş ve secde etmişti. Ben kendisine şaşkınlık İçinde: "Bu secde de neyin nesi?!" diye sorunca şu cevabı verdi: "Ben bu âyet dolayısıyla Ebü'l-Kâsım'm sallallâhu aleyhi ve sellem arkasında da secde ettim. O'na kavuşacağım güne kadar da secde etmeye devam edeceğim."


Açıklama


İmam Buhârî kullandığı bu konu başlığı İle farz namazlarda secde âyeti okumanın mekruh olduğunu söyleyen kimselere cevap vermiştir. Söz konusu görüş İmam Mâlik ile bazi Hanefîlerden nakledilmiştir. İmam Mâlik'in kıraatin açıktan değil gizli olduğu namazlarda bunu mekruh gördüğüne dair rivayet de nakledilmiştir.



12. Kalabalık Dolayısıyla Secde Edecek Yer Bulamamak


1079- İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber saNiâhu aleyhi ve sellem içinde secde âyeti bulunan bir sûre okuduktan sonra secde ederdi ve biz de bunun üzerine secdeye varırdık. Hatta kalabalık dolayısıyla alnımızı koyacak yer bulamazdık."


Açıklama


imam Buhârî kullandığı bu başlık İle secde edecek yer bulamayan kimsenin ne şekilde hareket edeceğini açıklamak İstemiştir. Hz. Ömer bu durumda önde bulunan kişinin sırtına secde edileceği görüşündedir. Kûfe'li âlimler, Ahmed İbn Hanbel ve İshâk İbn Râhûye de bu görüştedir. Atâ ve Zührî ise cemaatin çok kalabalık olması durumunda, arkada bulunanların Öndekilerin secde edip kalkmalarını beklemeleri gerektiği görüşündedir. İmam Mâlik'in ve âlimlerin çoğunluğunun görüşü de bu yöndedir. Aslında farz olan secdelerde ne şekilde hareket edilmesi gerekiyorsa, tilâvet secdelerinde de aynı uygulamanın geçerli olması gerekir. Zaten İmam Buhârî'nin İfadelerinden anlaşıldığı kadarıyla, ona göre, cemaat kalabahksa kişi öndekilerin sırtına bile olsa imkânı ölçüsünde secde etmeye çalışır.



18. BÖLÜM NAMAZIN KISALTILARAK KILINMASI


1. Namazın Kısaltılarak Kılınmasıyla İlgili Rivayetler Yolcu Konakladığı Yerde Kaç Gün Boyunca Namazları Kısaltarak Kılar


1080- îbn Abbâs'm şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem bir yerde (gecesiyle birlikte) on dokuz gün kaldı ve bu müddet içinde namazları kısaltarak kıldı. Biz (gecesiyle birlikte) on dokuz günlük yolculuk yaptığımızda namazları kısaltarak kılardık. Fakat daha uzun süreli yolculuklarda tam kılardık.[65]

1081- Enes'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine'den Mekke'ye gitmek üzere yola çıkmıştık. Biz Medine'ye dönene kadar Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve senem namazları ikişer rekat halinde kılmıştı." Hadisin râvîlerinden Yahya İbn Ebû İshâk, Enes'e: "Mekke'de hiç kaldınız mı?" diye sorunca Enes Ibn Mâlik şu cevabı vermiştir: "Orada on gün kaldık.[66]


Açıklama


Namazın kısaltılarak kılınması; dört rekat olan namazların iki rekat halinde kılınması demektir. İbnü'l-Münzir başta olmak üzere, pek çok âlim sabah ve akşam namazlarında kısaltma olmayacağı konusunda icmâ bulunduğunu naklet-mişlerdir.

İmam Nevevî şöyle demiştir: "Alimlerin çoğunluğuna göre haram amaçlı olmayan mubah yolculuklarda namazlar kısaltılarak kılınır."

Bazı âlimler namazın kısaltılarak kılınabilmesi için yolculuk sırasında güvenliğin bulunmamasını, bazıları bu yolculuğun hac, umre veya cîhad için olması gerektiğini, kimisi de itaat amaçlı bir yolculuk olmasını şart koşmuşlardır. Ebû Hanîfe ile Süfyân-ı Sevrî ise yolculuğun haram / isyan amaçlı oluşu ile İtaat amaçlı oluşu arasında herhangi bir fark bulunmadığını söylemişlerdir; onlara göre her yolculukta namazlar kısaltılarak kılınır.

[Biz (gecesiyle birlikte) on dokuz günlük yolculuk yaptığımızda namazları kısaltarak kılardık. Fakat daha uzun süreli yolculuklarda tam kılardık.] Bu ifadeden ilk bakışta anlaşılan anlam yolculuk on dokuz günden daha fazla olduğunda namazların tam olarak kılınması gerektiğidir. Fakat aslında kasdedüen, bu değildir. Nitekim Ebû Ya'lâ'nın Şeybân - Ebû Avâne senediyle naklettiği rivayet, asıl maksadı tam olarak anlatmaktadır: "Biz bir yolculuğa çıkıp bir yerde on dokuz gün kaldığımızda/konakladığımızda..." Zaten imam Buhârî'nin naklettiği bu rivayetin başındaki "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir yerde (gecesiyle birlikte) on dokuz gün kaldı" ifadesi de bu açıklamayı desteklemektedir. Tirmizî'nin başka bir yolla Asım'dan naklettiği rivayet ise şöyledir: "Biz bundan (on dokuz günden) daha fazla bir süre konakladığımızda namazları dört rekat olarak kılardık."

Enes İbn Mâlik'ten nakledilen rivayette geçen "Orada on gün kaldık" ifadesi Ibn Abbâs hadisiyle çelişmez. Çünkü İbn Abbâs hadisi Mekke'nin fethedildiği dönemle ilgili olduğu halde, Enes hadisi veda haccı için yapılan yolculuğu anlatır. İleride gelecek olan ve yine İbn Abbâs'tan nakledilen bir rivayette şöyle denilmektedir; "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı ayındördüncü gününün sabahında geldiler." Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'den on dördüncü günün sabahında yola çıktığı kesindir. Buna göre Mekke ve civarında konaklanan süre Enes İbn Mâlik'in de dediği gibi geceleriyle birlikte on gündür. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'de konakladığı günlerin sayısı toplam on dört gün o!ur. Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'den sekizinci gün yola çıkmış ve öğle namazını Mina'da kılmıştır. Zaten bu yüzden İmam Şafiî şöyle demiştir: "Bir yolcu herhangi bir yerleşim biriminde dört gün konaklarsa namazı kısaltarak kılar." Ahmed İbn Hanbel ise namazın kısaltılarak kılma-bilmesine imkan veren konaklama süresinin yirmi bir vakit namaz olduğunu söylemiştir. Bu görüşün delili, söz konusu İbn Abbâs hadisidir ve bu hadisten söz konusu hüküm şu yolla çıkarılmıştır: "Herhangi bir yerde konaklama durumunda (ikâmet), aslolan namazların tam olarak kılınmasıdır. Fakat Resûlullah'm saiiajiâhu aleyhi ve sellem yolculuk sırasında herhangi bir yerde bu süreden daha fazla konakladığına dair bir rivayet bulunmadığı İçin namazların kısaltılarak kılınabilmesi için bu süre belirlenmiştir." Bu konuyla İlgili olarak âlimlerin birbirinden farklı görüşleri bulunmaktadır. Bu görüş ayrılıklarına İleride değinilecektir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Yolculuk sırasında herhangi bir yerde konaklamaya da İkâmet adı verilir.

2. Bir yerleşim merkezi için kullanılan isim, civarındaki bölgeleri de kapsamına alabilir. Arafat ve Mina, Mekke sınırları İçinde olmadığı halde bu rivayette Mekke İsminin söz konusu bölgeleri de kapsamına alacak şekilde kullanılması bunu gösterir.


2. Mina'da Namaz


1082- Abdullah İbn Mesûd'tan nakledilmiştir: "Ben Mina'daki namazları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ebû Bekir ve Ömer radıyaiiâhu anhümâ ile birlikte ikişer rekat halinde kıldım. Hz. Osman radıyaiiâhu anh döneminin başlarında da onunla birlikte Mina'daki namazları böyle kıldım. Fakat Hz. Osman mdıyaiiâhu an daha sonra tam olarak kılmaya başladı.[67]

1083- Harise İbn Vehb'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güven ortamının en zirvede olduğu dönemde bizlere Mina'da namazları iki rekat olarak kıldırdı.[68]

1084- Abdurrahman İbn Yezîd'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Osman bize Mina'da dört rekat namaz kıldırdı. Bu durum Abdullah İbn Mesûd'a arz-edildi ve şikayetler iletildi. Bunun üzerine İbn Mesûd diyerek şaşkınlığını ve üzüntüsünü belirtti. Ardından da şöyle dedi: "Ben Hz. Peygamber saiiaitâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Mîna'da iki rekat namaz kıldım, ardından Hz. Ebû Bekir ve Ömer radıyaıiâhu anhümâ ile de Mina'da namazı iki rekat kıldım. Dört rekat kılmaktansa kabul olunmuş iki rekathk namaz kılmak daha çok hoşuma gider.[69]


Açıklama


Bu konu başlığı şeytan taşlama günlerinde Mina'da namaz kılmakla ilgilidir, imam Buhârî konu hakkında çok fazla görüş ayrılığı bulunduğu için bunun hükmünü zikretmemiş, sadece söz konusu bölgenin ismini aktarmakla yetinmiştir.

Selef âlimleri Mina sakinlerinin/Mina'da ikamet edenlerin söz konusu dönemde namazı kısaltarak mı yoksa tam olarak mı kılacakları konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Görüş ayrılığının sebebi ise söz konusu kısaltmanın yolculuk yüzünden mi, yoksa hac ibadeti dolayısıyla mı yapıldığına dair tartışmadır. İmam Mâlİk'e göre bu kısaltmanın sebebi hac ibadetidir.

(Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem güven ortamının en zirvede olduğu dönemde...) Bu ifade namazları kısaltarak kılma hükmünün yol güvenliğinin bu-lunmadıği durumlar için geçerli olduğunu söyleyenlerin görüşlerine bir reddiyedir. Bu görüş sahipleri İmam Müslim'in naklettiği şu rivayete dayanırlar: "Sahâbîlerden Ya'lâ İbn Ümeyye Hz. Ömer'e yolculuk sırasında namazların kısaltılarak kılınması konusunu sorunca, Hz. Ömer kendisinin de bu soruyu Resûl-i

Ekrem'e sallallâhu aleyhi ve sellem Sorduğunu Ve Resûluilah'm sallallâhu aleyhi ve sellem: Bu Allah Teâlâ'nm sizlere bağışladığı bir sadakadır" diye cevap verdiğini söylemiştir." Fakat Haris İbn Vehb'ten nakledilen rivayet, sahâbîlerin yolculuk sırasında namazların her halükârda kısaltılarak kılınması ve kısaltma hükmünün yo! güvenliğinin bulunmaması durumuna hasredilmemesi gerektiğini anladıklarını açık bir şekilde göstermektedir.

Hz. Osman'ın Mina'da namazı dört rekat kıldırması hac görevlerini bitirip şeytan taşlamak için Mina'da kaldığı sırada olmuştur.

Abdullah İbn Mesûd'un Dört rekat kılmaktansa kabul olunmuş iki rekathk namaz kılmak daha çok hoşuma gider şeklindeki ifadesi onun Mina'da namazın dört rekat kılınmasını caiz gördüğünü gösterir. Aksi halde ne dört rekatı ne de başka bir uygulamayı hoş görmezdi. Zira iki rekat dışındaki uygulamaların tamamı ona göre geçersiz olurdu. Abdullah İbn Mesûd'un diyerek şaşkınlığını ve üzüntüsünü belirtmesi ise daha evlâ ve üstün olan uygulamanın terk edilmesi dolay ısıyladır. Ebû Davud'un naklettiği şu rivayet de bu açıklamayı desteklemektedir: "İbn Mesûd da namazı dört rekat kıldı. Kendisine: "Sen hem bu konudaki uygulaması dolayısıyla Osman'ı kınıyorsun, hem de namazı dört rekat kılıyorsun!" denince o şöyle cevap vermiştir: "Muhalif olmak hayırlı bir davranış değildir, serdir." Bu da göstermektedir ki, Hanefi'le'rin sandığının aksine Abdullah İbn Mesûd Mina'da namazların kısaltılarak kılınmasının farz olduğu görüşünde değildir. İbn Kudâme şöyle demiştir: "Ahmed İbn Hanbel'den nakledilen meşhur görüş şudur: Kişi Mina'da muhayyerdir; isterse dört isterse iki rekat kılar, fakat kısaltarak kılmak daha faziletlidir." Sahâbîlerin ve tâbiûnun çoğunluğu da bu görüştedir. İmam Şafiî bunun farz olmadığını söylerken görüşünü şu şekilde delillendirmiştir: "Âlimlerin tamamı yolcu bir kimsenin mukîm birisine uyduğu zaman namazı dört rekat kılacağında hem fikirdir. Şayet yolcunun namazı kısaltarak kılması farz olsaydı mukîme uyması doğru olmazdı."



3.Hz. Peygamber Hac Yaptığında Kaç Gün Konakladı?


1085- Abdullah İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem ve ashabı Zilhicce'nin dördüncü gününün sabahında geldiler ve hac için telbiye getirdiler. Fakat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kurbanları (hedy) bulunanlar dışındakilerin hepsinin bunu umreye çevirmesini emretti.[70]



4.Namazın Kısa Kılınacağı Mesafe Ne Kadardır?


Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün ve bir gecelik yolculuğun "sefer-yolculuk" olduğunu söylemiştir.

Abdullah İbn Ömer ile Abdullah İbn Abbâs 16 fersahlık bir yolculuğa çıktıkları zaman namazlarını kısaltırlar ve oruç tutmazlardı.

1086- İbn Ömer'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber s»Daiiâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kadınlar yanlarında kendileriyle evlenmeleri haram olan bir yakınları bulunmadan üç günden fazla olan yolculuğa çıkmasın!"

1087- îbn Ömer Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi w sellem şöyle buyurduğunu nak-letmiştir:

"Kadınlar yanlarında kendileriyle evlenmeleri haram olan bir yakınları bulunmadan üç günlük yolculuğa çıkmasın!"

1088- Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadının bir gün ve bir gecelik yolculuğa yanında kendisiyle evlenmesi haram olan biri bulunmadan çıkması hela! değildir."


Açıklama


imam Buhârî'nin kullandığı bu başlık, namazların kısa kılınabilmesi için yolcunun gitmeyi hedeflediği yer ile yola çıktığı yer arasındaki mesafenin ne kadar olması gerektiğini anlatır. Bu konu da hakkında çok fazla görüş ayrılıkları bulunan bir meseledir. İbnü'l-Münzir gibi pek çok âlim bu konuyla'ilgili olarak birbirinden farklı yirmi civarında görüş nakletmişlerdir. Bu görüşler içinde en kısa mesafe bir gün ve bir gecelik yolculuk süresi diye belirtilen mesafedir. İmam Buhârî konu başlığını soru cümlesi şeklinde koymuş, fakat kendisinin tercih ettiği görüşün bir gün ve bir gecelik yolculuk süresi olduğunu ifade etmek üzere bir açıklama yapmıştır.

Ferrâ, fersahın Arap toplumunda da kullanılan bir İran ölçü birimi olduğunu ve bir fersahın üç mil olduğunu söylemiştir.

Bazı âlimlere göre Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem sözünde geçen "Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadının" ifadesi burada söz konusu olan yasak hükmünün mümin kadınlarla ilgili olduğunu gösterir. Dolayısıyla ister ehl-i kitaptan olsun, İsterse olmasın mümin olmayan kadınlar bu hükmün dışında kalır.

Kadının yanında kendisiyle evlenmesi haram olan bir yakını veya eşi bulunmadan yolculuğa çıkması İlke olarak yasaktır. Hac, umre ve şirk yurdundan uzaklaşmak için çıkılan yolculuklar dışındaki yolculuklarda kadının yanında mutlaka bir mahreminin bulunması gerektiği konusunda icma vardır. Bununla birlikte aynı şartın hac yolculuğu için geçerli olduğunu söyleyenler de vardır.



5. Kişi Bulunduğu Yerleşim Yerinden Ayrılınca Namazı Kısaltarak Kılmaya Başlar


Hz. Ali (Kûfe'den ayrılıp) yolculuğa çıktığında Kûfe'nİn evlerini görebileceği bir mesafede iken namazı kısaltarak kıldı. Geri döndüğünde kendisine: "Fakat Küfe şehri buradan görünüyor, ha işte şehir buracıkta!" diyenlere: "Hayır, biz oraya girene kadar yolculuğumuz devam ediyor!" diye cevap verdi.

1089- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber aleyhi ve sellem ile birlikte öğle namazını Medine'de dört, Zülhuleyfe'de ise iki rekat kıldım.[71]

1090- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmektedir: "Namaz ilk farz kılındığında iki rekat idi. Yolculuk namazı aynen iki rekat kaldı, fakat mukîmin namazı ise dörde tamamlandı." Zührî der ki: "Ben Urve'ye, peki Aişe niçin tam kılıyor, diye sorduğumda bana şu cevabı verdi: O da Osman'ın yorumuyla aynı yorumu yaptı."


Açıklama


İmam Buhârî'nin başlıkta ifade ettiği durum, namazın kısaltılarak kılınabileceği bir mesafeye gitmek niyetiyle yola çıkanlar için geçerlidir ve bu konuda da görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: "Bir kimse namazların kısa kılınabileceği uzaklıkta bir yere gitmek niyetiyle yolculuğa çıktığında, ayrılmış olduğu yerleşim birimine ait evlerin bulunduğu sınırdan çıktığı zaman artık namazları kısaltarak kılabilir, bu konuda âlimler icma etmişlerdir. Fakat bu sınırdan çıkmadan önce namazların kısaltılarak kılınıp kılınamayacağı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Alimlerin çoğunluğuna göre o yerleşim bölgesine ait bütün evlerin geçilmiş olması gerekir. Kûfe'li bir âlime göre yolculuğa niyet edildiği zaman artık namazlar kısaltılarak kılınır, hatta kişi evinde bile olsa hüküm budur. Bazı âlimler ise kişi yolculuğa başladığında dilediği takdirde namazlarını kısaltarak kılar demişlerdir."

İbnü'l-Münzir bu görüşlerden ittifakla kabul edilen ilk görüşü kabul etmiştir. Zira bu ilk görüş ittifakla kabul edildiği halde diğer görüşler ihtilaflıdır. Dolayısıyla bir kimsenin kısaltma hükmü kesinleşinceye kadar namazları tam olarak kılması gerekecektir. İbnü'l-Münzir sözlerine devamla şöyle der: " Hz. Peygam-ber'in sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuklarının hepsinde daha Medine'den çıkmadan namazları kısaltarak kıldığına dair ben şahsen hiçbir şey bilmiyorum."

Bazı bilginler bu rivayetlere bakarak kısa mesafeli yolculuklarda da namazın kısaltılarak kılınabileceğini söylemişlerdir. Zira Medine ile Zülhuleyfe arası altı mildir. Ancak bu görüşe şu şekilde karşı çıkılmıştır: "Zülhuleyfe bu yolculukta gidilmesi hedeflenen yer değildi. Hz. Peygamber saUaiiâhu aleyhi ve sellem Mekke'ye gitmek üzere yola çıkmış fakat Zülhuleyfe'de konaklamıştı. Orada iken kıldığı ilk namaz ikindi namazı olmuştu ve yolculuğunu tamamlayıp tekrar Medine'ye dönene kadar bütün namazlarını kısaltarak kılmıştı."

Hz. Osman'ın niçin namazları Mina'da dört rekat kıldığıyla ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır:

1. Hz. Osman Mekke'den evlenmişti.

2. O müminlerin emiri idi. Dolayısıyla her yer onun vatanı sayılır.

3. O Mekke'de ikamet etmeye niyetlenmişti.

4. O Mina'da yeni bir yer edinmişti.

Ancak "Aişe de Osman'ın yorumuyla aynı yorumu yaptı" ifadesi bu açıklamaların tamamının yanlış olduğunu gösterir. Zira Hz. Aişe için bu ihtimallerden hiç biri söz konusu değildir. Zaten bu görüşlerin çoğunun bir delili de yoktur, tamamı safsatadan, delilden yoksun İddialardan ibarettir. Bu görüşleri şu Şekilde çürütmek mümkündür:

1. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem eşleriyle birlikte yolculuk yapmış ve yolculuk sırasında namazlarını kısaltarak kılmıştır.

2. Böyle bir şey mümkünse eğer, buna en layık olan kişi Hz. Peygamber'dİr

sailallâhu aleyhi ve sellem.

3. Kitâbü'l-Meğâzî'de Alâ İbnü'l-Hadramî'den nakledilen hadisin ele alındığı bölümde de açıklanacağı gibi muhacirlerin Mekke'ye yerleşmesi haramdır.

4. Bu görüş zaten hiç nakledilmemiştir bile. Dolayısıyla nakil bulunmayan bir konuda tahmine dayalı görüş beyan etmenin de bir anlamı yoktur.

Hz. Osman'ın niçin bu şekilde hareket ettiğiyle ilgili olarak nakledilen bir açıklamada şöyledir: "O yolculuk sırasında namazların kısaltılarak kılınması hükmünün yolculuk seyir halinde olan kimselerle ilgili olduğunu, fakat bir yerde konaklayanların namazları tam olarak kılmaları gerektiği görüşündeydi."

Bu görüşün delillerinden biri Ahmed İbn Hanbel'in hasen bir senedle Abbâd İbn Abdullah İbnü'z-Zübeyr'den naklettiği şu rivayet olabilir: "Abbâd dedi ki: Muâviye haccetmek üzere Mekke'ye geldiğinde bize öğle namazını iki rekat kıl-dırmışti. Sonra Dârü'n-Nedve'ye gitti. Bir süre sonra Mervân ile Amr İbn Osman onun yanına gelerek: "Sen amcanın oğlunu namazları tam olarak kıldırdığı için kınamıştın değil mi?" dediler. Muâviye onlara şöyle cevap verdi: "Osman Mekke'ye geldiği zaman öğle, ikindi ve yatsı namazlarını dört rekat kıldırırdı. Sonra Mina'ya ve Arafat'a çıktığında namazları kısaltarak kılardı. Hac vazifesini bitirip Mina'da konakladığında ise artık namazları tam olarak kılardı."

İbn Battal ise görüşlerini şöyle dile getirmiştir: "Bu konuyla ilgili doğru açıklama şudur; Hz. Osman ile Aişe, Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sdiem ümmete kolaylık olsun diye namazları kısaltarak kılmayı tercih ettiğini düşünüyorlardı. Onlar ise kendileri için zor olanı seçmişlerdi."

îbn Battâl'm bu açıklamasını kabul eden Kurtubî gibi âlimler de' bulunmaktadır. Fakat ilk açıklama bir rivayete dayandığı ve râvî de Hz. Osman'ın niçin bu şekilde hareket ettiğini açıkladığı için daha tercihe şayandır.

Tahâvî'nin naklettiği bir rivayette farklı bir açıklama vardır: "Zührî şöyle der: Osman Mina'da namazı dört rekat olarak kildırmişü. Çünkü o dönemde din konusunda pek fazla bilgileri olmayan bedevilerin sayısı iyice artmıştı ve Osman onlara namazın dört rekat olduğunu göstermek istemişti."

Beyhakî'nin Abdurrahmân İbn Humeyd İbn Abdurrahmân İbn Avf Babası Humeyd İbn Abdurrahmân İbn Avf - Hz. Osman senediyle naklettiği rivayete göre Hz. Osman Mina'da namazı tam olarak kılmış ve sonra cemaate şöyle hitap etmiştir: "Namazları kısaltarak kılmak Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem ve O'ndan sonra gelen iki arkadaşının sünnetidir. Ancak burada din konusunda bilgi sahibi olmayan insanların sayısının arttığını gördüm ve iki rekat kılmam durumunda namazları devamlı olarak iki rekat kılmalarından korktum."

İbn Cüreyc'in naklettiğine göre bir bedevi Hz. Osman'a Mina'da iken seslenmiş ve: "Ey müminlerin emiri ben geçen yıl senin iki rekat kıldırdığını gördüğüm günden beri namazı iki rekat kılıyorum" demiştir. İşte bu rivayetler birbirini desteklemektedir. Dolayısıyla Hz. Osman'ın böyle bir amaçla namazları tam olarak kıldığını söylemek de mümkündür. Bununla birlikte benim tercih ettiğim görüş ile bu açıklama arasında bir çelişki olduğu da söylenemez. Hatta bu açıklama benim tercih ettiğim görüşü desteklemektedir. Zira seyir halinde olma durumunun aksine yolculuk sırasında herhangi bir yerde konaklama durumu yolcu olmama haline (ikâmet) daha çok benzemektedir ve konaklama hali ikamet haline kıyas edilebilir.

Hz. Aişe ise namazı niçin tam olarak kıldığını net bir şekilde açıklamıştır. Bu sebep de Beyhakî'nin Hişam İbn Urve - Urvc İbnü'z-Zübeyr yoluyla naklettiği bir rivayette açıklanmıştır: "Hz. Aişe yolculukta namazları dört rekat kılardı. Ben ona: İki rekat kılsaniz!' dediğimde: Yeğenim, namazları dört rekat kılmak bana zor gelmiyor ki!' diye cevap verdi." Bu rivayetin senedi sahihtir. Bu rivayet Hz. Aişe'nin kısaltma hükmünü ruhsat olarak yorumladığını ve herhangi bir sıkıntı meşakkat duymayan kimselerin yolculukta iken namazları dört rekat olarak kılmasını daha faziletli kabul ettiğini göstermektedir.

Alimlerin çoğunluğunun tercih ettiği görüşü destekleyen rivayeti ise Ebû Ya'lâ ile Taberânî sağlam (ceyyid) bir senedle Ebû Hüreyre'den nakletmişîerdir. Bu rivayete göre Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber saiiaiishu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer radıyaiıshu anhümâ ile birlikte yolculuk yapmış ve hepsinin Medine'den çıkıp Mekke'ye doğru yola koyulduklarında, hem seyir halinde iken hem de Mekke'de konakladıkları sırada namazları iki rekat olarak kıldıklarını belirtmiştir.



6. Akşam Namazı Yolculuk Sırasında Da Üç Rekat Kılınır


1091- Abdullah İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmektedir: "Resûl-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuk sırasında, acelesi varsa, akşam namazını geciktirip yatsıyla birlikte (cem' ederek) kıldığını gördüm." Hadisi İbn Ömer'den rivayet eden Salim de "Abdullah da yolculuk halinde iken aynı şeyi yapardı." demiştir.

1092- İbn Şihâb'tan nakledildiğine göre Salim şöyle demiştir: "İbn Ömer Müzdelife'de akşam ile yatsı namazlarını (cem' ederek) birlikte kılardı."

Salim anlatıyor: "İbn Ömer bir defasında akşam namazını geciktirdi. O zaman hanımı Safiye bnt. Ebû Ubeyd sıkıntı içinde olduğu için yardım istemişti. Ben yolculuk sırasında iki defa namaz vaktinin girdiğini ve kılmamız gerektiğini hatırlattığım halde ikisinde de devam etmemi istedi. Bu şekilde iki veya üç mil ilerledikten sonra bineğinden inip namazını kıldı ve şöyle dedi: "Yolculuk sırasında acelesi olduğu zaman Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem tıpkı bu şekilde namaz kıldığını gördüm. Akşam namazını geciktirir ve üç rekat kılıp selâm verirdi. Sonra çok az bir süre bekleyip yatsı namazına başlar ve iki rekat kılıp selâm verirdi. Gece kalkıp İbadete başlayıncaya kadar da artık hiçbir nafile namaz kılmazdı."


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlık akşam namazlarında kısaltma hükmünün geçerli olmadığını açıklar. Zaten İbnü'l-Münzir ve başka âlimler bu konuda icmâ bulunduğunu nakletmişîerdir.

Abdullah İbn Ömer'in hanımı Safiye bnt. Ebû Ubeyd, Muhtar es-Sakafî'nin kız kardeşidir.

Abdullah İbn Ömer'in "Yolculuk sırasında acelesi olduğu zaman Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem tıpkı bu şekilde namaz kıldığını gördüm" şeklindeki ifadesi namazın bir sonraki vakte kadar ertelenebilmesi için kişinin yolculuk halinde olması gerektiğini gösterir.



7. Binek Üzerinde İken, Ne Tarafa Yönelirse Yönelsin, Nafile Namaz Kılmak


1093- Abdulah İbn Âmir babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Resûl-i Ekrem'in sallallâhu ve sellem bineği üzerinde iken - binek ne tarafa yönelirse yönlesin namaz kıldığını gördüm."

1094- Câbir İbn Abdullah'tan nakledilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve kıble yönünde olmasa bile nafile namazları binek üzerinde iken kılardı."

1095- Nâfi'in şöyle dediği nakledilmiştir; "İbn Ömer yolculuk sırasında bine ğinin üzerinde hem nafile namazları hem de vitir namazını kılar ve Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem de böyle yaptığını söylerdi."



8. Binek Üzerinde İken Îmâ İle Namaz Kılmak


1096- Abdullah İbn Dinar'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdullah İbn Ömer yolculuk sırasında bineği üzerinde namaz kılardı. Binek ne tarafa yönelirse yönetsin namazını îmâ ile eda ederdi ve Resûlullah'm sallallâhu aleyhi ve sellem da böyle yaptığını söylerdi."


Açıklama


Burada îmâ, secde ve rükû için yapılır ve söz konusu rükünleri yapma imkânına sahip olmayanlar tarafından uygulanır. Alimlerin çoğunluğu bu görüştedir. İbn Dakîkü'I-îd konu hakkındaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: "Bu hadis rükûla-rın ve secdelerin aynı şekilde îmâ ile yapılmasını mutlak bir tarzda ifade etmektedir." Fakihler ise şöyle demişlerdir: "îmâ ile namaz kılarken secde sırasında rükûya göre daha fazla eğilmek gerekir. Böylece bedel olan îmâ ile namaz kılma şekli namazın aslına daha uygun olur." Ancak hadiste bunu ne doğrulayan ne de reddeden bir ifade bulunmaktadır.



9. Farz Namazları Kılmak İçin Binekten İnmek


1097- Abdullah İbn Âmir İbn Rebîa, babası Âmir İbn Rebîa'nın kendisine şu olayı haber verdiğini söylemiştir: "Ben Resul-i Ekrem'i sallallâhu aleyhi ue sellem bineği üzerinde nafile namaz kılarken gördüm; binek ne tarafa yönelirse yönelsin başı ile îmâ ediyordu. Fakat Resûlullah sallallâhu aleyh, ve sellem farz namazları hiçbir zaman binek üzerinde kılmamıştır."

1098- İbn Şihâb, Sâlim'in şöyle dediğini nakletmiştir: 'Abdullah İbn Ömer geceleri yolculuk ederken bineği üzerinde namaz kılardı ve bineğin ne tarafa yöneldiğine hiç aldırış etmezdi. Bu şekilde namaz kıldıktan sonra şöyle demişti; "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem bineği üzerinde - binek ne tarafa yönelirse yönelsin - nafile namaz kılardı. Binek üzerinde vitir namazını kıldığı da oldu. Ancak farz namazları binek üzerinde kılmazdı."

1099- Câbir İbn Abdullah'tan nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bineği üzerinde iken doğu tarafına yönelerek namaz kıldı. Farzı kılmak isteyince de bineğinden inip kıbleye yöneldi."


Açıklama


İbn Battal şöyle demiştir: "Âlimler farz namazlar kılınacağı zaman binekten inmenin şart olduğu ve herhangi bir mazeret olmaksızın binek üzerinde farz namaz kılmanın caiz olmadığı konularında icmâ etmişlerdir. Ancak korkunun boyutlarının çok fazla olduğu durumlarda namazın nasıl kılınacağı ile ilgili olarak nakledilen rivayetler, bu durumdaki namazın hükmünün farklı olduğunu gösterir."

Mühelleb bu rivayetlerle ilgili görüşlerini şöyle açıklamıştır: "Burada nakledilen hadisler "Siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin [72] âyetini tahsis etmektedir."

Namazların kısaltılarak kılınamayacağı kadar kısa bir mesafeye yapılan yolculuklar sırasında binek sırtında namaz kılınıp kılınamayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Alimlerin çoğunluğuna göre binek sırtında namaz kılınması konusunda mesafenin önemi yoktur; her türlü yolculukta bu şekilde namaz kılınabilir. İmam Mâlik'e göre ise binek sırtında namaz kılınabilmesi İçin yolculuğun namazları kısaltarak kılmayı mümkün kılan bir mesafeye yapılması şarttır. Taberî İmam Mâlik'in bu görüşüyle ilgili olarak: "Ben bu konuda onun gibi düşünen hiç kimse bilmiyorum" demiştir. Fakat İmam Mâlik görüşlerini şu şekilde delillendirmiş olabilir: "Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem binek sırtında namaz kıldığına dair rivayetlerin tamamı onun yaptığı yolculuklarla ilgilidir ve Resü-luîlah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem kısa bir yolculuk yapıp bu sırada binek sırtında namaz kıldığına dair herhangi bir rivayet nakledilmemiştir." Âlimlerin çoğunluğu ise nakledilen rivayetlerin mutlak olarak geldiğini ileri sürerek görüşlerini delilen-dirmişlerdir. Taberî çoğunluğa ait görüşü şu açıklama ile desteklemiştir: "Allah Teâlâ teyemmümü hasta ve yolcular için bir ruhsat olarak lütfetmiştir. Âlimler de şu konuda icma etmişlerdir: "Bir kimse bir mil veya daha az bir uzaklıkta şehir dışında bulunurken, başka bir yolculuğa devam etmeye değil de evine dönmeye niyet eder fakat su bulamazsa teyemmüm yapması caizdir." İşte bu kadarlık bir mesafede söz konusu kişinin teyemmüm yapması caiz olduğuna göre, aynı mesafe içinde binek üzerinde nafile namaz kılmak da caiz olacaktır. Çünkü hem teyemmüm hem de binek üzerinde nafile namaz kılmak birer ruhsattır."

Binek üzerinde nafile namaz kılmanın caiz olmasındaki hikmet herhalde kulların daha rahat ve kolay bir şekilde nafile ibadet edebilmelerini ve böylece Allah'ın bir lütfü ve rahmeti olarak sevaplarını artırmalarını sağlamaktır."



10. Merkep Üzerinde Nafile Namaz Kılmak


1100- Enes İbn Şîrîn şöyle demiştir: Enes İbn Mâlik'in Şam'dan gelmekte olduğunu öğrenince onu karşılamaya çıktık. Aynü't-Temr denen yerde onunla karşılaştık. Onun merkebi üzerinde namaz kıldığını gördüm; kıblenin sol tarafına doğru yönelmişti. Ona; "Senin kıble dışında bir yöne dönerek namaz kıldığını gördüm!?" diyerek şaşkınlığımı belirttiğimde şu cevabı verdi; "Ben Hz. Peygam-ber'in sallallâhu aleyhi ve sdiem böyle yaptığını görmeseydim asla bu şekilde namaz kılmaya kalkışmazdım."


Açıklama


Ibn Reşîd şöyle demiştir: "İmam Buhârî, üzerinde nafile namaz kılınan bineğin artığının temiz olmasının şart olmadığını göstermek amacıyla bu başlığı kullanmıştır. Dolayısıyla bu hüküm bütün binekler hakkında geçerlidir. Önemli olan hayvanın üzerindeki necasetin kişiye bulaşmamasıdır."

Ibn Dakîkü'1-îd: "Bu hadis, eşeğin terinin temiz olduğunu gösterir. Çünkü kişi ne kadar sakınırsa sakınsın, eşeğe bindiği zaman onun terinin üzerine bulaşmasını engelleyemez. Özellikle de merkep sırtında uzun süre yolculuk yapmışsa." demiştir.

Aynü't-Temr, İrak yolu üzerinde Şam'dan sonra gelen bir yerin ismidir. Hz. Ebû Bekir'in halifeliği döneminde Halid Ibnü'l-Velîd ile buranın yerlileri arasındaki meşhur savaş burada olmuştur.

"Senin kıble dışında bir yöne dönerek namaz kıldığını gördüm!?" Bu ifade Enes Ibn Sîrîn'in merkep üzerinde namaz kılınmasını garipsemediğini, sadece namaz kılarken kıble dışında bir yöne dönmeyi garip karşıladığını göstermektedir.


Hadisten Çıkan Sonuçlar


1. Bir kimse herhangi bir yerde namaz kılarken orada bulunan necasete doğrudan temas etmiyorsa kıldığı namaz geçerlidir. Çünkü bu rivayetten de anlaşılacağı üzere herhangi bir hayvan üzerinde mutlaka pislik bulunur; tüm vücudu temiz olsa bile pisliğin çıktığı yerde necaset olur.

2. Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi w sellem fiilleri de sözleri gibi delildir, asla itiraz edilmeden kabul edilir.

3.Yoldan gelenlerin karşılanması güzel bir davranıştır.

5. Öğrenci hocasına davranışlannm sebeplerini sorabilir.

6. Hocanın vereceği cevap delile dayanmalıdır.

7. Soru sorarken sert ve haşin bir tarzda değil, yumuşak ve tatlı bir dille sormak gerekir.



11.Yolculuk Sırasında Farz Namazların Öncesindeki Ve Sonrasındaki Nafile Namazları Kılmamak


1101- Hafs İbn Asım anlatıyor: "Abdullah Ibn Ömer ile bir yolculukta beraberdim. Şunları söylemişti; Ben Hz. Peygamber saiiaüâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bulundum ve O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuk sırasında nafile namaz kıldığını görmedim. Zaten Cenâb-ı Hakk (O'na uymamızı emrederek)

"Şüphesiz Allah'ın Resulünde sizler için en güzel bir örnek vardır [73] buyurmuştur.

1102- Abdullah İbn Ömer şöyle der: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem İle birlikte bulundum. O, yolculuk sırasında iki rekat farz namaz dışında namaz kılmazdı. Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman (r.anhüm) da aynı şekilde hareket eder.


Açıklama


Abdullah İbn Ömer'in "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bulundum. O yolculuk sırasında iki rekat farz namaz dışında namaz kılmazdı" şeklindeki ifadesi mutlak olarak kullanılmıştır. İşte İmam Buhârî bu mutlak ifadenin kayıtlı olduğunu açıklamak için yukarıdaki başlığı kullanmıştır. Buna göre Abdullah İbn Ömer'in sözü şu anlama gelir: "O, yolculuk sırasında farz namazların öncesinde ve sonrasında kılman nafile namazları (revâtib) kılmazdı."

İbn Dakîkü'1-Id şöyle demiştir: "İbn Ömer'in bu sözü Hz. Peygamber'in saiiaiıs-aieyhi ve sellem yolculuk sırasında namazları devamlı olarak kısaltarak kıldığını vurgulamaktadır; asıl anlatılmak istenen de budur. Dolayısıyla bu ifadededen Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem İki rekat farz dışında nafile namaz kılmadığı anlaşılabileceği gibi, daha genel bir anlam yani namazları tam olarak (dört rekat) almadığı da anlaşılabilir."

İmam Müslim'in naklettiği şu rivayet de bu ikinci ihtimali desteklemektedir: 'Ben Abdullah İbn Ömer ile birlikte Mekke yolunda bulundum. Bize öğle namazını iki rekat olarak kıldırdı. Sonra döndü ve biz de onunla birlikte bineğinin bulunduğu yere gidip oturduk. Bu sırada başını çevirdiğinde yolculardan bir kısmının ayakta durduğunu gördü. Bize, bunlar ne yapıyor, diye sordu. Ben nafile namaz kıldıklarını söylediğimde şöyle cevap verdi: "Nafile namaz kılacak olsaydım namazı tam olarak kılardım."

İmam Nevevî konuyla ilgili olarak bazı âlimlerin verdiği cevabı şöyle nakle-ier: "Bazı âlimler Abdullah İbn Ömer'in bu sözüne şu şekilde cevap vermişlerdir: :arz namazların kılınması zorunludur. Şayet yolculuk sırasında da tam olarak ulmması emredilseydi kısaltmadan kılınması zorunlu olacaktı. Halbuki nafile lamazlar böyle değildir; kaç rekat kılacağı hususu kişinin isteğine bırakılmıştır. )olayısıyla nafile namaz kılan kişiye kolaylık ve merhamet olması bakımından ?olculuk halinde söz konusu namazların kihnması da meşru olmalıdır." Fakat mam Nevevî'nin naklettiği bu görüşe şu şekilde karşılık verilmiştir: "Abdullah İbn )mer "Nafile namaz kılacak olsaydım namazı tam olarak kılardım" derken şunu îasdetmiştir: Eğer nafile namaz kılmak ile farz namazların öncesindeki ve sonra-ındaki nafile namazları (revâtib) kılmak arasında muhayyer olsaydım, namazları am kılma yolunu tercih ederdim." Ancak İbn Ömer namazların kısaltılarak kı-nması hükmünün bir hafifletme amacı taşıdığını düşündüğü için yolculuk sıramda farz namazların Öncesindeki ve sonrasındaki nafile namazları kılmadığı gibi iğle, ikindi ve yatsı namazlarını da tam olarak kılmazdı.



12.Yolculuk Sırasında Farz Namazların Sonrasındaki Nafile Namazları Değil, Öncesindeki Ve Diğer Nafile Namazları Kılmak


Resûlullah sallallâhu aleyh, ve sellem yolculuk sırasında sabah namazının İki rekatını kıldı.

1103- İbn Ebû Leylâ şöyle demiştir: "Ümmü Hâni dışında hiç kimse Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem kuşluk vaktinde namaz kıldığını haber vermemiştir. Ümmü Mâni'nin haber verdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve seüem Mekke fethedildiği gün onun evinde boy abdesti almış ve sekiz rekat namaz kılmıştır. Ummü Hâni Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem namazını şöyle anlatmıştır: "Ben Resûl-i Ekrem'in aleyhi ve sellem bundan daha hafif sade bir namaz kıldığını hiç görmedim. Fakat bununla birlikte rükû ve secdeleri tam olarak yapmıştı."

1104- Abdullah İbn Amir babasının naklettiği bir olayı anlatıyor: "Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem gece yolculuk sırasında bineği üzerinde iken - binek ne tarafa yönelirse yönelsin - namaz kıldığını gördüm."

1105- İbri Ömer'den nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sdiem yüzü ne tarafa yönelirse yönelsin bineği üzerinde iken başıyla îmâ ederek namaz kılardı. Zaten İbn Ömer de tıpkı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sdiem gibi hareket ederdi."


Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlık yolculuk sırasında nafile namaz kılmama hükmünün sadece farz namazların sonrasındaki nafile namazlarla İlgili olduğunu göstermektedir. Buna göre söz konusu hüküm farz namazlardan önceki nafile namazlar ile herhangi bir namazla ilişkisi olmayan teheccüd, vitir, kuşluk gibi mutlak nafile namazları kapsamına almaz. Farz namazların öncesindeki nafile namazlarla sonrasındaki nafile namazlar arasındaki farkı şu şekilde açıklamak mümkündür: "Hiç kimse farz namazların öncesindeki nafile namazların söz konusu farz namazın bir parçası olduğunu düşünmez. Çünkü kamet getirmek, imamı beklemek gibi bazı unsurlar farz ile nafile namazı birbirinden ayırır. Buna karşılık daha sonra kılınan nafile namazların farz namazın bir parçası olarak algılanması mümkündür."

Not: İmam Nevevî konu hakkında genel bir değerlendirme yaparak şöyle demiştir: "Yolculukta nafile namaz kılınıp kılınamayacağı konusunda üç farklı görüş bulunmaktadır:

1. Hiçbir nafile namaz kılınamaz.

2. Bütün nafile namazlar kılınabilir.

3. Farz namazların öncesindeki ve sonrasındaki nafile namazlar (revâtib) değil, herhangi bir namazla İlişkisi olmayan mutlak nafile namazlar kılınabilir.

İbn Ebû Şeybe'nin sahih bir senedle Mücahid'ten naklettiğine göre Abdullah İbn Ömer bu son görüşü kabul etmiştir: Mücahid şöyle demiştir: "Ben Abdullah İbn Ömer İle Medine'den Mekke'ye gittim. O yolculuk sırasında bineği üzerinde iken - binek ne tarafa yönelirse yönelsin - nafile namaz kılardı. Farz namazın vakti olduğunda ise iner ve namazını bu şekilde eda ederdi."

"Ummü Hâni dışında hiç kimse Hz. Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve seüem kuşluk vaktinde namaz kıldığını haber vermemiştir" Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu namazı Mekke fethedüdiği zaman kılmıştır. Daha önce de zikredildiği gibi İbn Abbâs'in naklettiği rivayete göre Hz. Peygamber saiiaüâhu aleyhi ve sellem Mekke'de iken farz namazları kısaltarak kılmıştır. Bu bakımdan Ummü Hânî'nin sözünü Hz. Peygamber'İn sallallâhu aleyhi ve sellem yolcu oluşuyla birlikte değerlendirmek gerekir.


13. Yolculuk Sırasında Akşam Ve Yatsı Namazlarını Cem' Ederek Birlikte Kılmak


1106- Salim babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Hz. Peygamber aleyhi ve sellem yolculuk sıkıntılı ve hızlı olduğu zaman akşam İle yatsı namazlarını cem' ederek birlikte kılardı."

1107- Abdullah İbn Abbâs'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sdiem yolculuk sırasında öğle ve ikindi namazlarını ayrıca akşam ve yatsı namazlarını cem' ederek birlikte kılardı."

1108- Enes Ibn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuk sırasında akşam ve yatsı namazlarını cem' ederek birlikte kılardı."



Açıklama


İmam Buhârî bu başlık altında üç hadise yer vermiştir:

1. Abdullah Ibn Ömer hadisi: Bu hadis Resûlullah'm saiiao&hu aleyhi ve s«ıiem yolculuğun sıkıntılı ve hızlı olmasıyla kayıtlıdır.

2. Abdullah İbn Abbâs hadisi: Bu rivayet Resûlullah'ın saiiaüâhu aleyhi ve seıiem yolculukta konaklamayip seyir halinde olması ile kayıtlıdır.

3. Enes İbn Mâlik hadisi: Bu rivayette herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.

İşte İmam Buhârî de başlıkta mutlak bir ifade kullanarak yolculuk sırasında namazların cem' edilerek birlikte kılınması hükmünün mutlak olduğuna işaret etmiştir. Çünkü kayıt taşıyan ifadeler (mukayyed), herhangi bir kayıt taşımayan ifade kapsamına girer; mukayyed mutlakın bir ferdidir. Dolayısıyla İmam Buhârî'nin yolculuk sırasında namazları cem' ederek kılmak bakımından, seyir halinde olup olmamak veya yolculuğun sıkıntılı ve hızlı olup olmaması arasında herhangi bir fark görmediğini düşünebiliriz. Ancak buna rağmen seferde namazların nasıl kılınacağı meselesi âlimler arasında görüş ayrılıklarının bulunduğu bir konudur. Sahabe ve tâbiûn âlimlerinden çoğu ve Süfyân-ı Sevrî, İmam Şafiî, Ahmed İbn Hanbel, İshâk İbn Râhûye ile Eşheb gibi âlimler bu hükmün mutlak olduğu görüşündedir. Buna karşılık Hasan-ı Basrî, İbrahim en-Nehaî, Ebû Ha-nife, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre namazların cem' edilerek kılınması hükmü mutlak değildir; sadece Arafat ve Müzdelife'de namazlar cem' edilir.

Bu rivayetlere dayanılarak cem'ü't-te'hîr'in (öğleyi ikindi, akşamı ise yatsı vaktinde kılmak} caiz olduğu söylenmiştir. Cem'ü't-takdîm (ikindiyi öğle, yatsıyı ise akşam vaktinde kılmak) konusu ise ileride gelecektir.


14.Akşam Ve Yatsı Namazları Cem' Edildiği Zaman Ezan Ve Kamet Okunur Mu?


1109- Abdullah İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resûlullah'ııi hu aleyhi ve sellem bir an evvel tamamlanması gereken yolculuklar sırasında akşam namazını geciktirdiğini ve yatsı namazıyla cem' ederek birlikte kıldığını gördüm."

Salim şöyle demiştir: "Abdullah İbn Ömer de bir an önce tamamlanması gereken yolculuklarda böyle yapardı: Akşam namazı için kamet getirir ve üç rekat namaz kılıp selâm verirdi. Ardından çok kısa bir süre bekler ve yatsı namazı için kamet getirdikten sonra iki rekat namaz kılıp selâm verirdi. O bu iki namaz arasında veya yatsıdan sonra başka bir nafile namaz kılmazdı. Ancak gece yansı olduğunda nafile namaza başlardı."

1110- Enes İbn Mâlik akşam ve yatsı namazlarını kasdederek: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu iki namazı cem' ederek birlikte kıldı" demiştir.


Açıklama


İbn Reşîd şöyle demiştir: "İmam Buhârî'nin bu konu başlığı altında naklettiği iki rivayette de ezan konusu açık bir şekilde ifade edilmemiştir." Kirmânî'nin bu konudaki değerlendirmesi ise şöyledir: "Hadisi nakleden râvî namaz kılmak ifadesini mutlak olarak zikrettiği için bu ifadeden onun şunu kasdettiği anlaşılabilir: Namaz kılmaktan kasıt; namazı bütün rükünleri, şartları ve sünnetleri ile tam olarak edâ etmektir. İşte ezan ve kamet de bunlar arasındadır." Bu açıklamayı Kirmânî'den daha önce İbn Battal da yapmıştır.

Bu rivayette Hz. Peygamber'in »ıiaiiâhu aleyhi ve sellem akşam namazını ne kadar geciktirdiğine dair bir açıklama yoktur. Fakat İmam Müslim'in İbn Ömer'den naklettiği bir rivayette, Resûlullah'ın aleyhi ve sellem şafak kaybolduktan sonra namazları cem' ettiği belirtilmektedir.

İbn Ömer'in "Ardından çok kısa bir süre bekler ve yatsı namazı için kamet getirdikten sonra..." şeklindeki ifadesi iki namaz arasında çok kısa bir süre beklenmesini vurgulamaktadır. Ayrıca bu rivayet namazlan cem' ederek kılmanın şeklî/sûri [74] olduğunu söyleyenlerin görüşlerine karşı bir delildir.



15.Hz. Peygamber Güneş Tepe Noktasından Batıya Meyletmeden Önce Yolculuğa Çıkmışsa Öğle Namazını İkindiye Kadar Geciktirirdi


Bu hususta Ibn Abbâs'ın da Hz. Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem bir nakli vardır.

1111- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir. "Hz. Peygamber aleyhi ve sellem güneş batıya doğru meyletmeden önce yolculuğa çıkmışsa öğle namazını ikindiye kadar geciktirir ve daha sonra ikisini birlikte kılardı. Güneş tepe noktasından batıya meyletmişse, önce öğle namazını kılar ve ardından yolculuğa maşlardı."



Açıklama


İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı ona göre namazlan cem' ederek kılma hükmünün, öğle namazının vakti girmeden önce yola çıkanlarla ilgili olduğunu göstermektedir.

(Bu hususta İbn Abbâs'ın da Hz. Peygamber'den saibiiâhu aleyhi ve sellem bir nakli vardır) ifadesi 13. başlık altında nakledilen rivayete işaret etmektedir. Bu rivayette namazların cem' edilerek kılınması hükmü yolculuk/seyir halinde olma kaydına bağlanmıştır. Hiçbir bilgin Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi w sdiem binek sırtında iken bu namazlan kıldığını söylememiştir. Buna göre söz konusu ifade İle kasdedilen, namazların bir sonraki vakitte birlikte kılınmasıdır (cem'ü't-te'hîr).



16. Güneş Tepe Noktasından Batıya Doğru Yönelmişse Öğle Namazını Kılmak Ve Daha Sonra Yolculuğa Çıkmak


1112- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir. "Hz. Peygamber aleyhi ve sellem güneş batıya doğru meyletmeden önce yolculuğa çıkmışsa öğle namazını ikindiye kadar geciktirir ve daha sonra ikisini birlikte kılardı. Fakat yolculuğa çıkmadan önce güneş tepe noktasından batıya doğru meyletmişse önce öğle namazını kılar ve ardından yolculuğa başlardı."


Açıklama


Bu rivayet, namazların cem' edilerek kılınması hükmü açısından seyir halinde olmak ile henüz yolculuğa çıkmamış olmak/konaklamış olmak durumlarının birbirinden ayrı olarak değerlendirilmesinin müstehap olduğunu gösterir. Ancak Muvatta'da Muâz İbn Cebel'den nakledilen bir rivayet her iki durumda da namazların cem' edilerek kılınabileceğini göstermektedir. Bu rivayet şöyledir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve seiıem Tebûk savaşında namazı geciktirdi ve sonra çıkıp öğle ile ikindi namazlarını birlikte kıldı. Daha sonra içeriye girdi ve bir süre sonra çıkıp akşam ile yatsı namazlarını cem1 ederek birlikte kıldı." İmam Şafiî bu rivayetle ilgili olarak el-Utnm adlı eserinde şunları söyler: "Resûl-İ Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem içeriye girip çıktığına göre muhakkak surette konaklamış olmalıdır. Dolayısıyla yolcu olan bir kimse gerek seyir halinde iken, gerekse konakladığı yerlerde namazları cem' ederek kılabilir."

İbn Abdilberr, Enes hadisi hakkında: "Bu rivayet, namazlar ancak yolculuğun sıkıntılı ve çok acele olması durumunda cem' edilir, diyenlerin görüşlerini Çürüten en açık delildir" demiştir.


17.Oturarak Namaz Kılmak


1113- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir; "Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve hasta İken evinde oturarak namaz kılmış ve ashab-ı kiram da ayakta durarak O'na uymuştu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara oturun anlamında eliyle işaret etti. Namaz bittikten sonra da şöyle buyurdu:

"İmam kendisine uyulması için vardır. O rükû ettiğinde siz de rükû edin, o doğrulduğunda siz de doğrulun!"

1114- Enes İbn Mâlik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir defasında bindiği attan düşüp sağ tarafını incitmişti. Biz de onu ziyarete gittik. Bu sırada namaz vakti girdi. Bu yüzden namazlardan birisini oturarak kıldırmıştı. Biz de O'nun arkasında namazlarımızı oturarak kılmıştık. Resûl-i Ekrem Efendimiz namaz bitince şöyle buyurmuştu:

"İmam kendisine uyulması için vardır; o tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin, o rükûya vardığında siz de rükû edin, o doğrulduğunda siz de doğrulun, (Allah kendisine hamd edenleri işitir) dediği zaman siz (Rabbimiz, ve hamd sana mahsustur) deyin."

1115- Basur fhemeroid) hastası olan Imrân İbn Husayn Hz. Peygamber'e hu aleyhi ve sellem oturarak namaz kılmanın hükmünü sordu ve Resûl-i Ekrem"Ayakta kılmak daha faziletlidir. Oturarak kılan ayakta kılan kimsenin sevabının yansı kadar sevap alır. Yatarak kılan ise oturarak kılan kimsenin sevabının yarısı kadar sevap alır."


Açıklama


İbn Reşîd İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı ile ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur: "İmam Buhârî bu konu başlığını herhangi bir kayda tabî tutmaksızm mutlak olarak zikretmiştir. Bu yüzden söz konusu başlık, bir kimsenin herhangi bir mazereti dolayısıyla imam, cemaat veya münferid olarak oturduğu yerde namaz kılması konularını kapsamına alabilir. Başlığın altında zikredilen hadislerin, oturarak namaz kılma hükmünü mazeretin bulunması durumu ile kayıtlaması da bu ihtimali desteklemektedir. Bununla birlikte kullanılan başlık, oturarak namaz kılma hükmünün herhangi bir kayıt olmaksızın mazereti olan veya olmayan herkes için geçerli olduğu yorumuna da açıktır. Fakat sağlıklı bir kimsenin farz namazları oturarak kılmasının yasak olduğuna dair icma bulunduğu için, bu son ihtimal farz namazlar için geçerli değildir."

Îbnü't-Tîn başta olmak üzere bazı âlimlerin naklettiğine göre Ebû Ubeyd, İbnü'l-Mâcişûn, Kâdî İsmâîl, İbn Şa'bân, İsmâîlî ve Dâvûdî gibi âlimler Imrân İbn Husayn hadisinin nafile namazla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Tirmizî'nin naklettiğine göre Süfyân-ı Sevrî de bu görüştedir. Onun ifadeleri şöyledir: "Herhangi bir kimse mazereti dolayısıyla oturarak namaz kılarsa ayakta kılan kimse gibi sevap alır. İmam Buhârî'nin Kitâbü'l-cihâd'ta Ebû Musa'dan naklettiği merfû bir rivayete göre: "Bir kul hastalanır veya yolculuğa çıkarsa daha önce sağlıklı ve mukîm iken işlediği amellerin sevabını hiç eksilmeden alır."

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Imrân hadisindeki mutlak ifadenin dışında kalır. Çünkü O'nun oturarak kıldığı namaz ile ayakta kıldığı namaz arasında ve aynı durumda erkek ve kadının kıldıkları namaz arasında da bir sevap/mükafat bakımından hiçbir fark yoktur, Nitekim İmam Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin Abdullah İbn Amr'dan naklettikleri şu rivayet bu görüşü desteklemektedir: "Bana Resûlullah'ın saüaiiâhu aleyhi ve sellem Bir kimse oturarak namaz kılarsa ayakta namaz kılanın aldığı sevabın yarısını alır1 dediği nakledilmişti. Ben de bir defasında Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem oturarak namaz kıldığını gördüğüm için şaşırmış ve elimi başıma vurmuştum. Bunun üzerine Resûî-İ Ekrem saiiaiiahu aleyhi ve sellem bana: "Neyin var senin ey Abdullah?" diye sordu. Ben de durumu anlattım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem benim verdiğim cevap üzerine şöyle buyurdu: "Doğru, fakat ben sizden birisi gibi değilim!"

Bu rivayetlerde kişinin ne şekilde oturacağı konusu açıklanmamıştır. Dolayısıyla kişi ne şekilde oturursa otursun namazı geçerli olacaktır. Fakat hangi oturma şeklinin daha faziletli olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Şafiî dışındaki üç büyük mezhep imamına göre bağdaş kurarak oturmak faziletli iken, İmam Şafiî'nin görüşüne uygun olarak yayılarak oturmanın da caiz olduğu söylenmiştir.


18.Bir Kimsenin Oturduğu Yerde Namazı Îmâ İle Kılması


1116- Imrân İbn Husayn basur/hemoroid hastası olduğunda şöyle demiştir: "Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve seitem oturarak namaz kılmanın hükmünü sordum. Bana şöyle cevap verdi:

"Ayakta kılmak daha faziletlidir. Oturarak kılan ayakta kılan kimsenin sevabının yansı kadar sevap alır. Uyuyarak kılan ise oturarak kılan kimsenin sevabının yansı kadar sevap alır."

Ebû Abdullah (İmam Buhârî) şöyle demiştir: "Bana göre burada uyuyarak diye ifade edilen durum, uzanarak/yatarak namaz kılmak anlamındadır."



19.Oturarak Namaz Kılamayan Bir Kimse Yanı Üzerine Uzanarak Kılar


Atâ şöyle demiştir: "Bîr kimse namaz kılmak İçin kıbleye dönemeyecek durumda ise yüzü ne tarafa dönük ise oraya doğru namaz kılar."

1117- Imrân İbn Husayn anlatıyor: "Basur (hemeroid) olmuştum. Hz. Pey-gamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem namazı nasıl kılacağımı sorduğumda bana şöyle cevap vermişti:

"Ayakta kıl Ayakta kılamayacak kadar kötü durumdaysan oturarak kıl. Oturmaya da gücün yetmiyorsa yarım üzerine uzanarak kıl."


Açıklama


Oturarak bile namaz kılamayacak kadar kötü durumda olan bir kimse namazını yanı üzerine yatarak kılar. Bu ifade herhangi bir farzı yerine getirme gücünden yoksun olan kimselerin, söz konusu farzın bir alt derecesindeki farzı uygulamaları gerektiğini, söz konusu görevi tamamen terk etmenin caiz olmadığını gösterir. Bu hadis, oturarak namaz kılmaya güç yetiremeyen kişiden namaz yükümlülüğü düşer, diyenlerin görüşünü çürüten bir delildir.

Imrân Ibn Husayn'ın maksadı hasta olan kimselerin nasıl namaz kılacaklarını öğrenmektir. Fakat kendisindeki hastalık az görülen bir mazeret olduğu için kaza etmesi de mümkündür.[75] Bu rivayet bir alt derecedeki farza geçmek (ayakta duramayanın oturması, oturamayanm uzanması) bakımından ayakta dura-mamak ile oturamayacak kadar kötü olmak arasında herhangi bir fark olmadığını da göstermektedir. Ancak İmâmü'l-Harameyn el-Cüveynî bu konuda âlimlerin çoğunluğundan farklı düşünür ve söz konusu iki durumun birbirinden farklı olduğunu söyler, Alimlerin çoğunluğunun görüşünü destekleyen rivayetlerden birisi de Taberânî tarafından İbn Abbâs'tan nakledilmiş bir hadistir: "Kişi namazını ayakta kılar. Ayakta kılmakta zorlanırsa (meşakkat duyarsa) oturarak, oturduğu yerde kılmakta zorlanırsa uzanarak kılar." Dikkat edilirse bu hadiste kişinin namaz kılarken zorlanması (meşakkat) hususu esas alınmış ve söz konusu iki durum birbirinden ayrılmamıştır.

Kişinin yan tarafı üzerine uzanması ile ilgili olarak Dârekutnî Hz. Ali'den şöyle bir rivayet nakletmiştir: "Kişi yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ yanı üzerine uzanır." İşte bu rivayet âlimlerin çoğunluğuna ait görüşün delilidir: "Oturamayacak durumda olan kimse uzanarak namazını kılar."



20. Bir Kimse Oturarak Namaz Kılarken İyileşir Veya Kısmî Bir Rahatlama Hissederse Kalan Kısımları Tam Olarak Kılar


Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: "Hasta dilerse iki rekatı ayakta ve iki rekatı da oturarak kılar."

1118- Müminlerin annesi Hz. Aişe şöyle demiştir: "Hz. Peygamber'in ve sellem yaşı ilerleyinceye kadar gece namazlarını oturarak kıldığını hiç görmedim. Yaşlandığı zamanlar oturarak okur ve rükûya varmak istediğinde kalkıp otuz veya kırk âyet civannda Kur'ân okuduktan sonra rükûa giderdi.[76]

1119- Müminlerin annesi Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber saibiiâhu aleyhi ve sellem oturarak namaz kılardı. Ayetlerin bir kısmını oturarak okuyup geriye otuz veya kırk âyetlik bir bölüm kalınca kalkar ve bunları ayakta okuyup rükûya varır, sonra da secdeye giderdi. Namazın ikinci rekatını da aynı şekilde kılardı. Namazını bitirdikten sonra bakar ve eğer ben uyanıksam benimle biraz konuşurdu. Fakat uyuyorsam O sallallâhu aleyhi ve sellem da uzanırdı."


Açıklama


Hasan-ı Basrî'nİn sözü farz namazlarla ilgilidir. Buna göre onun sözü şu anlama gelir: "Hasta bir kimse farz namaz kılmak isterse iki rekat ayakta kılar..." Bu İfadeden anlaşıldığı kadarıyla bir kimse oturarak namaza başladığı halde, daha sonra ayağa kalkabilecek gücü hissettiğinde düerse kalkıp kalan rekatları kıldığı rekatlara ekleyerek namazını ayakta tamamlayabilir. Bununla birlikte dilediği takdirde namaza yeniden başlaması da mümkündür. Hasan-ı Basrî'nin sözü, kalan rekatların kılınmış olan rekatlar üzerine eklenerek kılınabileceğini gösterir. Zaten âlimlerin çoğunluğu da bu görüştedir.

îbn Battal şöyle demiştir: "İmam Buhârî'nin kullandığı bu başlık, farz namazlarla ilgilidir. Hz. Aişe hadisi ise nafile namazlar hakkındadır. İmam Buhârî'nin görüşünü delillendirme tarzı ise şöyledir: Ayağa kalkmayı engelleyen herhangi bir hastalık ve mazeret bulunmadığı halde nafile namazlar oturularak kılı-nabilir. Zaten Resûl-i Ekrem sdiaiiâhu aleyhi ve sellem de oturarak namaza başlamış ve rükûa gitmeden önce kalkmıştır. Buna göre sadece ayakta durma gücünün bulunmadığı durumlarda oturularak kılınabilen farz namazlarda bu hükmü esas almak daha uygun olacaktır."

Fakat benim anladığım kadarıyla bu başlık sadece farz namazlarla ilgili değildir. Başlıktaki "iyileşirse" şartı farz namazlarla ilgili iken "kısmî bir rahatlama hissederse" ifadesi nafile namazlarla ilgilidir. Bu son ifade zaten başlık altında nakledilen rivayete de uygun düşmektedir. Farz namazla ilgili kısım ise bu hükme kıyas edilir. Aralarındaki ortak nokta ise gerek nafile gerekse farz namazların bir kısmının ayakta ve kalan kısmının da oturularak kılınabilmesidir. Hz. Aişe'-den nakledilen rivayet bir kimsenin oturarak başladığı nafile namazı ayakta tamamlayabileceğini gösterdiği gibi, nafile bir namaza ayakta başlayan kimsenin namaz sırasında oturmasının caiz olduğunu da göstermektedir. Zira bu iki durum arasında herhangi bir fark yoktur. Özellikle de Hz. Peygamber'in saiiaiıshu aleyhi vesdiem namazın ikinci rekatını bu şekilde kıldığını düşünürsek bu hüküm daha da pekişecektir.

Söz konusu rivayetten çıkarılan hükümlerden birisi de şudur: "Uzanarak namaza başlayan bir kimse, namaz içinde iken oturabilecek veya kalkabilecek gücü hissederse namazını oturarak veya ayakta tamamlar."

Nafile namaza oturarak başlayan bir kimsenin oturduğu yerden rükûa gitmesi şart olmadığı gibi, ayakta başlayan bir kimsenin de kıyamdan rükûya gitmesi şart değildir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı açıklamalar ilende gelecektir.[77]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Konuyla ilgili diğer bilSiler için bk. Kitâbü'Mibâs, Bâb 25.

[2] Hadisin geçtiği diğer yerler: 952, 987, 2907, 3530, 3931.

[3] bk. Kitâb-u Menâkibi'l-Ensâr, Bâb 46.

[4] Önce genel bir hüküm verip ardından bu tür eğlencelerden uzak durmanın daha uygun olduğunu söylemek bize kalırsa pek tutarlı görünmemektedir. Ayrıca yukarıdaki rivayette bu ikinci durumun, yani eğlencelerden uzak durmanın daha iyi olduğunu gösteren herhangi bir karine yoktur. Hz. Ebû Bekir'in karşı çıkışı buna delil olamaz. Zira Resûlullah saiiaiiâhu aleyhi ve sellern ona gerekli açıklamayı yapmıştır. (Mütercim)

[5] Hadisin geçtiği diğer yerler: 955, 965, 968, 976, 983, 5545-5557, 5560, 5563 ve 6673.

[6] Hadisin geçtiği diğer yerler: 984, 5546, 5549, 5561.



[7] Burada söz konusu edilen hakimlerin/yöneticilerin İslâm dininin hükümlerine göre hareket ettikleri ve İslâm ahkâmını uyguladıkları hususu göz önünde bulundurulmalıdır, (Mütercim).

[8] Hadisin geçtiği diğer yer: 963.

[9] Hadisin geçtiği diğer yerler: 961, 978.

[10] Ayrıntılı açıklama İçin bk. Kitâbü'l-cihâd, Bâb 1.

[11] Hadisin geçtiği diğer yer: 1659.

[12] Bu rivayet ile konu başlığı arasındaki uyumu anlayabilmek için şu bilgiyi vermek uygun olacaktır: "İbn Abbâs, Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaza çıktığında henüz çocuktu. Zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde o, henüz 13 yaşında idi." (bk. Aynî, Umdetü'l-kârî, V, 401.) Mütercim.

[13] Ayrıntılı açıklama için bk. Kitâbü'l-edâhî, Bâb 12.

[14] el-Mumtehine 60/12.

[15] Bu rivayetle ilgili diğer açıklamalar için bk. Kitâbü'1-hayd, Bâb 6.

[16] Bu kadının adı Aınra ve kız kardeşim diye bahsettiği kişi de Ümmü Atİyye'dir, (bk. İbn Hacer, Fethü'1-bârî, II, 544-545.) Mütercim.

[17] Bu ifadeyi şu şekilde tercüme etmek de mümkündür: "Arkadaşı onu elbisesine bürüsün ve birlikte aynı elbisenin altında namazgaha gelsinler."

[18] Başlıkta geçen nahr ve zebh kelimeleri farklı kesme işlemlerini ifade eder. Nahr: "Devenin göğsü üstünden (boyunun gövdeye bitiştiği yerden) bıçak vurup boğaz damarlarını kesmektir." Zebh ise: "Boğazlama, hayvanın boğazına bıçak vurup damarlarını kesme İşidir." (bk. Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 360, 491.) - Mütercim

[19] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1710, 1711, 5551, 5552.

[20] Hadisin geçtiği diğer yerler: 5500, 5562, 6674, 7400.

[21] Mina günleri, Zilhicce'nİn on bir, on iki ve on üçüncü günleridir. (Mütercim)

[22] Bizim tercih ettiğimiz tercümenin motamot karşılığı şöyledir: "Sonra iki rekat namaz kıldı ardından iki rekat daha sonra iki rekat daha sonra iki rekat daha sonra iki rekat daha sonra iki rekat daha namaz kıldı." (Mütercim)

[23] Başka rivayetlerde Meymûne'nin o zaman hayızlı olduğu nakledilmektedir. (Mütercim)

[24] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1000, 1095, 1096, 1098 ve 1105. 999 ve 1000. hadisler.

[25] bk. Kâdî İyâz, îkmâiü'l-mu'lim bifsvâid-i Müslim, III, 12-13, (Mütercim).

[26] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1300, 2801, 2814, 3064, 3170, 4088-4091, 4094-4096, 6394 ve 7341.

[27] bz. Kitâbü'l-Meğâzî, Bâb 28.

[28] Duhân, 44/10-16.

[29] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1020, 4693, 4767, 4774, 4809, 4820-4825.

[30] bk. KitâbüVmeğâzî, Bâb, 28.

[31] bk. Kitâbü'i-menâkıb, Bâb, 6

[32] Hadisin geçtiği diğer yer: 371.

[33] bk. Kitâbü'l-istiskâ, Bâb 19, HN: 1027.

[34] İbn Hacer'in bu açıklamasına katılmamız mümkün değildir. Bu açıklamanın aksine daha ihtiyatlı ve evlâ olan uygulama sağ tarafın sola ve sol tarafın da sağa alınmasıdır. Çünkü bunu ifade eden hadis daha sahih ve oldukça açıktır. Ayrıca elbiseyi bu şekilde çevirmek daha kolaydır. Allah her şeyin en doğrusunu bilir. (İbn Baz

[35] bk. Kitâbü'l-istiskâ, Bâb 17, HN: 1025.

[36] bk. Kitâbü'1-Cuma, Bâb 35, HN: 933

[37] Bu görüş tartışmaya açıktır. Doğrusu sebeplere yapışmak, hemen dua etmek ve ihtiyaç arımda Allah'ın yardımını dilemektir. Bu her türlü sonucu Allah'a ısmarlama anlayışından daha faziletlidir. Zaten Hz. Peygamber'İn saİlallâhu aleyhi ve sellem ve ashabının hayatı da buna işaret eden delillerle doludur. Burada Hz. Peygamber'İn saİlallâhu aleyhi ve sellem duayı ertelemesi tefvîz dışında bir sebebe dayanıyor olabilir. Zaten bedevî Resûl-i Ekrem'den saİlallâhu aleyhi ve sellem dua isteyince hiç beklemeden hemen dua etmiştir. Bu da Cenâb-ı Hakk'ın iznine dayanır. Çünkü "O asla kendi arzusuna (hevasına) göre konuşmaz; onun söyledikleri kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir. (Necm, 53/3-4)" (Abdülaziz İbn Bâz)

[38] Bu derse ait yukarıdaki rivayette herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Muhtasarın sahibi el-Adevî, İbn Hacer'in eserinde yer aldığını ve bu derse kaynak teşkil ettiğini düşündüğümüz rivayetleri gözden kaçırmış olmalı. (Mütercim) .

[39] Duhân, 44/10.

[40] Hadisin geçtiği diğer yerler: 3565, 6341.

[41] bk. Kitâbü'd-deavât, Bâb 23.

[42] Bize göre böyle bir ihtimal çok uzaktır. Zira Enes İbn Mâlik çok küçük yaşlardan İtibaren Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem hizmetinde bulunmuş ve uzun yıllar bu hizmete devam etmiş bir sahâbîdir. Onun Resûlullah'ı sallallâhu aleyhi ve sellem diğer dualarda görmemiş olması neredeyse imkansızdır. Bize kalırsa Enes İbn Mâlik'in burada vurgulamak istediği durum, Resul-i Ekrem'in sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası sırasında ellerini kaldırırken diğer dualarına göre daha farklı davrandığı ve ellerini alışılmışın dışında kaldırdığıdır. Her şeyin en doğrusunu sadece Allah bilir. (Mütercim)

[43] Ayrıca bk. Kitâb-ü bedi'l-haik, Bâb 23.

[44] Hadisin geçtiği diğer yerler: 3205, 3343, 4105

[45] el-Ahzâb 33/9.

[46] el-Hâkka 69/8.

[47] Hadiste söz konusu edilen zamanın birbirine yakınlaşmasıyla ilgili doğruya en yakın açıklama şudur: "Hadiste yaşadığımız şu dönemde şehirlerin, ülkelerin birbirine İyice yakınlaşması ve bunlar arasındaki mesafelerin çeşitli ulaşım araçları vasıtasıyla kısa sürede kat'edi leb ilmesi ve yine çeşitli iletişim araçları yoluyla çok rahat bir şekilde haberleşme sağlanabilmesi kasdedilmiştir." (Abdülaziz İbn Bâz)

[48] el-Vakıa 56/82.

[49] Hadisin geçtiği diğer yerler: 4627, 4697, 4778, 7379.

[50] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1048, 1062, 1063, 5785.

[51] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1057, 3204.

[52] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1060, 6199.

[53] el-İsrâ 17/59.

[54] Mevlamızın bir lütfü ile 1044-1143. hadisleri Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme'de tercüme etmek nasip oldu. (Mütercim)

[55] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1046, 1047, 1050, 1056, 1057, 10644066, 1212, 3203,4624, 5221, 6631

[56] Aslında Allah için düşünülmesi İmkansız olan özellik O'nun insanların ve mahlukatın sahip olduğu kıskançlığa benzeyen bîr kıskançlıkla nitelenmesidir. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın şanına ve celâline yaraşan bir gayret (kıskançlık) üe nitelendirilmesi imkansız değildir. Zira gerek bu hadîs, gerekse bu anlamdaki başka hadisler bunu göstermektedir. Zaten ehl-i sünnet Allah Teâlâ'nın yaratılmışların sahip olduğu kıskaçlığa asla benzemeyen bir kıskançlık ile nitelendirilebileceği görüşündedir. Bu kıskançlığın nasıl olduğunu ve mahiyetini de sadece Allah bilir. Aynı açıklamalar Allah Teâlâ'nın istiva, nüzul, rızâ, gazab gibi sıfatları için de geçerlidir, (Abdülaziz ibn Bâz).

[57] Gerçekten de İbn Dakîkü'l-îyd'İn bu mütâlâası çok yerindedir. İbn Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyim gibi pek çok araştırmacı bilginin görüşü de bu doğrultudadır. Zaten Cenâb-ı Hakk güneş ve ay tutulmalarını belli bîr düzen içinde yaratmıştır ve gökbilimciler bunun sebeplerini ve tarihini hesaplayabilirler. Nitekim onların yaptığı hesaplamaların doğru olduğunu her gün görmekteyiz. Bununla birlikte söz konusu hesaplamaların her zaman için % 100 doğru olacağını kabul edemeyiz. Zira onların da yanılma payları vardır. Allah Teâla'nın kullarına korku salması ise onun takdir ettiği her şeyde hissedilmesi gereken bir duygudur, (Abdülaziz İbn Bâz).

[58] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1055, 1282, 6366.

[59] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1070, 3853, 3972, 4863.

[60] bk. Kitâbü'1-Cuma, Bâb 10.

[61] En'âm 6/84-90.

[62] Bu rivayet Buhân nin farklı nüshalarında "Abdullah İbn Ömer abdestsiz olarak secde ederdi1 diye de nakledilmiştir, bk. Aynî, Umdetü'1-kârî, VI, 92. (Mütercim)

[63] Selmân-ı Fârisî'nin bu sözünün daha iyi anlaşılması için şu rivayeti aktarmak uygun olacaktır: Ebû Abdurrahmân şöyle demiştir: "Selmân-ı Fârisî mescide girdi. O sırada bir topluluk Kur'ân okuyordu. Secde âyeti geçtiği için secde ettiler. Selmân-ı Fârisî'nin yanında bulunan arkadaşı ona, haydi biz de onlara katılıp secde edelim, deyince Selmân: 'Bİ3 bunun için gelmedik' dedi."

[64] Tilavet secdesinin farz olmadığını gösteren en güçlü ve delalet bakımından daha açık olan rivayet daha önce geçen Zeyd İbn Sabit hadisidir. Zira Zeyd sacde ayeti okuduğu halde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona secde etmesini emretmemiştir. Eğer farz olsaydı kesinlikle emrederdi. (İbn Bâz)

[65] Hadisin geçtiği diğer yerler: 4298, 4299.

[66] Hadisin geçtiği diğer yer: 4297.

[67] Hadisin geçtiği diğer yer: 1655

[68] Hadisin geçtiği diğer yer: 1656

[69] Hadisin geçtiği diğer yer: 1657

[70] Hadîsin geçtiği diğer yerler: 1564, 2505, 3832.

[71] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1546-1548, 1551, 1712, 1714-1715,2951,2986.

[72] el-Bakara 2/144, 150.

[73] el-Ahzâb 33/21.

[74] el-Cem'u's-sûrî: Öğleyi son vaktinde kılıp biraz bekledikten sonra ikindiyi ilk vaktinde kılmak ve akşamı son vaktinde kılıp biraz bekledikten sonra yatsıyı da ilk vaktinde kılmaktır. (Mütercim)

[75] Doğru olan görüş namazın kazaya bırakılmaması dır. {İbn Bâz)

[76] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1148, 1161, 1168 vs 4837.

[77] Kitâbü't-teheccüd, Bâb. 16.