Esbâbu Vurûdil-Hadîs > BABU'L-BEY

 

islam




100-Hadis[1]: Ahmed b. Hanbel, Ubade b. Samit'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasuluîlah, (bir kimsenin) zarara uğramasını ve (bir başkasını) zarara uğratmasının (dinde) olamayacağına hükmetti. Zalim ve gasbcı olanın da (gasbettiğinde bir) hakkının olmadığına hükmetti."



101-Ahmed, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Rasuluîlah buyurdu ki: "(Dinde) zarar vermek de zarara uğramak da yoktur."

îbn Mace, Kitabu'l-Ahkam'da bu konuyu biraz daha teferruatlı olarak açıklamıştır, 2/784.



102- Sebep[2]: Abdurrezzak, Musannafında şöyle demiştir: gen İbn Temimî'nin oğluyum. Haccac b. Evtah'tan şöyle dediğini işittim: "Bana Ebu Cafer dedi ki: "Ortak oldukları bir hurma ağacında hakkında iki kişi münakaşa ederek (davayı) Rasuluîlah (s.a.v.)'a getirdiler. Onlardan biri diğerine: "Onu ikiye böl, yarısı sana (olsun) yarısı bana (olsun)" diyordu. Bunun üzerine Rasuluîlah (s.a.v.) buyurdu ki: "İslam'da zarar verme yoktur."



103-Hadis[3]:İbn Mace, Ebu'l-Hamra'dan şunu rivayet ediyor: "Rasuluîlah buyurdu ki: "Hile yapan (aldatan) bizden değildir."



104-Sebep[4]: Ahmed ve Müslim, Ebu Hureyre'den şöyle rivayet ederler: "Rasuluîlah (s.a.v.), yiyecek satan bir adama uğradı ve ona, "ne satıyorsun?" diye sordu. O da ne sattığını haber verdi. Bu arada Allah Teala, Hz. Peygamber'e vahyederek, elini satılan yiyeceğin içerisine sokmasını buyurdu. O da elini yiyeceğin içerisine soktu. Bir de ne görsün, o yiyecek ıslatılmış. Bunun üzerine buyurdu ki: "Hile yapan bizden değildir."



105-Ebu Nuaym ve Ibnü'n-Neccar, İbn Ömer'den şunu rivayet ederler: "Rasuluîlah (s.a.v.) Medine çarşısında hoşuna giden bir yiyecek (yerine) uğradı. Elini gıda maddesinin içine soktu. İçinden, dışında olmayan (pis) birşey çıkardı. Bunun üzerine Rasulullah gıda sahibine karşı Öf çekmeye başladı, sora şöyle nide etti: "Ey insanlar! Müslümanlar arasında aldatma yoktur. Bizi aldatan bizden değildir."



106- Hadis[5]: Buharı ve Müslim, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet ederler: Rasulullah (s.a.v.), meyvelerin olgunlaşıp salahlan meydana çıkıncaya kadar ahm-satımlannı nehyetmiştir. Aynı şekilde satıcıyı da alıcıyı da bundan men etmiştir."



107-Müslim, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah buyurdu ki: "Meyveler olgunlaşıp (afet tehlikesini atlatmadikça) satışını yapmayınız."



108-Sebep-[6]: Ahmed ve Buharî, Zeyd b. Sabit'in şöyle dediğini rivayet ederler: "Rasulullah Medine'ye geldiği dönemde biz, meyveleri olgunlaşmadan satıyorduk. Rasulullah, bir münakaşa ve kavga işitti ve, "bu ne ola?" diye sordu. Denildi ki: "Bunlar meyveleri satın aldılar, şimdi de diyorlar ki, onlara bir takım afat ve ayıp isabet etti." Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.) buyurdu ki: "Meyveler olgunlaşıp, afet tehlikesi geçmeden satmayınız."



109:Hadisi [7]:Buharî ve Müslim, Zeyd b. Sabit'ten rivayet etmişlerdir: "Dedi ki: "Rasulllah (s.a.v.), şüphesiz "araya" satışına izin verdi."



110- Sebep[8]: Şafiî, Kitabu'I-Buyu'da şöyle demiştir: "Mahmud b. Lebid, Hz. Peygamber'in Ashabı'ndan birine dedi ki: "Sizin bu "araya" dediğiniz şey nedir? (kim için yapılır?)" O da, "Ensar'dan muhtaç olduğu bilinen fulan ve fulan içindir" diye cevap verdi; Şöyle ki, bunlar Peygamber'e gelerek';

"Ağaçta taze hurma bulunduğu sırada, onların ellerinde para bulunmadığından, onu alıp yiyemediklerini, bununla beraber ellerinde azık olarak (önceden) sakladıkları kuru hurma olduğunu, Rasulullah (s.a.v.)'a şikayet yollu söylediler. Bunun üzerine ellerindeki kuru hurmadan verip ağaçtaki taze hurmadan tahminî olarak satın almalarına izin verildi.

Şafiî dedi ki: "Süfyan'ın hadisi de bu hadisin delalet etmiş olduğu şeyin aynısını gösterir. Bu da Şafiî'nin, Süfyan'dan rivayet ettiği (başka bir) hadistir. Ki o da Yahya b. Said'den, o da Beşjr b. Sar'dan işittiğine göre Sehl b. Ebi Haseme şöyle diyor: "Hz. Peygamber, hurmanın hurma ile değiştirilmesi şeklindeki aliş-verişi nehyetmiştir. Ancak taze hurmanın kuru hurma ile tahminî ölçekle "araya" şeklinde satılmasına ruhsat vermiştir.



111-Hadis[9]: Buharî, Müslim ve Ebu Davud, Said îbn Yezid'in, Rasulullah (s.a.v.)'tan şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

ölü bir araziyi diriltirse orası onundur. Zalim damar sahibi (birisinin arazisini gasbeden) için ise bir hak yoktur."



112- Sebep[10]: Ebu Davud, Urve'nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Peygamber'in Ashab'ından biri bana şunu bahsetmişti. Öyle zannediyorum ki bu Ebu Saidi'l-Hudri idi. İki kişi münakaşa ederek Rasulullah (s.a.v.)'a geldiler Birisi diğerinin arazisine hurma ağacı dikmişti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), arazi sahibine arazisini iade etti ve hurma ağacı sahibine de ağacını oradan çıkarmasını emretti.

(Ravi diyor ki) Ben o hurmaların sökülmeleri için köklerine balta ile vururlarken gördüm. Onlar uzun hurmalardı. Nihayet oradan sökülüp çıkarıldılar."



113-Hadis[11]:Ahmed, Ata tarikiyle Cabir b. Abdİllah'tan şunu rivayet ediyor: "Hz. Peygamber buyurdu ki: "Umra[12], varislere aittir."



114-Ahmed, Zeyd b. Sabit'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.), Umra'yı varislere bırakmayı emretmiştir."



115-Sebep[13]: Ahmed, Muhammed b. İbrahim tarikiyle Cabir'den şöyle rivayet eder: "Ensar'dan bir adam, annesine hayatta iken bir hurma bahçesi verdi, (Zamanla) annesi ölünce, (adamın diğer) kardeşleri gelerek, "biz de aynı şekilde onun çocuklarıyız" dediler. Böylece davayı Rasulullah (s.a.v.)'a götürdüler. Rasulullah (s.a.v.) da onu aralarında taksim etti."



116-Hadis[14]: Şafiî, Ahmed, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî, îbn Mace ve İbn Hıbban, Aişe (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre: "Rasulullah, haraç (satın alınan nesneden elde edilen menfaatlar)ın, tazmin mukabilinde olduğuna hüküm verdi."



117-Sebep[15]: Ebu Davud, Aişe (r,a,)'den rivayet etmiştir: "Adamın biri bir köle satın aldı. Onu, Allah'ın kalmasını dilediği kadar yanında tuttu. Sonra kölede bir ayıp buldu ve bu davayı Rasulul-lah(s.a.v.)'a götürdü. Rasulullah (s.a.v.) da, köleyi sahibine iade etti. Bunun üzerine köleyi satan adam dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Bu adam kölemi kullandı (ondan istifade etti)." Rasulullah (s.a.v.) da buyurdu ki: "Haraç, tazmin iledir."



118-Hadis[16]: Ahmed, Buharı ve Müslim, İbn Ömer'in himayesinde olan Nafi'den şunu rivayet ediyorlar: "İbn Ömer,



Peygamber zamanında, Ebubekr, Ömer, Osman zamanlarında ve Muaviye'nin zamanında ekim arazilerini kiraya verirdi. Sonra Rafı' b. Hadİc'den, Peygamber'in tarlaları kiraya vermekten nehyettiği rivayet olundu. Bunun üzerine İbn Ömer, Rafi b. Hadic'e gitti. Ben de onunla birlikte gittim. Rafi'den bu rivayeteni sordu. O da: "Peygamber (s.a.v.), tarlaları kiraya vermekten nehyyeti" dedi.



119-Ahmed ve Müslim, îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet ederler: "Biz, tarlayı ekip, hasadını belli oranda paylaşıyorduk. Bunda bir sakınca da görmüyorduk. Nihayet Rafi, bu işi, Rasulullah (s.a.v.)'ın nehyettiğini iddia etti. Biz de bunu terk ettik."



120-Sebep: Ahmed, Buharî ve Müslim, Rafi b. Hadic'in söyle dediğini rivayet ediyorlar: "Biz Medine ahalisinin en çok tarla sahibi olanlarından idik. Biz, araziden bir kısmı mal sahibine aittir, diye isimlendirilmiş olarak diğer tarafını kiraya verirdik." Rafı dedi ki:

"Bazen bu kısım musibete uğrar (helak olur), kiraya verilen arazi selamete çıkar; bazı defa de aksine kiraya verilen asıl arazi musibete uğrar da mal sahibine ayrılan kısım afetten kurtulurdu. İşte bunun için bu şekilde kiraya vermekten nehyolunduk. Altın ve gümüşe gelince, o zamanda bunlarla kira adeti yoktu."



121-Ahmed, Urve b. Zübeyr'den şunu rivayet eder: "Zeyd b. Sabit şöyle demiştir: "Allah, Rafi b. Hadic'i mağfiret etsin. Allah'a yemin ederim ki ben bu hadisi ondan daha iyi biliyorum. (Hadise şudur:) Birbirleriyle münakaşa eden iki kişi Rasulullah'a geldiler. Rasulullah, buyurdu ki:

"Eğer, meseleniz bu ise, tarlaları kiraya vermeyiniz. Buna göre Rafı sadece tarlaları kiraya vermeyiniz sözünü işitmiştir."



122- Ahmed, Ebu Davud ve Nesâî, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan rivayet ettiklerine göre, "Rasulullah zamanında tarlası olan Ashab, tarlalarını ark kenarlarındaki ve onlardaki su ile sulanan ekin karşılığında kiraya verirlerdi. Bu konuda münakaşa eden bazı kimseler, Rasulullah (s.a.v.)'a geldiler. Rasulullah da onları bu şekilde kiraya vermekten men etti ve buyurdu ki, "(tarlaları) altın ve gümüş karşılığında kiraya veriniz."[17]




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır, 5/327, EbuDavud, 2/159,

Tirmizî, Ebvabu'l-Ahkam, 2/419,

Not: Her üç kaynakta-da geçen JjaJI kelimesinin, zalim manasına, başkasının malını ve arazisini gasbeden kişi manasına geldiği anlaşılmaktadır.

İkinci hadis: Yine Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır, 1/313,

Hakim, Müstedrek, 2/58, Malik, Muvatta, Kitabu'l-Akziyye, 2/745,

[2] Suyutî'nin Musannafta olduğunu zikrettiği bu hadis için, kaynaklarına baktım. Onu Musannafta bulamadım. Nihayet bu konuda, Muhammed b. Ebibekr tarikiyle gelen şu hadisi buldum: "Rasululah (s.a.v.), buyurdu ki: "Su, yol ve hurma ağacının döllenmesi konusunda şufa (hakkı) yoktur." (Musannaf, 8/87)

Bu konuda îbn Malik'in görüşü de böyledir. (Muvatta, Kitabu'ş-Şufa, 2/717)

Ebubekr b. Hazm'dan gelen bir rivayette Osman b. Affan (r.a.) şöyle demiştir: "Arazide hudutlar belli olunca, artık onda şufa olmaz. Kuyuda da şufa hakkı yoktur. Hurma ağacının döllenmesinde de şufa hakkı yoktur."

Not: Şufa: Satılan bir akan, o akara komşuluk edenin öncelikle alabilme hakkı.

[3] Hadis, İbn Mace'nin rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır, 2/749,

Müslim, Kitabu'I-îman, 1/299,Ahmed, Müsned, 2/417.

[4] Birinci lafzı Ahmed b. Hanbel'e aittir, 2/242, Ayrıca Müslim, Kitabu'1-İman,

Ebu Davud, Kitabu'l-İcare, 2/244, Tirmizî, Ebvabu'1-Buyu', 2/389.

Tirmizî'ye göre Ebu Hureyre'den rivayet edilen bu hadis, hasen ve sahihtir.

Sebep konusundaki ikinci hadisi Darimî rivayet etmiştir. Sünen, Kitabu'l-Buyur, 2/164

[5] Hadisin lafzı Ebu Davud'a aittir. Sünen, Kitabu'1-Buyu, 2/227.

Birinci hadisin metni Buhari'ye aittir, Sahih, Kitabu'z-Zekat, 2/156,

Müslim, Kitabu'1-Buyu1, 4/40. İkinci hadis: Müslim, Kitabu'1-Buyu', 4/29,

Tirmizî, Kitabu'1-Buyu', 2/348, İbn Mace Ticarat, 2/747,Ahmed, 2/46.

[6] Ahmed, 5/190, Buharî, Kitabu'1-Buyu', 3/100, Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu', 2/227

[7] Buharî, Kitabu'1-Buyu1, 3/96, Müslim, Kitabu'1-Buyu', 4/32, Ahmed, Müsned, 2/8,

Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu',, 2/226, Tirmizî, Ebvabu'1-Buyu', 2/382,

Nesâî, Kitabu'1-Buyu',, 7/235, îbn Mace, Ticarat, 2/762

Not: Ariyye; Buharî'de de açıklandığı gibi (Bakınız, 3/100) kişinin hurmalığındaki hurmalardan bir kısmını fakirlerden birisine bağışlamasıdrr. Ancak bağışlayan adam, bağışladığı kimsenin kendi bahçesine girmesinden hoşnud olmaması durumunda tahmini olarak ağaçtaki yaş hurmayı hesap ederek ona karşılık, kuru hurma verip yaş

hurmayı satın almasıdır.

Nevevî, Ariye şöyle olur demiştir: "Bahçe sahibi belirli ağaçlar üstünde bulunan yaş hurmayı tahmin ve takdir ederek şöyle der: "Bu ağaçlar üzerinde bulunan yaş hurmalardan mesela üç vesk (ölçü) kuru hurma hasıl olur. Sonra bu yaş hurmaları üç vesk kuru hurma ile satar ve kuru hurmayı teslim alır.

Fethu'1-Barî sahibi İbn Hacer ise, bu konuda çeşitli açıklamalar yapmıştır. Bunlardan bir kısmı şöyledir:

1- Adam hurma bahçesi sahibine der ki:

"Şu ve bu ağaçların üstündeki yaş. hurmadan kaç ölçek kuru hurmanın çıkacağını tahminen takdir et ve bana o kadar kuru hurma ile sat." Bahçe sahibi de tahmin ettiği miktarda ki kuru hurmayı adamdan alır ve anılan hurma ağaçlarını adamın emrine verir.

2- Bahçe sahibi, bir veya birden fazla ağacın üstündeki yaş hurmayı bir adama hibe eder. Fakat adam, hurmaların kuruma mevsimini beklemkle zarar görür ve hurmaları yaş iken yemek istemez. Çünkü kuru hurmaya ihtiyaç vardır. Bunu, azık ve zahire yapmak ister. İşte adam, ağaçlar üstündeki yaş hurmadan ne kadar kuru hurma çıkacağını tahmin ve takdir eder. Sonra bunu kuru hurma karşılığında ya bahçe sahibine yada başkasına satar ve kuru hurmayı peşin olarak teslim alır.

[8] İmam Şafiî , el-Ümm, Kitabu'1-Bey', 3/47.

[9][9] Buharî, Kirabu'l-Muzarâa, 3/139, Ebu Davud, Kitabu'l-Harac, 2/158, Tirmizî, Ebvabu'l-Ahkam, 2/419, Ahmed, 3/304, 327, 338, 356, 313, 381; Darimî, Kitabu'1-Buyu', 2/181.

İmam Malik, "Zalim damardan maksad haksız olarak dikilen her ağaç ve kazılan her kuyudur" demiştir.

Şevkanî şöyle diyor:"Ölü toprak, hiç işlenmemiş (birisine ait olmayan) topraktır. Toprağın işlenmesi hayata, terkedimesi ise ölüme benzer. Toprağı ihya etmek şu manadadır:

Daha önce kimsenin mülkü olmayan bir toprağı bir şahsın ekmek, sulamak, ağaç dikmek ve bina yapmak suretiyle canlandırmaya karar vermesidir. Böylece orası onun mülkü olmuş olur.

Hadis-i şerifte "zalim damar sahibine bir hak yoktur" sözündeki "damar"dan kasıd, ağacın başkasının arazisine gömülen kökleridir. Bir başka görüşe göre ise yiin' "ırk" kelimesinin, "zalim" kelimesine izafe edilmesi halinde ise, mana yine aynı olur. Alimler arasında hadis-i şerifte geçen tabirinin isim tamlaması (izafet) şeklinde olması yahut şeklinde sıfat mevsuf olması konusunda ihtilaf vardır. (Ancak biraz önce de dediğimiz gibi ister öyle, ister böyle olsun, mana değişaıemektedir.)

Rabia, bu konuda şöyle diyor: "Zorla gasbetme, ya batınî olur ya da zahirî olur. Batınî olan; kişinin su kuyusu açması ve maden çıkarması şeklinde olur. Zahirî olan ise; kişinin arazi üzerine ağaç dikmesi yahut bina dikmesi şeklinde olur. Geniş malumat için bakınız:Şevkanî, Neylu'l-Evtar, 5/340.(Geniş bilgi için bakınız: Sünen-i Ebu Davud Tercümesi ve Şerhi c. 11 s. 403-406)

[10] Ebu Davud, Kitabu'l-Harac ve'l-Fey ve'1-tmara, Bab-u fi îhyai'I-Mevat, 2/158.

[11] Ahmed, Müsned, 3/297, lafız kendisine aittir. Nesâî, Kitabu'r-Rükba ve'1-Umra, 6/228,

Buharı, Kitabu'1-Hibe, 3/216, Müslim, Kitabu'l-Hibat, 4/152,

Ebu Davud, Kitabui-Buyu1, 2/263, 264, Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, 2/402. Hadise haşen ve sahihtir, demiştir. îkinci hadis: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/189

[12] Yani "ömrüm oldukça, bu şey senindir. Yani senin tasarrufundadır" manasına gelmektedir. Ancak vefatından sonra o mal asıl mirasçılara döner. Mesela bir ev, bir adama kullanması için, mal sahibinin ömrü boyunca verilmiş olsa, vefatından sonra ev, mal sahiblerinin varislerine kalır.

[13] Hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 3/299. Hadiste geçen "Umra" ifadesi "Ömür" kelimesinden alınmıştır; yani "hayat" manasınadır.

Cahiliyye devrinde mesela, bir adam birisine bir ev verdiğinde ona, "ömrün boyunca onu sana verdim ve hayatın boyunca mubah kıldım" derdi. Bunun için, yapılan bu işe "umra" denilmiştir.

[14] el-Ümm, 3/60, Ebu Davud, Kitabu'l-îcare, 2/255, Tirmizî, Kitabu'1-Buyu', 3/376,

Nesâî, Kitabu'1-Buyu1, 7/223, İbn Mace, Kitabu't-Ticarat, 2/754, Ahmed, 6/80, 116, 161.

[15] Ebu Davud, Kitabıfl-İcarat, 2/255, ibn Mace, 2/754.

Not: Tazmin mukabilinde haracın tefsiri şudur: Köleyi satın alan kişi, onu hizmetinde kullanır ve bilahare, kölede eski bir ayıp (kusur) bularak satıcıya iade eder. Bu durumda gaile (gelir ve irat) müşteriye aittir. Çünkü köle ölse idi müşterinin malından kendi hesabına helak olacaktı.

Buna benzer meseleler de böyledir. Bunlarda haraç (gaile), tazmin mukabil indedir.

(Bakınız, Tirmizî, Kitabu'1-Buyu', 3/376)

Ayrıca, İbnü'1-Esir, en-Nehaye fi Garibi'l-Hadis, 1/286, 287

[16] Birinci hadis, Buharî'nin rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır, Kitabu'1-Hars, 3/141,

Müslim, Kitabu'1-Buyu', 4/49,

Ahmed, Müsned, 2/64, İkinci hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 2/11, Müslim, Kitabu'1-Buyu', 4/49, İbn Mace, Kitabu'r-Ruhun, 2/819.

Hadiste geçen Sj-jK n: Muayyen bir payla mesela üçte bir, dörtte bir şeklinde araziyi kiraya vermektir. Muhabere, hayber kökünden gelmektedir. Zira bu işi genel olarak Hayberliler yapmakta idiler. Ancak mahsulün yarısı mal sahibine, yansı ekene ait idi.

Birinci hadisin lafzı Bııharî'ye aittir, Kitabu'l-Mıızaraa, 3/137,

Müslim, Kitabu'1-Buyu', 4/52, Ahmed, 3/463, (Hadisi manasıyla rivayet etmiştir) İkinci hadis, (lafız, Ahmed'e aittir) 5/182-187, İbn Mace, Kitabu'r-Ruhun, 2/822, Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu1, 2/231, Bu son kaynaklar yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir. Üçüncü hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 1/178, Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu', 2/231, Nesâî, Kitabu'l-Muzaraa, 7/38 (yakın lafızlarla). Bu konu ile ilgili olarak Müslim, Hanzala b. Kays el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rafi b. Hadic'e, altın ve gümüş karşılığında arazinin kiralanma durumunu sordum. Dedi ki:

"Bunda bir sakınca yoktur. Kaldı ki insanlar, Hz. Peygamber zamanında su boyları, ark başları tarla sahiplerine tahsis edilmek ve ekinden bir şeyler vermek şartıyla icar yaparlardı.

Bazen birine ait olan yer telef olur, ötekinin hissesi selamette kalır; bazen de ötekinin hissesi kurtulur, berikinin ki telef olurdu. Halk için bundan başka icar şekli yoktu. İşte bu sebepten dolayı, ondan nehiy buyuruldu. Ama malum ve garantili bir şey olursa onda beis yoktur" dedi.

Bu hadis, tarlanın kiraya verilmesinin mutlak nehyedilme durumunu açığa kavuşturur. Zira hadisin manası, altın ve gümüşten belirlenen ücret karşılığında tarlanın, kiraya verilmesinin sıhhatine delil teşkil eder. Diğer kıymeti haiz olan şeyler de buna kıyas edilebilir. , Mahsulden üçte bir, dörtte bir almak suretiyle kiralamak da caizdir. (Sübülü's-Selam, 3/103)

[17] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 142-142.

islam