Esbâbu Vurûdil-Hadîs > EDEB BABI (BABU'L-EDEB)

 

islam




153-Hadis[1]: "Ara-sıra ziyarette bulun ki sevgi artsın." İbn Adi, "el-Kamil" adlı eserinde, Ebu Hureyre, İbn Ömer, Ebü Zerr ve Hubeyb b. Mesleme'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Seyrek ziyarette bulun ki muhabbet artsın."



154-İbn Adi, îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: "Biz cahiliyye devrinde, 'seyrek ziyaret et ki muhabbet artsın1 derdik. Hz. Peygamberde bize aynı şeyi söyleyerek buyurdu ki: "Seyrek ziyaret et ki muhabbet artsın."



155-Sebep: İbn Adi, Ata b. Ebi Rebah tarikiyle. Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Ey Ebu Hureyre, dün nerede idin?"

Dedim ki: "Ailemden bir grubu ziyaret ettim. (Başka bir lafza göre, Ebu Hureyre şöyle demiştir: "Müslüman olan aile efradımdan bir grubu ziyaret ettim.") Hz. Peygamber buyurdu ki: "Seyrek ziyaret et ki muhabet artsın."



156- İbn Adi, İsmail b. Virdan tarikiyle Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasulullah (s.a.v.), Aişe (r.a.)'nin evinden çıktı. Ben, O'nu takip ettim. Sonra Ümm-ü Seleme'nin evinden çıktı, yine O'nu takip ettim. Bana döndü ve buyurdu ki; "Ey Ebu Hureyre seyrek ziyaret et ki muhabbet artsın."



157-Hadis58[2]: Ahmed ve Ebu Davud, Cabir b. Abdullah'ın söyle dediğini rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.), kişinin ahline:

(evine) geceleyin gelmesini hoş görmemiştir." (Ahmed'in lafzı ise şöyledir: Rasulullah (s.a.v.), geceleyin kişinin ehline (evine) gelmesini nehyetmiştir.)

Bir başka lafız da şöyledir: "Sizden birinizin (evinden) ayrılığı uzun sürerse, geceleyin ailesine (evine) gitmesin."



158-Ahmed, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan şöyle dediğini rivayet eder: "Muhakkak ki Rasulullah (s.a.v.), evinden uzun zaman ayrılan kimsenin yatsı namazı vaktinden sonra evine dönmesini nehyetmiştir."



159-Sebep[3]: Abdurrezak, tbn Cüreyc'den, o da bir başka adamdan, o da Muhammed b. İbrahim et-Temimî'den şunu rivayet eder: "îbn Revaha bir seriyyede bulunuyordu. (Gece yansı) seriyyeden döndü ve evine kılıçlı bir şekilde geldi. Birden evinde lamba yandığını gördü. Bunun üzerine şüpheye düştü ve (pencereye) tırmanıp içeri baktı. Bir de ne görsün, hanımı yatakta yanı üzerine yayılmış, yanında da saçları dağınık bir adam gözüküyordu. Onu dövmeye niyetlendi de sonra kendisine zühd (takva) hakim oldu. (Nihayet) kansına seslendi, o da uyandı ve şöyle dedi: "Arkanı (dön) gizlen gizlen."

İbn Revaha, "yazıklar olsun sana bu yanındaki kim?" dedi. Hanımı, "bu kızkardeşimdir. Yanımda kaldı başını yıkadı" dedi.

Bu durum Rasulullah (s.a.v.)'a ulaşınca, Rasululah (s.a.v.), "geceleyin yoldan gelenlerin hanımlarına uğramasını nehyetti. îki kişi 5u emre uymayarak, hanımlarını yanına gittiler. Her ikisi de

^hanımlarının yanında bir adam buldular. Bu durum da Hz. peygamber'e ulaşınca, buyurdu ki: "Ben, sizi geceleyin seferden dönerken hanımlarınıza uğramaktan men etmedim mi?"



160- Sebep-: Ahmed, Ebu Seleme tarikiyle Abdullah b. Revaha'dan şunu rivayet etmiştir: "O, geceleyin bir seferden döndüğünde hanımına gitmekte acele etti. Evine vardığında birden lambanın yandığını ve hammıyla beraber birisinin olduğunu gördü, kılıcını çekti. Hanımı (durumu görünce) dedi ki: "Çekil, o, saçlarımı tarayan falan kadındır."

"İbn Revaha, Hz. Peygamber'e gelerek durumu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, seferden dönenlerin, geceleyin ehline uğramalannı yasakladı."



161-Hadis[4]: Buharı ve Müslim, Tbn Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasulullah, hayatının sonunda bir kere

bize yatsı namazını kıldırdı. Selam verince ayağa kalktı ve ; "Bu gecenizi görüyorsunuz ya! İşte bu gecenizden itibaren yüz sene başında (bugün) yer yüzünde olanlardan hiçbir kimse kalmayacaktır."



162- Sebep[5]: Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet ederler: "Peygamber (s.a.v.) vefatından bir ay evvel şöyle buyurdu: "Bana kıyametin saatini sordular. (Dedim ki:) Onun ilmi Allah indindedir. Allah'a yemin ederim ki yüz sene sonra yeryüzünde olan yaşayanlardan kimse, kalmayacaktır."



163- Hadis[6]: îbn Mace, Ebu Cuhayfe'nin şöyle dediğini nakleder: "Rasulullah (s.a.v.), buyurdu ki: "Kim güzel bir yol bırakıp giderse, kendinden sonra o yola sülük edenlerin sevabı kadar sevab alır. Sevab işleyenlerin sevabından da bir şey eksilmez. Kim de kötü bir yol bırakıp giderse, kendinden sonra o yola sülük edenlerin işleyeceği günah kadar günah alır. Günah işleyenlerin günahından da bir şey noksan olmaz."işleyeceği günah kadar günah alır. Günah işleyer. bir şey noksan olmaz."



164- Sebep: Ahmed ve Müslim, Cerir'in şöyic ^^^.^ı-ı-rivayet ederler: "Biz gündüzün ortasında, Rasulullah (s.a.v.)'ın yanında bulunuyorduk. Derken, yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini yahut abalarını başlarına geçirmiş, kılıçlarını çekmiş, ekserisi hatta hepsi Mudar Kabilesi'ne mensup çıplak bir takım adamlar, Peygamber (s.a.v.)'e geldiler. Onların muhtaç halini görünce, Rasulullah (s.a.v)'ın yüzü değişti. İçeri girip çıktıktan sonra Bilal'e emir buyurdu. Bilal ezan okuyarak, kamet getirdi. Rasulullah (s.a.v.) da namazı kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve:

"Ey insanlar! Sizi bir kişiden yaratan Rabbiniz'den korkun" (Nisa-1) ayet-i kerimesini sonuna yani, "Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde gözcüdür" ayetine kadar ve Haşr Sûresi'ndeki "Allah'tan korkun, her nefis yarın (ahiret için ne gönderdiğine bir baksın, Allah'tan korkun" ayet-i Kerimesini okudu.

(Sözüne devamla): "Bir adam; dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sa' buğdayından, bir sa' kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yanm hurma olsun" buyurdu.

Derken Ensar'dan bir zat, hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar, hatta elinin taşımaktan aciz kaldığı bir kese getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes bir şeyler getirdiler. Neticede yiyecek ve elbiselerden müteşekkil iki yığın gördüm. Rasulullah (s.a.v.)'ın (mübarek) yüzünü altınla yaldızlanmış gibi parladığını gödüm. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): .

"Her kim İslam'da güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey nçksan edilmemek şartıyla sevaplan kendisine aittir. Kim de İslam'da kötü bir çığır açarsa o çığırın vebali ile kendisinden sonra onunla amel edenlerin vebali, hiçbir noksanları olmamak üzere ona aittir" buyurdu.



165- Ahmed, Huzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.) zamanında bir adam yardım istedi. Topluluk (ona bir şey) vermedi. Sonra ona bir adam yardımda bulununca diğerleri de yardımda bulundu. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

"Kim kendisiyle amel edilen hayırlı bir çığır açarsa; onun sevabını aldığı gibi, ondan sonra o yola sülük edenlerin sevabından eksik olmaksızın onların da sevabını alır. Kim de kendisiyle amel edilen kötü bir çığır açarsa onun günahını aldığı gibi, ondan sonra o yola sülük edenlerin günahı kadar günah alır. Ancak onların günahlarından da bir şey noksan olmaz."



166- Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmiştir: "Rasulullah (s.a.v.)'a bir adam geldi. Rasulullah (s.a.v.), onu sadaka vermeye teşvik etti. Adam, "yanımda şu ve şu var" dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki:

"Mecliste az veya çok sadaka vermeyen hiçbir kimse kalmadı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kim kendisiyle amel edilecek hayırlı bir çığır açarsa, karşılığı tastamam verildiği gibi, o yola sülük edenlerin sevaplarından birşey noksan olmaksızın onların sevapları kadar bir daha alır.

Kim de işlenecek kötü bir çığır açarsa onun günahını tamamen aldığı gibi, o yola sülük edenlerin günahları noksan olmaksızın onların günahları kadar da günah alır."



167-Hadis[7]: Buharî ve Müslim, İbn Ömer'den rivayet ettiklerine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır, (yani veren el, alan elden hayırlıdır).



168-Sebep[8]:Ahmed, Buharî ve Müslim, Hakim b. Hizam'dan rivayet etmişlerdir: Dedi ki: " Rasulullah (s.a.v.)'tan (bir şeyler) istedim, bana verdi. Yine istedim, yine verdi. Bir daha istedim yine verdi. Sonra şöyle buyurdu:

"Ya Hakim! Bu mal tatlı ve göz alıcıdır. Kim onu gönül zenginliği ile alırsa kendisine mübarek olur. Kim de onu aç gözlülük alırsa kendisine mübarek olmaz. Onun hali yiyip doymayan adama benzer. Üstteki el, alttaki elden daha hayırlıdır."

Hakim (devamla), "dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Sen'i hak ile gönderen (Allah)e yemin olsun ki, Sen'den sonra hatta ölünceye kadar hiç kimseden yardım almayacağım!"



169-Ahmed, Hakim b. Hizam'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)'tan biraz mal istedim ve bu isteğimde biraz aşın gittim. Bunun üzerine bunu buyurdu ki:

"Ey Hakim, bu mal tatlıdır, göz alıcıdır. Bununla beraber de insanların ellerinin kiridir. Allah'ın eli, veren kimsenin elinin

üstündedir. Verenin eli de alanın elinin üstündedir. Ellerin en aşağılık durumda olanı, alan (kimsenin) elidir."



170-Hadis[9]: Buharî ve Müslim, Amr İbnu'l-As'ın şöyle dediğini rivayet ederler: "Rasuiullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Hakim (bir şeye) hükmedip, (bu) içtihadında doğruya isabet ederse iki ecir (sevap) alır. Hükmedip, içtihadında doğruya isabet etmezse bir ecir alır."



171-Sebep: Ahmed, Abdullah b. Amr b. As'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah'a davalı iki adam geldi. O da Amr'a dedi ki: "Ya Amr, aralarında hüküm ver bakalım." Amr dedi ki:

"Ey Allah'ın Rasulü! Sen bu işe benden daha layıksın. Rasuiullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Böyle olsa bile sen hüküm ver." Amr, "Eğer hükmedersem bana ne var?" dedi. Peygamber (s.a.v.) de,

"Eğer hükmedip, hükmünde isabet edersen sana on sevap var. Eğer sen ietihad edip bunda hata edersen sana bir sevap var" buyurdu.



172-Hadis[10]: Ahmed, Ubade b. Samit'ten, Rasuiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Nefislerinizden, siz bana altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim. Söz söylediğiniz zaman doğru söyleyin, vaadlannızı yerine getirin, nezdinizdeki emaneti yerine verin, ırzınızı muhafaza edin, gözlerinizi haramdan sakının ve ellerinizi kötülüklerden çekin."



173-Sebep[11]: Ahmed ez-Zühdî de şöyle diyor: "Bize Abdussamed anlattı. Ona da Abduicelii, ona da Hasan b. Ebi'l-Hasan haber vermiştir: "Nihayet Benî İsrail, Musa (a.s.)'ya kavuşunca şöyle dediler: "Şüphesiz Tevrat bize ağır geliyor. Bize, her şeyi içine alan, hafif, kolay bir şeyden haber ver." Alİah Teala, vahyetti ki:

"Onlara şunu söyle: "Miras konusunda zalimlik etmeyiniz. Kendisine izin verilmedikçe bir kulun iki gözü bir eve girmesin (bakmasın). Namaz için abdest alındığı gibi, yemekten sonra ad abdest alınsın." Benî İsrail, bunları küçümsediler de sonra bu emirleri devam eıtirmediier. (Ravİ diyor ki:) Bu haberler üzerine Rasuiullah (s.a.v.)

buyurdu ki:

"Siz, bana altı şeyi tekeffül edin, ben de size cenneti tekeffül edeyim. rSöz söyleyen yalan krıştırmasm, kimse verdiği sözden

dönmesin, hiç kimse emanete hıyanet etmesin, (ayrıca) ellerinizi gözlerinizi ve ırzınızı muhafaza ediniz"



174-Hadis[12]:Müslim, Cerir'den Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eden: "Kim yumuşaklıkla muamele etmekten mahrum olursa, hayırdan mahrum olur."1



175-Sebep[13]: Ebu Davud, Aişe (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet ediyor: "Rasulullah, şu tepeye çıkar kamp yapardı. Bir defasında sahraya çıkmak istedi. Bana, sadaka develerinden üzerine devamlı binilmesi yasak olan bir deve gönderdi ve bana:

"Ey Aişe yumuşak meamele et, gerçekten yumuşak muamele kimde bulunursa onu ziynetlendirir, kimden soyulursa onu da çirkinleştirir" buyurdu.



176-Hadis[14]: Ebu Davud, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Allah'a yemin ederim ki, şu içinde bulunduğum günden sonra hiçbir kimseden hediye kabul etmeyeceğim. Ancak, Kureyş îCabilesi'nden olan Muhacirler'in, Ensar'ın, Devs Kabilesi'nin ve Taifliler'in hediyelerini kabul edeceğim."



177- Sebep[15]: Ahmed, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bir arabî, Hz. Peygamber'e bir hediye verdi. Peygamber (s.a.v.) de hediyenin karşılığını ona verdi ve buyurdu ki:

"Razı oldun mu?" Adam, "hayır" dedi. Hz. Peygamber, karşılığı artırdı ve (tekrar) sordu:

"Razı oldun mu?" Adam yine "hayır" dedi. Hz. Peygamber (bir daha) artırdı ve,

"Razı oldun mu?" diye tekrar sorunca, adam (bu sefer) "evet" dedi. Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki:

"Bundan sonra ben, Kureyşli (Muhacir)ler'in yahut Ensar'ın Veya Taifliîer'in hediyesi dışında kimseden hediye kabul etmemeye niyetlendim."



178- Sebep: Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet eder: "Bir arabî, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir genç dişi deve hediye etti.

İbn îshak konuyla alakalı olarak şunu anlatmaktadır. Rasulullah (s.a.v.), Hendek Savaşı'm bitirince Kureyşliler geri çekilip, Ravme denilen yerde sellerin toplandığı bir (dereye) indiler. Orası Medine yakınında Cürf ile Zegabe arası bir yerdi. Yaklaşık on bin kişi orada toplanmıştı.

Peygamber (s.a.v.) de ona karşlık olarak alt) tane dişi deve verdi. Adam bunu azimsadi.

Sonradan bu durum Peygamber (s.a.v.)'e ulaşınca, Allah'a hamd edip, O'nu Övdükten sonra şöyle buyurdu:

"Falanca bana bir dişi deve hediye etti. Ben o deveyi ehlimin bir kısmını tanıdığım gibi tanıdım. (Zira o) Zeğabat günü kaybolmuştu. (Buna rağmen) onun karşılığı olarak adama altı tane dişi deve verdim. fakat o, bunu azımsadı. Ben de bundan sonra Kureyşli Muhacirler'in, Ensar'ın, Taifliler'in veya Devsliler'in hediyelerinin dışında kimseden hediye almamaya niyet ettim."



179- Hadis[16]: Buharî, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Allah Teala rahmeti yarattığı gün, onu yüz rahmet olarak yarattı da kendi yanında 99 rahmeti alıkoydu. Geri kalan tek rahmeti de bütün mahlukları arasına salıverdi."



180- Ahmed, Ebu Said'den rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve Celil olan Allah'ın yüz rahmeti vardır. Ondan bir tanesini bütün mahlukat arasında taksim etmiştir. İşte, insanlar, vahşî hayvanlar ve kuşlar, aralarında bununla birbirlerine merhamet ederler."



181-Ahmed ve Müslim, Selman (r.a.)'ın Rasulullah'tan şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah'ın yüz rahmeti vardır. Ondan bir tanesiyle mahlukat, birbirine merhamet eder, yine onunla vahşî hayvanlar yavrularına şefkat ederler. Aziz ve Celil olan Allah, 99 rametini Kıyamet Günü'ne ertelemiştir."



182-Buharî, Ebu Hureyre'den, Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah Teala yüz rahmet yaratmıştır. 99'unu yanında tutmuş bir tanesini yeryüzüne indirmiştir. Bu bir rahmetle bütün mahlukat merhametleşir. Öyleki yavrusunu incitme korkusundan dolayı at ayağını kaldırır."



183-Sebep[17]: Ahmed, Cündeb b. Abdullah el-Becelî'den şöyle dediğini rivayet eder: "Bir arabî geldi, devesini yıktı ve onu bağladı. Sonra Rasulullah (s.a.v.)'ın arakasında namaz kıldı. Rasulullah namazını kılınca, adam devesinin yanma gitti, bağını çözdü. Ona bindi ve sonra şöyle dedi:

"Ey Allah'ım, bana ve Muhammed'e merhamet et, merhametindende bize kimseyi ortak kılma." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) sahabeye (dönerek), "bu söze ne dersiniz? Adam mı sapıttı yok sa devesi mi? Söylediğini duymadınız mı?" Sahabe "evet duyduk" dediler.

Peygamber (s.a.v.) adama, "sen Allah'ın rahmetini men ettin" buyurdu. "(Zira) Allah'ın rahmeti geniştir. Allah yüz rahmet yaratmıştır. Ondan bir tanesini mahlukata indirmiştir. Onunla mahlukat -cinler, insanlar ve hayvanlar- birbirine şefkatli davranırlar. Allah in indinde 99 rahmet vardır. Söyler misiniz? O mu daha sapıktır yoksa devesi mi?"



184-Hadis[18]:Taberanî, "Evsad"ında ve Beyhakî, "Şuab"ında, Rafi b. Yezid es-Sekafî'nin şöyle dediğini rivayet ederler; "Rasulullah buyurdu ki: "Şeytan kırmızıyı sever. Siz kırmızıdan ve göz alıcı elbiseden sakının."



185-Sebep[19]: Ahmed, Rafi b, Hadic'den şöyle rivayet eder: Rasulullah (s.a.v.) göz alıcı bir kırmızı (elbise) gördü de bundan hoşlanmadı."

(Gariptir ki), Rafi b. Hadic vefat ettiği zaman tabutu üzerine kırmızı bir kadife çekmişlerdi. Bu da insanları hayrete düşürdü.



186-Sebep: Ahmed, Rafı b. Hadic'den rivayet ettiğine göre, onlar (bir gün) Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte bir sefere çıkmışlardı. (Ravi diyor ki), Rasulullah (s.a.v.) yemek için konaklayınca herkes

devesinin yularını boynuna takarak salıverdi. Develer ağaçlara doğru yöneldiler. Sonra biz Rasulullah ile birlikte oturduk. Eğerlerimiz (yüklerimiz) develerin üzerinde idi. Rasulullah başını kaldırdı ve elbiselerimizde bulunan kırmızı yünden (örülmüş) ipleri gördü. Bunun

üzerine buyurdu ki:

"Ben, şu üstünüzdeki kırmızı elbiseyi görüyorum." Biz, Rasulullah (s.a.v.)'ın bu sözünden dolayı süratle yerimizden kalktık -hatta bazı develer bu süratten ürktü-. Elbiseleri aldık ve onladaki kırmızı iplikleri çıkardık.



187-Hadis[20]:Ahmed ve Müslim, Cabir'den rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Sizden biriniz

hoşlanmadığı bir rüya gördüğü zaman (uyandığında), sol tarafına üç kere tükürsün. Üç defa şeytandan Allah (c.c.)'a sığınsın, yatış şeklini değiştirsin. (Sağa yatıyorsa sola, sola yatıyorsa sağa dönsün)"



188- Ahmed ve Buharî, Ebu Said el-Hudrî'nin, Rasıılullah-(s.a.v.)'tan şunu işittiğini rivayet ederler: "Sizden biriniz sevdiği bir rüya görürse p, Allah'tandır. Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın. Hoşlanmadığı bir rüya görürse, o şey şeytandandır. Şaytanın şerrinden Allah'a sığınsın ve onu kimseye anlatmasın ki onun zaran kendisine dokunmasın."



189-Sebep[21]: Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiklerine göre, bir adam Hz. Peygamber'e gelir ve şöyle der: "Ey Allah'ın Rasulü! Rüyamda başırmnMkesiIip yuvarlandığını ve benim de ardı sıra gittiğimi gördüm." R:.,UıIullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Bu, şeytandadır." Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya gördüğü zaman kimseye anlatmasın ve şeytandan Allah'a sığınsın."



190-Hadis[22]:Ahmed, Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sizden biriniz aksırdığımz zaman "Elhamdu lillah" desin. O, "Elhamdu Lillah" dediğinde (yanında bulunan) kardeşi de "Yerhamukellah (Allah sana merhamet etsin)" desin.Ona karşı da tekrar, aksıran kişi "a, Allah durumunuzu düzeltsin ve size hidayet etsin" desin,"



191-Sebep[23]: Ahmed, Salim b. Ubeyd'den rivayet etmiştir. Dedi ki: "Ben, Rasulullah (s.a.v.) ile bir seferde bulunmuştum. Bir adam aksırdı ve sonra da sağlık, esenlik üzerine olsun" dedi. Diğeri de, "esenlik, senin ve annenin üzerine olsun" dedi. Sonra Rasululah (s.a.v.) buyurdu "Sizden biriniz aksırdiğı zaman, yahut "her halükârda Allah'a hamd olsun. Yahit Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" desin. Bunu duyan da "Allah sana rahmet etsin" desin. Aksıran (tekrar) "Allah (c,c.) sizi ve beni bağışlasın" desin."



191a-Hadis[24]: Ahmed, Buharı ve Müslim, İbn Ömer'den Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmesin, onu hakir görmesin ve onu (her hangi bir tehlikeye karşı) terketmesin."



192- Sebep[25]: Ahmed, Süveyd b. Hanzala'mnşÖyle dediğini rivayet eder: "Biz, Rasulullah (s.a.v.)'ı görmeye çıkmıştık. Yanımızda Vail b. Hücr (adında biri) vardı. Onu düşmanı yakaladı. însanlar yemin etmekten kaçınıyorlardı. Ben, "o benim kardeşimdir" diye yemin ettim. Vail bırakıldı. Biz de Rasulullah (s.a.v.)'a geldik. Bunu Rasulullah (s.a.v.)'a anlattım. O da buyurdu ki: "Sen, onların en iyisi ve en doğrususun. 'Müslüman müslümanın kardeşi olduğu' konusunu doğru söylemişsin."



193-Hadis[26]: Ahmed, tbn Ömer'den şunu rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v.), yalnızlıktan, yani kişinin yalnız yatmasını yahut yalnız sefere çıkmasını men etmiştir."



194-Hadis: Buharî, îbn Ömer'den rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Eğer insanlar, benim bildiğim gibi yalnızlığın ne olduğunu bilselerdi, hiç kimse ebediyen yalnız olarak gecelemezdi."



195-Hadis: Ahmed, Abdullah b. Amr b. As'tan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber şöle buyurmuştur: "Tek yolcu, şeytandır, iki yolcu iki şeytandır, üç yolcu ise cemaattir."



196-Hadis: Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmiştir: "Rasıılullah (s.a.v.), kadın gibi davranıp da kasden kadınlara benzemek isteyen erkeklere lanet etmiştir. Kadınlardan da erkek gibi davranıp, kendini kasden erkeğe benzetenlere lanet etmiştir. (Bunun gibi) evlenilmez deyip de kendisini kadınlardan kesen erkeklere ve aynı şekilde söyleyen kadınlara ve çölde yalnız yolculuk yapan kimse ile yalnız geceleyene de lanet etmiştir."



197-Sebep[27]: Ahmed, tbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Hayber'den bir adam yola çıktı ve kendisine iki kişi tabi oldu. Sonra bir kişi de o iki kişiye tabi olarak "dört kişilik grup halinde gidelim" dedi. Ve onları iki kişi gitmekten alıkoyuncaya kadar uğraştı.

Sonra yola ilk çıkan adama ulaştı ve dedi ki: "Şu iki kişi şeytandır. Ben, onları yoldan alıkoyuncaya kadar kendilerinden ayrılmadım. Sen, Rasulullah (s.a.v.)'a gittiğinde O'na selam ver ve zekâtları toplamak için burada olduğumuzu bildir. Eğer uygun görürse zekâtları kendisine gönderelim." Adam, Medine'ye ulaşınca durumu aynen bildirdi. Rasulullah da yolda yalnız olmaktan nehyetti."



198-Hadis[28]: Buharî ve Müslim, Ibn Ömer'den naklettiklerine göre, Hz. Peygamber, köpeklerin öldürülmesini

"emretmiştir. '"Müslim rivayetine şunu da eklemiştir:) Hatta çölden gelen bir kadının köpeğini dahi öldürdük."



199- Sebep[29]: Ahmed ve Taberanî, Ebu Rafi'den şunu rivayet ederler: "Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber'e gelip içeri girmek için izin istedi. O da izin verdi. Ancak Cebrail (içeri girmekte) gecikti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ridasını aldı ve ona doğru yöneldi. O (Cebrail), kapıda ayakta duruyordu.

"Sana izin vermiştik ey Cebrail, niçin içeri girmedin?" dedi.

Cebrail:"Evet ey Allah'ın Rasulü! İzin vermiştiniz. Fakat biz, içerisinde köpek ve resim bulunan bir eve girmeyiz" dedi. Bunun üzerine evi aradılar. Bir de ne görsünler, evlerinin birisinde bir köpek yavrusu var."

Ebu Rafi, rivayetine devamla diyor ki: "Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Medine'de tek bir köpek bırakmayıp hepsini öldürmemi bana emretti. Yanında kendisini koruyan bir köpeğin bulunduğu bir kadın gördüm. Kadına acıdım ve köpeğini bıraktım. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e geldim. (Durumu haber verdim) Onu da öldürmemi emretti ve döndüm onuda öldürdüm."



200-Hadis[30]: Ahmed, Ebu Kebşe el-Enmarî'nin, Rasuiullah- (s.a.v.)'tan şunu işittiğini rivayet eder: "Üç (haslet) var ki, onlar üzerine yemin ederim. Üzerine yemin ettiğim üç şey şunlardır:

1-Sadaka vermekten kulun malı eksilmez.

2-Uğradıği haksızlığa karşı sabreden kulun, Cenab-ı Allah ancak şerefini artırır.

3- Dilencilik kapısını"açan bir kula, Allah Teala behemehal yoksulluk kapısını açar."



201-Sebep[31]: Ahmed, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre, Peygamber (s.a.v.) otururken . bir adam Hz. Ebtıbekr'e sövdü. Peygamber, buna hayret ederek tebessüm etti. Küfürün dozunu artırınca, Hz. Ebubekr de sözlerin bazısını aynen ona iade etti. Bunun üzerine Rasuiullah (s.a.v.) kızdı ve oradan kalktı. Ebubekr de Peygamber'in arkasından çıkıp O'na ulaştı ve şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü! Adam bana küfür ettiğinde Sen oturuyordun. Ne zman ki ben sözlerinin bir kısmını ona iade edince, Sen gazaplandın ve kalktın." O da şöyle buyurdu:

"O sana küfrettiği zaman seninle beraber bir melek bulunuyor ve onun sözlerini kendisine iade ediyordu. Sen, ona karşılık verince şeytan ortaya çıktı. Dolayısıyla ben de şeytanla oturamazdım." Sonra buyurdu ki:

"Ey Ebubekr! Üç şey haktır:

1-Zulme uğrayan bir kul, bu zulümden dolayı Allah için susar ve sabrederse, ancak Allah Teala ona yardım etmekle şerefini artırır.

2- Bir kişi bir atiyye (birisine sadaka verme) kapısını açarsa, ancak Allah Teala (onun malını) çok çok artırır7.

3- Bir adam daha çok mal elde etmek niyetiyle dilencilik kapısını açarsa, Allah, bu dilenmesi sebebiyle onun malım azaltır.



202-Hadis[32]:Ahmed, Buharı ve Müslim, Cerir el-Becelî'den, Rasuiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez."



203-Sebep[33]: Ahmed, Buharî ve Müslim, Ebu Hureyre'den, Rasuiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Akra b. Habis, Rasuiullah (s.a.v.)'ın Hz. Hasan'ı öptüğünü gördü ve şöyle dedi:

"Benim on tane çocuğum var. (Şimdiye kadar) asla hiç birini öpmedim." Peygamberde bunun üzerine buyurdu ki: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez."



204- Hadis[34]: Müslim, Ebu Eyyufa'un, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Eğer Allah'ın, sizin için affedeceği bir günahınız olmasaydı, sizin yerinize günahları olup affedeceği bir kavmi getirirdi."



205-Müslim, Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer günah işlemeyip, (tevbe etmezseniz) Allah sizi yok eder. Sonra yerinize günah işleyip Allah'tan mağfiret isteyen bir kavim getirir ve günahlarını affeder."



206-Taberanî, İbn Abbas'tan, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Eğer siz günah işlemezseniz Allah Teala günah işleyen bir kavim getirir ve onların günahlarını bağışlar."



207-ibn Asakir, Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.)'in ashabı kendisine gelerek, "biz bazı günahları işliyoruz" diye şikayette bulundular. Peygamber de bunun üzerine onlara dedi ki:

"Eğer siz günah işlemezseniz, Allah (c.c.) günah işleyen bir kavim getirir. Onlar bağışlanmalarını isterler. Allah da onları bağışlar."



208-Beyhakî, Şuabu'l-İrnan'da, Abdullah b. Amr'dan şöyle dediğini rivayet eder (il ayeti nazil olunca, Ebubekr (orada) oturuyordu. Sonra birden ağlatmaya başla)dı.

Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Ebubekr seni ağlatın nedir?" Ebubekr:

"Bu sûre beni ağlattı" dedi. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Eğer siz affolunacak günah işlemeseydiniz ve hata

etmeseydiniz Allah Teala günah işleyecek, hata edecek ve günahları bağışlanacak bir kavim yaratırdı."



209- Hadis[35]: Darekutnî, "İfrad" isimli eserinde, tbn Ömer'den Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Bir müslümanın birmüslümanı korkutması helal değildir."



210- Sebep[36]: İbn Asakir, Vahidî'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Zeyd b. Sabit, savaşa ilk katıldığı zaman daha on beş yaşlarında idi. O gün Müslüman I ar'la beraber siper kazıyordu. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Dikkat edin! Bu iş çocuğa ağır gelir." Sonra Zeyd yoruldu. Uyku kendisine galip geldi ve uyudu. Ammar b. Hazm gelip çocuğun silahını aldı. O hiç farkında olmadı. Daha sonra Rasulullah şöyle buyurdu:

"Ey uyuyan öyle uyudun ki silahın da gitti." Sonra buyurdu ki: "Bu çocuğun silahından haberi olan var mı?" Ammar b. Hazm, "Ey Allah'ın Rasulü! silahını ben aldım" dedi. (Sonra) onu geri verdi. Bunun üzerine Rasulullah, "bir mü'minin korkutulmasını veya cidden bir şeyin alınmasını yasakladı."



211-Hadis[37]: Müslim ve Tirmizî, İbn Ömer'den, Rasulullah(s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Bıyıklarınızı kısaltınız, sakalınızı uzatınız."



212-Sebep[38]: İbn Neccar, "Tarih"inde, îbn Abbas'tan şunu rivayet eder: "Acem'den bir grup Rasulullah (s.av.)'a geldiler, sakallarını tıraş etmişler, bıyıklarını uzatmışlardı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Onlara muhalefet ediniz. Bıyıklarınızı kısaltınız, sakallarınızı kısaltınız.'



213-îbn Sa'd, Ubeydullah b. Abdullah'ın şöyle söylediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)'a bir mecusî geldi. Bıyığını uzatmış, sakalını kesmişti. Rasulullah ona, "böyle yapmanı kim emretti?"

buyurdu. Mecusî:"Rabbim emretti" diye cevap verdi. Rasulullah ona karşı buyurdu ki: "Fakat benim Rabbim, 'bıyıklarımı kısaltmamı, sakallarımı uzatmamı bana emretti.



214-Ebu'l-Kasım b; Bişr, "Emali'sinde Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)'ın yanına sakallarını tıraş etmiş, bıyıklarını uzatmış bir mecusî geldi. Rasulullah ona, "yazıklar olsun, sana bunu kim emretti" buyurdu. Mecusî:

"Onu bana Kisra emretti" dedi. Rasulullah buyurdu ki: "Benim Aziz ve Celil olan Rabbim, sakallarımı uzatmamı, bıyıklarımı



215- Hadis[39]: Buharı, İbn Ömer'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sizlerden birisinin karnının cerahatla dolu olması, şiirle dolu olmasından daha hayırlıdır."



216- Sebep[40]: Ahmed ve Müslim, Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet ederler: "Biz, Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte "Arc"1 denilen yerde yürüyorduk. Birden orada şiir söyleyen bir şair arız oldu. Rasulullah (s.a.v.), (onu görünce) buyurdu ki: "Şeytanı yakalayınız, yahut tutunuz. Çünkü kişinin karnının cerahatla dolu olması, şiirle dolu olmasndan daha hayırlıdır."



217- Hadis[41]: Dört hadis kitabında, Sahr el-Gamidî'den şöyle rivayet edilmiştir: "Hz, Peygamber buyurdu ki: "Ey Allah'ım! Sabahın erken saatlerini (sahurlarını) ümmetim için mübarek kıl."



218- Sebep[42]: Hatib ve îbn en-Neccar, "Tarih-i Bağdat"ta, Enes'ten şunu rivayet ederler: "Ramazan aylarının birinde bir gece, Rasulullah (s.a.v.) ile beraber dışarı çıktım.

Ensar'ın evleri içerisinde ışıklar görüldü. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Enes, bu ışıklar nedir?" Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Ensar sahur yemeği yiyorlar." O da buyurdu ki:

"Ey Allah'ım! Sabahın erken saatlerini ümmetim için mübarek

kıl"



219- Hadis[43]: Ahmed, Buharî, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mace, Îbn Abbas'tan şunu rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (s.a.v.), kırbanın ağzından su içmeyi yasak etmiştir."



220-Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace ve Beyhakî (Şuabu'l-İman'da), Ebu Davud'un şöyle söylediğini rivayet ederler; "Hz. Peygamber, kırbanın ağzını dışa kınp ağzından su içmeyi men etmiştir."



221-Sebep[44]: Beyhakî, "Şuabu'I-îmaiTda Zührî'den, o da Abdullah b. Ebi Said'den şunu rivayet ediyor: "Bir adam kırbanın ağzından su içti, karnına yılan (solucan veya kıl yılanı) kaçtı Bunun üzerine Allah'ın Rasulü, kırbanın ağzını kırarak su içmekten nehyetti."



222-Hadis[45]: Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre'den şu hadisi naklederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Allah'ım!

Sen'den, elbette Sen'ih bana muhalefet etmeyeceğin bir ahit almak istiyorum. Ben bir beşerim. Herhangi bir mü'mine eziyet etmiş olursam, yahut kötü söz söylemiş olursam, Sen onu Kıyamet Gününde o mü'min için sana yakınlığa vesile kıl."



223- Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'ın Rasulullah-(s.a.v.)'tan şöyle dediğini işittiğini naklederler: "Ben bir beşerim. Aziz ve Celil olan Rabbim'e şart koştum ki, Müslümanlardan harhangi bir kula kötü söz söylemişsem, onu kendisinin günahlarından temizlenmesine ve mükafatlanmasına bir vesile kılsın."



224- Ahmed, Ebu Said el-Hudrî'den şunu nakleder; Rasulullah buyurdu ki: "Ey Allah'ım! Sen'den bana muhalefet etmeyeceğin bir ahid almak istiyorum. Ben bir beşerim. Herhangi bir mü'mine eziyet ettiysem yahut ona kötü söz söylediysem yahut ona lanet ettiysem veya onu dövdüysem, Sen onu Kıyamet Günü'nde o mü'min için Sana yakınlaşmaya vesile kıl."



225- Sebep[46]: Ahmed, Enes'ten şunu nakleder: "Rasulullah, Hz. Ömer'in kızı Hafsa'ya bir adam gönderdi ve ona bunu tutumasını söyledi. Hafsa buna dikkat etmedi. Adam da çıkıp gitti. Rasulullah (s.a.v.) geldi ve Hafsa'ya: "Adam nerede?" diye sordu. Hafsa da:

"Ey Allah'ın Rasulü! Adama dikkat edemedim o da çıkıp gitmiş" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: Allah elini kessin."

Sonra Hafsa da ellerini yukan kaldırdı. Rasulullah (s.a.v.) odaya girince, "ne yapıyorsun ey Hafsa?" buyurdu. Hafsa da, "Ey Allah'ın Rasulü! Sen biraz önce bana "elin kesilsin" demedin mi?" dedi. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ellerini aşağı indir, muhakkak ki benim ümmetimden herhangi bir insanın aleyhine dua etmem, onun mağfireti içindir."



226- Ahmed ve Müslim, Enes'in şöyle dediğini naklederler: "Ümm-ii Süleym'in yanında yetim bir kız vardı. (Ümm-ü Süleym, Enes'in annesidir) Rasulullah (s.a.v.) bu yetim kızı görerek: o sen: misin?; Hakikaten büyümüşsiün? Yaşın büyümesin"buyurdu. Bunun üzerine yetim kıziağlayarâk-Ümm-üSüleym'e döndü

Ümm-ü Süleym "Sana ne oldu ey kızcağız?"diye sordu) Cariye:"Nebiyyullah (s.a.s),bana yaşın büyümesinî'diye beddua etti.Şimdi artık yaşım ebediyyen büyümeyecek Yahut ömrüm uzamayacak dedi; Ümm-ü Süleym,acele baş örtüsüne sarılarak hemen ve Rasulullah(s.a.s)’a rastladı Rasulullah (s.a.s) ona .Nereye ey Ümm-ü Selyem ?diye sordu. O da: "Ey Allah'ın Nebisi, Sen benim yetim kızıma beddua'mı ettin? dedi.

Neymış o, ey Umm-u Sülyem diye buyurdular. Umm-u Suleyem: - "Ona "yaşı büyümes ve ömrü üzamasin"'dîye'dua ettiğini söyledi." bunun üzerine Rasulullah;(s.a.y.).tebessüm etti.;Sonra şöyle, buyurdu: "Ya Ümm-ü Süleym! Bilmez misin ki, benim Rabbim'e şartım vardır; Ben Rabbîm'e şart koştum da şöyle söyledim:

Ben ancak bir beşerim Beşerin razı oldugu gibi olur, beşerin kızdıgı gibi kızarım.İmdi ümmetimden harhangi biri aleyhine hak etmedigi halde duada bulunursam, bunu onun icin bir temizlik suyu , birzekat veKıyamet Günü ‘nde onu kendisiyle Allah’ayaklaştıracak bir ibadet yapmalısın”dedim.



227-Ahmed.Hal Ebişsuyar'ın söyJe(dsdiğinj rivayet eder:

"Rasulullah ile berabe;rrnbji;. tak^m^ir^şanlaurf. yürüdüğünü gördüm. Ben de onlara tabi oldum. Onların, aniden karşıma çıkmaları ve süratli yürümeleri beni hayrete düşürdü. Ve onları biraz eğledim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) bana geldi ve hurma dalı yahut budanmış bir dal veya misvak ağacı ya da elinde bulunan başka bir

incitmedi. Geceyi geçirdim ve dedim ki: "Rasulullah (s.a.v.), bende olduğunu bildiği bir şeyden dolayı bana vurmuştur."

Kendi kendime dedim ki: "Sabah olunca Rasulullah (s.a.v.)'a gideceğim." Daha sonra Cibril (a.s.), Peygamber'e geldi. O'na, "Sen bir çobansın. Sana uyanların başlarını kırma" dedi. ,

Ebussivar, sözüne devamla dedi ki: "Sabah namazını kılınca (yahut sabaha çıkınca), Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki bana tabi olan insanların bana tabi olmaları beni şaşırrmyor. Ey Allah'ım! Kime vurdum ve kime kötü söz söylediysem, onu kendisi hakkında günahlarına keffaret ve bir mükafat yahut mağfiret ve rahmet kabul eyle."



228- Hadis: Tirmizî, Aişe (r.a.)'den, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakleder:"Aıalarında Ebubekr'in bulunduğu bir kavme ondan başkasının imam olması uygun düşmez."



229- Sebep: Ebu'l-Abbas ez-Zevzenî, "Şeceretü'1-Akl" adı kitabında Kasım b. Muhammed'in şöyle dediğini nakleder: "Avali ehlinden olan Ensar'dan bir takım insanlar arasında (tatsız) bir mesele vuku bulmuştu. Rasululah (s.a.v.), aralarını bulmaya (barıştırmaya) gitti. Bir takım insanlar ikindiyi kılmış, dönüyorlardı. Hz. Peygamber, "ikindi namazını kim kıldırdı?" diye sordu. Onlarda, "Ebubekir" diye cevap verdiler. Bunun üzerine buyurdu ki:

"Çok güzel yapıyorsunuz. İçlerinde Ebubekr'in bulunduğu bir kavme, başkasının imam olması yaraşmaz."





230-Hadis[47]: Buharî, Ebu Hureyre'den, Ebu'l-Kasım (s.a:v.)'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Benim adımla ad koyunuz, ama benim künyemle künyelenmeyiniz."



231-Sebep[48]: Ahmed, Buharı ve Müslim, Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiklerine göre, Ensar'dan birisinin bir oğlu oldu. Oğlunun ismini Muhammed koymak istedi ve bunun için Hz. Peygamber'e geldi. Hz. Peygamber de buyurdu ki: "Benim adımla ad koyunuz, benim künyemle künyelenmeyiniz."

Bir başka lafızda ise şöyle denilmiştir: "Rasululiah, Sa'd dışında hiçbir kimseye anne ve babasını bir arada zikretmemiştir. Uhud Savaşı'nda Sa'd'a:

"At! Annem ve babam sana feda olsun" demiştir."



237-Sebep: Taberanî, Sa'd'm şöyle dediğini nakleder: "Hz. Peygamber kendisi (Sa'd) için anasını ve babasını bir arada zikretmiştir. Şöyleki, müşriklerden bir adam, Müslümanlar'a eza, cefa ediyordu. Bunun üzerine Rasululiah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Ey Sa'd! At, annem ve babam sana feda olsun." (Sa'd sözüne devamla dedi ki:)" Ben de ucunda demiri olmayan bir ok attım. Ok, adamın yanına isabet etti. Avret mahalli açıldı. Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.), öylesine güldü ki azı dişlerini gördüm."



238-Hadisi[49]:Ahmed, Abdullah îbn Mesud'dan, Ebubekr ve Ömer'in, kendisini şu şekilde müjdelediklerini nakleder: "Rasululiah (s.a.v,) buyurdu ki: "Kimi, Kur'an indirildiği biçimde okumak sevindirirse, îbn-u Ümm-i Abd'in (Abdullah îbn Mesud), okuduğu gibi okusun."



239-Ahmed, Amr b. Mustahk'tan, Rasululiah (s.a.v.)'ın söyle buyurduğunu nakleder: "Kim Kur'an'ı indirildiği biçimde okumayı isterse İbn-ü Ümm-i Abd'ın okuduğu gibi okusun."



240- Sebep[50]: Abdullah b. Ahmed, "Zevaidi'z-Zühd"de diyor ki: "Bana Ebu Kamil Fudayl b. el-Hüseyn, ona el-Mufaddal el-Kûfî Ebu Abdirrahman, ona İbrahim b. el-Muhacir, ona İbrahim en-Nehâî, ona Ubeyde, ona da Abdullah İbn Mesud şöyle demiştir:

"Rasululiah minbere çıktı ve bana "oku" buyurdu. Ben de O'na Nisa Sûresi'ni okudum. .

"Her ümmetten (inanç ve davranışlarının doğru olup olmadığına tanıklık edecek) bir şahit, Seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri") nice olur?" ayetine gelince, ayağıyla bana işaret etti. Ben de başımı kaldırdım. Birde ne göreyim iki gözünden yaş akıyor. Bunun üzerine buyurdu ki:

"Kim Kur'an'ı indirildiği şekilde okumayı severse, İbn-ü Ümm-i Abd'in (İbn Mes'ud), okuduğu gibi okusun."



241- Ahmed, Ömer b. Hattab'dan şunu rivayet eder: "Rasululiah (s.a.v.), Ebubekr (r.a.)'in yanında geceleyin zaman zaman Müslümanlar'ın meseleleri üzerinde sohbet ederdi. Yine onun yanında bir gece sohbet ederken ben de yanındaydım. Rasululiah (s.a.v.} dışarı çıktı, biz de beraber çıktık. O esnada bir adam mescidde namaz kılıyordu. Rasululiah onun kıraatini işitmek için ona doğru yöneldi. Onun kim olduğunu anlamaya başlayınca Rasululiah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Rasulullah, bu sorulann her birini sordukça, Ensar Rasulul-lah(s.a.v.)'a karşı:

"Allah ve Rasulü en çok ihsan edicidir" dediler. Rasulullah (s.a.v.):"Sizleri Allah'ın Rasulü'ne şöyle cevap vermeden men eden nedir?" buyurdu.

Rasulullah birşey söyledikçe, Ensar: "Allah ve Rasulü, en çok ihsan edicidir*' dediler. Rasulullah: "Eğer siz isteseydiniz, benim bu sorularıma şöyle şöyle cevap verebilirdiniz:

("Sen'i kavmin yalanlamıştı. Bize hicret ettin. Biz Sen'i tasdik ettik. Kavmin Sen'i terketti, biz Sana yardım ettik. Kavmin Sen'i kovdu, biz Sen'i bağrımıza bastık. Sen yoksuldun, biz Sen'i malımıza ortak yaptık" diyebilirdiniz. Bunlar doğrudur.")

"İnsanlar aldıkları koyunlar ve develerle evlerine giderlerken,' sizler peygamberle birlikte evlerinize gitmenizden razı oluyor musunuz? Eğer hicret fazileti olmasaydı, muhakkak ben, Ensar'dan bir kimse 'olurdum. însanlar bir vadiye, bir dağ yoluna gitmiş olsalardı, ben muhakkak, Ensar'ın vadisine ve dağ yoluna giderdim. Ensar, deri üzerine giyilen iç fanilası, diğer insanlar da onun üzerine giyilen elbiselerdir. Sizler, benden sonra, yolunda başkalarının sizlere tercih edileceği zamana kavuşacaksınız. Sizler, bunlara sabrediniz. Nihayet, sizler havuz başında bana kavuşacaksınız."



246- Hadis[51]: Ahmed ve Müslim, Ebu Said'den şunu rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ashabıma sövmeyin. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka verse onlann verdiği bir ölçeğe veya onun yansı kadar sadakaya denk olamaz."

Burkanı, "Sahih"inde bu rivayete şunu ekler: "Sizden biriniz hergün Uhud Dağı kadar sadaka infak etse.."



247- Sebep: Ahmed, Enes'ten şunu rivayet ediyor: Enes dedi ki: "Halid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf arasında bir°sÖz vardı. Halid, Abdurrahman b. Avf a, "bizden Önce müslüman olup, bizim önümüze geçtiğiniz günler vasıtasıyla kendinizi yüceltiyorsunuz" dedi.

Bu sözün Rasulullah'a zikredildiği, bize kadar geldi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Ashabımı bana bırakınız. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, sizden biriniz, Uhud Dağı kadar yahut onun gibi bir dağ altın infak etseniz, onlann amellerine ulaşamazsınız."

Buna benzer bir rivayeti de îbn Asakir, E.bu Said el-hudrî'den rivayet ediyor. Ebu Said dedi ki: "Abdurrahman b. Avf ile Halid b. Velid arasında bir şey vardı. Halid, ona sövdü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Ashabımdan hiç birine sövmeyiniz. Eğer sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infak etse, onların bir ölçeğine veya yarısına erişemez."



248-Sebep[52]: îbn Asakir, Ebu Hııreyre'den rivayet ettiği bir hadiste o, şöyle demiştir:

"Abdurrahman b. Avf ile Halid arasında insanlar arasında, cereyan eden birşey vuku buldu. Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki:"Ey Ebe'l-A'ver, Allah aşkına onuncusu kimdir?" dediler, Said şu mukabelede bulundu:

"Benden Allah aşkına istediniz, Ebu'l-A'ver de çenettedir." Ebu'1-AVer, Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyldir.



254- Sebep: tbn Asakir, Said b. Zeyd'in şöyle dediğini kaydeder: "Ebubekr Sıddık'ın, Rasulullah (s.a.v.)'a şöyle dediğini işittim.: "Nolaydi cennet ehlinden olan sağ bir adam görseydim." Rasulullah (s.a.v.) bunun üzerine ona buyurdu ki: "îşte, O, ben cennet ehlindenim." Ebubekr dedi ki:

"Ey Allah'ın Rasulü, Sen'in ehl-i cennet olmandan benim bir şüphem yok." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), ona cennet ehlini saymaya başladı ve şöyle buyurdu:

"Ey Ebubekr! Ben cennet ehlindenim, sen de cennet ehlindensin, Ömer de cennet ehlinden, Osman da cennet ehlinden, AH de cennet ehlinden, Talha cennet ehlinden, Zübeyr cennet ehlinden, Abdurrahman b. Avf cennet ehlinden, Sa'd b. Malik cennet ehlindendir." (Ravi, yani Said b. Zeyd) sözüne devamla, "onuncunun da adını söyledim, (söylediğim halde) onlar yine, "Allah aşkına onuncu kimdir?" diye sordular. Ben de "benim" dedim."



255- Hadis[53]: Müslim, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre, Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in nefsi, kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki şu Yahudi ve Hristiyan toplumundan beni işittiği halde, kendisiyle gönderildiğim şeye iman etmeden ölürse, o cehennem ehlinden olarak ölmüştür."



256- Sebep: Darekutnî, "tfrad"da Abdullah tbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.)'e bir adam geldi ve şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü, ben Hristiyanlar'dan İncil'e tam bağlı bir adam, aynı şekilde Yahudiler'den de Tevrat'a son derece bağlı bir adam gördüm ki, bunlar Allah'a ve kendi peygamberlerine inanıyorlar, fakat Sana tabi olmuyorlar." Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Yahudi ve Hristiyanlar'dan bir kimse benim (davetimi) duyduğu halde, bana tabi olmazsa, gideceği yer cehennem olur.256a-



Hadis:[54] (..............)

Not: Suyutî'nin kitabında her iki nüshada da hadis silinmiştir.



Onuncusu, "Kocam Malik'tir. Amma ne Malik! Malik bundan çok daha hayırlıdır. Onun çok çöken, az dolaşan develeri vardır. Ud sesini işittiler mi helak olduklarını anlarlar" demiş.

Onbirincisi, "Kocam Ebu Zer'dir. Amma ne Ebu Zer! Zihetten kulaklarımı şakırdattı. Bazulanmı yağla doldurdu. Beni sevindirdi. Benim de gönlüm ferah oldu. Beni dağ başında bir koyun sürücüğü sahibinde buldu da at kişnemesine ve deve sesine sahip harman döğen, tınas savuran bir aileye kattı. İşte onun yanında konuşuyor, burunlanmıyorum; uyuyor, sabahlıyorum; içiyor ve kanıyorum. Ebu Zer'in oğlu da ne Ebu Zer oğlu! Yatağı, soyulmuş hurma lifi gibi. Kendisini bir kuzunun budu doyurur. Ebu Zer'in kızı da ne Ebu Zer kızı! Anasına, babasına muti'. Çarşaf dolusu ortağını çatlatan takımından... Ebu Zer'in cariyesi de ne Ebu Zer cariyesi! Bizim laflarımızı (ortalığa) yaymaz. Zahiremizi döküp, saçmaz. Evimizi de kuş yuvasına çevirmez.

Tulumlarımızda süt çalkalanırken Ebu Zer çıktı (gitti). Ve bir kadına rastladı ki yanında pars gibi iki çocuğu var. Böğrünün altındaki iki nar tanesiyle oynuyorlar. Hemen beni boşayıp onu nikahladı. Ben de ondan sonra eşraftan bir adama kocaya vardım ki, yürüyüşlü bir ata biner. Eline Hattî mızrak alır. Evime birçok develer getirir. Bana her hayvandan bir çift verdi.

"Ye Ümm-ü Zer! Akrabana da ver" dedi. Ama onun bana verdiği herşeyi toplasam Ebu Zer'in kaplarının en küçüğünü doldurmaz" demiş.

Aişe şunu söylemiş: "Rasulullah (s.a.v.) bana, "Ben, senin için Ümm-ü Zer'e nisbetle Ebu Zer' gibiyim" buyurdular.

Kadınların bu konuşması Medine'de geçmiştir. Yemen'de bir köyde konuştukları rivayet edildiği gibi, konuşmanın Mekke'de cereyan ettiği dahi rivayet olumuştur. Bir rivayette bu konuşma cahiliyet devrinde olmuştur. Kadınlar, söze başlarken, kocalarına ait bildiklerini noksansız söyleyeceklerine söz vermişlerdir. Hatıb-i Bağdadî, "el-Mübhemat" namındaki kitabında bu hususta şunları söyler: "Ümm-ü Zer' hadisinde zikri geçen kadınların isimlerini söyleyen kimse bilmiyorum. Onların isimleri benim tarikte zikredilmiştir ki bu da çok gariptir..."

Bağdadî'nin rivayetinde birinci kadının imi meçhul kalmış, ikincinin ismi Amra binti Amr, üçüncünün Huney' binti Na'b, dördüncünün Mühedded binti Ebi merzeme, beşincinin Kebşe, altıncının Hind, yedincinin Huney binti Alkame, sekizincinin Yasir binti Evs b. Abd, onuncunun Kebşe binti Erkam, onbirincinin Ümm-ü Zer' binti Ekhel olduğu bildirilmiştir. Dokuzuncunun ismi de bulunamamıştır.

Birinci kadın şunu demek istemiştir: Kocamda birkaç cihetlerden hayır yoktur. Evvela kendisi deve eti gibidir, koyun eti gibi değildir. Bunun la beraber arık, zayıf ve kötüdür. Bir de elde edilmesi, yanına varılması güçtür. Hattabî dağ başı tabirinden onun büyüklendiği

manasını çıkarmış ve sözün: "Hayırsızlığı ile beraber büyüklenmeyİ ve huysuzluğu da kendinde toplamıştır" manasına geldiğini söylemiştir.

"Semiz değil ki götürülsün" tabirinden murad; semiz değlildir ki, insanlar onu evlerine götürüp yesinler, demektir.

Hâsılı kadın, kocasını zemmetmiş ve sözünü açığı gizliye, mütevehhemi mahsusa, hakiri kıymetliye benzeterek ifade etmiştir.

ikinci kadının sözü iki suretle teVİI edilmiştir. Birinci te'vile göre cümledeki zamir habere aittir. Mana şudur: "Kocamın haberi uzundur. Tafsilatına girişirsem anlatmakla bitiremem. İkinci te'vile göre zamir kocasına aittir, ibaredeki "la" ziyadedir. Ve cümle, "Beni boşar da onu terkederim, diye korkarım" manasınadır.

Ucer ile Bücer'den murad kocasının kusurlarıdır. Hattabî Üe diğer bazı ulemaya göre, kadın bu sözle kocasının gizli kusurların kasdetmiştir. Lügat manası, Ucer'in sinir veya damarların düğümlenerek çıkıntı halinde görülmesi manasına geldiğini, Bücer de aynı manaya gelirse de hassaten karında olduğunu söylemişlerdir. Bundan dolayıdır ki, göbeği çıkık kimseye Araplar "Ebcer" derler. İbnu'l-Arabî, Ucer'in sırtta şişkinlik manasına geldiğini, göbekte olursa buna "Bücer" denildiğini sölmeşitir.

Üçüncü kadın, kocasının uzun olduğunu söylemiştir. Bundan muradı faydasız derecede uzun olduğunu anlatmaktır. Bu kadın, "Ben kocamın kusurlarını söylersem beni boşar. Susarsam beni muallakta bırakır" demek istemiştir. (Muallaka, kocası kendisini terk edip giden kadın demekttir. Böyle bir kadın ne bekâr, ne evli demektir. Muallaktadır)

Dördüncü kadın kocasını beliğ bir şekilde methetmiştir. Sözünün manası: Kocam tatlı geçimli Tihame beldesinin geceleri gibi mutedildir. Ahlakı güzel olduğu için onun tarfindan hiçbir sıkıntı ve gailem yoktur. Sohbeti de beni bıktırmaz, demektir.

Beşinci kadın da kocasını beliğ bir şekilde methetmiştir. Ona pars'a benzetmesi çok uyuduğu içindir. Evde bıraktığı malını ve eşyasını sorması da bundandır. Dışan çıkıp halk arasına karıştığı, yahut harbe iştirak ettiği zaman arslan gibi cesur olduğunu__söylemiştir.

Kadı İyaz'ın rivayetine göre, İbn-i Ebi Üveys pars kesilmekten murad; eve girdiği zaman pars gibi benim üzerime çullanır, demettir. Herhalde kadın, bununla hemen cinsî muameleye girişir demek istemiştir, mutaalasmda bulunmuşsa da sahih ve meşhur olan tefsir birincisidir.

Altıncı kadının sözüne gelince: Ulema Leffin yiyecek çeşitlerini karıştırarak bir şey bırakmamak şartıyla yemek manasına geldiğini söylemişlerdir. Iştifaf dahi bütün kaptakini içmek manasına gelir. Kadının, "Kederi anlamak için elini sokmaz" sözüne gelince Ebu Ubeyd:

"Zannederim bu kadının vücudunda bir kusur veya hastalık varmış da bu sözle ondan kinaye yapmıştır. Çünkü (bes) gam, keder demektir.

Herhalde kocası, karısına zahmet vermemek için elini kadının elbisesinin içine sokmazmış. Bu suretle kadın onu mürüvvet ve güzel ahlakla vasıflandırrmştır" diyor.

İbnu'l-Arabî ise, kadının sözünü medh değil, zemm kabul etmiştir. Ona göre kadın: Yatarsa, elbisesine sarınır uyur, benim ona karşı beslediğim sevgiyi anlamak için beraber yatmaz, demek istemiştir.

Diğer ulemaya göre; kadın bu sözüyle benim halimi, işlerimi soruşturmaz, demek istemiştir.

İbn Kuteybe, Ebu Ubeyd'e itiraz etmiş ve : "Kadın, onu nasıl medheder. Halbuki sözünün başında zemm etmişti" demişse de İbn-u Enbarî bu itirazı beğenmemiş;

"Kadınlar kocalarına ait hiçbir şeyi gizlemeyeceklerine söz vermişlerdi. Bunlardan kiminin kocası tamamen güzel evsafta olduğu için methetmiş, kiminin kocası kötü ahlaklı olduğundan karısı zemmetmiş. Bazılarının kocaları da iyi ile kötüy cem etmiştir. Karısı da onu o surette anlatmıştır" demiştir. Hattabî ve başkalardı İbnu'l-Arabî ile Tbn Kuteybe'nun mutaalasını kabul etmiş, Kadı tyaz da buna taraftar olmuştur.

Yedinci kadının sözünde ravi (Gayaya) mı dedi. Yoksa (Ayaya) mı diye şekketmiştir. Ebu Ubeyd ile diğer bazı ulema gayaya tabirini reddetmiş, doğrusunun ayaya olduğunu söylemiştir. Ayaya, döl tutturamadiği için kadına yanaşamayan manasına geldiğini söylerler. Kadı İyaz ile başkalarına göre Gayaya tabiri de doğrudur. Bu kelime gayaye'den alınmıştır ki, karanlık demektir. Şu halde kadının muradı, kocam hiçbir işe yol bulamaz, demektir. Yahut onu ağır yıldızlılıkla vasfetmiş, "Kocam içinde hiçbir ziya bulunmayan koyu karanlık gibi bir adamdır" demek istemiştir.

Gayaya'nın "Gay"dan alınmış olması da mümkündür. Gay; kötülüğe düşmek, yahut haybet ve hüsrana uğramak manalarına gelir. Bu takdirde sözün manası, "Ahmaklığından dolayı kocamın işleri üzerine yığılmış kalmış" demek olur. Bu hususta başka te'viller de yapılmıştır.

Sekizinci kadın kocasını methetmiştir.

Zerneb: Bir nevi güzel kokudur. Za'feran manasına geldiğini söyleyenler de vardır. Bazılarına göre, kadın kocasının vücudunun değil, halk arasında elbisesinin güzel koktuğu manasını kasdettiğini beyan etmişlerdir. Hatta bundan kocasmn güzel ahlakını ve hüsn-ü muaşeretini kasdettiğini, "Teni tavşan" ifadesinin açık açık bu manayı belirttiğini söylemişlerdir.

Dokuzuncu kadın, kocasını methetmiştir. Ulema direği yüksek tabirinden şeref ve madih manası kasdedildiğini söylemişlerdir. Direğin yüksekliğinden, o zatın kavminin içindeki yüksek mertebesi kasdedilir. Kılıç kınının uzunluğundan, onu taşıyanın da uzun olması lazım gelir. Keza, külün çokluğundan, müsafir çokluğu ve cömertlik manası kasdedilir. Araplar, bunlarla övünürlerdi. Bazıları külün çokluğundan misafirlere yol göstermek için yakılan ateş kasdedildiğini söylemişlerdir. Zira cömert kimseler gece karalığında ateşi tazim ederler. Onu yüksek yerlere yakarak misafirler yol bulsun diye ellerinde meşaleler bulundururlardı.

Nâdi: Meclis demektir. Evi meclîse yakın olan adam, cömert ve reis olurdu. Çünkü meclise gelenler birçok ihtiyaçlarını.yakın evlerden görürlerdi. Cimri takımı oralardan uzakta yaşarlardı.

Onuncu kadın dahi kocasını medhetmiştir. Kocasının getirdiği develerin avlusunun içine çöktüklerini, onları ancak zaruret miktarı mer'aya saldığını, ekseriyetle avluda yattıklarını, misafir gelirse sütlerinden ve etlerinden onu ağırlamak için develerin hazır bulunduklarını anlatmak istemiştir. Kocası develeri ud sesine alıştırmış olduğundan, sanki develer kesileceklerini anlarlarmış gibi, kesilmeye hazır olduklarını ifade etmiştir. Bu hususta başka sözler de söylenmiştir.

On birinci kadın ilk kocasını son derece methetmektedir. Bu meyanda "Bazularımı yağ ile doldurdu" demektedir ki, bundan murad sadece kollarının değil bütün vücudunun semizleyip yağ bağlamasıdır. Kadının ifadesinden kendinin dağ başında bir çobanın kız olduğu, at ve deve sahibi olan zengin Ebu Zer ile evlendiği anlaşılıyor."

Araplar koyun sahiplerine kıymet vermez, deve ve at sahiplerine itibar ederlerdi. Ebu Zer'in çiftliği de vardır. Kadının, onun yanında bir sözü iki olmamış, rahatça yiyip içerek yaşamıştır. Kayın validesinin ambarlan zahire ile doludur. Evi geniştir. Kocasının ilk karısından tığ gibi bir oğlu vardır. Kendisi ince ve hafif olduğundan, yattığı yer soyulmuş hurma lifi gibi incedir.

Şatbe: Hurma dalından soyulan ince şerittir. Bazıları bu tabirden kınından çekilmiş kılıç manası kasdedihniş olduğunu söylemişlerdir. Bir kuzunun budu ile doyması da ayn bir meziyettir. Çünkü bundan murad az yediğini anlatmaktır. Araplar az yemekle övünürlerdi. Kadın, Ebu Zer'in kızını da methetmiştir. Bu kız, annesine, babasına itaatli, çarşafını dolduracak kadar semiz, ortağını çatlatacak kadar yakışıklıdır. İkinci rivayette bu kızın çekik karınlı olduğunu söylemiştir. Bazıları "çarşafı boş" tabirinden bedenin çarşafla sarılan üst kısmının zayıf, alt kısmının ise dolgun olduğunu söylemişlerdir. "Çarşaf dolusu" tabiri de bunu te'yid etmektedir. Kadı İyaz diyor ki: "Evla olan şöyle demektir: Kızın omuzlan ve göğsü dolgundur. O derecede ki çarşafı kabartır da cesedine dokunmaz olur. Alt kısmı ise böyle değildir" diyor. Bu kadının ifadesine göre Ebu Zer'in cariyesi de imrenilecek gibidir. Kimseye laf taşımaz, zahireyi döküp saçmaz, evi kuş yuvasına çevirmez bir hizmetçisidir. Bundan murad; süprüntüleri kuş yuvası gibi dağınık bırakmaması, evi tertemiz tutrnasıdır.

Evtab: Vatb'm cemidir. Vatb: İçinde yağ çalkalanan tulum ve yayıktır. Evinde yayıklar döğülür, sütler çalkalanır; varlık kapıdan taşarken Ebu Zer'in evinden niçin çıkıp gittiği izah edilmemiştir. Niçin evlendiğine dair de söz yoktur. İhtimal Ümm-ii Zer'in yayık döğerken çok yorulduğunu ve istirahata ihtiyacı olduğunu görerek evlenmiştir. Evlendiği kadının aslan yavruları gibi iki çocuğu vardır. Onun böğrünün altında iki nar tanesiyle oynamaktadırlar. Ebu Ubeyd'e göre bu cümlenin manası kadının geniş çantılı olması ve yan üstü yattığı zaman böğrünün altında nar tanelerini geçecek kadar bir boşluk kalmasıdır.

İbn-i Üveys'e göre iki nar tanesinden murad, kadının memeleridir. Kadı Tyaz bu tevcihi daha güzel bulmuş ve: "Çocukların annelerinin sırtlarının altından nar tanesi atmaları adet olmadığı gibi, kadınların bu şekilde yatıp, erkeklerin onların görmeleri dahi adet değildir" demiştir.

Ümm-ii Zer tekrar zengin bir ağa ile evlenmiştir. Kocasının malı çoktur, yeni kocası ona her çeşitten birer çift kesilecek hayvan ve hizmetçiler vermiştir. Malından yakınlarına yedirmesine de müsaade etmiştir. Fakat ilk kocasının varlığı yanında bütün bunlar onun en küçük kabını dolduracak kadar bile çok değildir.

Görülüyor ki Ümm-ii Zer1 hala ilk kocasını sevmektedir. Onun için ikinci kocasının ikramları gözünü dolduramamıştır Bundan dolayı bazı büyükler, gözü ilk kocasında kalır endişesiyle boşanmış bir kadınla evlenmeyi iyi görmemişlerdir.

Kadı Iyaz: "Ümm-ii Zer'in sözünde erişilmez birfasahat ve belagat vardır..." demiş; onu bir hayli övmüştür.

Hikâyenin sonunda Rasulullah (s.a.v,), Hz. Aişe'ye: "Ben senin için Ümm-ii Zer'e nisbetle Ebu Zer' gibiyim" buyurmuştur. Ulemanın beyanına göre bu söz onun gönlünü almak ve kendisiyle iyi geçindiğini anlatmak içindir. Bir rivayette bu söze karşı Hz. Aişe: "Annem, babam Sana feda olsun, belki Sen benim için Ebu Zer'den daha hayırlısın" demiştir.[55]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Hadisin kendisini ve Sebebini Zehebî, MiZanii'l-T'tidal (adlı eserin)da zikretmiştir, 4/391, Beyhakî, eş-Şuab, s. 232, Acİunî, Keşfu'I-Hafa, 1/528, Ebu Nuaym el-îsbehanî, Ahbaru'l-İsbehan, 1/143.

[2] Birinci hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 3/299,

Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/81,

Buharî, Kitabu'n-Nikah, 7/50,

Ahmed, Müsned, 2/299.

"Bir başka lafız da şöyledir" şeklindeki hadis Buharî'nin lafzıdır. Ayrıca;

Ahmed, Müsned, 3/335, 395, 399,

Tirmizî, Ebvabu'l-Tstizan, 4/166,

Müslim, Kitabu'l-İmara, 4/587,

Abdurrezzak, Musannaf (7/495)ında, Abdurrahman b. Hermele!nin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.), gece yansı bir yere konaklayınca, birmünadiye, "kadınlarınıza geceleyin gitmeyiniz" diye nida etmesini emretti." (Ravi) dedi ki: "İki kişi bu konuda acele ettiler. Kadınlarının yanına gittiler de onların yanında yabancı adam buldular. Bu durum Rasulullah (s.a.v.)'a haber verilince, "kadınlarınızın yanına geceleyin dönmekten nehyetmedim mi?" diye buyurdu

[3][3] Abdurrezzak, Musannaf, 7/496.

İkinci hadis:

Lafız Ahmed'e aittir, 3/451.

Bu hadiste zikredilen sebep önceki sebebe göre daha kuvvetlidir.

Hz. Peygamber'in seferden dönerken geceleyin eve dönmeyi nehyetmesinin sebebi, zannedilmesin ki suçluyu korumaya ve onun suçunu gizlemeye yöneliktir. Durum şudur:

Her ne kadar şeriat bazı konularda setri (suçu gizlemeyi) teşvik etmişse de buradaki setr, geceleyin gelen yolcunun hakkına riayeti temin etmek içindir. Nitekim Buharî'nin rivayet ettiği bir hadisten de anlaşıldığına göre, seferden gelen kimsenin hanımı kendisi için taransın, temizlensin diye geceleyin gitmesi nehyedilmiştir. Yoksa suçluyu korumak için evlere gitme durumu nehyedilmemiştir (Buharî, Kitabu'n-Nikah, Bab-u Talebi'l-Veled, 7/50).

Seferden dönen kişi, bütün arzusunu ehli için biriktirir. Kadınlar eğer hıyanet ehlinden iseler onların bu durumu uzun süre saklı kalmaz. Ayıplarının zevceleri tarafından ansızın yakalanmasındansa gözetleyerek suçlanmn ortaya çıkarılması daha evladır. Eğer hıyanet ehlinden değil iseler zevceleriyle arzularındaki muhabbeti artırmak için süslenmeleri gerekir.

Fethu'1-Barî sahibi (İbn Hacer) şöyle der:

"Nehyin, uzun müddet ayrılma kayd altına alınması, bu işin sebebinin kendisi olduğuna işaret eder. Yoksa hüküm illetine göredir. İllet varsa hüküm vardır. İllet yoksa hüküm yoktur. Uzun süreli aynlma söz konusu ise geceleyin eve gitme nehyedilmiştir. Aksi halde neyih söz konusu değildir. Mesela, bir ihtiyacı için gündüzün evinden ayrılan, geceleyin evine dönebilir. Bu hüküm, onun için söz konusu değildir." (Fazla malumat için bakınız, Fethu'1-Barî, 9/340).

Müslim'in Nevevî şerhinde de bu konuya şu şekilde temas edilmiştir: "Aynlığı az süren adamın, geceleyin evine dönmesinde bir mahzur yoktur. Nitekim rivayetlerin birinde de şöyle denilmiştir:

"Adamın seferi uzun sürüp, büyük bir kafile ile yahut askerî ve buna benzer, topluluk ile geri döndüğü yayılırsa ve döndükleri, herkes tarafından anlaşılırsa, kadın kendi kocasının da onlarla döndüğünü anlarsa bu durumda kocanın dilediği zaman evine dönmesinde bir sakınca yoktur. Zira nehyin sebebi ortadan kalkmıştır. Başka bir hadis-i şerif de bunu teyid eder, "Hanımlann taranması ve temizlenmeleri için zaman veriniz," (Nevevî, Şerh-i Müslim, 4/588

[4] Lafız Buharî'ye aittir, Kitabu'1-İlm, 1/40,

Müslim, Kitab-u Fezaili's-Sahabe, 5/396,

Ahmed, Müsned, 2/Î21.

Müslim, konuyla alakalı olarak îbn Ömer'in şöyle dediğini ilave eder:

İnsanlar Rasulullah'ın, "yüz sene sonra kimse kalmayacak" sözünden hiçbir canlının kalmayacağını zannettiler. Halbuki Rasulullah (s.a.v.) o anda yaşayan kimselerden yüz sene sonra kimsenin kalmayacağını söylemek istemiştir. (Bakınız, Buharı, Kitabu'İ-Mevakıt, 1/156; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5/399. Rasulullah, bu sözü vefatından yaklaşık bir ay evvel söylemiştir

[5] Müslim, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/398, Ahmed, Müsned, 3/326 (muhtelif lafızlarla)

[6] Hadisin lafzı İbn Mace'ye aittir, i/75,

Tirmizî, Ebvabu'1-Tlm, 4/149,

Darimî, 1/107, Ahmed, Müsned, 2/505. Birinci hadis: ' Ahmed, Müsned, 4/359,

Müslim, Kitabu'z-Zekat, i/70, 3/52,Nesâî, Kitabu'z-Zekat, 5/56

İkinci hadisAhmed, Müsned, 5/387,

Üçüncü hadis: Ahmed, 2/520, îbn-Mace, Mukaddime, 1/74

[7] Bu hadis Buharî'nin rivayet ettiği hadisin bir parçasıdır, Kitabu'z-Zekat, 2/139. Müslim'de de hadisin bir kısmı rivayet edilmiştir, Kitabıı'z-Zekat, 3/73,

Darimî, Kitabu'z-Zekat, 1/383, Nesâî, Kitabu'z-Zekat, 5/46, Ahmed, Müsned, 3/402

[8] Hadis, Buharî'nin rivayet ettiği hadisin bir parçasıdır, itabu'z-Zekat, Babu'l-İstifaf ani'l-Meseleti, Müslim, 3/75, Tirmizî, Ebvab-u Sıfati'l-Kıyame, 3/56

[9] (169. hadis): Buharî, Kitabu'l-İ'tjsam, 9/133,

Müslim, Kitabu'I-Ekdiyye, 4/310,

Ahmed, 4/204,

Tirmizî, Ebvabu'l-Ahkam, 2/392,

Nesâî, Kitab-u Adabi'l-Kudat, 8/197,

İbn Mace, Kitabu'l-Ahkam, 2/776, Ahmed, 4/198

[10] Ahmed, 5/323, Hakim, Müstedrek, 4/359

[11] Bu hadisin senedi mürseldir

[12] Müslim, Kitabu'1-Birr, 1/451, Ahmed, 4/362, 366, İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/216, Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/554.

[13] Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/554, , Müslim, Kitabu'1-Birr, 5/454.

1 Başka bir nüshada, yumuşaklık (J-ij) yerine, nzk (JJj) kelimesi bulunmaktadır

[14] Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu', 2/260, Nesaî, Kitabu'1-Umra, 6/237.

[15] Birinci hadis; Ahmed, 1/295.Olayda ismi geçen kelimesi kelimesinin cemidir. İbn Sa'd Tabakat'ında bu kıssayı şu şekilde anlatır (2/67):

"Rasulullah (s.a.v.), Kürz İbn Cabir el-Fihrî'nin yirmi atlıdan olan seriyyesini, develeri çalanlar üzerine gönderdi. Kürz, bunlara doğru yöneldi. Onları kuşatıp esir aldı. Sonra da atların terkisine bağlayıp Medine'ye getirdi. O arada Rasulullah Gabede idi. Esirleri Rasululiah (s.a.v.)'ın bulunduğu yere doğru götürdüler ve Zeğabe denilen yerde onunla karşılaştılar (...).

Kıssanın sonunda İbn Sa'd şöyle diyor: "Rasululah (s.a.v.), ismine Hanna denilen bir deve kaybetmişti. Deveyi sordu. Kendisine onun kesildiği söylendi. Halbuki devenin kesildiği söylentisi doğru değildi. İşte bu deve, anıabinin Rasulullah'a hediye ettiği devedir. Develeri çalanlar, Aranî denilen kabile mensuplarıydı.

[16] Buharı, Kitabu'r-Rikak, 8/123,

İkinci hadis; Ahmed, 3/55, 5/439,

Müslim, Kitabu't-Tevbe, 5/596.

Dördüncü hadis; Buharî, Kitabu'1-Edeb, 8/9,

Ahmed, 2/434, 3/56

[17] Ahmed, 4/312

[18] Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Kitabu'l-Libas, 5/130

[19][19] Birinci hadis; Ahmed, 4/41.

İkinci hadis;, 3/463 (hangi tarikle geldiği belirsizdir.) Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, 2/375.

Ben derim ki; kırmızı elbise giymek hususundaki kerahetin sebebi, o renk (genel olarak) kadınlara ait olduğu içindir Ebu Davud'un, Amr İbn As'tan yaptığı bîr rivayet şöyledir: "Rasulullah beni gördü. Üzerimde usfur denilen boya ile boyanmış bir elbise vardı. "Bu nedir?" diye sordu. Ben de gittim elbiseyi yaktım. (Sonra da) "elbiseni ne yaptın?" diye sordu. Ben de, "onu yaktım" dedim. Rasulullah (s.a.v.), "onu ehlinden birine giydirsen olmaz mıydı?" diye buyurdu."

Bir başka tarikte de "kadınlar için kırmızı giymekte bir sakınca yoktur" diye buyurmuştur.

Taberanî, "el-Evsad" isimli eserinde Aişe (r.a.)'den şunu rivayet eder: "Cebrail (a.s.)'i omuzlan arasında (ucu) sarkan kırmızı bir sarıkla gördüm."

Ayrıca bakınız; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 5/130. Aynca Buharî'nin kırmızı elbiselerle ilgili babına bakılabilir. Bakınız: îbn Hacer, Fethu'I-Barî, 10/306.

[20] Birinci hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 3/530, Müslim, Kitabu'r-Rüya, 5/118,

Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/601, îbn Mace, Kitab-u Ta'biri'r-Rüya, 2/1286.

îkinci hadis: Ahmed, 3/8, Buharı, Kitabu'r-Rüya, 9/55, 9/39, 4/152, '

Müslim, Kitabu'r-Rüya, 5/118 Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/600, Darimî, Kitabu'r-Rüya, 2/49.

[21],Ahmed, 3/383,Müslim, Kitabu'r-Rüya, 5/125, îbn Mace, Kitab-u Ta'biri'r-Rüya, 2/1287,

Darimî, Kitabu'r-Rüya, 2/49. Nevevî şöyle diyor: Tükürmekten maksad üflemektir. Yani tükürmeksizin yumuşak bir üfleyiştir, 5/116. Kadı, şöyle diyor: "Üç defa tükürme emrinden maksat, hoş olmayan rüyayı hazırlayan şeytanı kovmak, tahkir etmek ve pisliğini yüzüne vurmaktır. Hususiyle sol tarafa tükürmek kasdedilmistir. Çünkü, pisliklerin, hoş olmayan ve benzerlerinin yeri sol taraftır. Sağ ise bunun zıddıdır. pisliklerin, hoş olmayan ve benzerlerinin yeri sol taraftır. Sağ ise bunun zıddıdır.

Kötü rüyayı kimseye anlatmama sözüne gelince, bu rüyanın görünüşü gibi, tabirinin de o şekilde yapılmasına binaendir. Bunlar, tabii ki muhtemel olan şeylerdir. Gerçekleşmesi ancak Allah'ın takdiri iledir. Müslim'in Nevevî şerhi, 5/17

[22] Ahmed, 2/353, 2/448, Buharî, Kitabu'1-Edeb, 8/61, Müslim, Kitabu'z-Ziihd, 5/840,

Tirmizî, Ebvabu'l-îsti'zan, 4/178, Darimî, 2/195, İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1224.

[23] Ahmed, 6/7. Tirmizî, hadisi yakın lafızlarala zikretmiştir.

Ahmed, hadis için Aişe (r.a.)'den rivayet edilen bir sebep daha zikreder ki o da şöyledir:

"Rasulullah 'in yanında bir adam aksırdı. Sonra, "ne diyeyim ey Allah'ın Rasulü!" diye Peygamberimiz'e sordu. Peygamberimiz de de" diye buyurdu. Orada bulunan insanlar, "biz ne diyelim ey Allah'ın Rasulü!" dediler. Peygamber (s.a.v.), "siz de:

deyin" buyurdu. Aksıran adam, "onlara karşı ben ne diyeyim ey Allah'ın Rasulü?" dedi. Peygamberimiz buyurdu ki

[24] Ahmed, 2/91 (lafız ona aittir). Buharî, Kitabu'l-îkrah, 9/28, Kitabu'l-Mezalim, 3/168,

Müslim, Kitabu'1-Birr, 5/442, Ahmed, 2/68,2/277, Tirmizî, Ebvabu'l-Hudud, 2/440,

Müslim, 5/442, 3/318

[25] Ahmed, 4/9, İbn Mace Kitabu'l-Keffarat, î/685

[26] Birinci hadis, Ahmed, 2/91,

İkinci hadis; Buharî Kitabu'I-Cihad, 4/80,

Ahmed, 2/23, 24, 60, 120, 1/330, 339, 2/287,

İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/11239,

Tiimizî, Ebvabu'l-Cihad, 3/111 (yakın lafızla).

Üçüncü hadis; Ahmed, 2/186,

Malik, 2/978, Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/34,

Dördüncü hadis; Ahmed, 2/99, Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, Bab-u Libasi'mNisa,

îbn Mace, Kitabu'n-Nikah, 1/614

[27] Ahmed, 1/299, 278

[28] : Buharı, Kitab-u Bed'i'1-Halk, 4/158,

Müslim, Kitabu'l-Müsakat, 4/78, 80,

Ahmed, 2/22, 117, 144, 146,

Nesâî, Kitabu's-Sayd, 7/163,

Ahmed, 6/109,3/333.

Müslim'in Cabir'den yaptığı diğer bir rivayet de (4/80) şöyledir: "Rasulullah (s.a.v.) bize (bütün) köpekleri öldürmeyi emretti. Hatta çölden gelen bir kadının köpeğini dahi öldürdük. Sonra köpekleri öldürmeyi nehyetti ve buyurdu ki:

"Siz, alnında iki beyaz nokta olan tamamen siyah hayvandan sakının, zira o şeytandır."

Bana göre bu hadis, bütün köpeklerin öldürülme emrini neshetmiştir (ortadan kaldırmıştır).

[29] Hadis bu lafızla muzdariptir.O) Bu hadis manasıyla üç yerde mevcuttur:

Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde (6/9) Ebu Rafi'den yaptığı rivayettir ki o şöyledir: "Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

"Ey Ebu Rafi, Medine'deki bütün köpekleri öldür." Ben de Baki'de Sûr denilen yerde Ensar'dan yanlarında köpek olan bazı kadınlar buldum. Dediler ki: "Ey Ebu Rafi, Peygamber (s.a.v.) erkeklerimizi savaşa gönderdi. Allah'tan sonra bu köpek bizi koruyor. Allah'a yemin olsun ki o köpek sayesinde hiçbir kimse yanımıza gelmeye güç yetiremez. Ancak bizden bir kadın köpekle adam arasında olursa gelebilir. Bunu git Peygamber'e haber ver."

Ebu Rafi durumu Peygamber'e duyurunca, Peygamber buyurdu ki: "Git onu da öldür. Onları Aziz ve Celil olan Allah korur."

İkinci hadis ise yine Ahmed b. Hanbel'in Müsnedi'ndedir (6/391). Yine Rafi rivayet ediyor: "Rasulullah (s.a.v.), bana köpekleri öldürmemi emretti. Ben de onları öldürmek için çıktım. Gördüğüm her köpeği öldürdüm. Bir evin etrafında dolaşan bir köpek vardı. Onu öldürmek isteyince evin içinden bir insan, "ey Allah'ın kulu! Ne yapmaya çalışıyorsun?" diye bağırdı.

"Bu köpeği öldürmek istiyorum" dedim. Kadın dedi ki:

"Ben, zaten kadre uğramış bir kadınım. O köpek, beni yırtıcılardan ve bana eziyet için gelenlerden korur. Git durumu Hz. Peygamber'e bildir."

Ben de gittim durumu Rasulullah'a arzettim. O da köpeğin Öldürülmesini bana emretti."

Üçüncü hadis: Taberanî, el-Evsat isimli eserinde Hz. Aişe'den şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.) bana buyurdu ki: "Bana Cebrail gelecek. (Yanımda) otur. Geldiğinde selam verirsiniz, o da size hayır duasında bulunur.

Cebrail geldi ve kapıda dikeldi. Sonra geri döndü ve içeri girmedi. Rasulullah (s.a.v.) bunun üzerine buyurdu ki: "Cebrail, neden geri dönüp içeri girmedi?" İkinci kez Cebrail'in yanına gitti ve buyurdu ki: "Ey Cibril, Aişe sana selam vermek ve senin de ona dua etmen için (içeride) oturdu. Sen ise kapımızdan geri döndün ve içeri girmedin." Bunun üzerine Cebrail dedi ki:

"Ben, içeri girmek için geldim. Ancak içeride şu hayvancıkları (köpek yavrusu) ve resimleri buldum." (Mecmau'z-Zevaid, 5/873)

Heysemî, hadiste kapalılık olduğunu söylemiştir.

Hadislerin sebeb-i vurudu için aşağıdaki hadisleri de zikretmek gerekir:

Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, Babun fi's-Suret,

Nesâî, Kitabu's-Sayd ve'z-Zebaih, 7/164,

Ahmed, 6/330

Müslim, Kitabu'l- Libas 'ta (4/814) şunu kaydetmiştir: "Meymune'nin, Abdullah İbn Abbas'a anlattığına göre, "Rasulullah (s.a.v.) bir gün sabahleyin üzgün olarak kalkmıştı. Meymune, "Ey Allah'ın Rasulü! hakikaten Sen'in durumunu bugün yadırgamaktayım" dedi. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Cibril bu gece benimle buluşmaya söz verdi. Ama buluşmadı. Allah'a yemin ederim ki bana verdiği sözü bozmamıştır." Meymune, "Rasulullah'in durumu gün boyunca bu şekilde devam etti" dedi. Sonra sedirimizin altındaki köpek yavrusu aklına geldi. Sonra onun çıkarılmasını emretti, o da çıkarıldı. Sonra eline su alıp köpeğin yattığı yere saçtı.

Akşamleyin kendisine Cebrail gelince ona dedi ki: "Dün gece bana gelmeye söz vermiştin. Neden gelmedin?" Cebrail buyurdu ki:

"Evet, ancak biz içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyiz."

Ertesi gün Rasulullah, sabahlar sabahlamaz, köpeklerin öldürülmesini emretti. Hatta küçük bahçe köpeğini öldürülmesini emrediyor. Büyük bahçenin köpeğini bırakıyordu.

Ayrıca Buharî de Kitabu'l-Libas'ta bu konuya değinmiştir, 7/217.

Ahmed de Aişe (r.a.)'den şunu rivayet eder:

"Cebrail, Peygamber'e belirli bir saatte geleceğini va'detmişti. O saatte Rasulullah (s.a.v.)'a gelmesi gecikti. Bunun üzerine Rasulullah dışarı çıktı. Kapının önünde O'nu beklerken buldu. Ona:

"Va'dettiğin (saatten) beri Sen'i bekliyorum" buyurdu. O da buyurdu ki:

"Evde köpek var. Köpek ve resim olan eve biz girmeyiz. Aişe'nin sediri altında köpek yavrusu vardı. Rasulullah (s.a.v.), onun çıkarılmasını emretti. Sonra sabah olunca (diğer) köpeklerin öldürülmesini de emretti.

Şu şekilde bir rivayete de şahit olmaktayız:

Asi bir kadın sıcak bir günde kuyunun etrafında susuzluktan dolayı dilini çıkararak dolaşan bir köpek gördü. Kadın sonra kuyudan çizmesiyle su çıkarıp köpeği suladı. Bu sebeple kadının günahları affolundu. Müslim, Kitabıfs-Selam Bab-u Fazl-ı Sayi'l-Behaim, 5/101.

Bununla beraber, köpeğe merhamet etmek konusu ile (köpekten dolayı eve girmeyen) şeriatı indiren meleğin misafir edilmesi konusu birbiriyle zıtlaşınca, beşere rahmet konusu köpeğe merhametten evladır. (Zira melekler, insanlara rahmet için inerler.)

Yine İslam (dini), rahmet konusunu oldukça geniş tutmuş, tamamen siyah köpekler dışında diğerlerinin öldürülmesini ortadan kaldırmıştır.

(1) Senedinde veya manasında birbirine zıtlık bulunan iki veya daha çok hadisin çelişmesi ve birbirine tercih edilememesi.

[30] bu hadis, Ahmed'in hadisinin bir kısmıdır, 4/231, Müslim, Kitabu'I-Birr, 5/448,

Tirmizî, Ebvabu'z-Zühd, 3/386, Ahmed (yakın lafızlarla

[31] Ahmed, 2/436.

[32] Ahmed, Müsned, 4/365, Buharı, Kitabu'1-Edeb, 8/12, Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174.

[33] Hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 2/24İ, Buharî, Edeb, 8/9, Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174, Tirmizî, Ebvabu'1-Birr ve's-Sıla, 3/212.

[34] Müslim, Kİtabu't-Tcvbc, 5/592. İkinci hadis (205. hadis); Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174, Ahmed, 2/309, 5/414, 1/289, 3/238.

Üçüncü hadis; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Kitabu't-Tevbe, 10/215.

Bu hadis, çokça günah işlemeye davet etmez. Fakat günah işlemekle yoldan çıkmış kimseye Allah'ın rahmet kapısının açık olduğunu bildirir. Bu durum, Allah'ın şeytana karşı, mü'mine yardımıdır.

Ibn Kesir, Abdurrezzak'tan, o da Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder:

"işittiğime göre, "O kimseler ki kötülük işlediklerinde hemen Allah'ı zikrederler ve günahlarının bağışlanmasını isterler." (AI-i tmran-135) ayeti inince, şeytan ağlamaya başlamıştır. Tevbesinde, samimi olmayan günah sahibinin tevbesi bunun dışındadır. Samimi kişinin gayreti, Rabbi'nin rızasına yöneliktir.

Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde (1/10), Ebubekr (r.a.)'den şunu rivayet eder: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Hiçbir kimse yoktur ki, bir günah işledikten sonra güzel bir abdest alıp iki rekat namaz kılar. Sonra da (Allah (c.c.)'tan günahının bağışlanmasını dilerse Allah onun günahını bağışlamamış ola."

Musibetlere sabretmek ve işlediği günahın bağışlanmasını istemek mü'minin sahip olduğu ahlaklardandır

[35] Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/597,Ahmed, 5/362, Tirmizî, Ebvabu'l-Fiten, 3/313.

[36] Tarih-i Dımeşk, yazma varak /4 Daru'l-Kütüb, no: 97.Ahmed, 5/362,Hadis için Ebu Davud'un tahdic ettiği bir sebep daha zikredilebilir.2/597.Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan rivayet edilmiştir:

"Hz. Muhammed'in ashabı kendisiyle birlikte bir seriyyeye çıkmışlardı. Onlardan bir tanesi uyudu. Bir diğeri de gidip uyuyanın kısaltmamı emretti."

yanındaki ipi aldı. Uyuyan kişi korktu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Birmüslümanın birmüslümanı korkutması helal olmaz."

[37] Müslim, Kitabu't-Tahare, 1/542, Tirmizî, Ebvabu'l-îstizan ve'1-Adab, 4/187, Nesâî, Kitabu't-Tahare, 1/19, Ahmed, 2/16, 356, 365, 366, 387, Ebu Davud, Kitabu't-Tereccüi, 2/402, Buharî, Kitabu'l-Libas, Bab-u Ta'Iimili'l-Eza

[38] îbn Sa'd, et-Tabakatü'1-Kübra, 1/147. Hadisin ravilerinin sıka olduğunu söylemiştir

[39]Buharı, Kitabu'1-Edeb, İnsanı Kur'an'dan, îlim'den, Allah'ı zikirden alıkoyacak şekilde şiirin insana galip olmasının Keraheti Babı, Tirmizî, Ebvabu'l-îsti'zan ve'1-Edeb, 4/219,

İbn Mace, 2/1236, Ahmed, 1/175, 2/478, 480, 1/177, Ebu Davud, Şiir Babı, Müslim, Kitabu'ş-Şiir.

[40] Ahmed, 3/8, 3/41, Müslim, Kitabu'ş-Şiir, 5/114.

Nevevî konuyla ilgili olarak şu açıklamada bulunur (5/113):

Şiir söylediği işitilen adamın şeytan diye isimlendirilmesi, adamın kafir olma ihtimalindendir. Yahut ona şiirin galip gelmesinden ya da söylediği şiirin zemmedilen şiir cinsinden olmasından dolayıdır.

Kısaca ona şeytan denilmesinin sebebi, zikredilen bu ihtimalleri ve bunun dışındakileri akla getirmesindendir.

Şiirin hükmüne gelince; genel olarak ulema, "şiir, çirkin olmadıkça, fuhşa teşvik etmedikçe mubahtır, sözleri güzels,e şiir de güzeldir, sözleri çirkinse şiir de çirkindir" demişlerdir.

Nevevî, "doğru olan görüş budur" demiştir. Zira RasuluHah şiir dinlemiştir. Müşriklerin hicvine karşı Hassan'a şiir söylemesini emretmiştir. Ashabı seferde ve hazarda O'nun huzurunda şiir söylemişlerdir.

Konuyla alakalı olarak Tirmizî'nin "Sünen"inde şu hadis vardır: Cabirb. Semure'den rivayet edilmiştir: "Yüz kereden fazla Peygamber (s.a.v.)'in meclisinde bulundum. Peygamberin ashabı karşılıklı şiirler söylerler ve cahiliyyet işlerine dair bir takım hususları müzakere ederlerdi. O ise sessiz kalırdı ve bazen onlar gülümserdi." (Tirmizî, 4/218).

Yine Tirmizî, Abdullah'tan şunu rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Muhakkak şiirin bir kısmında hikmet vardır." (4/216). 1 Medine'ye 78 mil uzaklıkta olan bir köydür.

[41] Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/34, Tirmizî, Ebvabu'l-Bııyu', 2/343, îbn Mace, Kitabu't-Ticaret, 2/752,

Darimî, Kitabu's-Siyer, 2/134, Ahmed, 3/416, 417, 432, 4/384, 393

[42] Tarih-i Bağdat, 10/103, Buharı, Kitabu's-Siyam, 3/37

[43] Ahmed, 1/293, 321, 2/247, 327, Tirmizî, Ebvabu'l-Et'ime, 3/476, Buharî, Kitabu'l-Eşribe, 7/145,

İbn Mace, Kitabu'l-Eşribe, 2/1132, Ebu Davud, Kitabu'l-Eşribe, Babun fi Îhtinasi'l-Eskiya1,

Ahmed, 1/841, Nesâî, Kitabu'd-Dahaya, 7/412. İkinci hadis (220 nolu hadis): Buharî, Kitabu'l-Eşribe, 7/145, Müslim, Kitabu'l-Eşribe, 2/44. Buradaki nehyetmekten maksad, tahrimî değil tenzihidir. Bakınız,

Nevevî, 4/706. Ayrıca Tirmizî, "Ebvabu'l-Eşribe"de Abdullah İbn. Enis'ten, o da babasından şunu rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.)'irt şöyle yaptığını gördüm. Asılı bir kırbaya doğru gitti. Ağzım kırdı, sonra ondan su içti." Bu hadis de, nehyin tenzihen (mekruh) olduğunu gösterir

[44] İbn Mace (2/1131), ayrıca İbn Abbas'tan şu hadisi nakleder: "Rasulullah (s.a.v.), kırbaların ağzını kırmayı nehyetti. Ancak bu nehiyden sonra bir adam, geceleyin kırbanın ağzını kırdı (yani dışa doğru kıvırdı) ve ondan bir (kıl) yılanı çıktı."

[45] Ahmed, 2/316, Buharî, Kitabu'd-Da'avat, 8/96, Müslim, Kitabu'r-Riba, 5/454,

Ahmed, 2/243, 390, 449, 488, 493, 496. îkinci hadis: Ahmed, 3/333, 384, 391,

Müslim, Kitabu'r-Riba, 5/460. Üçüncü hadis: Ahmed-,3/33, 6/180.

[46] Birinci hadis (225): Ahmed, 3/141. İkinci hadis: Müslim, Kitabu'1-Birr, 5/461. Üçüncü hadis: Ahmed, 5/294.

Müslim ise Kitabu'l-Birr'de (5/457), Hz. Aişe'den konu ile ilgili olarak şu rivayeti nakleder:

"Rasulullah (s.a.v.)'ın yanına iki adam girdi. O'nunla ne olduğunu bilmediğim birşey konuştular da gazaplandirdılar. O da kendilerine lanet ve sitem etti. Çıktıkları vakit ben:

"Ey Allah'ın Rasuİü! Şu iki adamın kazandığı hayırdan kim birşey kazanabilir?" dedim.

"Ne o?" buyurdu. "Sen onlara lanet ve sitem ettin * dedim. "Sen benim Rabbim'e koştuğum şartı bilmiyor musun? 'Allah'ım! Ben ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangisine lanette bulunur veya sitem edersem, bunu onun için bir zekat ve ecir kıl' dedim" buyurdular.

Nevevî, konu ile alakalı olarak şöyle der: "Denilebilir ki, hak etmeyene aleyhinde Peygamber (s.a.v.) nasıl beddua eder? Nasıl sitem ve lanet eder?" Buna ulema kısaca iki şekilde cevap vermiştir:

1- Burada kişinin, "aleyhine duayı hak etmemesi" Allah indinde ve batına göredir. Halbuki zahire göre o kul bedduayı hak etmiştir. Peygamber serî bir emareye göre onun bedduayı hak ettiğine hüküm vermiştir. Çünkü O, zahirle hüküm vermeye memurdur. Sırlan ancak Allah bilir.

2- Peygamber'in beddua etmesi, sitemde bulunması ve emsali şeyler kasden söylenmiş olmayıp, Araplar'm adetine göre niyetsiz olarak dile getirilen sözlerdir.

Peygamber (s.a.v.), bu sözlerden birinin icabet saatine rastlayarak kabul edilmesinden endişe duymuş ve Hak Teala Hazretleri'ne niyaz ederek bu sözlerin muhatap lap hakkında rahmet, keffaret olmasını ve sevap almasını dilemiştir. Rasulullah bu sözleri pek nadir söylemiştir (Nevevî, 5/458). Kendisi kötü söz söylemez, kimseye lanet etmez, şahsı için kimseden intikam almazdı.

Ben diyorum ki, "Bize, iki te'vilden birine inanmak gerekir. Çünkü Rasulullah (sx.v.) güzel ahlaklı idi. Müslim, Ebu Hureyre'den şunu da rivayet emiştir:

"Peygamber'e denildi ki müşriklere beddua et." Peygamber de "Ben, lanet için değil rahmet için gönderildim" buyurdu.

Yine Müslim'in Ebu'd-Derda'dan rivayet ettiği bir hadis şöyledir: "Lanetçiler kıyamet gününde ne şefaatçi ne de şahid olabilirler." (Müslim, Kitabu'I-Birr, 5/457)-

[47] Buharî, Kitabu'l-Menakıb, 4/226, Kitabu'1-Edeb, 8/53, 54,

Müslim, Kitabu'1-Adab, 4/844, 846, Ahmed, 3/301, Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/588, îbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1230, Ahmed, 2/248, 260, 270, 392, 457, 492 (Ebu Hureyre tarikiyle) Buharî, el-Edebu'l-Müfred, 2/301.

[48] Ahmed, 3/298, Müslim, Kitabu'I-Adab, 4/844, Buharî, Kitabu'I-Hums, 2/103, Kitabu'1-Edeb, 8/53,

Ahmed, 3/385 (yakın lafızlarla) ikinci, hadis; Ahmed, 3/121, Buharî, Kitabu'l-Menakıb, 4/226,

Müslim, Kitabu'1-Adab, 4/844, îbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1231.

Hz. Peygamber'in künyesiyle künyelenmek konusunda ulemanın üç görüşü vardır:

1- İmam Şafiî'ye göre Ebu'l-Kasım ismiyle hiçbir insan künyelenemez. îster adı Muhammed olsun isterse olmasın.

2- İsmi Muhammed olanların "Ebu'l-Kasım'l künyelenmesi caizdir. Diğerlerinin ki değildir.

3-İmam Malik'e göre bir kimsenin ismi Muhammed olsun veya olmasın, "Ebu'I-Kasım"la künyelenebilir.

Maük'e göre, bu yasaklama Hz. Peygamber'in hayatıyla alakalı olup, O'ndan sonra konulabilir.

Buharî, Edebu'l-Müfred, Ebu Davud, Tirmizî, îbn Mace ve Hakim'in Müstedrek'inde rivayet edilen bir hadis-i şerife göre, "Hz. Peygamber vefatından sonra ismiyle başkalannın isimlendiril meşine ve künyesiyle de başkalannın künyelenmesine müsaade etmiştir."

[49] Ahmed, 1/7, îbn Mace, Mukaddime, Abdullah İbn Mes'ud'un Fazileti Babı, 1/49. îkinci hadis; Ahmed, 4/479.

[50] Bu hadisi Suyuti'nin zikrettiği kitapta bulamadım. Belki Suyutî başka bir nüshadan hadis çıkarmış olabilir. Buharı, Fedailü'l-Kur'an, 6/241, Müslim, Kitab-u Sahıti'I-Müsafirin, 2/454. ikinci hadis; Ahmed, 1/25, 38

[51] Kitabu's-Sünne' Sahabe'ye ' Sövmeden Ahmed, 3/11

Müslim, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/4(K) Buharî, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/10

[52] Ahmed, 2/266, Müslim, Fedail, 5/400 (aynı bab).îbn Asakir'den nakledilen hadisleri, verilen yazmalar arasında bulamadım.

[53] Müslim, Kitabu'1-îman, 1/367

[54] Tahkik ettiğim her iki nüshada da (93) nolu hadisi bulamadım. Buraya münasip olacak biçimde -en iyisini Allah bilir ya-Buharî'nin, Kitab-u Bedi'I-Halk Sıfat-ı îblis ve Cünûdihi (4/150) babında, zikrettiği hadis uygun düşebilir.

Ayrıca şu hadisler de konu ile yakından alakalıdır:

Müslim, Kitabu'l-Eşribe, 4/697, Ebu Davud, Kitabu'l-Eşribe, 2/304, Tirmizî, Kitabu'l-Ut'ime, Kabın ağzının .örtülmesi babı, îbn Mace, Kitabu'l-Eşribe, 2/1129.

Ahmed (3/301, 319)'in konu ile ilgili olarak Cabir'den rivayet ettiği bir hadis şöyledir: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

"Gece karanlık olunca yahut gecenin bir bölümü olunca, çocuklannızı (dışan çıkmaktan) men ediniz. Çünkü şeytanlar o sırada yayılırlar. Yatsıdan sonra bir saat geçince onları serbest bırakın.

Allah'ın ismini zikrederek su kabının ağzını bağla, içine bir şey düşme ihtimali olmasa bile, yine de Allah'ın ismini zikrederek yemek kaplarının ağzını kapat."

Ahmed, Ebu Hureyre'den (2/363) şunu da rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Lambaları söndürünüz, kapılan kilitleyiniz, yemek ve su kaplannın ağzını kapatınız."

Yine Ahmed, Abdurrahman b. Sercis'terr (5/82), Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Sizden biriniz odalara yahut ağıllara bevletmesin. Uyuduğunuz zaman lambayı söndürünüz Çünkü fare, fitili alır, ev halkını yakabilir. Su tulumlarının ağzını bağlayınız içecek kaplannın ağzım kapatınız. Geceleyin kapılan kilitleyiniz."

Ahmed, ayrıca Ebu Ümame'den (5/262), şunu rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kapılarınızı kapatınız, yemek kaplarının ağzını kapatınız, su tulumlarının ağzını bağlayınız. Lambalarınızı söndürünüz. Çünkü onların zararından kurtulmak konusunda size emniyet verilmemiştir."

[55] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 158-213.