DİLİ KORUMA HAKKINDA HADİSLER

 

islam




Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"İnsan bir söz söylerse muhakkak onun yanında hazır bir gözetleyici (melek) vardır."[1]

"Senin Rabbin (kullarının her yaptığını görüp) gözetleyendir."[2]

Allah Sübhânehu ve Tealâ'mn ihsanı ile geçen bölümlerde müstahab olan zikirleri ve bunların benzerlerini anlattım. Şimdi bunlara sözlerden haram yahut mekruh olanları eklemek istedim ki, kitab böylece lâfızlara ait hükümleri toplamış ve onların kısımlarını açıklamış olsun. Her mükellefin bilmek ihtiyacında bulunduğu hükümleri bunlar içinden seçip anlatacağım. Anlatacaklarımın çoğu bilinen şeylerdir. Onun için çoğuna ait delilleri terk edeceğim Başarı Allah'dandır.

Bil ki her mükellefe gerekli olan her konuşmada dilini korumaktır. Ancak bir ihtiyacı açıklayan söz söylenmelidir. Bir iş hakkında konuşmak ve susmak eşit durumda görülürse, sünnet olan konuşmayı terk etmektir. Çünkü mubah olan söz, bazan harama yahut bir mekruha götürmeye se-beb olur. Daha doğrusu adet gereği bu çoktur yahut çoğunluktadır. Selâmette kalmaktan daha üstünü yoktur.

881- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve âhiret gününe îman eden kimse hayırlı söz söylesin yahut sussun."[3]

Derim ki: Bu hadisi şerifin sahih olduğu üzerinde ittifak vardır. Hayırlı söz olmadıkça konuşmamak, gerektiğine dair açık bir delildir. Bu da ihtiyacın doğması halinde konuşmanın icab ettiğini gösterir. İhtiyaç olup olmadığı üzerinde şüphe edilirse konuşulmaz.

İmam Şafi'i (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Bir insan konuşmak istediği zaman, ondan önce düşünmelidir. Eğer ihtiyaç ortaya çıkıyorsa konuşmalı, şübhe ediyorsa konuşmamalıdır. İhtiyaç duyuncaya kadar susmalıdır.

882- Ebû Musa El-Eş'arî'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Dedim ki, yâ Resûlellah! Müslümanların hangisi en faziletlidir? Peygamber (s.a.v): Dilinden ve elinden müslümanların selâmette bulunduğu kimsedir, buyurdu."[4]

883- Selh İbni Sa'd'dan (Radıyailahu Anh) yapılan rivayete göre, Re-sûlüllah Saîlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bana iki çene arası ile iki ayak arasını temin ederse (onları haramdan korursa) ben ona cenneti temin ederim, (o cennetlik olur)."[5]

884- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O, Peygamber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Kul (hayır ve şer olduğu) üzerinde düşünmediği bir söz söyler de onun sebebi ile (başı ve sonu) doğu ile batıdan daha uzak (mesafe kadar) bir ateş çukuruna düşer."[6]

885- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, Peygamber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

"Kul, Allah Tealâ'nın rızâsını kazanan bir söz söyler. Kul ona bir kıymet vermez. Allah o söz sebebiyle kulun derecesini yükseltir. Yine kul, Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler. Ona bir değer vermez. O (Allah'ı gazablandıran) söz sebebiyle cehenneme düşer, "[7]

886- Bilâl İbni'-Hâris El-Müzenî'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kişi Allah Tealâ'nın rızâsına uygun söz söyler. Ulaşacağı sevabın ne olduğunu bilmez. Allah Tealâ ona, o söz sebebiyle, Allah'a kavuşacağı güne kadar rızâ yazar (ondan razı olur). Yine kişi, Allah'ı gazablandıran söz konuşur. Ulaşacağı günahın ne olduğunu bilmez, Allah Tealâ o söz sebebiyle kul için kendisine kavuşacağı güne kada gazab yazar (ondan razı olmaz)."[8]

887- Süfyan İbni Abdulîah'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir:

Yâ Resûlellah! Bana (faydası çok) öyle bir şey söyle ki, ona sarılıp yapayım, dedim. Rabbim Allah'dır, de, sonra dosdoğru ol, dedi.

Yâ Resûlellah Benim en çok korkacığım şey nedir? dedim. Peygamber (s.a.v) kendi dilini tuttu sonra budur, dedi."[9]

888- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu: "Allah'ı an-maksızın çok söz söylemeyin. Çünkü Allah Tealâ'yı anmaksızın çok konuşmak kalb için bir katılıktır. Allah Tealâ'dan insanların en uzak kalanı kalbi katı olanıdır."[10]

889- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah SallaHahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah Tealâ kimi iki çene arasının (dilinin) kötülüğünden ve iki ayağının arasındaki kötülükten korursa, o cennete girer."[11]

890- Ukbe İbni Âmir'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir:

"Yâ Resûlellah! Kurtuluş (çaresi) nedir? dedim.

Dilini kendine tut. Evin sana geniş olsun (ihtiyaçların için çalış, boşuna işler arkasına düşme). Günahlarına (tevbe edip) ağla, buyurdu.”[12]

Tirmizî, bu hasen hadistir, demiştir.

891- Ebû Saıd EI-Hudrî'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanoğlu sabahlayınca, bütün azalar (organlar) dile boyun eğip: Bizim hakkımızda Allah'dan kork; çünkü biz senden bir parçayız. Sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Sen eğrilirsen biz de eğriliriz, derler.[13]

892- Ümmü Habîbe'den (Radıyalahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun her sözü aleyhinedir; ancak iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak yahut Allah Tealâ'yı zikretmek müstesnadır."[14]

893- Muaz'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Beni cennete koyacak ve beni cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana bildir, dedim. Peygamber (s.a.v):

Büyük bir işten sordun. Bu iş Allah Tealâ'nın o işi ihsan ettiği kimse için kolaydır: Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayarak O'na ibâdet edersin, namazı gereği üzere kılarsın, zekâtı verirsin, ramazan da oruç tutarsın, Kabe'yi hac edersin, buyurdu. Şöyle devam etti.

Ben sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç (kötülüklerden ve ateşten koruyan) bir kalkandır. Sadaka, ateşin suyu söndürmesi gibi günahları söndürür. Bir de kişinin gece ortasında namaz kılmasıdır. Sonra şu ayeti okudu:

"(Gece ibâdet etmek için) yataklarından bedenleri uzaklaşır."[15] Sora şöyle devam etti:

İşin başını, esasını ve yüksekliğin üst, noktasını bildireyim mi?

Evet, yâ Resûlellah dedim. İşin başı İslâm'dır. Onun esası (dayanağı) namazdır. Üst kısmı da cihaddır, buyurdu. Sonra:

Bütün bunların kemal ve kıvamı olan şeyi sana bildireyim mi? dedi.

Evet, yâ Resûlellah! dedim. Peygamber kendi dilini tuttu sonra:

Bunu kendi aleyhine olmaktan engelle dedi.

Yâ Resûlellah! Biz konuştuğumuz şeylerle hesaba çekilir miyiz?dedim.

Anan sana ağlasın! İnsanları yüzükoyun ateşe düşüren dillerinin topladıklarından başkasımıdır? buyurdu.[16]

894- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Lüzumsuz şeyleri terk etmek (boşuna konuşmamak), kişinin İslâmının güzelliğinden- Hasen hadistir.

895- Abdullah İbni Amr İbni'l-Âs'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim susarsa (felâketlerden) kurtulur."[17] Bunun isnadı zayıftır. Ben bunu meşhur olduğu için açıklamak istedim. Anlattıklarımın benzeri sahih hadisler çoktur. Gösterdiklerim (Allah'ın izni ile) başarıya kavuşan kimse için yeterlidir. İnşa Allah "Gıybet" bölümünde bu bölümle ilgili meseleler gelecektir. Başarı Allah'dandır.

Selefden ve onlardan başka kimselerden nakledilen haberlere gelince, bunlar çoktur. Anlattıklarımız yanında olara ihtiyaç yoktur. Fakat bunlardan bazı ayıb sayılan şeylere işaret edeceğim.

Bize ulaştığına göre, Kuss İbni Saide ve Eksem İbni Sayfi bir araya geldiler. Onlardan biri arkadaşına:

İnsanoğlunda ayıb şeylerden kaç tane buldun? dedi. Öteki:

Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Benim sayabildiklerim sekiz bin ayıbdır. Ben bir haslet buldum ki, insanoğlu onu kullanırsa bütün ayıb-ları örter. Arkadaşı:

O nedir dedi.

Dili korumaktır cevabını verdi.

Yine Ebû Ali El-Fudayl îbni İyad'dan (Radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kim sözünü amelinden sayarsa, gereksiz konuşması az olur. İmam Şafi'i (Allah ona rahmet etsin) arkadaşı Rebîa şöyle dedi: Ey Rebî'î Seni ilgilendirmeyen konuşmayı yapma. Çünkü sen bir söz söylediğin zaman, o söz sana hâkim olur, sen ona sahib olamazsın.

Abdullah îbni Mes'ud'dan (Radiyaîlahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Habsedilmeye dilden daha lâyık bir şey yoktur. Başkası da: Lisan yırtıcı hayvana benzer. Eğer onu bağlamazsan sana saldırır, demiştir.

Üstad Ebu'l-Kasım El-Kuşeyri'nin meşhur risalesinden naklettik. Şöyle demiştir: Susmak selâmettir; asıl olan da budur. Yerinde konuşmak hasletlerin en şereflisi olduğu gibi, zamanında susmak da erkeklerin sıfatıdır. Demiştir, Ebu Ali EI-Dekkak'in (Radıyallahu Anh) şöyle dediğini işittim: Hakka karşı sükût eden dilsiz şeytandır.

Kuşeyrî şöyle demiştir: Nefisle mücadele edenlerin susmaları, konuşmada bazı âfetler olduğunu bildikleri içindir. Konuşmalarda nefsin payı üğünme vasfını ortaya çıkarmak, güzel konuşma ile emsalleri arasında seçkin duruma çıkmak gibi şeylerle olur. Bunlar âfetlerdendir. Susmak nefsi terbiye edenlerin vasfıdır. Susmak onların ahlâkı düzeltme ve tevazu ile yaşama esaslarından biridir. Bununla ilgili söyledikleri şiirlerden biride:

Dilini tut konuşma ey İnsan! * Seni ısırmasın, o bir yılan. Mezarda nice dilden ölü var. Korkmuş idi ondan kahramanlar...

Riyâşi şöyle demiştir (Allah ona rahmet etsin):

Ömrün hakkı için, Ümeyye Oğullarının günahlarından beni uzak tutan günahım var.

Onların hesabı Rabbimedir; bunun ilmi O'nda son bulur, bende değil...

Rabbim bendeki halleri düzeltince, onların yapmış oldukları bana engel değil...



Gıybet Ve Söz Gezdirmenin (Koğuculuğun) Haramlığı


Bil ki, bu iki huy, insanlar arasında en çok yayılan çirkin şeylerin en çirkinidir. Öyle ki insanlardan az kimse bunlardan kurtulur. Bunlardan genellikle sakındırmaya ihtiyaç bulunduğundan onlardan söz etmeye başladım.

Gıybete gelince: İnsanı, hoşlanmadığı halleri ile anmandir. Hoşlanmadığı şey, ister vücudunda, dininde, dünya işinde, nefsinde, yapısında ahlâkında, malında, çocuğunda, ana-babasında, eşinde, hizmetçisinde, kölesinde, sarığında, elbisesinde, yürüyüşünde, hareketinde, sevinmesinde, şakasında, asık suratında, tatlı yüzünde yahut bunlara benzer hallerinde bulunsun. Bunları sözünle, yazı ile hoşlanmadığı bir hal olarak ifade etmen, işaret kullanman, gözünle, elinle, başınla yahut benzeri bir şeyle işaret etmen hep gıybet olur.

Bedende olanlar (hoşlanılmayan ve gıybet yerine geçen sözler): Kör, topal, şaşı kel, kısa, uzun, siyah ve sarı gibi söylenilen sözler.

Dinde olanlar: Fasık, hırsız, hain, zalim, namaza gevşek, necasetlerde müsamahakâr, babasına itaat etmez, zekâtı yerinde harcamaz, gıybetten kaçınmaz gibi..

Dünya işlerinde olanları: Edebi az, insanlara gevşek davranır, kimseye hak tanımaz, çok konuşur, çok yer yahut çok uyur, zamansız uyur, lâyık olmadığı yere oturur gibi...

Baba ile ilgili (gıybet) sözler: Babası fâsıktır, Hind'lidir, katrancıdır, Zencidir, tamircidir, bez satıcısıdır, köle dellâlıdir, marangozdur, demircidir, dokumacıdır gibi...

Ahlâkla ilgili olanlar: Ahlâkı kötü, kibirli, riyakâr aceleci, zorba, âciz, kalbi zayıf, kızgın, asık suratlı, azledilmiştir, gibi sözler söylemek...

Elbise ile ilgili sözler: Elbisesinin yeni geniştir, eteği uzundur, elbisesi kirlidir ve benzeri sözler söylemek... Geri kalanlar, bu anlattıklarımıza kıyas edilir. Bunun kaidesi, adamı hoşlanmadığı bir hali ile anmaktır.

İmam Ebu Hamid El-Gazali gıybet üzerinde müslümanların ittifakını şöyle anlatmıştır: Başkasını hoşlanmadığı bir şeyle anmak gıybettir. Bunu açık olarak beyan eden hadis gelecektir. Söz gezdirmeğe (koğuculuğa) gelince: bu insanların sözlerini bozgunculuk ve fesad maksadı ile birbirlerine aktarmaktır. İşte gıybet ile koğuculuğun tarifleri budur. Hükümleri ise, müslümanların ittifakı ile her ikisi de haramdır. Kitab, sünnet ve icmaı ümmetten haram olduklarına dair açık deliller birbirlerini takviye etmiştir.

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Bir kısmınız bir kısmınızı gıybet etmesin."[18]

"Her ayıplayana ve gıybet edene azâb olsun."[19]

"Çok ayıplayanı ve koğuculuk edeni (tanıma).[20]

896- Huzeyfe'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Koğucu cennete girmez."[21]

897- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir: "Resû-Iüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki mezara uğradı da: Bunlara azâb ediliyor; fakat büyük günahdan dolayı azab edilmiyorlar, dedi. Ravi demiştir ki, Buhârî'nin rivayetinde şöyledir: "Doğrusu o azâb büyüktür." Bunlardan biri koğuculuk yaparak dolaşıyordu. Diğeri de idrarından sakınmazdı (insanların gözünden yahut sıçramışından kaçınmazdı.)"[22]

898- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Gıybet nedir, bilirmisiniz? (Ashab):

Allah ve O'nun Resulü bilir, dediler. Resülüllah (s.a.v):

Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır. Denildi ki:

Söylediğim şey kardeşimde varsa gıybet olur mu? Peygamber (s.a.v):

Söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun onu. Eğer söylediğin şey onda yoksa, ona iftira etmiş olursun, buyurdu."[23]

899- Ebû Bekre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sullem Veda haccında kurban kesme gününde Mi-na'daki hutbesinde şöyle buyurdu: Kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (namus ve şerefleriniz) bu şehrinizde, bu ayınızda bu gününüzün hürmeti gibi size haramdır (karşılıklı olarak bu haklarınızı korumakla mükellefsiniz). Dikkat edin! Tebliği ettim mi?"[24]

900- Âişe'den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle söyledim: (kusur hallerinden ortağım) Safiyye'den şu ve şu sana yeter." (Ravilerden biri demiştir ki, Aişe bu sözle kısalığını kasdetmiştir). Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) bana: Öyle bir söz söyledin ki, eğer deniz suyu ile karıştırılsa, onu bulandırırdı, dedi. Hz. Aişe anlatmaya devam ediyor: Bir adamı hoşlanmayacağı hal ile peygambere anlattım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Benden şu ve bu olduğu halde bir insanı hoşlanmayacağı şeyle anmayı istemem."[25]

Ben derim ki, bu hadis gıybetten alıkoyan hükümlerin en büyüklerin-dendir yahut en büyüğüdür. Bu derecede gıybeti kötüleyen bir hadis bilmiyorum.

"Peygamber kendiliğinden konuşmaz, onun söylediği (dinî hüküm) ancak kendine vahyolunan bir vahiydir.”[26]

Kerim olan Allah'dan lütfunu ve her hoş olmayan şeyden afiyet vermesini dileriz.

901- Enes'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resülüllah Salfaüahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Miraca çıkarıldığım zaman bir kavme rasgeldim. Onların bakırdan tırnakları vardı; onlarla yüzlerini ve göğüslerini tırmahyorladı. Bunlar kimdir? Ey Cibril, dedim. Bunlar insanların (gıybet ederek) etlerini yiyenler ve onların ırzları ile uğraşanlardır," dedi.[27]

902- Saîd İbni Zeyd'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurmuştur:

"Haksız yere müslümanların ırzına (şeref ve namusuna) hakaret etmek haramın en büyüğüdür."[28]

903- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu:

"Müslüman müslümanların kardeşidir. Ona hainlik etmez, ona yalan söylemez, ona yardımı kesmez. Müslümanın her şeyi müslümana haramdır: Irzı, malı ve kanı. Takva işte buradadır. Kişinin kardeşine hakaret etmesi kötülük olarak ona yeter."[29]

Derim ki, bu hadisin faydası ne kadar büyük ve faydaları ne çok olmuştur!.. Başarı Allah'dandir.



Gıybetin Tarifi İle İlgili Önemli Şeyler


Geçen bölümde anlatmıştık: Gıybet, insanı hoş görmediği şeyle anman-dır. Sözünle, yazınla, rumuzunla, ona işaretinle, gözünle, elinle, ve başınla olsun hüküm birdir. Bunun kaidesi şudur:

Herhangi bir hareket ki onunla bir müslümanın kusurunu senden başkasına bildiriyorsun, o gıybettir, haramdır. Kusurlu gördüğü kimsenin halini anlatmak için topal imiş gibi, kambur imiş gibi yürüyüş ve benzen tavırlarla taklitte bulunmak bu haramdandır. Bütün bunlar ihtilafsız haramdır. Bir insan kendi kitabında, bir yazarın şahsını belirterek falan adam şöyle böyle demiştir diye onun noksanlığım ve düşüklüğünü söylemesi de bu kısım haramdandır. Eğer ona uyulmasın, ona aldanıp sözü kabul edilmesin diye ilminin zafiyetini açıklamak maksadı ile olursa bu gıybet değildir. Bilâkis bunu yapmak vacibdir; ondan sevab kazanılır. Yeterki, bu maksadı taşımış olsun. Yine bir kitab yazarı yahut başkası söylerse ki, bir cemaat yahut bir topluluk şöyle böyle demişlerdir. Bu sözleri yanlıştır, hatadır, cehalettir, gaflettir. Bu gibi sözler de gıybet değildir. Gıybet olan, bir insanı aynı ile şahsını belirterek yahut belli bir cemaatı kasdede-rek anmaktır.

Şu söz de haram olan gıybettendir: Muhatabın kimi kasteddiğini anladığı zaman senin "İnsanlardan biri, fıkıh âlimlerinden biri, ilim iddia edenlerden biri, müftülerden biri, iyi kimselerden sayılan biri, zühdü iddia edenlerden biri,, bugün bana uğrayanardan biri, gördüğümüz bir kimse, yahut şöyle bir kimse, şu iyi yapmıştır, gibi konuşman haram olan gıybettir. İlim ve sofuluk taslayanları gıybet etmek de bu haram olan kısımdandır. Çünkü isim açıklanarak yapılan konuşmalar gibi, bunlar hakkında işaret suretiyle söylenen sözlerden de bunların şahsı anlaşılır. Meselâ, onlardan biri için denilir: Falanın hali nasıldır? Muhatab cevab verir: Allah bizi islâh etsin. Allah bizi bağışlasın, Allah onu ıslah etsin, Allah'dan afiyet dileriz, cehalet karanlığına girmekle bizi imtihan etmeyen Allah'a hamd olsun, kötülükten Allah'a sığınırız, utanma azlığından Allah'a sığınırız, Allah tevbemizi kabul etsin ve bunlara benzer adamın noksanlığını gösteren konuşmalar gibi....

Belli bir adamın kusur ve ayıbını kasdederek bu sözler söylendiği için bunlar haram olan gıybet olurlar.

Yine şu sözler de bu haram sınıftandır: Faîan adam hepimizin içine düştüğü musibet içindedir, yahut onun bunda hilesi yoktur, bu işi hepimiz yapıyoruz. Bu söylenenler bazı örneklerdir; yoksa gıybetin tarifi şudur: Söylediğimiz gibi, dinleyiciye bir insanın noksanlığını bildirmek, gıybettir. Bundan önceki bölümde Müslim'in ve başkasının sahihinde gösterdiğimiz hadisin ifadesinde bulunan gıybet tarifinde bunların hepsi malûm bulunmaktadır. En iyisini Allah bilir.

Bil ki, gıybet yapan için gıybet haram olduğu gibi, dinleyiciye de o sözü dinlemek, söyleneni kabullenmek haram olur.

Haram olan gıybetle konuşmaya başlayan kimseyi, eğer açık bir zarardan korkmuyorsa, dinleyicinin engellemesi icab eder. Eğer zararından kor-kuyorsa, kalbi ile inkâr etmek ve o meclisi terketmek ona vacib olur. Bu da ayrılabilme imkânı olduğu zaman yapılır. Eğer dili ile gıybeti inkâr edebiliyorsa yahut başka bir sözle gıybeti kesebiliyorsa bunu yapması gerekir. Bunu yapmazsa günah işlemiş olur.

Bir insan, gıybet yapmakta olan kimseye dili ile sus der de, kalbi ile gıybetin devamını arzuîarsa, Ebu Hamid El-Gazali demiştir ki, bu nifaktır, onu günahtan kurtarmaz. Muhakkak kalbi ile sevmemesi gerekir.

Bir kimse gıybet yapılan bir mecliste oturmak zorunda kaldığı zaman, inkârdan aciz kalırsa yahut inkâr eder de kabul edilmezse ve meclisten ayrılması da hiç bir şekilde mümkün olmazsa, gıybeti dinlemek ve ona kulak vermek haram olur. Bunun çaresi dili ve kalbi ile Allah'ı zikretmektir. Yahut yalnız kalbi ile zikreder, yahut konuşmayı dinlememek için başka bir iş üzerinde düşünür. Bu anlatılan şekilde kulak vermeden ve dinlemeyi istemeden konuşmayı duymak zarar vermez. Yeni bir durum hasıl olurda meclisten ayrılabilme imkânı doğarsa ve gıybet de devam ediyorsa meclisten ayrılmak vacib olur.

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Âyetlerimiz üzerinde hakaret şekli ile konuşanları, gördüğün zaman onlardan yüz çevir (yanlarında oturma) tâ ki, Kur'andan başka bir söze geçerler. Eğer onlardan yüz çevirmeyi Şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalimler topluluğu ile oturma."[30]

İbrahim İbni Edhem'den rivayet ettik (Radiyallahu Anh): O bir ziyafete çağrıldı ve bulundu. Davetlerine gelmeyen bir adamdan söz ettiler.



İnsanın Gıybeti Kendi Nefsinden Kaldırması


Bil ki, bu bölümün kitabda ve sünnette delilleri çoktur. Fakat ben bunların bir kısmına işaret etmekle yetineceğim. Başarıya ulaşan bunlarla kendini gıybet etmekten engeller. Başarıya ulaşmayanda ciltler dolusu kitab-larla gıybetten sakınmaz.

Bunun esası, gıybetin haram olduğuna dair anlattığımız delilleri kendi nefsine arzetmesidir. Sonra Allah Tealâ'nın şu âyetlerini düşünmektir:

"(İnsan) ne söz söylerse, muhakkak onun yanında bir gözcü (melek) vardır.”[31]

"Ettiğiniz dedi-koduyu günahı az sanıyorsunuz. Halbuki o Allah katında büyük günahtır."[32]

Sahih olarak anlattığımız hadislerden biri de:

"İnsan Allah Tealâ'nın razı olmadığı bir söz konuşur da buna bir değer vermez. O söz sebebiyle cehenneme yuvarlanır."[33]

Dili korumak ve gıybet etmek bölümlerinde daha önce bu manada hadisler anlattık. Bu sakınma çarelerine, Allah benimledir, Allah şahidim-dir, Allah beni görendir sözleri eklenebilir.

Hasan Basrî'den (Allah ona rahmet etsin) rivayet edilmiştir; Bir adam ona şöyle dedi; Sen beni gıybet ediyorsun. Cevab verdi: Benim nazarımda seni sevablarıma ortak yapacak kadar senin kıymetin yükselmemiştir.

İbni'l-Mübarek'den (Allah ona rahmet etsin) şöyle dediğini rivayet ettik: Ben bir kimseyi gıybet edecek olsam, ana-babamı gıybet ederdim; çünkü onlar benim sevablarıma ortak olmaya daha lâyıktır. Dediler ki, o ağır adamdır. Bunun üzerine İbrahim: Ben, insanların gıybet edildiği bir yerde bulunmakla bu günahı kendim yapmış oldum, dedi. Sonra meclistan çıktı ve (nefsini terbiye için) üç gün yemek yemedi. Bu manada okudukları şiirden biridir:

Koru kulağını, dinlemekten çirkini;

Koruduğun gibi çirkinden dilini.

Dinleyince sen çirkin söz söyleyeni. Ortak olursun söyleyene, aç gözünü!..


Gıybetten Mubah Olanlar


Bil ki, gıybet haram olmakla beraber, durum gereği mubah olan halleri de vardır. Bunları mubah kılan şeyler, ancak sahih olan şer'i maksad-lardır. Altı sebebden biri ile gıybet mubah olur:



Birincisi:


Zulme (haksızlığa) uğramaktır. Haksızlığı uğrayanın idareciye, hakime ve yetkili başka kimselere başvurup derdini anlatması ve zalimden hakkının alınmasını istemesi caizdir. Bunun için falan kimse bana haksızlık etmiştir, bana şöyle yapmıştır, beni yakalayıp doğmuştur gibi sözler söyler.


İkincisi:


Kötülüğü ve günahı iyiliğe ve doğruluğa çevirmek için başkasından yardım istemek. Bunun için kötülüğü kaldırmak isteyen adam, gücünü ve yardımını umduğu adama der ki, falanca şu kötülüğü işliyor, ona engel ol, onu yola getir. Bunun benzeri sözleri söyler. Maksadı kötülüğü gidermek olur. Eğer bu maksadı taşımazsa, haram olur.


Üçüncüsü:


Bir mesele için fetva istemektir. Müftüye der: Babam, yahut kardeşim, yahut falanca bana haksızlık etti. Bunu bana yapmaya hakkı var mıdır, yok mudur? Bundan kurtulmak için tutacağım yol nedir ve hakkımı nasıl alırım, benden haksızlığı nasıl kaldırırım ve benzer sözler?... Yine zevcem bana şunu yapıyor, yahut kocam şu işi yapıyor ve benzeri sözler söylenir. Bunları yapmak ihtiyaç halinde caizdir. Fakat ihtiyatlı olan yol, şu işi yapan adam hakkında ne dersin, yahut şu şu işleri yapan koca veya zevce için ne dersin şeklinde (isim belirtmeden) sormaktır. Çünkü insanı belirtmeden maksad elde edilmiş olur. Bununla beraber şahıs tayini de caizdir. Çünkü buna dair İnşa Allah anlatacağımız Hind'in hadisi vardır. Onun sözü şu:

"Yâ Resûlellah, Ebû Süfyan kıskanç bir adamdır." böyle söyleyerek hadisi anlattı. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onu böyle konuşmaktan yasaklamadı.


Dördüncüsü:


Müslümanları kötülükten sakındırmak ve onlara öğüt vermektir. Bu da bir kaç şekilde olur:

Birisi hadis ravilerinden ve şahidlerden sakat olanları göstermektir ki, müslümanların icmaı ile caizdir. Daha doğrusu ihtiyaç halinde vacibdir.

Birisi de, bir insanın kuracağı hısımlık işinde, yahut yapacağı ortaklıkta, yahut bırakacağı emanette, yahut kendisine bırakılacak emanet üzerinde, yahut bunlardan başka yapacağı işlerde sana danışmasıdır. Senin görevin nasihat üzere bildiğin şeyi ona anlatmaktır. Eğer onunla iş yapman, akrabalık kurman uygun olmaz sözünü söylemen yeterli olursa, adamın kötülüklerini bildirmen gerekmez. Eğer maksad elde edilemez de açıklamak zorunlu olursa, o zaman açık olarak kötülükleri anlatılır.

Bunlardan birisi de şudur: Hırsızlık ile, zina ile, şarab içmekle yahut bunlardan başka kötü hallerle tanınan bir köleyi satın almakta olan bir adamı gördüğün zaman, eğer müşteri bu durumu bilmiyorsa ona bildirmen gerekir. Yalnız iş bu köle durumuna bağlı değildir. Satılacak bütün ticarî eşyada kusur ve ayıp arsa, bunları bilenin müşteriye ayıbları açıklaması lâzım gelir. Tabii ki müşteri bunları bilmiyorsa...

Bunlardan biri de: Fıkıh ilmi öğrenmek isteyen bir adam ilim öğrenmek istediği kimsenin bid'at sahibi yahut fasik olduğunda tereddüt gösteriyorsa, sen de adamın zarar göreceğinden korkuyorsan o ilim öğrencisine öğüt niyeti ile adamın halini ona açıklaman gerekir. Bunda da maksad öğüt vermek olmalıdır. Burada yanılma olur. Konuşan kimseye hased duygusu yahut şeytan dürtüsü tesir eder de, insan öğüt verdiği, merhamet ettiği düşüncesine kapılır. Burada iyi düşünmek ve işi anlamak lâzım gelir.

Bunlardan diğer biri de: Üzerinde idarecilik görevi olup da onu gereği üzere başaramamaktır. Ya idarecilikte ehliyeti yoktur, yahut fasıktir, yahut gaflet içindedir, yahut benzeri uygunsuz halleri vardır. Onun bu ha-lerini, yetki sahibi olan amirine söylemek icab eder. Böylece onu yerinden aldırmış, başka ehil bir kimseyi yerine getirmiş olur. Yahut ona aldanmamak için onunla muamele etme şeklini öğretmiş olur. Yahut onu istikamet üzere bulunmaya teşvik etmiş veya değiştirilmesine sebebiyet verilmiş olur.


Beşincisi:


Gıybet edilenin fışkı yahut bid'atı açıkta olmaktır. Açıkça şarab içen, yahut insanların açıkça mallarım aşıran gibi. Yine insanların mallarını düşük bir ölçü ile alan, zulüm yaparak vergi tahsil eden, batıl işlere sahip çıkan gibi. Bu gibileri açıkta yaptıkları işleri ile anmak caizdir. Fakat diğer ayıplarını anlatmak haramdır. Ancak anlattıklarımızdan başka bir sebeb cevaz teşkil ediyorsa, yine onun gıybetinde bulunmak haram olmaz.


Altıncısı:


Bildirmek ve tanıtmak için gıybettir. Bir insan şaşı, topal, sağır, kör, kel, çapraz gözlü gibi lâkabı olursa, onu tanıtmak niyeti ile böyle bir lâkabla anılabilir. Fakat noksanlık ciheti ile söylemek haram olur. Eğer başka bir ifade ile tanıtmak mümkün olursa, onu yapmak evladır. İşte anlattığımız şekilde alimlerin beyan etmiş oldukları mubah olan gıybetin sebebleri altıdır.

İmam Ebu Hamid El-Gazalî ihya kitabında ve diğer alimler gıybet üzerindeki hükümleri bu şekilde tesbit etmişlerdir. Bunun delilleri sahih ve meşhur olan hadislerde açıkça vardır. Bu sebeblerin çoğu üzerinde gıybetin cevazında icma vardır.

904- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir. "Bir adama (içeri girmek için) Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin istedi. Peygamber (s.a.v): Ona izin verin; o ne kötü kabile kardeşidir! dedi." Fesad ehli olanların, imanlarında şübhe bulunanların gıybet edilmesinin caiz olduğuna Buhârî bu hadisi delil göstermiştir. (O kimsenin kötü halini Peygamber bildiği için, ondan sakınılsın diye böyle buyurmuştur.)[34]

905- İbni Mes'ud'dan yapılan rivayetde şöyle demiştir: Resûlüîlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimetleri böldü. Ensardan bir adam: Vallahi Muhammed bu işle Allah Tealânm rızasını dilemedi, dedi. Ben Resûlü-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona (adamın sözünü) bildirdim. Bunun üzerine Peygamberin yüzü değişti ve şöyle buyurdu: Allah Musa'ya rahmet etsin. Doğrusu ona bundan daha çok eziyet edildi de sabretti. "[35]

Rivayetlerinin birinde de İbni Mes'ud şöyle demiştir: "Bundan sonra Peygambere bir söz iletmeyeceğim, dedim."

Kardeşi hakkında söylenen bir sözün ona bildirilmesinin caiz olduğuna Buhârî bu hadisi delil göstermiştir.

906- Hazreti Aişe'den (Radıyalîahu Anha) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüîlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Falanca ve falancanın bizim dinimizden bir şey bildiklerini sanmıyorum." Raviler-den biri olan Leys İbni Sa'd demiştir ki: O iki kimse, münafıklardan iki adamdı.[36]

907- Zeyd İbni Erkam'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüîlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir sefere çıktık. İnsanlara o seferde şiddetli açlık isabet etti. (Münafık olan) Abdullah İbni Ubeyy: Resûlüllah'ın yanında bulunanlara yiyecek vermeyin ki, onun çevresinden dağılmış olsunlar, eğer Medine'ye dönersek güçlü olanımız güçsüzü oradan çıkaracaktır, dedi. Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bunu ona haber verdim. Bunun üzerine Peygamber onu ça ğırmak için adam gönderdi. (Abdullah inkâr etti) Allah şu âyeti indirerek Zeyd'i doğruladı:"

"Münafıklar sana geldiği zaman..."[37]

Buhârî'nin Sahihinde Ebû Süfyan'ın karısı Hind'in hadisi vardır. Onun Peygambere sözü şu idi: "Ebu Süfyan kıskanç bir adamdır..."

Kays'ın kızı Fatma'nın da hadisi vardır. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (evlenmek için kendisine danışan Kaysın kızı Fatma'ya) sözü şu oldu: "Muaviyeye gelince o fakirdir.

Ebu Cehm ise, o parasını boynundan bırakmaz (hanımları döğer).[38]



Hocasının, Arkadaşının Yahut Bunlardan Başkasının Gıybetini İşitenin Durumu


Bir müslümanın gıybet edildiğini işiten kimsenin onu reddetmesi ve söyleyeni engellemesi uygundur. Eğer onu sözle eğelleyemezse, eli ile engeller. El ile ve dil ile engel olmaya gücü yetmiyorsa, o meclisi terk eder. Eğer üzerinde hakkı bulunan hocasının yahut başkasının yahut fazilet ve salâh sahibi kimsenin gıybetini işitirse, anlattığımızdan daha çok bunlar için özen gösterir.

908- Ebû Derdâ'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim kardeşinin şerefinden (gıybeti) reddederse, Allah onun yüzünden kıyamet günü ateşi geri çevirir,"[39]

909- İtban'ın (Radıyallahu Anh) meşhur olan hadisinde şöyle dediği rivayet edilmiştir. "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza kalktı. Dediler ki, Malik İbni Duhşüm nerede? Buna karşı bir adam: O münafıktır; Allah'ı ve O'nun Peygamberini sevmez, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunu söyleme. Görmüyormusun, o Lâilâhe illallah demişti ve bununla Allah'ın rızasını diliyordu, dedi."[40]

910- Hasan El-Basrî'den (Allah ona rahmet etsin) yapılan rivayetde: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından o(an Aiz İbni Amr, Ubeydullah İbni Ziyad'ın yanma vardı. Dedi ki:

"Ey Yavrucuğum! Ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: İdarecinin en kötüsü sert sözlü olandır. Sen onlardan olmaktan sakın. Ubeydullah ona, otur dedi. Sen Muhammed Aley-hisselâtü vesselamın ashabından bir kırıntısın. Âiz dedi: Onlar içinde kırıntı varmı idi? Kırıntıhk ve döküntülük onlardan sonra gelenlerde ve başkalarında vardır. (Onların hepsi kıymetli şahsiyetler idi.)."[41]

911-Kâb İbni Mâlik'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilen tevbe olayı üzerindeki uzun hadisinde şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebük'de insanlar arasında otururken:

"Kâb İbni Malik'e ne oldu? diye sordu. Selime Oğullarından bir adam:

t Yâ Resûlellah! Onu, kendini beğenmesi ve gururu (Tebük seferine katılmaktan) alıkoydu, dedi. Muaz İbni Cebel ona cevab verdi (Radıyallahu Anh):

Ne kötü söyledin! Vallahi, ey Allah'ın Resûiü! Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sükût etti."[42]

912- Câbir İbni Abdullah ve Ebû Taihâ'dan (Radıyallahu Anhüm) yapılan rivayetde demişlerdir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir yerde bir müslümanın şahsiyetine saldırılır ve şerefi nok-sanlaştınlır da ona kardeşi yardımı terk ederse, Allah ona yardımı, kendisine yardım edilmesini istediği bir yerde terk eder. Bir yerde de bir müslümanın şerefi düşürülür ve şahsiyetine saldırılır da insan ona yardımcı

çıkarsa, kendisine yarmm eaiimesini istediği bir yerde Allah ona yardım eder."[43]

913- Muaz İbni Enes'den yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Bir münafıktan bir mü'mini koruyan kimsenin etini kıyamet gününde cehennem ateşinden koruyacak bir meleği Allah gönderir. Kim de mü'-minin kötülüğünü dileyerek ona bir kötülük atarsa, Allah onu dediği sorumluluktan çıkıncaya kadar (hak sahibi ile helallaşmcaya kadar) cehennemin köprüsü üzerinde tutuklar.”[44]


Kalb İle Gıybet Etmek


Bil ki, (mü'min hakkında) kötü zan beslemek haramdır. Bu söz ile yapılan gıybet gibidir. Bir insanın kötülüklerini söylemen gibi, bunu kendi nefsine söylemen ve ona kötü zan beslemen de haramdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Zandan çok sakının. "[45]

914- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Resû-lüllah Salîallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Zandan sakınınız. Çünkü zan, sözün en yalanıdır."[46] Bu anlattığım manada hadisler çoktur. Yasak olan kötü zandan maksad, kalb ile işi kararlaştırmak ve başkası üzerinde kötülük kararı vermektir. Fakat kalbden geçenler ve nefis kuruntuları kararlaşmaz ve üzerinde devamlı olarak durulmazsa, âlimlerin ittifakı ile bağışlanmış sayılır. Çünkü bunun kalbe gelişinde ihtiyar yoktur. Kalbden ayrılmasında da bir yol yoktur. Peygamber efendimizden sabit olan şu hadis de bu manadadır:

915- Buhârî'de Resûlüllah Salîallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah Tealâ, ümmetimin nefislerinde yapmış oldukları kuruntu ile konuşmadıkça yahut onu yapmadıkça bunu onlardan bağışlamıştır."[47]

Âlimler: Bundan maksad, hatıra gelip de yerleşmeyen gelip geçici fikirlerdir. Bu gibi haller gıybet olsun; yahut küfür olsun yahut bunlardan başkası olsun hüküm birdir. Küfrü benimsemek kasdı olmaksızın bir kimsenin kalbine sadece gelip geçici olarak küfür hatıratı düşerde sonra hemen onu atarsa kâfir olmaz ve bundan ona bir günah gerekmez, demiştir.

Biz vesvese bölümünde Sahih olan hadis münasebetiyle bildirmiştik ki, ashab: "Yâ Resûlellah! Herhangi birimizin kalbine bir şey düşüyor da onu konuşup söylemeyi büyük günah buluyoruz? diye sordular. Peygamber (s.a.v): Bu hal, açık iman ifadesidir (çünkü insanın irade ve isteği ile meydana gelmiyor ve benimsenmiyor), buyurdu. Burada anlattıklarımızdan başka aynı manada nakiller vardır.

Bunların bağışlanmasının sebebi, onlardan sakınmak mümkün olmadığındandır. Mümkün olan şey, bunlar üzerinde durmamak ve üzerlerinde devamlı olarak durmaktan kaçınmaktır. Bunun içindir ki, bu kötü düşünceler üzerinde durmak ve kalbi bunlara bağlayıp kesinlik elde etmek haram kılınmıştır. İnsana ne zaman böyle bir gıybet düşüncesi yahut bundan başka günahlar arız olursa, bunlardan yüz çevirmek sureti ile onları engellemek ve engelleyici sebebleri hatırlamak vacib olur.

İmam Ebû Hamid El-Gazali İhya'da şöyle demiştir: Kötü bir zan kalbine düşünce, bu Şeytanın senin kalbine bıraktığı vesvesesidir. Bunu yalanlaman gerekir; çünkü Şeytan en büyük bir fasıktır. Allah Tealâ;

"Size bir fâsik bir haber getirdiği zaman (doğruluğunu) araştırın. Yoksa bilmeyerek Bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz." buyurmuştur.[48] İblis'i doğrulamak caiz değildir. Eğer gıybet işinde fesada delâlet eden bir işaret varsa ve bunun hilafı da muhtemel ise, kötü zan beslemek caiz olmaz. Bir insanın kalbinde olan halin değişmesi kötü zan alâmetidir. Böylece adamdan nefret edersin, onu küçümsersin, ona olan iyi münasebetten gevşersin, ona ikramdan ve kötülüğünü örtmekten kaçınırsın. Çünkü Şeytan insanların en ufak bir hayal ile insanların kötülüklerini kalbe yaklaştırır ve bunun anlayış kabiliyetinden, zekândan ve uyanıklığından ileri geldiğini kalbine bırakır. Çünkü mü'min Allah'ın nuru ile bakar. Gerçekte ise insan şeytanın aldatması ve sapıtması ile konuşmuş olur. Artık doğruluğuna güvenilir bir adam eğer bir kimse hakkında da sana haber verirse, adamı ne tasdik et, ne de yalanla. Çünkü doğru-larsa, gıybete iştirak etmiş olursun. Eğer doğrulamazsan, haber vereni yalanlamış sayılırsın. Her ne zaman bir müslim hakkında kalbine bir kötülük gelirse, ona ikramı ve onu korumayı daha çok yap. Çünkü bu tutum, Şeytan'ı öfkelendirir ve onu senden uzaklaştırır. Artık kardeşine duâ ile meşgul olursun diye korkarak böyle bir zan kalbine bırakmaz.

Her ne zaman şübhe edilmeyecek şekilde bir delille müslümanın bir kusurunu görürsen, ona gizlice öğüt ver ve asla şeytan seni aldatıp onu gıybet etmeye götürmesin. Ona öğüt verince de, kusurunu gördüğünden dolayı sevinçli bir hal ile öğüt verme. Böyle yaparsan o sana büyüklük gözü ile sen de ona küçümseme gözü ile bakmış olursun. Sadece onu günahtan kurtarmayı kasdet. Sen bir kusur yaptığın zaman nasıl üzgün olursan, ona karşı da hüzünlü ol. Senin öğütün olmaksızın adamın o kusuru terk etmesi, senin öğütünle terk etmesinden sana daha sevimli olması uygun düşer. Gazalî'nin sözü budur.

Ben derim ki: Bir kimsenin gönlüne kötü bir zan düştüğü zaman onu kesip atmanın vacib olduğunu söylemiştik. Bu şekilde davranış, şer'i bir ihtiyaç bulunmadığı içindir. Eğer bir şer'i ihtiyaç duyuluyorsa, adamın noksanlığı üzerinde düşünmek ve ondan kaçındırmak caiz olur. Nitekim gıybetten mubah olanlar bölümünde şahidlerin, raviîerin ve başkalarının kusurlarını açıklamanın caiz olduğunu söylemiştik.


Gıybetin Keffareti Ve Ondan Tevbe


Bil ki, her günah işleyen kimsenin hemen o günahtan tevbe etmesi gerekir. Tevbe etmek Allah Tealâ'nm haklarındandır. Tevbe etmenin üç şartı vardı rr

1- Günahı hemen söküp atmak, 2- Onu yaptığından pişman olmak. 3- Bir daha onu yapmamaya kararlı olmak. Kul haklarından tevbe için bu şartlarla beraber şu dördüncüsü de şarttır: O da hak sahibine hakkini vermek yahut bağışlanmasını ve temize çıkarılmasını istemektir. Gıybet edenin bu dört şart üzerine tevbe etmesi icab eder. Çünkü gıybet insan hakkıdır. Gıybetten dolayı helâllik istemek gereklidir.

Bir insana, ben seni gıybet ettim, helâl et demek yeterlimidir; yoksa gıybetin ne olduğunu açıklaması mı lâzımdır? Burada (Allah kendilerine rahmet etsin) Şafi'i âlimleri için iki görüş vardır:

Birincisi: Gıybeti açıklamak şarttır. Eğer gıybetin ne olduğunu açıklamadan adamı temize çıkarırsa sahih olmaz. Bildirilmeyen ve miktarı bilinmeyen bir maldan temize çıkarma sahih olmadığı gibi...

İkincisi: Gıybeti açıklamak şart değildir. Çünkü gıybet mal gibi değildir. Bunda insanlar birbirlerine müsamaha ederler. Birinci görüş daha'uy-gundur. Çünkü insan bazan bir gıybette müsamaha gösterirse diğerinde göstermez. Gıybet edilen ölü ise yahut ortalıkta yoksa ondan helâllik almak mümkün olmaz. Fakat âlimler: Hak sahibi için dua ve istiğfarı çok yapmak ve iyilikleri çoğaltmak uygun olur, demiştir.

Bil ki: Gıybet edilen kimsenin, gıybetini yapanı bağışlaması müstahab-dır, vacib değildir. Çünkü bu karşılıksız bir bağıştır ve bir hakkın düşürülmesidir. Onun için insanın isteğine bağlıdır. Fakat bu günahın vebalinden müslüman kardeşini kurtarmak ve kendisi de afv hakkındaki Allah Tealâ'nm büyük sevabına ve rızasına kavuşmak için, gıybet edeni bu günahından kurtarmak kuvvetli olarak müstahab olur. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"(Allah'ın rızâsını kazanan kullar) öfkelerini yutanlar ve insanlardan

(haklarını) bağışlayanlardır. Allah iyilik edenleri sever (onlardan razı olur).[49]

Bağışlamakla nefsini memnun etmenin yolu şu: Bu iş olmuştur ve bunu kaldırmanın çaresi de yoktur diye nefsini uyarmak ve müslüman kardeşini kurtarıp sevaba ulaşma fırsatını kaçırmamak fikrini benimsemektir.

Allah Tealâ:

"Sabreden ve bağışlayan (var ya), işte bu işlerin sağlamlarındandır." buyurmuştur. "[50]

Yine Allah Tealâ bağışlama yolunu tut, buyurmuştur.[51]

Gösterdiğimiz ayetlerin benzeri çoktur.

916- Sahih olan hadiste Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kul kardeşinin yardımında oldukça, Allah da o kula yardımda bulunur."[52]

Şafi'i şöyle demiştir: Kimden rıza alınmak istenir de o razı olmazsa, o kimse şeytandır. Öncekiler şu şiiri okumuştur:

Bana dendi: Falanca sana kötülük etti:

Zillet içinde durmak ayıptır! Dedim ki: O, bize gelip özür diledi;

Bizce günahın diyeti, özrü kabul etmektir...

Gıybet günahından kurtarmaya teşvik için bu anlattıklarımız, doğru olandır. Fakat Saîd İbni'l-Müseyyib'den şöyle dediği nakledilmiştir: Bana zulmedeni bağışlamam (hakkımı ona helâl etmem).

İbni Sirin'den nakledilmiştir: Onun yaptığını ben haram kılmadım ki, ona ben helâl edeyim. Çünkü gıybeti Allah ona haram kılmıştır. Ben asla Allah'ın haram kıldığı şeyi helâl yapmam. Bu söz zayıftır ve yanlıştır. Çünkü bağışlayan kimse, haramı helâl kılmaz; ancak kendisi için sabit olan bir hakkı düşürür. Kitab ve Sünnetten olan deliller, bağışlamanın ve hak sahibinin kendine ait hakkı düşürmesinin mubah olduğu üzerinde birbirlerini kuvvetlendirmektedir. Yahut denilebilir ki, İbni Şirin şunu kasdet-miştir: Ben, hiç bir zaman bana gıybet edilmesini mubah saymam. Bu söz doğrudur: çünkü insan: Ben şerefimi beni gıybet edene mubah kıldım, derse o iş mubah olmaz. Aksine Başkasını gıybet haram olduğu gibi, kendisini de gıybet etmek haram olur.

Hadis-i şerife gelince- "Sizden biriniz, Ebu Damdan gibi olmaktan aciz midir? Evinden çıktığı zaman şöyle derdi: Ben şerefimi insanlara tasad-duk ettim (bağışladım). "Bunun manası şu: Ben bana zulmedenden ne dünyada, ne de âhirette zulüm hakkımı istemem. Bu söz, gıybet hakkını düşürmeden önce yapılan mevcut gıybet günahını düşürür. Fakat bu sözden sonra yapılan gıybet için yeni bir temize çıkarma ifadesi gereklidir. Başarı Allah'dandır.


Koğuculuk


Bunun haram olduğunu, delillerini ve buna dair sakıncaları anlatmıştık. Gerçek tarifini de yapmıştık. Fakat kısa olmuştu. Şimdi ona ilâve yapıyoruz:

İmam Ebû Hamid EI-Gazali (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Dedi-kodu yapanın sözünü, aleyhinde söz seylenen kimseye iletmek ko-ğuculuktur: Adamın şu sözü gibi: falanca senin hakkında şöyle şöyle söylüyor. Koğuculuk yalnız buna bağlı değildir. Onun gerçek tarifi, açıklanması çirkin olan şeyi açıklamaktır. Onun çirkin görülmesi ister söyleyenden, ister hakkında söylenenden ve ister üçüncü bir şahıs tarafından olsun eşittir. Çirkin olan o sözün açıklanması, ister dille, ister yazı ile, ister işaretle, ister hareketle, ister benzerleri ile olsun hüküm değişmez. Nakledilen şey söz olsun veya iş olsun aynıdır. Ayıp yahut başka bir şey olsa da değişmez. Koğuculuğun hakikati, gizliyi açığa vurmak ve açıklanması çirkin olan şeyden örtüyü kaldırmaktır. İnsan için uygun olan, insanlardan her gördüğü her hale karşı susmaktır. Ancak bir müslümana anlatılmasında bir fayda yahut bir günahı önleme varsa söylemelidir.

Bir adamın kendisine ait bir balı gizlemekte olduğunu gören kimsenin bunu açıklaması koğuculuktur. Kendisine söz taşınan ve falanca senin ha-kında şöyle böyle söylüyor denen her kimse için altı şey gerekli olur:

Birincisi: Adamı doğruIamamaktır; çünkü koğucu fasıktır. Verdiği haber geçerli değildir.

İkincisi: Koğucuyu yaptığı işten engellemek, ona öğüt vermek ve yaptığı işi kötülemektir.

Üçüncüsü: Allah için ona buğz etmektir, çünkü, o, Allah Tealâ yanında buğz olunmuştur. Allah Tealâ rızası için buğzetmek ise vacibdir.

Dördüncüsü: Kimden söz nakledilmişse, onun kötü maksadlı olduğunu sanmamaktır. Çünkü Allah Tealâ!

"Zandan çokça sakınınız," buyurmuştur.[53]

Beşincisi: Sana anlatılan şey seni tecessüs ve araştırmaya ve işin gerçeğini bulmaya götürmemelidir. Allah Tealâ!

"Tecessüs yapmayınız (başkalarının kusurlarını araştırmayınız), buyurmuştur."[54]

Altıncısı: Koğucunun sözlerini anlatmamak ve ona ettiği öğüte nefsi içinde razı olmaktır.

Anlatılmıştır: Bir adam Ömer İbni Abdülaziz'e (Radiyallahu Anh) bir adamdan bir şey söylemiş. Ömer: Dilersen senin haline bir bakalım. Eğer söylediğinde yalancı isen, şu ayet ehlindensin demiş:

"Bir fâsık size bir haber getirirse (onun doğruluğunu) araştırınız."[55]

Eğer doğru söylüyorsan, sen şu ayet ehlindensin: "Çok ayıplayanı, koğuculukla dolaşanı tanıma"[56]

Eğer dilersen bu durum karşısında seni afvedelim. Adam şöyle dedi: Avf edilmeyi istiyorum, ey mü'minlerin Emîri! Böyle bir hataya bir daha asla dönmeyeceğim.

Bir kimse Sahib İbni Ubbâd'a, bir yetimin malını almaya teşvik eden bir mektub yazdı: mal fazla bir maldı. Sahib İbni Ubbâd mektubun arkasına şunları yazdı: Doğru bile olsa, koğuculuk çirkindir. Ölüye Allah rahmet etsin. Allah yetimin halini düzeltsin. Mala Allah bereket versin. Mal toplayana da Allah lanet etsin.



Bir Bozukluk Ve Benzeri Bir Korku Zarureti Olmaksızın İdarecilere Söz Aktarmanın Yasak Oluşu


917- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ashabımdan hiç bir kimse bana bir kimseden (bir söz) ulaştırmasın; çünkü ben, huzurlu olduğum halde sizinle karşılaşmak istiyorum."[57]



Meşruriiyeti Sabit Olan Neseblere Dil Uzatmanın Yasak Oluşu


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Bilmediğin bir şeyin peşine düşme; çünkü kulak, göz ve kalb ondan sorumludur."[58]

918- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlülah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: '

"İnsanlarda iki hal vardır ki, onlarda bunların bulunuşu nankörlüktür: Nesebe dil uzatmak ve ölü üzerine çığlık koparmak."[59]


Övünmenin Yasak Oluşu


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Nefislerinizi (günahlardan arındırıp) temize çıkarmayın. (Günahlardan) korunanın kim olduğunu Allah en iyi bilendir."[60]

919- Sahâbî olan İyad İbni Hımar'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlülah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Tevazu içinde olunuz diye Allah bana vahyetti. Öyle ki, bir kimse bir kimseye tecavüz etmesin ve hiç kimse de bir kimse üzerine övünmesin."[61]



Müslümanın Musibetine Sevinmenin Yasak Oluşu


920- Vasile İbni'l-Eska'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kardeşinin musibetine sevinme, yoksa Allah ona merhamet eder de, seni belâya düşürür."[62]


Müslümanları Küçümsemek Ve Onunla Alay Etmenin Haramlığı


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Sadakalar hakkında (zekât dışı) gönülden bağış yapan mü'minlere ve güçlerinin yettiğini bulup verenlerle alay edenleri Allah maskaraya çevirecektir. Hem de onlara acıklı bir azab vardır."[63]

"Ey iman edenler! Bir toplum bir toplum ile alay etmesin alay edilenler alay edenlerden daha hayırlı olabilir. Kadınlar da kadınlarla alay etmesin; alay edilenler onlardan daha hayırlı olabilir. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinize lâkab atmayın."[64]

"Azab olsun her ayıplayıcıya dil uzatıcıya.."[65]

Bu bölümle ilgili sahih hadislere gelince, onlar sayılamayacak kadar çoktur. Ümmetin icmaı da bunun haram oluşu üzerindedir. En iyi bilen Al-lah'dır.

921- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinizin zararına çalışmayın, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize arka çevirmeyin (ve gıybetleşmeyin). Bazınız bazınıza tecavüz etmesin. Allah'ın kulları! Kardeşler olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona haksızlık etmez, ona yardımı kesmez, ona hakaret etmez, takva buradadır- Üç kez göğsünü (kalbini) gösteriyordu-Müslüman kardeşini tahkir etmek, insana kötülük olarak yeter. Müslümanın her şeyi müslümana haramdır: Kanı, malı ve şerefi."[66]

Derim ki: Bu hadisin faydası ne büyüktür, yararlan da ne kadar çoktur!... Düşünüp öğüt alanlar için...

922- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur:

"Kalbinde zerre ağırlığı kibir bulunan cennete girmez. Bunun üzerine bir adam:

İnsan elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının! güzel olmasını sever (bu kibir midir)? dedi. Peygamber (s.a.v):

Allah (her işi ile) güzeldir, güzelliği sever. Kibir hakka boyun eğmemek ve insanları aşağı görmektir, buyurdu.”[67]


Yalan Yere Şahidliğin Ağır Haram Oluşu


Allah Teala şöyle buyurmuştur:

"Yalan sözden sakının."[68]

"Bilmediğin şeyin peşine düşme. Kulak, göz, kalb bütün bunlar ondan sorumludur."[69]

923- Ebû Bekre Nüfeyyi' İbni'l Hâris'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Size günahların en büyüğünü bildireyim mi? Üç defa (bunu söyledi). Biz.

Evet buyur, yâ Resûlellah dedik. Resûlüllah (s.a.v):

Allah'a ortak koşmak, anaya-babaya âsî olmaktır. Peygamber yaslanmış bulunuyordu sonra oturup devamla: Dikkat edin! Yalan söylemek ve yalan yere şahidlik etmek. Bunu tekrarlayıp duruyordu, öyle ki, keşke tekrarlamasaydı demiştik."[70]

Derim ki, bu bölümle ilgili hadisler çoktur. Anlattıklarım yeterlidir. İcma da buna bağlıdır.



Bağış Ve Benzeri İyilikleri Başa Kakmamak


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın."[71]

Müfessirler demiştir ki, sadakalarınızı boşa çıkarmayın demek, onların sevabını yok etmeyin demektir.

924- Ebû Zer (Radıyallahu Anh) den rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi .ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Üç kimse vardır ki, kıyamet gününde Allah onlara kelâm etmez (onlardan razı olmaz), onlara (merhamet nazarı ile) bakmaz, onları (günahlarından) temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azab vardır. Ravi demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu üç defa okudu. Ebu Zer

sordu:

Bunlar perişan oldular, hüsrana düştüler, bunlar kimdir? Yâ Resûlellah! Peygamber (s.a.v): Kibirlik taslayarak elbise sürten, iyiliği başa kakan ve yalan yere yeminle malını geçerli kılandır bunlar , buyurdu."[72]


Lanet Etmemek


925- Sabit İbni Dahhâk'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. Kendisi (Rıdvan bey'atında ağaç altında Peygambere sadakat sözü veren) Seçere ashâbındandı. Demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mü'mine lanet etmek, onu öldürmek gibidir."[73]

926- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sadakati tam olan bir mü'minin çok lanet okuması uygun değildir."

(Bazan lanet etmesi mubah olur. Kâfirlere, zalimlere ise Iânet caizdir.)[74]

927- Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Çokça Iânet okuyanlar kıyamet gününde şefaatçi olamazlar, şehidlik (yahut şahidlik) durumunda da olamazlar. "[75]

928- Semure İbni Cündüb'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Allah ona lanet etsin, Allah ona gazab etsin, Allah onu Cehenneme koysun şeklinde sözler kullanarak) Allah'ın laneti ile lânetleşmeyin, Onun buğzu ile birbirinize buğzetmeyin ve ateşe koymayınız.[76]

929- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mü'min, (neseblere) çokça dil uzatan değildir. Çok Iânet okuyucu değildir, çirkin söz seyleyen değildir, çirkin iş yapan değildir." (Bunlar mü'-minin vasıfları değildir, mü'mine yakışmayan hallerdir.)[77]

930- Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur;

"Kul bîr şeye Iânet ettiği zaman, o Iânet göğe çıkar da onun önünde gök kapıları kapanır. Sonra yere iner de onun önünde yerin kapıları kapanır, Sonra sağa ve sola yol tutar. Girmeye bir çare bulamayınca, kendisine Iânet olunana döner, eğer lanete lâyık ise onda kararlaşir; değilse Iânet okuyucuya döner."[78]

931- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "kim lanete ehil olmayan bir şeye Iânet ederse, o Iânet kendisine döner."[79]

932- İmrân İbni Husayn'dan (Radiyalİahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinden birinde iken En-sardan bir kadın da bir deve üzerinde idi. Deve huysuzluk etti. Kadın deveye Iânet okudu. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadının sözünü işitti de: Devenin üzerindekini alın ve deveyi serbes bırakın; çünkü deve lanete uğramıştır. (Deve haksızlığa uğramış, kadın da cezaya hak kazanmıştır.) Buyurdu.[80]

İmrân şöyle demiştir: Şimdi kadım insanlar arasında yürüyor görmüş gibiyim; kimse ona iltifat etmiyordu.

Ben derim ki, îmrân'ın babası olan Husayn'ın islâmı kabul edişi ve sa-hâbi oluşu hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Sahih olan onun müslü-man ve sahâbî olduğudur. Bunun için ben (baba ve oğul) her ikisini kas-dederek (Radıyallahu Anhüma) dedim.

933- Ebû Berze'den (Radıyallahu Anh) rivayetde şöyle demiştir: "Bir cariye, bazı insanların eşyasını taşımakta olan bir devenin üzerinde iken, yolun daraldığı bir yerde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördü ve (Peygamberin önüne geçmemek için) deveye:

Dur! Allah'ım buna Iânet et, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

Üzerinde Iânet olan bir deve beraberimizde bulunmasın, buyurdu. Diğer bir rivayette de: "Allah Tealâ tarafından üzerinde Iânet bulunan bir yük devesi bizimle bulunmasın." Şeklindedir.[81]


Kimliğini Belli Etmeden Günah İşleyenlere Lanetin Caizliği


934- Meşhur olan sahih hadislerde, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem'in şöyle buyurduğu sabit olmuştur: "(Saçını uzun göstermek için başkasının saçını) kendi saçma ek yapana, başkasından saçının uzatılmasını isteyene Allah Iânet etsin.." "Allah faiz yiyene Iânet etsin..", "Suret yapanlara Allah Iânet etsin."

"Yol hudutlarını ve işaretlerini değiştirene Allah Iânet etsin."

''(Hasislik ederek) yumurtayı çalan hırsıza lanet olsun.",

"Ana-babasına lanet okuyana Allah Iânet etsin. Allah'dan başkası adına hayvan kesene Allah lanet etsin.",

"Kim bizde bir yenilik icat ederse, (dinimizde olmayan bir şey getirirse), yahut icat edeni korursa, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların Iâ-neti üzerine olsun.",

"Allah'ım! (Allah'a ve O'nun peygamberine isyan eden arab kabilelerinden) Ri'il, Zekvan ve Usayye'ye lanet et.",

"Allah Yahudilere lanet etsin. Onlara iç yağları haram kılındı da onu sattılar.",

"Allah Yahudi ve Hıristiyanlara lanet etsin; onlar peygamberlerinin kabirlerini mescidler edindiler.',

"Erkeklerden kadınlara benzemek isteyenlere ve kadınlardan da erkeklere benzemek isteyenlere Allah Iânet etsin." Bu lâfızların hepsi Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde vardır. Bir kısmı her ikisinde ve bir kısmı da diğerlerinde mevcuttur. Kısaltmak için bunların rivayet yollarını anlatmadım.

935- Câbir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir:

"Peygamber Sallalîahu Aleyhi ve Sellem, yüzü dağlanmış bir merkep gördü. Bunun üzerine: "Buna bu- dağlama işaretini yapana Allah Iânet etsin, buyurdu."[82]

936- İbni Ömer (Radıyallahu Anhüma) Kureyş'den bazı gençlere ras-geldi. Onlar bir kuşu hedef edinip ona (ok) atıyorlardı. Bunun üzerine İbni Ömer:

Bunu yapana Allah Iânet etsin.^ Çünkü Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve Sellem: "Kendisinde can olan bir şeyi hedef edinene Allah Iânet etsin." buyurmuştur, dedi.[83]

Kötü vasıflı Kişilere Lanetin Caizliği:

Bil ki, günahtan korunmuş olana Iânet etmek haramdır. Bu, müslü-manların icmaı ile sabittir. Kötü sıfatları taşıyanlara Iânet etmek caizdir. Şunları söylemen gibi: Allah zalimlere Iânet etsin, Allah kâfirlere Iânet etsin, Allah Yahudilere ve Hristiyanlara Iânet etsin, Allah fâsiklara Iânet etsin, Allah suret yapanlara Iânet etsin ve benzeri sözler. Nitekim geçen bölümde anlatılmıştı.

Amma bazı günahlarla vasıflanmış olan insanın bizzat şahsına lanete gelince, hadislerin zahirine göre haram değildir. Yahudi'ye, Hıristiyan'a, zalime, zina edene, suret yapana, hırsıza, faiz yiyene Iânet etmek gibi... İmam Gazali bunun haram olduğuna işaret etmiştir. Ancak küfür üzere Öldüğünü bildiğimiz Eb,u Leheb, Ebu Cehil, Firavun, Haman ve benzerlerine Iânet edilir. Çünkü Iânet, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmaktır. Biz bu fasıkın yahut kâfirin hangi hal üzere öleceğini bilemeyiz. Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve SellemMn şahıslan kasdederek Iânet ettiklerine gelince, onların küfür üzerine öleceklerini bildiğinden caizdir. İnsana kötülük dileği ile dua etmek Iânet etmeye yakın bir iştir. Zalime: Allah onun vücudunu düzeltmesin, Allah ona selâmet vermesin ve bu yolda söylediğin sözler gibi. Bütün bunlar iyi olmayan şeylerdir. Bütün hayvanlara ve, cansızlara Iânet etmek böyledir, iyi değildir.

Ebû Cafer el-Nehhas âlimlerden birinden anlatmıştır. Demiştir ki, Lanete hak kazanmamış bir kimseye insan Iânet ettiği zaman, arkasından hemen şu sözünü eklemelidir: Hak kazanmamışsa ona Iânet olmasın.

İyiliği emreden ve kötülükten sakındıran her âmirin ve Her terbiye edicinin bu iş üzerinde hitab ettiği kimseye şöyle demesi caizdir: Sana yazıklar olsun, ey zayıf halli adam, ey kendini az düşünen adam, ey nefsine zulmeden ve benzeri sözler, öyle ki yalan size kaçmaz, açık ve kinaye yolu ile sövme lâfzı kullanmaz; söylediği doğru olsa bile... Söz nefse daha tesirli olsun diye kötülükten alıkomak ve terbiye etmek maksadı ile anlattıklarımız caiz olur.

937- Enes'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Peygamber Sallalîahu Aleyhi ve Sellem, kurbanlık bir deveyi sürmekte olan bir adam gördü. Ona:

Deveye bin! dedi. Adam dedi ki,:

Bu (kurbanlık) devedir? Peygamber (s.a.v):

Bin dedi. Adam,

Kurbanlık devedir, dedi. Peygamber üçüncüde:

Ona bin, sana yazıklar olsun!... buyurdu. "[84]

938- Ebû Said EI-Hudrî'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayet de şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet bölerken biz yanında bulunduğumuz sırada, Temimoğullarından Zülhuveysıre Peygambere gelip şöyle dedi:

Yâ Resûlüllah! Adalet yap! Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

Sana yazıklar olsun! ben adalet yapmazsam kim adalet yapar? Buyurdu."[85]

939- Adiyy'İbni Hâtem'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında konuşma yapıp şöyle dedi: Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, doğru yola ermiştir. Kim de o ikisine âsi olursa, sapıklığa düşmüştür. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sen ne kötü bir ha-tibsin (Bir zamirde Allah ile peygamberi toplayıp" o ikisine"deme) de ki: Allah'a ve O'nun peygamberine âsî olan kimse, (sapıklığa düşmüştür)."[86]

940- Câbir İbni Abdullah'dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir: "Hâtıb'ın bir kölesi (Allah Hâtıb'den razı olsun) Hâtıb'ı şikâyet için Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: Yâ Resûlellah! Hâtıb ateşe muhakkak girecektir, dedi. Peygamber (s.a.v) bunun üzerine: Yalan söylüyorsun, o ateşe girmeyecektir; çünkü o Bedir ve Hudeybiye gazvelerinde bulunmuştur, buyurdu."[87]

Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde Ebû Bekir Es-Sıddîk'ın (Radıyallahu Anh), müsafirlerine yemek hazırlayıp ikram etmeyen oğlu Abdurrahman'a olan şu: "Ey anlayışsız" sözünü rivayet ettik. Bu hadisin açıklaması "İsimler1" bölümünde geçmişti.

Yine Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde rivayet ettik ki, Câbir elbiseleri yanında olduğu halde bir elbise ile (haram yerlerine örtecek şekilde) namaz kıldı. Ona:

Niçin böyle yaptın (elbisen varken bir elbise ile namaz kıldın)? dendi. O:

Sizin gibi cahiller beni görsün diye bunu yaptım, dedi. Bir rivayette de: Senin gibi ahmak beni görsün diye yaptım, şeklindedir."


Fakiri, Zayıfı, Yetimi, Dilenciyi Ve Benzerlerini Azarlamamanın, Nehyedildiği Ve Onlara Yumuşak Söylemenin Tevazu Göstermenin Emredildiği


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Yetimi kovma, dilenciyi de azarlama. "[88]

"Allah'ın rızasını dileyerek sabah ve akşam Rablerine duâ edenleri kovma.. O onları (çevrenden) kovduğun takdirde zalimlerden olursun.)[89]

Yine Allah Tealâ buyurmuştur:

"Allah'ın rızasını dileyerek sabah ve akşam Rablerine duâ edenlerle beraber sabırlı ol ve gözlerini onlardan başkasına kaydirma.[90]

"Mü'minlere tevazu kanatlarını alçalt (onlara) şefkatli ol"[91]

941- Âiz İbni Amr'dan (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Ebû Süf-yan (İslâm'ı kabulden önce) bazı kimselerin bulunduğu bir topluluk içinde Selman, Süheyb ve Bilâl'ın yanlarına vardı. Onlar dediler ki;

Allah'ın kılıçları Allah'ın düşmanının boynundan nasifalerini alamamışlardır. Ebû Bekir (Radıyallahu Anhu onlara) dedi:

Siz bu sözü Kureyş'in şeyhine ve seyyidine (nasıl) söylüyorsunuz? Sonra Ebu Bekir Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip ona (söylenenleri) bildirdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):

Ey Ebû Bekir! Sen onları (Selman, Suheyb ve Bilâl'ı gücendirip) kızdırmış olmayasm? Eğer onları kızdırmışsan, Rabbıni kızdırmışsın, buyurdu. Ebû Bekir hemen onların yanına gelip:

Ey kardeşlerim, ben sizi kızdırdım? dedi. Onlar:

Hayır, dediler.[92]


Kullanılması Mekruh Olan (Hoş Olmayan) Sözler


942- Sehl İbni Hüneyf'den rivayet edilmiştir. O da Hazreti Âişe'den (Radıyallahu Anhüma) rivayet ettiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hiç biriniz, nefsim habisleşti, demesin, Sadece nefsim dar-laştı desin" buyurdu.[93]

943- Hz.Âişe'den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Hiç biriniz nefsim coştu demesin. Sadece nefsim sıkıldı desin."[94]

Habis sözünü kullanmanın hoş olmayışı taşıdığı sevimsiz lâfızdan dolayıdır. İmam Süleyman El-Hattabî şöyle demiştir: "Lekıset ve Habuset" kelimelerinin manası birdir. Ancak Habuse sözünün çirkin ve nahoş bir isim olmasından dolayı onu kullanmak mekruh olmuştur. Bundan daha güzel isimleri kullanma edebini öğretmek ve çirkinden kaçınmak gereğini Peygamber ashaba öğüt vermiş oluyor.

944- EbûHüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; "(Üzüme) Kerm diyorlar. (Öyle demesinler) Kerm mü'minin kalbidir." Müslimin bir ri-

vayeti şöyle: "Üzüme Kerm ismini vermeyiniz; çünkü kerm müslim olandır." Bir rivayette de: "çünkü kerm mü'minin kalbidir." şeklindedir.[95]

945- Vâil İbni hücr'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"(Üzüme) kerm demeyiniz; fakat ineb ve habale (üzüm) deyiniz."[96]

Derim ki, bu hadisi şerifden murad, üzüme "kerm" demeyi yasaklamaktır. Cahiliyet devrinde üzüme "Kerm" deniliyordu. Bugün de bazı insanlar üzüme bu adı veriyorlar. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu adı kullanmayı yasaklamıştır.

Âlimlerden İmam Hattabî ve başkaları şöyle demiştir:

Cahiliyet devrinde "Kerm" sözü, üzümden yapılan şarabın bir adı olarak kullanıldığı için, bu manaya kaymak korkusundan Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu güzel ismin üzümde kullanılmamasını istemiştir. Allah en iyisini bilendir.

946- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Adam, insanlar helak oldu, dediği zaman o kimse, onların en çok helake düşenidir. "[97]

Humeydî şöyle demiştir: İnsanları hafife almak ve onları tahkîr etmek ve kendini onlardan üstün tutmak maksadı ile insan bu sözü söylerse, o zaman kötü duruma düşmüş olur. Çünkü insan yarattıkları üzerinde Allah'ın sırrını bilemez. Humeydî'nin sözü bu olduğunu âlimlerden biri böyle söylemiştir. Hattabî demiştir ki, bunun manası şudur: Adam, insanları ayıblamaya devam eder ve onların kötülüklerini anar durursa ve insanlar bozuldu ve helak oldu gibi sözler söylerse, kendisi bunları yapınca onların içinde en çok helake düşen olur. İnsanların kusurları ile uğraştığından kendisine isabet eden günah bakımından durum bakımından daha kötü olur. Çok defa bu tutumu onu, kendini beğenmeye ve insanlardan daha üstün olduğunu görmeye götürür. Böylece onlardan daha hayırlı olduğunu kabul eder de helak olur. "Mealimu's-Sünne" kitabında naklettiğimiz Hattabî'nin sözü budur.

Biz Ebû Davud'un Sünen'inde bu hadisi Ebû Hüreyre'den (Radıyalla-hu Anh) rivayet ettik. Sonra demiştir ki, Mâlik şöyle dedi: İnsan, insanlarda gördüğü hallerden yani din işlerinden üzülerek bunu söylerse, ben bunda bir sakınca görmem, (insanlar helak olmuştur diyebilir.) Fakat kendini beğenerek ve insanları küçümseyerek bunu söylerse, o zaman mekruh olur ve böyle söylemekten sakındırılır.

Derim ki: Bu açıklama son derece sağlam ve güzel bir isnada dayandığından bu mana üzerinde söylenenlerin en güzeli ve en veciz olanıdır. Hele İmam Mâlik gibi (Radıyallahu Anh) büyük bir âlimden olunca daha büyük bir kıymet taşır.

947- Sahih isnadla Huzeyfe'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah'ın ve falancanın dilediği olur, demeyiniz (başkasını Allah'a ortak koşmayınız; fakat Allah'ı ayırarak), şöyle deyiniz: Allah'ın dilediği olur sonra falancanın dilediği..."[98]

Hattabî ve başkası demiştir: Bu edebi öğretmek içindir; çünkü vav harfi iki şeyi bir araya getirmek, ortak yapmak içindir. Sonra kelimesi ise, sıra üzere atıf içindir. Onun için Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın dilemesini başkalarının dilemesinden öne geçirmek hususunda mü'-minlere doğru yolu göstermiştir.

İbrahim El-Nehaî'den nakledilmiştir: Allah'a ve sana sığınırım, demeyi hoş görmezdi. Şöyle demek caizdir: Allah'a sığınırım sonra sana... Demişlerdir: Allah olmasaydı sonra falanca olmasaydı şunu yapardım, demek caizdir. Ancak: Allah ve falanca olmasaydı, deme.

Falan yıldız sebebi ile bize yağmur yağdı demek mekruhtur. Eğer yağmur yağdırmaya sebeb yıldız olduğuna inanarak bu sözü söylerse küfür olur. Fakat yağmur yağdıran Allah olduğuna inanarak söyler ve yıldızı da yağmurun inmesine bir alâmet kubul ederse, kâfir olmaz; fakat kerahet işlemiş olur. Çünkü söylemiş olduğu söz, cahiliyet devri insanlarının kullanmış olduğu bir ifadedir. Bununla beraber kullanılan söz küfür olmak ve olmamak arasında müşterek bulunuyor. Bu bölümle ilgili olan sahih hadisi "Yağmur yağınca ne söylenir" bölümünde daha önce zikretmiştik.

Şöyle yaparsa, Yahudi olsun, yahut hıristiyan olsun, yahut İslâmdan uzak olsun ve benzeri sözler söylemek haramdır. Eğer bunları söyler de gerçekte işi islâmdan çıkmaya bağlarsa hemen kâfir olur. Dinden çıkanlara uygulanan hükümler buna uygulanır. Eğer gerçekte bunu kesdetmezse kafir olmaz. Fakat haram işlemiş olur. Tevbe etmesi vacib olur. Hemen günahından sıyrılıp yaptığı işe pişman olması ve asla bir daha böyle bir iş yapmamaya kararlı olması icab eder. Ayrıca Allah'dan mağfiret dileyip şöyle demesi gerekir: Lâ İlahe İllallah Muhammedün Resûlüllah.

Bir müslümana: Ey kâfir! demek ağır şekilde bir haram olur.

948- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnsan kardeşine, ey kâfir deyince ikisinden biri küfre dönmüş olur. Eğer (gerçekte) dediği ise, (söz yerini bulmuş olur); değilse küfür, söyleyene döner."[99]

949- Ebû Zer'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Kim bir adamı küfür sözü ile çağırırsa, yahut Allah'ın düşmanı derse, adam da böyle değilse, küfür ona döner."[100]

Bir müslüman bir müslümana beddua edip: "Alah'ım, imanı bundan gider, dese, bunu söylemekle asî (günahkâr) olur. Yalnız bu kadar söylemekle kâfir olur mu? Mezheb imamlarımızdan Kadı Hüseyin "Fetvalar" da naklettiği İki görüş vardır: Bu görüşlerden doğru olanı, kâfir olmaz sözüdür. Buna delil olarak da, Musa Aleyhisselâm'dan haber veren Allah Tealâ'nın şu ayeti gösterilmektedir:

"Ey Rabbimiz! (Firavun ailesinin) mallarını yok et ve kalblerini şiddetle sık, (azabı görmeyince) onlar îman etmezler. "[101]

Bu âyetle hüküm çıkarmak üzerinde, her ne kadar bizden öncekilerin şeriatı bizim de şeriatımızdır dersek, kararlı olamayız.


Kâfirin, Bir Müslamanı Küfre Zorlaması:


Kâfir olan insan bir müslümam küfür sözünü söylemeye zorlasa, müs-lüman da, kalbi iman üzere yatışmış olduğu halde o küfür sözünü söylerse, Kur'amn açık hükmü ve müslümanlarm icmaı üzere kâfir olmaz. Acaba kendini ölümden kurtarmak için bu küfür sözünü söylemesi daha faziletli bir tutum mu olur? Âlimlerimize göre bunun beş şekli vardır:

Âlimlerimize göre sahih kabul edilen, ölüm için sarbetmek ve küfür kelimesini söylememektir. Bunun delilleri de sahih olan deliller ve ashabın meşhur olan davranışlarıdır (Allah onlardan razı olsun).

İkincisi: Faziletli olan, kendisini ölümden kurtarmak için küfür sözünü söylemektir.

Üçüncüsü: Eğer sağ kalmasında şeriat hükümlerini yerine getirmek yahut düşmanı ezmek bakımından müslümanlar için bir yarar görüyorsa, faziletli olan küfür sözünü söylemektir. Eğer durum böyle değilse, küfür kelimesini kullanmayıp ölüme sabretmesi daha faziletlidir.

Dördüncüsü: Eğer küfre zorlanan kimse âlimlerden ise, en faziletli olan, insanlar aldanmaması için onun ölüme sabretmesidir.

Beşincisi: Allah Tealâ'nın şu âyetini delil alarak küfür kelimesini söylemesi vacib olur görüşüdür ki, bu cidden zayıftır:

"Canlarınızı tehlikeye atmayın."[102]

Müslüman, bir kâfiri islâmı kabule zorlasa, adam da şehâdet kelimesini getirse, eğer kâfir yabancı uyruklu ise (İslâm güvencesi altına girmemiş ise) islâmı sahih olur; çünkü buna yapılan zorlama haktır.

Eğer zimmet ehli (islâm güvencesinde bulunan gayri müslim) ise, o zaman (islâma zorlanmakla) müslüman olmaz. Çünkü ona dokunmamayı kabullenmişiz. Onu zorlamak haksızlıktır. Bu meseledeki zaif bir görüşe göre ise, bu yolla zimmî de müslüman olur, çünkü ona hakkı emretmiştir.

Kâfir olan kimse, iki şehâdet kelimesini zorlama olmadan söylerse, eğer başkasının sözünü anlatarak Zeyd'in şöyle dediğini işittim: "Lâ İlahe İllallah Muhammedün Resûlüllah" derse onun islâmına hüküm verilmez.

Eğer bir müslüman onu imana davet ederek: Lâ İlahe İllallah Muhammedün Resûlüllah" söyle der de, adam bunları söylerse müslüman olur.

Eğer şehâdet kelimelerini başkasından hikâye ederek değil de sözün başında söylemiş olursa, âlimlerimizin çoğunluğunun kabul ettiği meşhur ve sahih olan görüş adamın müslüman oluşudur. Fakat zayıf bir görüş olarak müslüman olmaz; çünkü başkasından nakletmek ihtimali vardır.


Müslümanların Emirine "Halife" Denmesi:


Müslümanların idaresine bakan bir idareciye: "Allah'ın Halifesi" demek uygun olmaz. Ona: "Halife, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in halifesi ve mü'minlerin Emîri" denilir.

İmam Ebû Mühummed El-Begavi'nin Şerhü's-Sünne kitabında şöyle dediğini rivayet ettik (Allah ona rahmet etsin): Mü'minlerin idaresine bakan kimseye "Emiru'l-Mü'minin, Halife" demekte bir sakınca yoktur; adalet sahibi imamların gidişatına aykırı davranışta olsa bile caizdir. Çünkü müslümanlar onun idaresini kabullenmişlerdir. Ona halife denilir; Çünkü kendinden önce gelip geçenlerin yerine geçmiştir ve onun makamına oturmuştur. Üzerlerine Allah'ın Salât ve Selâmı olsun, Âdem ve Dâvud peygamberlerden sonra hiç kimse "Allah Tealâ'nın Halifesi" diye adlanmaz.

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım."[103]

"Ey Dâvud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık.[104]

İbni Ebi Müleyke'den rivayet edildiğine göre bir adam Ebû Bekir Es-Sıddîk Hazretlerine (Radıyallahu Anh):

Ey Allah'ın Halifesi, demiş, Hz. Ebû Bekir:

Ben, Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in halifesiyim, ben buna razıyım, dedi.

Bir adam da Ömer İbni Abdülaziz'e (Radıyallahu Anh): Ey Allah'ın Halifesi! demiş. O

Sana yazık, (gerçekten) uzak bir sözle işe başladın. Annem bana Ömer adını verdi. Bu adla beni çağırırsan kabul ederim. Sonra büyüdüm de Ebu Hafs dîye künyelendim. Eğer bu künye ile beni çağırırsan kabul ederim. Sonra idare işlerinizi görmek üzere beni başa geçirdiniz ve bana "Mü'-minlerin Emiri" dediniz. Eğer bununla beni çağırırsan sana yeter, dedi.

Kadılar kadısı İmam Ebu'l-Hasan Şafii fıkıh âlimi Basra'h El-Maverdi," EI-Ahkâmu's-Sultaniye" adlı kitabında şöyle der:

Müslümanların idarecisi olan imama "Halife" denilir; çünkü Resûlül-lah Salla|lahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin işlerini ve idaresini görmek için onun yerine geçmiştir. Mutlak olarak "Halife" denmek caiz olduğu gibi, "Halifetü Resûlüllah = Allah'ın Peygamberinin Halifesi" de söylemek caizdir. Demiştir:

"Halifetullah" sözünün söylenmesi cevazı üzerinde âlimler ihtilâf etmişlerdir. Allah'ın haklarını kulları üzerinde uyguladığı için bir kısım âlimler böyle demeyi caiz görmüşler ve Allah Tealânm şu âyetini delil göstermişlerdir :

"Yeryüzünde sizi halifeler yapan O'dur."[105]

Alimlerin çoğu bunu kullanmaktan kaçınmışlar ve bunu söyleyeni de fücur ehlinden saymışlardır. Mâverdi'nin sözü budur.

Ben derim ki: "Emiru'l-Mü'minin" diye ilk adlandırılan Ömer İbnu'l-Hattab'dır (Radıyallahu Anh). Bu hususta âlimler arasında ihtilâf yoktur. Bu tabirin Müseylime hakkında kullanıldığım bazı cahillerin sanması açık bir hatadır ve âlimlerin icmaına ve kitablarına aykırı düşen çirkin bir cehalettir. Çünkü ilk önce "Emiru'l-Mü'minin" diye adlandırılan Ömer İbni'l-Hattab (Radiyaîlahu Anh) olduğu naklinde âlimlerin kitabları birbirlerini destekleyecek şekilde ittifak etmişlerdir.

İmam El-Hafiz Ebu Ömer İbni Abdi'1-Berr, ashabın isimleri üzerinde yazdığı "El-İstiâb" kitabında, ilk önce Emiru'l-Mü'minin diye adlandırılanın Hz. Ömer olduğunu anlatır ve bunun sebebini de anlatır. Hz. Ebû Bekir hakkında (Radıyallahu Anh) da, "Halifetü ResûlüIIah"SaIlallahu Aleyhi ve Sellem denilirdi.

Padişah ve Sultanlar için "Şehinşah' demek ağır bir şekilde haram olur. Çünkü bunun manası "Melikler meliki = Padişahlar padişahı" demektir. Allah Sübhânehû ve Tealâ'dan başkası bu vasıfla vasıflanmaz.

950- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Tealâ yanında isimlerin en çirkini adamın "Mülklerin Meliki" diye adlanmasıdır. "[106] İsimler bölümünde bunun açıklamasını yapmış ve Süfyan İbni Uyeyne'nin: Melikül-Emlâk tabirinin Şehinşah gibidir dediğim yazmıştık.


Seyyid Sözünü Kullanmak


Bil ki, seyyid, kavmine üstün gelen ve kıymeti onlardan yüksek olan kimsedir. Aynı zamanda başkana, fazilet sahibine, öfkesine uymayan yumuşak huyluya, iyi kimseye, mülk sahibine ve kocaya da seyyid söylenir. Faziletli kimselere Seyyid dendiğine dair çok hadisler nakledilmiştir.

951- Ebû Bekre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilen şu hadis onlardan biridir: "Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Selem Hz. Ali'nin oğlu Ha-san'ı (Radıyallahu Anhüma) minbere çıkarıp şöyle dedi: Bu oğlum sey-yid'dir. Umuyorum ki Allah bunun sayesinde müslümanlardan iki fırkanın arasını düzeltecektir.[107]

952- Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Sa'd İbni Muaz (Radıyallahu Anh) taşradan ashaba karşı çıkageldiği zaman,

Resûlüîah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar'a: Seyyidinize ve hayırlınıza (hürmet için) kalkınız! dedi. Bazı rivayetlerde "Seyyidinize yahut hayırlınıza" şeklindedir. Rivayetlerin birinde de şübhe anlamı olmaksızın sadece: Seyyidinize" şeklindedir.[108]

953- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Sa'd İbni Ubâde (Radıyallahu Anh) şöyle dedi: "Yâ Resûlellah! Bir adam karısı ile bir erkek bulsa, onu öldürür mü, bildirirmisiniz? Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Seyyidinizin ne söylediğine bakın... Buyurdu. "[109]

Seyyid sözünü kullanmanın yasaklığına dair sahih isnadla nakledilen hadise gelince:

954- Büreyde'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Münafık için Seyyid demeyin. Çünkü o seyyid olursa, Aziz ve Yüce olan Rabbinizi gazaba getirmiş olursunuz, buyurdu. "[110]

Derim ki: Bu hadislerin hükümleri şöyle toplanır: bir kimse fazilet ve hayır sahibi ise, falanca seyyiddir, ey efendim ve benzeri ifadeleri kullanmakta bir sakınca yoktur. Eğer adam fasıksa ve dininde gevşeklikle ve benzen hallerle biliniyorsa, ona Seyyid demek mekruhtur. Hükümlerin bu şekilde toplandığını İmam Ebu Süleyman El-Hattabî'nin Mealimu's-Sünne'sinden rivayet ettik.

Kölenin efendisine: "Rabbim = Efendim" demesi mekruhtur. Seyyidim, demesi uygundur. Dilerse mevlâm der. Efendinin de kölesine: Kulum ve cariyem, demesi mekruhtur. Fakat delikanlım, kızım ve oğlum diye hitab eder.

955- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi biriniz Rabbine yemek ver, Rabbine abdest ver, Rabbine su ver, demesin Seyyidime, mevlâma desin. Hiç biriniz: Kulum, cariyem demesin. Delikanlım, gencim ve oğlanım, desin."[111]

Müslim'in bir rivayeti de şöyle; "Sizden hiç biriniz Rabbim demesin; seyyidim ve mevlâm desin." Diğer bir rivayetinde: "Sizden biriniz asla kulum ve cariyem, demesin hepiniz kullarsınız. Köle de (efendisine) Rabbim, demesin. Seyyidim (ey efendim), desin." Onun bir rivayeti de şöyle:

"Hiç biriniz kulum ve emem (kadın kölem) asla demesin. Hepiniz Allah'ın kullarısınız ve bütün kadınlarınız da Allah'ın dişi kullarıdır. Fakat oğlanım, cariyem, delikanlım, kızım desin.

Derim ki: Tarif lamı ile El-Rabb, özel olarak ancak Allah Tealâ'ya söylenir. Amma izafetle Rabb kelimesi başka yerlerde kullanılır: Rabbu'l-mal = mal sahibi, Rabbu'd-dar -ev sahibi ve benzeri sözler söylenir.

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kaybolan deve hakkındaki şu sahih hadisi bundandır: "Sahibi ona kavuşuncaya kadar deveyi bırak."

Hazreti Ömer'in Buhârî'nin sahihinde şu sözü vardır: "(Kölesine demiştir ki,) az develere ve az koyunlara sahip olanı mer'adan faydalandır." Bunun benzeri hadislerde çoktur, meşhurdur. (Rabb kelimesi izafetle kullanılır.) Şeriat sahihlerinin Rab kelimesini böyle kullanmaları bilinen meşhur bir iştir. Âlimler şöyle demişlerdir:

Kölenin efendisine: Rabbim! diye hitab etmesi mekruhtur; çünkü bunun lâfzında Allah Tealâ'nın Rububiyetine bir ortaklık vardır. Amma hadiste geçen: "devenin Rabbi ve develerin Rabbi" sözü ve bunların manasını taşıyan ifadeler ise, bunlar mükellef olmayan (akıl sahibi olmayan) şeyler hakkında kullanılmışlardır. Bunlar ev mal gibidirler. (Rabbuddar dendiği gibi Rabbulğanem de denilir = Ev sahibi, koyun sahibi). Yusuf Aleyhisselâmın sözüne gelince:

"Rabbin (efendin) yanında beni hatırla" bunun iki cevabı vardır: Birincisi: Adama bildiği ve konuştuğu bir sözle hitab etmiştir. Bunu kullanmak zaruretten ileri gelmiştir. Nitekim Musa Aleyhisselâm Samirî'ye şöyle demişti: "İlâhına bak!"[112]

Sen İlâh edindiğine bak, demektir.

İkinci cevab: Bu, bizden öncekilerin şeriatıdır; bizim şeriatımızda bunun hilafı sabit olursa o bize şeriat olmaz. Bunda bir ihtilaf yoktur. Ancak usul âlimlerinin ihtilaf ettiği şudur:

Bizden öncekilerin şeriatine bizim şeriatımızda bir muhalefet ve bir muvafakat olmazsa, acaba o iş bize meşru olur mu, olmaz mı?

İmam Ebu Cafer El-Nehhas "Sına'atü'l-Küttâb" adlı kitabında şöyle demiştir: Yaratıklardan hiç kimse için El-Mevlâ sözünü kullanmanın uygun olmadığında âlimler arasında ihtilâf bilmiyoruz. Ben şöyle derim: Geçen bölümde anlatıldı ki, "Benim mevlâm" sözünü kullanmakta cevaz vardır. Ebû Cafer'in buradaki sözü ile bizim sözümüz arasında ayrılık yoktur. Çünkü Ebû Cafer tarif lamı ile olan El-Mevlâdan bahsetmiştir. (İnsanlara El-Mevlâ sözü ile caiz olmadığını ve bizim de kabul ettiğimiz1 şekli ifade etmiştir). Yine Ebû Cafer şöyle demiştir:

Fasık olmayanlara Seyyid denilir. Allah Tealâ'dan başkasına tarif lamı ile "El-Seyyid" denmez. Fakat geçerli kabul edilen tarif lamı ile "El-Mevlâ ve El-Seyyid" sözlerini insanlarda kullanmanın bir sakıncası olmamasıdır. Ancak anlattığımız şartlara bağlıdır ki, hitab edilenin ilim ve ahlâk sahibi faziletli kimse olması gerekir.


Rüzgara Sövmemek


"Rüzgar estiği zaman ne söylenir" bölümünde rüzgâra sövmenin yasak-lığına dair iki hadis daha önce anlatılmış ve izah edilmişti.


Sıtmaya Sövmek Mekruhtur


956- Câbir'den (Radıyalahu Anh) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Sâib'in yahut Ümmü Müseyyeb'in yanına varıp sordu:

— Neyin var, ey Ümmü Sâib yahut Ümmü Müseyyeb, titreyip duruyorsun? (Hasta kadın) cevap verdi:

— Sıtma! Allah ona hayır vermesin. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v):

Sıtmaya kötü söyleme (sövme); çünkü körük demirin paslarını döküp giderdiği gibi, sıtma da Âdemoğullarımn günahlarını giderir."[113]



Horoza Sövmek Yasaktır

957- Sahih bir isnadla Zeyd İbni Halid El-Cüheni'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Horoza sövmeyin; çünkü o namaz için uyandırır. "[114]


Cahilîyet Sözleri İle Duâ Etmemek Ve Onların Sözlerini Kullanmayı Kötülemek


958- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"(Ölü arkasından ağlayıp da) yanaklara vuran, yakalan yırtan ve ca-hiliyet duası ile duâ eden kimse bizden değildir. "[115]

Muharrem ayına Safer adını vermek (ve cahiliyet devrinde olduğu gibi ona birinci Safer demek) mekruhtur. Çünkü bu cahiliyet âdetlerindendir.

Kâfir olarak ölen kimse için mağfiret dilemek ve benzeri duâ yapmak haramdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Müşriklerin Cehennem'lik oldukları belli olduktan sonra -bunlar akraba bile olsalar- onlar için peygamberin ve iman edenlerin mağfiret dilemeleri olmaz"[116]


Cevaz Veren Şer'î Bir Sebeb Olmadan Müslümana Sövmenin Haramlığı


959- Sahih'lerinde İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Müslümana sövmek fâsıkhktır."[117]

960- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) sahih olarak rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sövüşen iki şahıs söyledikleri söz üzere sorumludurlar: Suç onlardan ilk söze başlayanındır; haksızlığa uğrayan aşın gitmedikçe..."[118]

İnsanların âdetinin kötü sözler olarak kullanılan kelimelerden bir kısmı şunlardır: Ey himar, ey teke, ey kelb ve benzerleri... Bunlar iki yönden çirkindir: Bunlardan biri, sözün yalan olmasıdır. Diğeri de eziyet vermektir. Fakat "ey zâlim ve benzeri olan" sözü buna muhalif bir ifadedir. Çünkü nefsine ve başkasına zâlim olmayan azdır ve çekişmelerde çok kullanıldığı için buna müsamaha gösterilir.

Nehhas şöyle demiştir: Âlimlerden biri şöyle söylemeyi mekruh görmüştür: Benimle hiç bir mahluk yoktu; ancak Allah vardı.

Derim ki, bunun mekruh olmasının sebebi şudur: Yaratıklardan Allah istisna edilmiş oluyor ki, bu muhaldir. Allah Tealâ'mn şu "Allah sizinle beraberdir"[119] Sözüne uygun olarak: Benimle beraber kimse yoktu; lâkin Allah benimle idi, söylenmelidir. Bunun yanında şöyle demek de uygundur: Allah'dan başka benimle hiç kimse yoktu.

Yine demiştir ki, Ailah'm ismi üzere otur, demek mekruhtur. Allah'ın ismini anarak otur, demelidir.

Nehhas, selef âlimlerinin birinden nakletmiştir ki, oruçlu kimsenin: Benim ağzıma vurulan bu mühür hakkı için, demesi mekruhtur. Mekruh bir söz olduğuna delil de, kâfirlerin ağızlarına mühür vurulduğu gösterilmiştir. Bu delil sağlam değildir. Çünkü Allah Sübhânehû ve Tealâ Hazretlerinden başkası adına yemin yapılmıştır. Söylediğimiz sebebden dolayı bunun mekruh olduğuna dair yasaklık İnşa Allah yakında gelecektir. Bir de sebeb olmaksızın oruçlu olduğunu açığa vurmak vardır ki, bu da doğru değildir. Allah en iyisini bilendir.

İmrân İbnu'l-Husayn'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Cahiliyet devrinde biz: Sevdiğinle Allah sana göz aydınlığı versin ve sabahın hoş olsun, derdik. İslâm gelince bunları söylemekten yasaklandık. "[120]

Abdürrezzak demiştir ki, Ma'mer şöyle dedi: İnsanın, Sevdiğinle Allah sana göz aydınlığı versin, demesi mekruhtur. Şöyle demekte bir sakınca yoktur: Allah sana göz aydınlığı versin.

Derim ki, Ebû Dâvud Katâde'den ve başkasından bunu bu şekilde rivayet etmiştir. Bu hadisin benzerini ilim sahibleri sahih kabul edip onunla hüküm vermezler. Çünkü Katâde sağlam ravi olmakla beraber ondan başkasının hali bilinmemektedir. Rivayetin meçhul kimseden olma ihtimali vardır. Onun için meçhulden şer'i bir hüküm sabit olmaz. Bununla beraber sahih olma ihtimalini taşıdığı için bu lâfzı kullanmaktan kaçınmak ihtiyattır.-Bazı âlimler de meçhulden rivayeti delil kabul ederler. En iyisini Alllah bilir.


İki Kişinin Bir Şahıs Yanında Fısıldaşmalarının Yaşarlığı


961- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Üç kişi olduğunuz zaman, iki kişi diğerinin yanında gizli konuşmasın; tâ ki insanlarla karışırlar. Çünkü bu hareket o kimseyi üzer.”[121]

962- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üç ki-şi oldukları zaman, bir kişi yanında iki kişi fısıldaşmasınlar."[122]

Bu hadisi Ebû Davud'un Sünen'inde rivayet etti. O şunu ilâvet etmiştir. İbni Ömer'den anlatan Ebu Salih demiştir ki, ben İbni Ömer'e sordum: Dört kişi olsalar (da mı iki kişinin fısıldaşmasi yasaktır)? Bu, sana zarar vermez, dedi.


Kadının Kocasına Yahut Başkasına Başka BirKadının Beden Güzelliğini Anlatmasının
Yaşarlığı Ancak Evlenmek Gibi Meşru Bir Sebeb Olursa Anlatabileceği


963- Sahih'Ierde İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadın kadınla çok yakınlaşmada bulunup, onu kocası görüyormuş gibi halini kocasına anlatmasın.[123]

Evlenen kimseye oğullar ve güzel yaşam dileğinde bulunmak mekruh olur. Ancak Nikâh Bölümünde anlattığımız gibi; "Allah sana bereket versin" ve "sana mübarek kılsın", denilir.

NEHHAS, EBÛ BEKİR Muhammed İbni Yahya'dan rivayet etmiştir. Ebû Bekir Âlimlerin.ve ediblerin bilginlerindendi. O şöyle demiştir: Kızgınlık halinde bir kimseye: Allah Tealâ'yı hatırla! demek, mekruhtur; çünkü o hal içinde kızgınlık onu küfre götürme korkusu vardır. Yine ona: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Salât getir, denmez. Yine inkârından korkulur.

İnsanların çoğunun âdet edindiği kötü sözlerin en çirkininden biri de günah işleme korkusundan Allah adına yeminden kaçarak yahut Allah Tealâ'ya ta'zim ederek ve yeminden korunarak söz söylemesi ve şöyle de-mesidir: Allah biliyor, böyle olmamıştır yahut Allah biliyor, böyle olmuştur gibi sözler. Bu ifadelerde tehlike vardır. Eğer sözü konuşan adam, kesin olarak işin dediği gibi olduğuna inanmış ise, bunda bir sakınca yoktur.

Eğer söylediği işin gerçek olup olmadığı üzerinde şübheli ise, o zaman en çirkin bir iş olmuştur. Çünkü Allah'a yalan isnadına kalkışmıştır. İş dediğim gibidir, Allah biliyor demekle, kesin olarak bilmediği şeyi Allah'a havale ederek kendini doğruluk sahibi göstermiş oluyor. Bu sözde bundan daha çirkin bir incelik vardır. O da şudur: Allah Tealâ'nın ilim sıfatına, gerçek olmayan bir şeyi isnad etmektir ki, söz yalan olarak gerçekleşme halinde küfür olur. Onun için bu gibi sözlerden insanın kaçınması uygundur.


Duâ Etme Adabı ve İsteme Şekli:


Duâ ederken Allah'ım dilersen yahut istersen beni bağışla demek mekruhtur. Allah'dan kesinlikle istenir.

964- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hiç biriniz: Allah'ım! Dilersen beni bağışla, Allah'ım! Dilersen bana merhamet et, demesin. Kesinlikle istesin; çünkü Allah'ı zorlayıcı bir güç yoktur." Müslim'in bir rivayeti şöyledir: "..Ancak kesinlikle istesin ve büyük rağbet göstersin. Çünkü verdiği şeyde Allah'a karşı büyüklenecek hiç bir şey yoktur.”[124]

965- Enes'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah SallallaTıu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden biriniz duâ ettiği zaman kesinlikle istesin, Allah'ım dilersen bana ver, demesin; çünkü O'nu bir zorlayıcı yoktur."[125]

Allah'ın isimlerinden ve sıfatlarından başkası ile yemin etmek mekruhtur. Bunlar arasında Peygamber'in Kabe'nin meleklerin, emanetin, hayatın, ruhun ve bunlardan başka sözlerin kullanılması eşittir. Bunlar içinde kerahet bakımından en şiddetlisi Emanet sözü ile yemindir.

966- İbni Ömer'den (Radıyailahu Anhüma) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Allah babalarınızla yemin etmekten (babam hakkı için demekten) sizi yasaklıyor. Yemin edecek kimse, Allah adına yemin etsin (Vallahi desin), yahut sussun." Buhârî'nin bir rivayeti de şöyledir: "Yemin edecek kimse, yalnız Allah adına yemin etsin, yahut sükut etsin."[126]

Emanet sözü ile yemin etmenin çok şiddetli bir şekilde yasak olduğuna dair rivayette bulunduk.

967- Büreyde'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir-ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; "Emanet sözü ile yemin eden (emanet hakkı için deyen) bizden değildir."[127]


Alış-Veriş Ve Benzeri İşlerde Doğru Söylese Bile Çok Yemin Etmenin Mekruhluğu:


968- Ebû Katâde'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Alışverişte çok yemin etmekten sakınınız; çünkü yemin geçerli kılar sonra mahveder. "[128]

Gök kuşağına "Kavs-i Kuzah" demek mekruhtur.

969- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Gök kuşağına) Kavs-i Kuzah demeyiniz. Çünkü kuzah, Şeytandır. Fakat Aziz ve Yüce Allah'ın (Yaratmış olduğu) kuşağı deyiniz. O arz ehli için bir güvencedir. "[129]


Günahın İfşa Edilmemesi:


İnsan bir günah yahut benzeri bir iş yaptığı zaman onu başkasına bildirmesinde kerahet vardır. Uygun olan Allah'a tevbe etmek ve derhal o işi terk etmektir, yaptığına pişman olmak ve asla o iş benzerini bir daha yapmamaya kararlı olmaktır. Bu üç şart tevbenin rükünleridir. Ancak bunların toplanması ile tevbe sahih olur.

Eğer yaptığı günahtan kurtulmak veya bir daha ona düşmemek niyeti ile insan hocasına veya büyüğüne işlediği günahı bildirirse, bunda bir sakınca yoktur. Hataya düşme sebeblerini öğrenebilir ve kurtulması için duâ isteyebilir. Bunu yapmak güzeldir. Ancak bu maksadlar bulunmadığı zaman anlatmak mekruh olur.

970- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Ümmetimin hepsi bağışlanmıştır; ancak günahlarını açığa vuranlar bundan müstesnadır.

Adam geceleyin (günah olan) bir iş yapar sonra sabahlar. Allah Tealâ onun günahını örtmüş iken, o (başkasına) anlatır: Ey falanca, ben dün şu günahları işledim. Halbuki Allah onun günahını örtmüş olarak gece-lemişti. O ise, Allah'ın örtüsünü açarak sabahlamış oluyor. "[130]

İyiliği emreder ve kötülükten alıkor bir. öğüt bulunmayarak mükellef bir insanın iş ve düzenlerini bozacak şekilde başkasının kölesine, hanımına, oğluna, hizmetçisine ve bunlardan başkalarına söz söylemesi haramdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"İyilik ve takva üzerinde yardımlasın. Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın."[131]

"İnsan bir söz konuşmaz ki, yanında bir gözetleyip yazan (melek) hazır bulunmasın."[132]

971- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kişinin zevcesini yahut kölesini aldatan (aleyhine çeviren) bizden değildir."[133]

Allah'a itaat yolunda çıkarılıp harcanan mal için şöyle demek uygundur: İnfak ettim ve teberru ettim gibi.. Haccımda bin infak ettim, savaşımda iki bin infak ettim, ziyafetimde misafirlerime şu kadar infak ettim, Çocuklarımın sünnetinde, nikâhında ve benzer işlerinde, der. Halk sınıfından çok kimselerin söylediği gibi şu sözler söylemez: Ziyafetimde borçlandım, haccımda ziyan ettim, yolculuğumda kaybettim. Sonuç olarak infak ve benzeri sözler, hayır ve taat üzere harcamalarda kullanılır. Kaybettim, ziyan ettim, harcama yaptım ve benzen sözler hoş olmayan ve günah sayılan işlerdeki harcamalarda kullanılır, ibâdet sayılan harcamalarda kullanılmaz.


Namazda İmamın Okuduklarını Tekrarlamamak:


İmam namazda "yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz" mealindeki ayeti okuduğu zaman, birçoklarının yaptığı gibi bu ayeti aynen tekrarlamaları da yasaklanan şeylerdendir. Bunu yapmamak ve bundan sakındırmak gerekir. Âlimlerimizden "Beyan" sahibi şöyle demiştir: Bu şekilde hareket namazı bozar; ancak tekrarı ile Kur'an-ı okumayı kasdederse bozulmaz. Bu hüküm her ne kadar sağlam değilse de, o böyle söylememiştir. Doğrusu buna uyulmaz. Onu yapmaktan sakınmak lâzım. Çünkü bunu yapmak mekruhtur. Allah en iyi bilendir.


Alış-Verişte Yasaklanan Sözler:


Satmak yahut satın almak ve benzeri işlemlerde halk tabakasının ve emsallerinin alınan vergi ve harçlarda kullandıkları şu sözler de şiddetle yasaklanan ve sakındınlması gereken şeylerdir. İnsanlar verilecek harç ve vergiler için şöyle söylerler: "Bu, Sultan'ın hakkıdır yahut Sultan'ın hakkını ödemek senin üzerine olsun gibi, hak ve vecibe manalarını kapsayan bu gibi sözler... Bunlar en kötü bid'atlardan ve hoş olmayan çirkin sözlerdendir. Öyle ki, âlimlerden biri: Bunlara "Hak" diyen kâfirdir, İslâm dininden çıkmıştır demiştir; Doğrusu bunu söyleyen kâfir olmaz; ancak, zulüm olduğunu bildiği halde onun hak olduğuna inanmışsa kâfir olur. Doğru olan şöyle demektir: Sultanın vergisi yahut harcı yahut bunların benzeri sözleri... Başarı Allah'dandır.


Allah Tealâ'nın Zatından Cennet'den Başkasını İstemenin Mekruhluğu:


972- Câbir'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû-lüllah Saüallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Allah'ın zatından ancak cennet istenir."[134]


Allah Tealâ'nın Adını Kullanarak Ve O'ndan Merhamet İsteyerek Dilenen Kimseye Vermemenin Mekruhluğu:


973- Sahih isnadlarla İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'a sığınırsa, siz onu koruyun. Kim Allah adım kullanarak isterse, ona verin. Sizi kim çağırır (davet) ederse, ona icabet ediniz. Size bir iyilik yapana karşılık veriniz. Eğer ona verecek bir mükâfat bulamıyorsanız ona duâ ediniz tâ ki ona karşılıkta bulunduğunuzu anlarsınız."[135]

Allah senin ömrünü uzatsın, demek, meşhur olan kavle göre mekruhtur. Ebu Cafer El-Nehhas, Sinaatü'I-Küttâb" adlı kitabında demiştir ki, bazı âlimler, "Allah senin ömrünü uzatsın" sözünü kullanmayı mekruh görmüşler, bazıları da buna ruhsat vermişlerdir.

İsmail İbni İshak şöyle demiştir: Yazışmalarda ilk önce "Allah ömrünü uzatsın" ifadesini kullanan Zındıklardır.

Allah kendisinden razı olsun. Hammad İbni Seleme'den rivayet edilmiştir; Müslümanların yazışmaları şöyle idi: Falancadan falana. Amma bundan sonra sana selâm ederim. Ben, kendisinden başka İlâh olmayan Allah'a hamd ederim. Muhammed'e ve onun ailesine Allah salât (rahmet) etsin. Daha sonra Zındıklar, başlangıcı" Allah ömrünü uzatsın" sözünü yazışmalarında ortaya çıkardılar.

Sahih ve muteber olan görüşe göre insanın başkasına: Anam ve babam sana feda olsun, yahut Allah beni sana feda kılsın, demesi mekruh değildir. Sahihayn ve başka kitablarda olan meşhur hadisler bunun caiz olduğu üzerinde birbirlerini takviye etmektedir. Ana-babanın müslüman yahut kâfir olmaları bu hususta fark etmez. Alimlerden bazısı, ana-baba müslüman iseler, bunu söylemeyi mekruh görmüşlerdir.

El-Nehhas şöyle demiştir: Mâlik İbni Enes, "Allah beni sana feda kılsın "sözünü mekruh kabul etmiştir. Bazısı da caiz görmüştür.

EI-Kadı İyad şöyle demiştir: Âlimlerin çoğunluğu bunun cevazını kabul etmiştir; feda edilen ister müslüman olsun, ister kâfir olsun.

Ben derim ki: Bunun cevazına dair pek çok sahih hadisler nakledilmiştir. Müslim'in şerhinde bunların bir kısmına ben işaret ettim.


Hakaret Sureti İle Başkasının Sözünü Çürütmenin, Münakaşa Yapmanın Ve Davalaşmanın Da Kötü Sözlerden Olduğu:


İmam Ebu Hamid El-Gazalî şöyle demiştir: "El-mirâu", başkası üzerine üstün olduğunu göstermek ve muhatabını tahkir etmek maksadı ile onun sözlerindeki bozuklukları ortaya çıkarıp ona saldırmak demektir. "Cidal" da, karşılıklı deliller getirerek insanların görüşlerini savunması ve isbata çalışmasıdır. "Husûmet" ise, mal yahut başka bir menfaattan kasd ettiği şeyi elde etmek için sözde ısrar etmektir. Bazan Husûmet ilk söze başlamakla da olur, itiraz ile de olur. "El-Mirâ" ise, ancak itiraz şekli ile olur. Gazalî'nin sözü bundan ibarettir.

Bil ki, mücadele bazan hakkı ortaya çıkarmak için olur, bazan da bâtıl için olur. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Kitab ehli ile en güzel bir şekilde mücadele edin "[136]

"Onlarla en güzel bir şekilde mücadele et."[137]

"Allah'ın âyetleri hakkında ancak kâfirler mücadele ederler."[138]

Eğer mücadele hak üzerinde durmak ve onu yerleştirmek için olursa iyidir. Eğer hakkın karşısına çıkmak için yahut bilgi sahibi olmaksızın cidal yapılırsa kötü olur. İşte açıklanan bu esas üzere deliller gelmiş, zem ve mubah tarafları ortaya çıkmıştır. Mücadele ve cidal aynı anlamdadır." Tehzibu'I-Esmâ ve vellügat" kitabında bunu uzunboylu anlattım.

Âlimlerden biri şöyle demiştir: Dini daha ziyade gideren, mürüvveti daha çok azaltan, lezzeti daha çok yok eden, kalbi daha çok meşgul eden şey olarak husumetten başkasını görmedim.

Eğer dersen ki, hakkı elde etmek için insanın husumet yapması gereklidir. Bunun cevabı İmam Gazali'nin verdiği cevabdır: Şiddetle kötülenen muhaseme, batıl uğruna yahut bilgi sahibi olmaksızın yapılan husumettir. Kadının (hakimin) vekili gibi. Çünkü hakkın hangi tarafta olduğunu bilmeden ve bilgi sahibi olmadan muhaseme yapar ve kötülenen husumet içine düşer. Yine hakkını arayipda, hakkının rhiktarı üzerinde durmayan ve eziyet vermek için, hasmına üstünlük kurmak için yalan ve ısrarda bulunan kimsenin durumu da bu kötülenen kısma girer. Yine hakkını elde etmek için bir ihtiyaç olmaksızın husumetine eziyet verici sözler karıştıran da böyledir. Yine hasmını kırmak ve ezmek için sırf inad yaparak husumete kalkışan da böyledir. İşte bu kötü olan şeydir.

Amma eziyet ve inad kasdi olmaksızın, ihtiyaç üstü ısrar ve direnme ve taşkınlık olmaksızın şeriat yolu ile davasını kurtarmaya çalışan mazlumun yaptığı iş haram değildir. Ancak evlâ olan bulduğu çıkış yolu üzere husumeti bırakmaktır. Çünkü husumet halinde dili bir ölçü üzerinde tutmak mümkün değildir. Husumet kalbleri kışkırtır ve kini galeyana getirir. Kin taşınca hasımlar arasında kıskançlık ve çekememezlik olur. Böylece her biri diğerinin kötülüğünden sevinç duyar. Sevinmesinden üzülür ve şerefine dil uzatmaya başlar. İşte husumet yapan bu felâketlere saplanır. Zararlarından biri de, kalbin meşgul olmasıdır. Öyle ki, namaz içinde olduğu halde kalbi husumete ve delil bulmaya bağlı kalır. Böylece istikamet üzere bulunmaz. Husumet kötülüğün başıdır. Cidal ve Mira da böyledir. Mecburi bir zaruret olmadıkça, insan kendine husumet kapısı açmamalıdır. Husumet esnasında da, kalbini ve dilini husumet afetlerinden korumalıdır.

974- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Devamlı olarak davacı olman günah olarak sana yeter."[139]

Hazreti Ali'nin (Radıyallahu Anh) şöyle dediği nakledilmiştir: Husumetlerde tehlikeler vardır.

Lâfazanlık yaparak sözü derinleştirmek, ölçülü ve kafiyeli konuşmaya özenmek, yaldızlı sözlerle güzel konuşmalar yapanlara benzemeye çalı: mak mekruh olur. Bunların hepsi sevilmeyen zorlamalardır. Ses uyum için uğraşmak, irabın inceliklerini aramak ve yabancı kelime kullanma! halk tabakasına hitabette yine iyi olmayan davranışlardır. Muhatabın açı bir şekilde anlayabileceği bir sözle ona hitab etmeyi kasdetmek uygur dur. Dinleyiciye ağırlık vermemelidir.

975- Abdullah İnbi Amr tbni'I-As'dan (Radıyallahu Anhüma) yapıla rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştu] "Sığır dilini doladığı gibi, erkeklerden dilini evirip çeviren konuşmacıy Allah buğzeder."[140]

976- İbni Mes'ud'dan (RadıyaHahu Anh) rivayetde Peygamber Salla lahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Aşırı gidenler helak olmu; tur." Peygamber bunu üç kez tekrarlamıştır.[141]

977- Câbir'den (Radıyallahu Anh) rivayete göre Resûlüllah Sallallah Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü bana en sevimli v meclis bakımından bana en yakın olanınız, ahlâk bakımından en güzel olanlarınızdır. Kıyamet günü bana en çok sevilmeyeniniz ve benden e: çok uzak olanınız, gevezelik yapanlar, sözü uzatıp dolaştıranlar ve büyüklük taslayanlardır.Dediler ki, yâ Resülellah! "Sarsarun" "Müteşaddikun" kimler olduğunu bildik.Mütefeykihûn kimlerdir?Resûlüllah(s.a.v): Onlar büyüklük taslayanlardır, buyurdu.[142]

Bil ki, vaazlarda ve hutbelerde aşırılık ve gariplik olmazsa, güzel sö söylemek kötülenen konuşmalara girmez. Çünkü bunlarda maksad kalb leri Allah'a itaat etmeye yöneltmektir. Bu hususta güzel sözün açık bi tesiri vardır.

Yatsı namazını kılan bir kimsenin bu vaktin dışında (boşuna zaman kay bina sebebiyet verdiği için) mubah (yasak olmayan) söz konuşması mek ruhtur. Mubah, bir işin yapılması ve yapılmamasının eş değerde olması na denilir. Diğer yakıtlarda haram yahut mekruh olan konuşmalar bu vaki içinde daha şiddetli bir haram yahut mekruh olur. İlim müzakeresi, iy kimselerin durumlarının ve ahlâk güzelliklernin anlatılması, müsafirle ko nuşulması gibi hayırlı işler mekruh değildir; daha doğrusu müstahabdır

Sahih olan hadisler bunu kuvvetlendirmektedir. Yine bir özür geçici haller sebebi İle yapılan konuşmalarda da bir sakınca yoktur. Bütün bu anlattıklarımla ilgili hadisler meşhurdur, ben özet olarak bir kısmını göstereceğim ve çoklarına da işaret edeceğim:

978- Ebû Berze'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatsıdan önce uyumayı ve yatsıdan sonra da konuşmayı hoş görmezdi.[143]

Önceden anlattığınız işler için konuşmaya engel olmadığına dair hadisler çoktur. Onlardan bir kısmı:

979- İbni Ömer'in (Radıyallahu Anhüma) Sahîhayn'da şu hadisi vardır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatının sonunda yatsı namazını kıldı. Selâm verince: Bu gecenizi size bildireyim mi? (Bu geceyi unutmayın). Bugün yeryüzünde olanlardan hiç kimse yüz senenin başında bakî kalmayacaktır, buyurdu."[144]

980- Ebû Musa El-Eş'arî'nîn (Radıyallahu Anh) hadisi de bunlardandır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece yarısı oluncaya kadar namazı geciktirdi. Sonra ResûlüIIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp insanlara namaz kıldırdı. Namazı tamamlayınca yanındakilere şöyle dedi: Olduğunuz gibi kalın, size öğreteyim. Şuna sevinin ki, şu saatte sizden başka insanlardan hiç kimsenin namaz kılmayışı, Allah'ın üzerinize olan nimetlerindendir." Yahut şöyle dedi: "Şu saatte sizden başkası namaz kilmamıştır."[145]

981- Enes'in (Radıyallahu Anh) hadisi de bunlardandır: "Ashabı Kiram (namaz için) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beklediler. Sonra gecenin yansına yakın bir zamanda onlara gelip kendilerine namaz kıldırdı, yatsı namazını onlara kıldırdı. Sonra bize konuşma yapıp: Dikkat edin! İnsanlar namaz kıldılar sonra uyudular. Siz namaz kılmayı beklediğiniz müddet namazda bulundunuz, buyurdu."[146]

982- İbni Abbas'm (Radıyallahu Anhüma) teyzesi Meymune'de kaldığı gece anlattığı hadis de bunlardandır. Şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatsı namazını kıldı. Sonra eve girip ailesi ile konuştu. Çocukcağız uyudu, sözünü söyledi. "[147]

Abdurrahman İbni Ebi Bekir'in (Radıyallahu Anhüma) müsafirleri olayı ile ilgili hadisi de bunlardandır. Yatsı namazını kılmcaya kadar saklanmış sonra gelip onlarla konuşmuştur. Karısı ile ve oğlu ile konuşmuş ve konuşmaları da tekerrür etmişti. Bu iki hadis Sahihayn'da vardır. Bunun benzerleri çoktur ve toplanmaları zordur. Bizim anlattıklarımız fazlası ile yeterlidir.

Sahih ve Meşhur hadislerden doiayı yatsıya "Ateme" ve akşama da "Işa' (yatsı)" demek mekruhtur.

983- Abdullah İbni Muğaffel El-Müzenî'den yapılan rivayetde demiştir ki, ResûlüIIah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurmuştur: "Akşam namazının ismini İşa' olarak kullanmayınız."[148]

Yatsıya "Ateme" adı verilmesine dair hadisler ise: "Eğer insanlar sabah ve ateme (yatsı) namazlanndaki fazileti bilselerdi, bunlara emekliye-rek olsa bile gelirlerdi." Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem burada yatsı namazı yerine "Ateme" sözünü kullanmasının sebebi iki şekilde izah edilir: Birincisi: Aslında yasak haram için olmayıp tenzihen olduğundan bir açıklama mahiyetinde yatsı (işa) yerinde Ateme sözü kullanılmıştır.

İkincisi: Eğer yatsı namazı İşa ile adlandırılırsa, akşam namazı ile karıştırılma gibi bir anlam olur korkusundan dolayıdır.

Sahih olan mezhebe göre sabah vaktine "ğedat" adını vermekte bir kerahet yoktur. Ğedat sözünü kullanmaya dair sahih hadisler çoktur. Alimlerimizden bazıları da bunun mekruh olduğunu anlatmışlardır; bu bir önem taşımaz. Akşam ve yatsı namazlarının her ikisine "îşaeyn" demekte bir sakınca yoktur. Yatsıya "İşa-il'âhireti" demekte de bir beis yoktur. El Esmaîdden nakledilen: EI-İşa'ul-Ahiretü denmez sözü, açık bir yanlışlıktır.

984- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu Müslim'in Sahih'inde sabit olmuştur: "Hangi kadın koku sürünürse İşa-i ahire (yatsı) namazında bulunmasın." Sahihayn'da ve bunlardan başka kitab-larda sahabelerden bu tür sözler sabit olmuştur. İşa-i âhire sözü kullanılmıştır. Ben Tezhibu'I-Esma ve'1-Lüğat kitabında bunları delilleri ile beraber açıkladım. Başarı Allah'dandır.

Sırrı açıklayıp yaymak da yasaklanan şeylerdendir. Bu konuda hadisler çoktur. Eğer bunda zarar ve eziyet vermek varsa haramdır.

985- Câbir'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Adam (senin yanında) bir söz konuşur da sonra giderse, o söz emanettir. "[149]


İnsanı İlgilendirmeyen İşlere Karışmaması:


Bir gerek olmaksızın adama karısını neden dolayı dövdüğünün sorulması mekruhtur. Bir ihtiyaç olmadığı hallerde sükut etmenin gereğine dair bu kitabın başında "Dili Korumak" bölümünde sahih hadisler rivayet etmiştik.ŞuSahih hadisi de anlatmıştık:"Kendine gereği olmayan şeyleri insanın terk etmesi, onun müslümanlığının güzelliğindendir."

986- Ömer Îbni'l-Hattab'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Karısını neden âövâüğü kişiye sorulmaz."[150]


Şiir Söylemek:


Şiire gelince, biz Ebu Ya'lâ El-Mevsılf nin Müsned'inde güzel bir is-nadla rivayet ettik:

987- Hazreti Aişe'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şiirden soruldu. O şöyle buyurdu:

"O (şiir) bir sözdür. Güzeli güzeldir; çirkini de çirkindir."

Âlimler şöyle demiştir: Şiir, ölçü ve kafiyesi olmayan söz (nesir) gibidir. Fakat sadece ona bağlanmak ve onunla uğraşmak iyi değildir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şiir dinlediğine dair sahih hadisler sabit olmuştur. Hassan İbni Sabit'e de kâfirleri (şiirleri ile) hicvetmesini emretmiştir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu da sabit olmuştur: "Şiirlerin bazısında hikmet vardır." Şöyle buyurduğu da sabittir: "Sizden birinizin karnı şiir dolmaktansa, irin dolması daha hayırlıdır." Bütün bunlar anlattığımız şekil üzere değerlendirilir.

Çirkin ve kötü sözler de yasaklanan şeylerdendir. Bu hususta sahih hadisler çoktur, maruftur. Fahiş kelâmın manası, çirkin olan işleri açık sözlerle ifade etmektir. İş sahih olsa ve konuşmacı da doğru konuşsa hüküm aynıdır. Cinsel ve benzeri sövüşmelerde bu sözler çok kullanılır. Bazı ifa-delendirilmesi icab eden çirkin şeyleri, maksad anlaşılacak bir şekilde güzel kinaye tabirler kullanarak ifade etmek uygun olur. Kur'an ve sahih olan mükerrem hadisler böyle ifadelerle gelmiştir, Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Oruç gecesine hanımlarınızla münasebet size helâl kılınmıştır."[151]

"(Hanımlarınıza verdiğiniz malı geriye) nasıl alırsınız ki, birbirinizle münasebet kurmuşsunuz?"[152]

"Hanımlarınıza dokunmadan önce onları boşadmızsa,"[153] Bu konuda âyetler ve sahih hadisler çoktur.

Âlimler şöyle demiştir: Bu konuda ve buna benzer isimlerini açık olarak söylemekten utanılan yerlerde, anlaşılır kinaye sözler kullanmak uygundur. İfda, duhul, muaşeret, vika' ve bunların benzeri kelimeler kullanılarak hanımla cinsî ilişki kasd edilir. Yine küçük ve büyük abdestler için de, kazâ-ı hacet, helaya çıkmak ifadeleri kullanılır. Büyük ve küçük pislikler ve benzeri sözler açıkça söylenmez. Kusur ve ayıp şeylerin anılması da böyledir. Bunlar da maksad anlaşılacak bir şekilde güzel sözlerle ifadelendirilir. Örnek olarak verdiklerimize diğer işler de ilâve edilir.

Bil ki, bütün bu anlattıklarımız, açık olarak isimlerinin söylenmesinde bir zaruret olmadığı zaman içindir. Fakat açıklanmada bir maksad ve bir şeyi öğretmek varsa yahut muhatab işin aksini anlayacak korkusu olursa, gerçek mana anlaşılsın diye işin adı söylenerek gerçek mana açıklanmış olur. Hadisi şeriflerde geçen açık ifadeler, işte bu maksad üzere gelmişlerdir. Anlattığımız gibi bir ihtiyaç üzerine kullanıldığı yorumu yapılır. Çünkü anlatma işini gerçekleştirmek, sadece edebi gözetmekten daha iyidir. Başarı Allah'dandır.

988- Abdullah İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlülah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: "Mü'-min (neseblere) çok sövücü değildir, çok lanet okuyan değildir, kötü konuşan değildir, çirkin söyleyen değildir."[154]

989- Enes'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kötü söz kimde bulunursa, onu çirkinleştirir. Haya da kimde olursa, onu güzelleştirir."[155]


Ana-babayı Azarlamanın Haramlığı:


Ana-babayı ve bunlara denk olanları azarlamak ağır bir şekilde haramdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Rabbin kesinlikle emretmiştir ki, yalnız kendisine ibâdet ediniz. Anaya-babaya da iyilik ediniz. Onlardan biri yahut ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişirse, onlara öf deme, onları azarlama. Onlara iyi söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanatını indir ve şöyle söyle: Rabbim, beni küçük halimde büyüttükleri gibi, bunlara merhamet et."[156]

990- Abdullah İbni Amr Îbni'l-As'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre, Resüllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

Kişinin ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır. Dediler ki: Ey Allah'ın Resulü! Adam hiç ana-babasma söver mi?

Evet, buyurdu. Kişi adamın babasına söver, o da (şovenin) babasına söver. Kişi adamın anasına söver adam da (şovenin) anasına söver."[157]

991- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Nikâhım altında bir kadın vardı. Onu seviyordum. (Babam) Ömer ondan hoşlanmıyordu. Bana: onu boşa, dedi. Ben boşama işinden kaçındım. Ömer (Radıyallahu Anh) Peygambere gelip bunu ona anlattı. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bana) şöyle dedi: O hanımı boşa.”[158] :



Yalanın Yasak Oluşu Ve Kısımlarının Açıklanması


Münafıklığın Alâmetleri:


Genel anlamda yalan söylemenin haram olduğuna dair Kur'andan ve Sünnetten deliller birbirlerini kuvvetlendirmektedir. Yalan, günahların çirkinlerinden ve ayıpların kötülerindendir. Birbirini güçlendiren deliller yanında ümmetin icmaı da yalanın haram olduğu üzerinde kararlaşmıştır. Bu delilleri ayrı ayrı saymaya gerek yoktur. Önemli olan yalan sözlerden istisna edilenleri açıklamak ve inceliklerine işaret etmektir. Sıhhatında ittifak edilen hadîs, yalandan, tiksindirmeye yeterlidir. O hadis de, Buhârî ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet ettiğimizdir. O demiştir ki Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Münâfıkın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler. Söz verdiği zaman cayar. Kendisine güvenildiği zaman hıyanet eder."

992- Abdullah İbni Amr İbni-1-As'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde de bunlardan bir huy bulunursa, onu terk edinceye kadar, onda nifaktan bir huy bulunur: Kendisine güvenildiği zaman hiyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Sözleşme yapınca bozar. Davalaştiğı zaman taşkınlık yapar." Müslim'in rivayetinde şöyledir: "Güvenildiği zaman hıyanetlik-eder," yerine "Söz verdiği zaman cayar" şeklindedir."[159]


Yalan Söylemenin Caiz Olduğu Yerler:


Ümmü Külsünı'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, o Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu dinlemiştir:

"(Birbirine dargın olan) insanların arasını düzeltmek için hayır taşıyan yahut yararlı söz söyleyen yalancı değildir." Bu kadarlık ifade Sahihayn'da mevcuttur. Müslim bir rivayetinde de şunu ilâve etmiştir: "Ümmü Kül-süm demiştir ki, insanların konuştukları sözlerden üç şeyden başkasına izin verdiğini (peygamberden) duymadım: Savaşta, inşaların arasını düzeltmekte, erkeğin karısına ve kadını, kocasına söylemesinde (yalan olur; hayra kavuşmak maksadı ile),"[160] Bir hayır maksadı ile bazı yalan konuşmaların mubah olduğunu açıklayan bir hadistir bu. Âlimler mubah olan yalan sözleri tesbit etmişlerdir.


İmam Ebu Hamid El-Gazali'ye Göre Mubah Olan Yalan Sözler:


Söz maksadlara ulaştıran bir yoldur. Her iyi maksada doğru ve yalanın her biri ile ulaşmak mümkündür. Bu halde bir ihtiyaç olmadığı takdirde yalan söylemek haramdır; çünkü doğrulukla maksadı elde etmek mümkündür. Eğer doğru konuşmakla iyi bir maksada kavuşmak mümkün olmaz da, ancak yalanla elde edilebilirse, burada yalan mubahtır; eğer elde edilecek iş mubah ise. Eğer iş vacib ise, yalan da vacib olur. Bir müs-lüman bir zâlimden (kurtulmak için) saklanırsa, onu araştırıp soran zâlime yalan konuşup onu saklamak vacib olur.

Yine bir kimsenin yanında yahut başkasının yanında bir emânet olsa ve bir zâlim de onu almaya kalkışsa, emâneti saklayıp ona yalan söylemek vacib olur. Öyle ki, yanında olan emâneti o zâlime bildirir de zâlim onu zorla alırsa, haber verenin emanet bedelini ödemesi gerekir. Eğer zâlim emâneti bulmak için ona yemin verdirirse, yemin etmek ve tevriye yapmak vacib olur. (bende kimsenin hakkı yoktur, niyetinde bulunarak yemin eder ki, buna tevriye denilir). Tevriye yapmaksızın yemin ederse, sahih olan kavle, göre, yeminin şekline göre keffaret gerekir. Bundan kef-faret gerekmediği de söylenmiştir.

Harb maksadı ile yahut iki kişinin arasını düzeltmek yahut cinayete uğramış bir kimsenin afvetme bakımından kalbini yumuşatmak için ancak yalanla netice almabİlecekse, yine burada da yalan söylemek haram olmaz. Bütün bunlarda tevriye yapmak ihtiyattır. Tevrîye'nin manası: İnsan konuşîuğu sözle yalan olmayan bir şeyi kasdeder ki, söz kasdedilen manaya nisbet edilince yalan değildir; her ne kadar görünüşdeki ifade bakımından yalan ise de... Bu maksadı taşımayarak mutlak şekilde yalan konuşulsa, bu gibi yerlerde haram olmaz.

Yine adamın şahsına başkasının maksadına bağlı sahih her işte hüküm böyledir. Meselâ, bir kimse ki onun malını almak için bir zalim onu yakalarsa ve malını sorarsa, malını inkâr eder. Yahut Allah ile kul arasında kalmış bir günah işleyiciden idareci sorarsa, günahkâr onu inkâr eder, ben yapmadım der. Ağır cezaya uğrayacak olan günahkârların suçlarını ikrardan dönmelerini telkin hususunda meşhur hadisler vardır.

Başkasına ait maksad ise, kardeşine ait bir gizli işten sorulunca onu inkâr etmektir ve benzeri şeylerdir.

Uygun olan şudur: Yalan konuşmaktan doğacak zararla doğru sözden doğacak zarar' karşılaştırmalıdır. Eğer doğruluktan doğacak olan zarar, zarar bakımından daha şiddetli ise, yalan konuşulur. Durum aksine olur yahut zarar da şübhe edilirse, o zaman yalan söylemek haram olur. Fakat insanın kendi şahsı ile ilgili mubah bir maksad olduğu yerde yalandan kaçınıp doğru söylemek rnüstahabdır. Başkası ile ilgili olursa, başkasının hakkında müsamaha caiz olmaz. Yalan mubah olan her yerde yalanı terk etmek ihtiyattır. Ancak yalanın vacib olduğu yerlerde yalan terk edilmez.

Bil ki, Ehli Sünnete göre yalan, bir şeyi olduğunun hilâfına haber vermektir; yalanı kasden veya bilmeyerek söylesin, birdir. Fakat bilmeyerek yalan söylemenin günahı yoktur. Kasden yalan söyleyen günah işlemiş olur. Bu hususta âlimlerimizin delili, yalanın ceza gereğini kasde bağlayan Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisidir: "Kim kasden bana yalan söylerse, ateşten oturacağı yere hazırlansın.”[161]


İnsanın Bir Şeyi İyi Bildikten Sonra Anlatması Ve Sağlam Olduğunu Bilmediği Her Şeyi Başkasına Söylememesi


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Bilmediğin şeyin peşine düşme. Kulak, göz ve kalb; bütün bunlar yapılandan sorumludur. "[162]

"İnsan bir söz söylemez ki, onun yanında hazır birgözetleyici (melek) bulunmasın. "[163]

"Senin Rabbin (her şeyi gözetip) görendir."[164]

994- Tâbi'in büyüklerinden olan Hafs İbni Âsım'dan rivayet edilmiştir. O da Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet etmiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:[165]

"Her işittiğini kişinin anlatması ona yalan olarak yeter." Ömer Îbnü'l-Hattab'dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Duyduğu her şeyi adamın anlatması, ona yalan olarak yeter. "[166]

Bu konu ile ilgili haberler çoktur.

995- Sahih bir isnadla İbni Mes'ud'dan yahut Huzeyfe İbnü'l-Yeman'dan yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim:

"(Gerçeği arayıp bulmadan maksadına kavuşmak için sözün başında, insanlar) "sandılar" demek, adama ne kötü bir binektir!"[167]

İmam Ebû Süleyman EI-Hattabî, kendisinden rivayet ettiğimiz "Mealimü's-Sünne" kitabında şöyle diyor: Bu hadisin aslı şudur: İnsan hacdan dönmek isteyip de bir memlekete gideceği zaman bir bineğe biner ve yürür, istediği yere varıncaya kadar... Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, insanın maksadına ulaşması için sözün başına geçirdiği "Sandılar" sözünü bir bineğe benzetmiştir. Çünkü senedi olmayan bir hadis için sandılar sözü kullanılır. Bu bir ifadedir ki, onunla maksada ulaşmak için kullanılır. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de, bu yolda söylenen sözü kötülemiştir. Aynı zamanda anlatılan şeyin sağlam ve sabit olmasını emretmiştir. Sağlam temele dayanmadıkça rivayet edilmemesini istemiştir. Hattabî'nin sözü bundan ibarettir. Allah en iyi bilendir.


Tariz Ve Tevriye


Bil ki, bu konu, en önemli konulardan biridir. Çünkü bunlar çok kullanılan ve zaruret duyulan yaygın işlerdendir. Bu konuyu inceleyip gerçeği göstermeye özenmek bize gereklidir. Bunun üzerinde duracak kimsenin de iyi düşünüp onunla amel etmesi uygun olur. Biz bundan önce yalan sözlerden ağır bir şekilde haram olanları ve gelişi güzel konuşmanın tehlikelerini anlatmıştık. Bu bölüm, bu tehlikelerden korunmak için bir yoldur ,

Bil ki, tevriye ve ta'nzın manaları şudur: Manası açık olan bir söylemektir ki, bununla anlaşılan başka bir mana kasdedilir. Fakat ikinci mana zahirdeki manaya aykırı olur. İşte bu iş aldatma ve yanıltmanın bir şeklidir.

Âlimler şöyle demişlerdir: Terviye ve ta'rizin yapılmasını meşru kılan bir ihtiyaç olur da muhatabı yanıltmaya tercih edilirse yahut yalan söylemekten başka çıkar yol yoksa, o zaman ta'riz yapmakta bir sakınca Yoktur. Eğer bu sebebler olmadan ta'riz yapılırsa mekruh olur, haram olmaz. Ancak bâtıl olan şeyi elde etmek yahut bir hakkı engellemek olursa, o vakit haram olur. Bu konunun kuralı budur.

Bu husustaki nakillere gelince: Terviye ve ta'rizi mubah kılan ve mubah kılmayan nakiller olmuştur. Onlar da açıkladığımız ve anlattığımız esasların hükmüne girerler. Zayıf bir isnadla Ebû Davud'un Süneninde rivayet ettiğimiz, Ebû Davud'un ise zayıf gösterdiği, kendisine göre ha-sen olabileceği hadis, açıklamamız üzere terviyeyi yasaklayan nakillerdendir.

996- Süfyan İbni Esed'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim:

"Kardeşine bir söz söyleyip de o senin sözünü tasdik ettiği halde, senin o sözde yalancı olman büyük hıyanettir.”[168]

İbni Sirin'den irvayet ettik (Allah ona rahmet etsin). O şöyle demiştir: Kibar kimsenin yalan söylemesine gerek yok; konuşma yollan geniştir.

Mubah olan ta'rize örnek, Neha'i'nin (Allah ona rahmet etsin) şu sözüdür: Söylemiş olduğun bir söz, bir adama ulaştınlırsa, (yalan söyleyip onu inkâr etmemek için) şöyle de: Bu konuda dediğim şeyi Allah bilir. Böylece dinleyen, söylediği sözü inkâr ettiğini anlar. Halbuki senin maksadın, Allah o sözü söylediğimi biliyordur, anlamıdır.

Yine Neha'î demiştir: (Çocuğa söz vermiş olmamak için) oğluna, sana şeker satın alacağım, deme. Ona şöyle söyle: Sana şeker satın alsaydım, ne dersin. Bir adam Neha'î'yi arayıp sorduğu zaman, cariyesine derdi ki, o adama söyle: onu mescidde ara (burada yoktur deyip yalan söyleme).

Başkası da demiştir: (Babasının nereye gittiğini bildirmek için evlâd söyler ki) babam bundan önceki bir vakıtta çıktı.

Sa'bi bir daire çizerdi ve cariyesine derdi ki, parmağını bu daire içine koy (ve beni aradıkları zaman) deki, o burada değildir.

İnsanların âdet edindikleri şu söz de bunlardan bir örnektir: Yemeğe davet edilen kimse (yememek için), ben niyetliyim der. Dâyetçi onun oruçlu olduğunu anlar; halbuki adamın niyeti yememektir. Bunun benzerleri çoktur. Bu durumlardan birinde yemin ederek terviyede bulunan kimse, yeminden kefferat ödemesi gerekmez. İster Allah adına yemin etsin, ister talak ve ister başka şey üzerine yemin etmiş olsun, hüküm birdir. Ancak bu, bir davada hakim ona yemin verdirmediği zaman geçerlidir. Eğer bir davada hakim ona yemin verdirirse, geçerli olan hakimin niyetidir, eğer Allah adına yemin ediyorsa. Talak üzere ona yemin verdiriyorsa, itibar yemin edenin niyetinedir (terviyesi geçerli olur.) Çünkü talak üzerine yemin verdirmek hakim için caiz değildir. Hakim burada diğer insanlar gibidir. Allah en iyisini bilendir.

Gazali şöyle demiştir: Mübalâğa olarak adet edinilip fışkı gerektiren ve haram olan yalan sözlerdendir şunlar: Sana yüz defa söyledim, senden yüz defa istedim ve benzeri sözler. Çünkü bu ifadelerden maksad defa-larcayı anlatmak değil, mübalâğa vardır. Eğer adamın isteği bir kez olmuşsa, o sözlerle yalancı olur. Eğer istemek âdet üzere olmayan pek çok defalar olmuşsa, o z aman istem yüz defaya ulaşmasa bile adam günahkâr olmaz. Ta'riz yapabilecek arada bazı dereceler olsa, yine hüküm aynıdır.

Derim ki: Mübalâğa yapmanın cevazına ve yalan sayılmadığma delil. Sahihayn'da rivayet ettiğimiz hadistir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Durumları sorulan iki kişi hakkında Peygamber şöyle bilgi vermiştir) Ebu'l-Cahm'e gelince, o (öfkelidir) sopayı boynundan indirmez. Muaviye ise, onun malı yoktur.

Gerçekte Ebu'1-Cahm sopasını uyurken ve bazı hallerde indiriyordu. Muaviye'nin de giyecek elbisesi olduğu da biliniyordu. Başarı Aüah'dandır.



Çirkin Söz Konuşanın Yapacağı Tevbe Ve Dualar


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Şeytandan bir dürtüş seni dürterse, hemen Allah'a sığın."[169]

"Allah'ın azabından korkanlara Şeytan'dan bir vesvese dokunduğu zaman düşünürler de, hemen onlar gerçeği aörüp vesveseyi atmişlar-dır."[170]

"O kimseler ki, bir günah işledikleri zaman yahut nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarlar da günahları için Allah'dan mağfiret dilerler. Allah'dan başka günahları kim bağışlayabilir. Bir de yaptıkları günahlara bilerek ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı Rablerinden bir mağfirettir ve içlerinde ebedî kalıcı oldukları halde, altlarından nehirler akan Cennetler vardır. (Böylesine güzel) iş yapanların mükâfatı ne güzeldir!.."[171]

997- Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim yemin eder de, Lât ve Uzza (putları) adına yemin ederse, (tevbe ve istiğfar edip) Lâ İlahe İllallah, desin. Kim de arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse, (günahına keffareî) sadaka versin."[172]

Bil ki, haram konuşan yahut haram işleyen kimsenin hemen tevbe etmesi vacib olur. Tevbenin üç erkânı vardır: Yaptığına pişman olup hemen günahı söküp atmak. Hiç bir zaman o günah işe dönmemeye kararlı olmak. İşlenen günahda kul hakkı da varsa, bu üç şart yanında dördüncü bir şart daha ona vacib olur. O da hakkı sahibine geri vermek yahut o haktan kurtulmak için hak sahibinin rızasını kazanmak, helallik almak. Bunun açıklanması daha önce geçmişti. ..

İnsan bir günahtan tevbe edeceği zaman bütün günahlardan tevbe etmesi uygundur. Eğer yalnız bir günahtan tevbe edilirse, o günah için makbul olur. Bir kimse anlattığımız şekilde sahih bir tevbe ile bir günahtan

tevbe eder de sonra diğer bir vakıtta o günaha dönerse, ikinci dönüşle günah işlemiş olur ve ondan tevbe etmesi vacib olur. Önceki günahtan ettiği tevbe batıl olmaz. Ehli Sünnetin mezhebi budur. İki mes'elede Mutezilenin muhalefeti vardır. Başarı Allah'dandır.


Aslında Mekruh Olmadıkları Halde Âlimlerden Birçok Kimselerin Mekruh Kabul Ettiği Sözler


Bil ki, bu konu, boşuna söze aldanmamak ve ona meyletmemek için ihtiyaç duyulan şeylerdendir. Bilinmelidir ki, şer'i hükümler beştir. Onlar da Vacib (farz), sünnet, haram, mekruh ve mubahdan ibarettir. Bir delil olmadıkça bunlar üzerinde bir hüküm vermek geçerli olmaz. Şeriatın delilleri de bellidir. Delili bulunmayan bir hükme değer verilmez, ona cevab vermeye de ihtiyaç kalmaz. Çünkü ortada bir delil yoktur; ondan dolayı ona cevabla uğraşılmaz. Böyle olmakla beraber âlimler, bu gibi hükümleri çürütecek delil göstermişlerdir.

Bu önsözden maksadım şudur: Bu işi mekruh gören vardır, diye anlatıyorum sonra diyorum ki, bu mekruh değildir yahut bu batıldır yahut benzeri söz soyuyorum. İşte bunları ibtal için bir delile ihtiyaç yoktur. Eğer bir delil gösteriyorsam, ziyade bir iş yapmış oluyorum. Böyle batıl bir konu seçtiğimin sebibi böyle bir sözün isnad edildiği kimseye aldanmamak için doğru ve yanlışı açıklığa kavuşturmaktır.

Bil ki, bu gibi sözlerin mekruh olduğunu söyleyenlerin büyüklüğünü düşürmemek ve onlara kötü zan beslememek için isimlerini vermeyeceğim. Benim maksadım onlara çatmak değildir. İstenilen şey, onlardan nakledilmiş batıl sözlerden sakmdırmaktır; İster onlardan yapılan nakil sahih olsun, ister sahih olmasın... Onlardan yapılan nakil doğru ise, şanlarını lekelemez. Bazan doğruya ihtimaliyeti olan sözlerini iyi bir maksadla kendilerine isnad ediyorum ki, görüşü benim görüşüme aykırı olan kimse baksın da, daha önceki imamın verdiği hükümle inancı kuvvetlensin. Başarı Allah'dandır.

Bu tür sözlerden biri, İmam Ebu Cafer El-Nehhas'ın ' 'Şerhu Esmaillâ-hi Tealâ" kitabında âlimlerden birinin mekruh gördüğü şu sözü rivayet etmesidir,: Allah sana sadaka versin demek mekruhtur. Çünkü sadaka veren sadaka umar (halbuki Allah'ın sevaba ihtiyacı yoktur). Derim ki bu hüküm açık bir hatadır çirkin bir cehalettir. Yapılan istidlal da çok bozuktur.

998- Namazı kısaltma (kasr) konusunda Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu sabittir: "(Sefer halinde namazın dört rekâttan iki rekâta indirilmesi) bir sadakadır. Allah bunu size bağış olarak veriyor. O halde Allah'ın sadakasını kabul edin.”[173]

Yine El-Nahhas’ın, sözü geçen adamdan naklettiği şu söz de bunlardan biridir: Allah'ım beni ateşten âzâd et, demek mekruhdur. Çünkü se-vab bekleyen ancak âzâd eder. Derim ki bu istidlal ve iddia çok çirkin bir hatadır. Şeriat hükümlerini bilmemenin en düşüğüdür. Eğer ben, Allah Tealâ'nm yaratıklarından dilediği kimseleri âzâd edeceğine dair sahih ve açık hadisleri ortaya koyacak ve araştıracak olsam, kitab usandıracak şekilde uzar. Bunlardan biri şu hadistir: "Kim bir köle âzâd ederse, Allah Tealâ o kölenin her uzvu karşılığında ondan bir uzvu ateşten âzâd eder."[174]

Şu hadis de vardır: "Arefe gününde Allah Tealâ'nın ateşten âzâd eddi-ği kuldan daha çok âzâdda bulunduğu bir gün yoktur."[175]

Bazı kimselerin söylediği: Allah'ın ismi üzere şunu yap demek mekruhtur; çünkü Allah'ın ismi her şeyin üzerindedir. Kadı İyad ve başkası demiştir ki, bu söz yanlıştır.

999- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kurban kesme gününde ashabına şöyle buyurduğuna dair sahih hadisler sabit olmuştur: "Allah'ın adı üzere kurban kesin." Yani, Bismillah diyerek kesin.[176]

Nehhas'ın, Ebu Bekir Muhammed İbni Yahya'dan rivayet ettiği söz de bunlardandır. Ebû Bekir âlimlerden, ediblerden ve fakıh kimselerdendi. O şöyle demiştir: Allah bizi rahmetinin kararlaştığı yerde bir-birimizi bir araya toplasın, deme; çünkü Allah'ın rahmeti için bir karar olmaktan onun rahmeti çok geniştir. Yine demiştir: Merhametinle bize rahmet et, deme.

Ben derim ki: Ebû Bekir'in söylediği bu iki söz için bir delil bilmiyoruz. Kendisi de söylediği söz için bir delil göstermemiştir. Rahmetin kararlaştığı yer, diyen adam cenneti kasdetmiş olur ki, orada bizim toplanıp kararlaşacağımız ve durup bekleyeceğimiz yer demek olur. Oraya girenler, Allah Tealâ'nin rahmeti ile girerler. Sonra oraya giren devamlı olarak kararlaşır, olaylardan ve kederlerden kurtulur. Bütün bunlar Allah Tealâ'nın rahmeti ile meydana gelir. İnsan şöyle demiş gibi olur: Senin rahmetinle ulaşacağımız bir karar yerinde bizi topla...

Nahhas'ın adı geçenden rivayet ettiği şu söz de bunun gibidir: Rabbi-me tevekkül ettim, kerim olan Rabbime, deme. Şöyle de: Kerim olan Rab-bime tevekkül ettim. Derim ki, onun söylediği bu sözün aslı yoktur.

Nahhas, adı geçen Ebû Bekir'den anlatmıştır. O şöyle demiştir: Allah'ım, bizi ateşten koru, denmesin ve yine: Peygamberin şefaati ile bizi rızıklan-dir, Allah'ım! denmesin; çünkü peygamber ateşe hak kazanana şefaat eder.

Derim ki, bu büyük bir hatadır ve açık bir cehalettir. Bu yanlış söze aldanmak korkusu olmasaydı ve yazılı kitablarda söz edilmeseydi, ben bunu anlatmaya cesaret edemezdim. Nice sahih hadisler gelmiştir ki, onlarda kâmil mü'minler için Peygamberin şefâatına kavuşmayı va'd eden teşvikler bulunmaktadır. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu sözü vardır:

"Kim, Müezzinin söylediği gibi söylerse şefaatim ona helâl olur."[177] Bunun benzeri hadisler vardır.

Fakih olan İmam Hafız Ebu'1-Fadl İyad (Allah ona rahmet etsin) şu sözünde güzel söylemiştir: İslâmda ilk devrin büyüklerinin (Radıyallahu Anhüm), peygamberimizin şefaatini istedikleri ve ona rağbet ettikleri meşhur rivayetle bilinmiştir.

Bu esasa göre, şefaat ancak günahkârlar için olur, deyenlerin sözüne değer verilmez. Çünkü Müslim'in Sahih'inde ve başkasında, hesabsız olarak Cennete gireceklere şefaat olacağı sabittir. Yine Cennetteki bazı kimselerin derecelerinin ziyadelenmesi için şefaat olunacağı vardır. Sonra kusuru kabullenen her akıl sahibi, afv edilmeye muhtaçtır, helake düşenlerden olmaktan korkar. Yine şefaat istemeyi kerih görenler için, mağfiret ve rahmet dilememek gerekir; çünkü günah işleyenler içindir. Bütün bunlar, ilk ve sonraki âlimlerin dualarından bilinenlere aykırıdır.

Yine âlimlerin bir kısmından anlatılan şu sözler de bu yanlış iddialardandır. Bunlar Kabe'yi tavaf etmeye Şavt yahut devir demeyi mekruh saymışlardır. Demişlerdir ki: Birinci dönüşe "Tavfetün", iki dönüşe "Tav-fetan, üç dönüşe (dört, beş, altıya, kadar) "Tavafat" ve yedinciye de "Tavaf" denilir.

Derim ki, onların bu dedikleri sözler için bir asıl bilmiyoruz. Cahiliyet devrinin ifadeleri olduğundan kerih saydıkları olsa gerek. Doğru ve makbul olan, şavt ve devir kelimelerini kullanmakta kerahet olmayıştır.

1000- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üç Şavt remel yapmalarını (omuz silkerek tavaf etmelerini) kendilerine emretmiş ve bütün şavt-larda remel yapmalarını emretmekten de onları sadece üçte karar kılmaları engellemiştir. "[178]

Ramazanı oruç tuttuk, Ramazan geldi ve benzeri sözler de, ay murad edildiği zaman, yine mekruh olan sözlerdendir. Bunun kerahetinde ihtilâf edilmiştir. Öncekilerden bîr kısmı demiştir ki: Aya izafe edilmeden Ramazan demek (Ramazan ayını oruç tuttum yerine Ramazanı oruç tuttum demek) mekruhtur.

Bu söz, Hasan Basri ve Mücahid'den rivayet edilmiştir. Beyhakî demiştir ki, bunlardan yapılan rivayet zayıftır. Bizim mezheb âlimlerimize göre Ramazan geldi, Ramazan girdi, Ramazan hazır oldu ve benzeri sözler söylemek mekruhtur. Ancak bunlar söylendiği zaman ayın kasdedil-miş olması gereklidir. Aya delâlet eden bir ilgi ile söylenirlerse mekruh olmaz. Meselâ: Mübarek ay Ramazanı oruç tuttum, Ramazanda kalktım (ibâdet ettim), Ramazanda oruç farz olur ve Ramazan hazır oldu gibi... İşte âlimlerimiz böyle demişlerdir. Kadılar kadısı Ebu'I-Hasan El-Mâverdî "EI-Hâvî" kitabında, Ebu Nasri's-Sabbağ" El-Şamil" adlı kitabında da iki imamımız olarak bunu nakletmişlerdir. Yine bunlardan başka âlimlerimiz bunu ashabdan mutlak surette nakletmişler ve Beyhakî'nin Sünen'-inde rivayet ettiğimiz hadisi delil göstermişlerdir.

1001- Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Siz Ramazan demeyin; çünkü Ramazan Allah Tealâ'mn isimlerinden bir isimdir. Ancak Ramazan ayı deyiniz."

Beynakî bu hadisi zayıf görmüştür. Zayıf olduğu da meydandadır. Ramazan üzerinde çok eserler yazılmasına rağmen hiç kimse Ramazan'ın Allah'ın isimlerinden biri olduğunu söylememiştir. Doğrusu, -Alah bilir-İmam Ebu Abdullah El-Buhârî'nin Sahih'inde söylediği ve âlimlerden çoklarının ifade ettikleri şu sözdür: Nasıl söylenirse söylensin, mutlak surette bunun keraheti yoktur. Çünkü kerahet şer'i bir delille sabit olur. Bunun mekruh olduğuna dair bir hüküm sabit olmamıştır. Aksine cevazına dair hadisler sabit olmuştur. Bu konuda Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde sayılmayacak kadar hadisler var'dır. Eğer bunları araştırıp toplamaya koyulsaydım, umarım ki, bunlar yüzlerce hadisi bulur. Fakat maksad bir hadisle elde edilmiş olur. Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinden rivayet ettiğimiz bunların hepsi için yeterlidir:

1002- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ramazan geldiği zaman Cennet'in kapıları açılır, cehennemdin kapıları kilitlenir ve Şeytanlar bağlanır." Buhârî ve Müslim'in bazı rivayetlerinde bu hadis şöyledir: "Ramazan girdiği zaman." Müslim'in bir rivayetinde de: "Ramazan olduğu zaman" şeklindedir. Buhârî'nin bir hadisinde de: "Ramazanı (bir gün önceden oruç tutarak) karşılamayın" şeklindedir. Yine Sahih'de şöyle rivayet vardır: "İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Ramazan orucu bunlardan biridir." (Bu rivayetlerde izafetle Ramazan ayı diye buyu-rulmamaktadır.) Bu ifadelerin benzerleri çoktur ve maruftur.

Önceki devir âlimlerinden nakledilen şu söz de bunlardan biridir: Bakara Sûresi, Duhan Sûresi, Ankebut Sûresi, Rûm Sûresi, Ahzab Sûresi ve benzen isimleri söyleyerek sûreleri anmak mekruhtur. İçinde Bakara anılan sûre, içinde Nisa anılan sûre ve benzeri ifade kullanılarak sureler adlandırılır demişlerdir. Derim ki, bu iddia Sünnete aykırı olan bir hatadır. Bunların kullanılışı, sayılamayacak kadar çok yerlerde, hadislerde sabit olmuştur.

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisi bunlardan biridir: "Bakara Sûresinin sonunda iki âyeti kim bir gecede okursa, bu iki âyet onu (Allah'ın izni ile kötü akıbetten) korurlar." Bu hadis Sahihayn'da[179] vardır. Benzerleri sayılamayacak kadar çoktur.

Mutarrif'den (Allah ona rahmet etsin) nakledilen şu söz de bunlardan bindir: Allah Tealâ Kitabında buyurur, demek mekruhtur. Ancak Allah Tealâ (Kitabında) buyurmuştur, denilir. Buyurur sözü hal ve istikbale delâlet eden müzari bir fiil olduğu için bunu kullanmayı mekruh görmüştür. Allah Tealâ'nın sözü, O'nun kadim (ezeli ve ebedi) olan kelâmıdır. Derim ki: Bu söz makbul değildir. Bunun kullanılışı çok yönlerle sahih hadislerde sabit olmuştur. Ben Müslim'in şerhinde buna işaret ettim. "Âdâbu'I-Kurrâ" kitabında Allah Tealâ söyle buyurmuştur: "Allah hakkı söyler." (Ahzab/4). Burada Allah müzari fiili ile buyuruyor.)

1003- Ebû Zer'den rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aziz ve yüce Allah buyurur: Kim (Allah'ın rızâsına uygun olarak) iyilik yaparsa, ona on misli sevab

Buhârî'nin:

"Sevdiğinizi harcamadıkça takvaya eremezsiniz" âyetinin[180] tefsirinde Ebu Talhâ "Yâ Resûlellah! Allah Tealâ! "Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça hayra eremezsiniz" diyor." dedi.




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kur'an-ı Kerim, Kaf Süresi; 18

[2] Kur'an-ı Kerim, Fecr Süresi: 14.

[3] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[4] Buharı. Müslim.

[5] Buhârî. Tirmizî.

[6] Buhârî. Müsüm. Muvatta'. Tirmizî.

[7] Buhârî

[8] Muvatta'. Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî; Hadis hasendir, sahilidir, demiştir.)

[9] Tirmizî. Nesâî. fbn Mâce {Tirmizî, bu hadis basendir, sahihdir, demiştir.)

[10] Tirmizî.

[11] Tirmizî. (Tirmizî: Bu hasen hadistir, demiştir.)

[12] Tirmizî. (Tirmizî, bu hasen hadisiir, demiştir.)

[13] Tirmizî.

[14] Tirmizî, İbni Mâce.

[15] Kur'an-ı Kerim, Secde Süresi:16.

[16] Tirmizî (Tirmizî: Bu hadis hasendir, sahihdir, demiştir.)

[17] Tirmizî.

[18] Kur'an-ı Kerim, Hücürat Sûresi: 12.

[19] Kur'an-ı Kerim, Hümeze Sûresi: 1

[20] Kur'an-ı Kerim, Kakın Sûresi: 11

[21] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud, Tirmizî.

[22] Buhârî. Müslim.

[23] Ebû Dâvud. Müslim. Tirmizî. Nesâî. (Tirmizî, bu hadis hasendir, sahilidir, demiştir.)

[24] Buhârî. Müslim.

[25] Ebû Dvud. Tirmizî.

[26] Kur'an-ı Kerim, Necm.Süresi: 3

[27] Ebû Dâvud.

[28] Ebû Dâvud.

[29] Tirmizî.

[30] Kur'an-ı Kerim, En'am Süresi: 68.

[31] Kur'an-ı Kerim, KaT Süresİ:18.

[32] Kur'an-ı Kerim, Nûr Süresi: 15

[33] Buhârî

[34] Buhârî. Müslim.

[35] Buhârî. Müslim.

[36] Buhârî.

[37] Kur'an-ı Kerim, Münafikün Süresi:1

[38] Müslim.

[39] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

[40] Buhâri. Müslim.

[41] Müslim.

[42] Buhârî. Müslim.

[43] Ebû Dâvud.

[44] Ebû Dâvud.

[45] Kur'an-ı Kerim, Hücurat Süresi: 12.

[46] Buhâri. Müslim.

[47] Buhârî. Müslim.

[48] Kur'an-ı Kerim, Hucurât Sûresi: 7

[49] Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi:134

[50] Kur'an-ı Kerim, Şûra Sûresi: 43

[51] Kur'an-ı Kerim, A'raf Sûresi: 199

[52] Müslim.

[53] Kur'an-ı Kerim, Hücurat Süresi: 12

[54] Kur'an-ı Kerim, Hücurat Süresi: 12

[55] Kur'an-ı Kerim, Hücurat Süresi: 6

[56] Kur'an-ı Kerim, Kalem Süresi: 11.

[57] Ebû Dâvud. Tirmizî

[58] Kur'an-ı Kerim, İsrâ Süresi- 36

[59] Müslim.

[60] Kur'an-ı Kerim, Necin Sûresi: 32

[61] Müslim. F.bû Dâvud. İbni Mâcc.

[62] Tirmizî. Tirmİzî hasen hadistir demiştir.

[63] Kur'an-ı Kerim, Tevbe Sûresi: 79

[64] Kur'an-ı Kerim, Hücurat Sûresi: 11

[65] Kur'an-ı Kerim, Hümeze Sûresi: 1

[66] Müslim.

[67] Müslim. Ebû Dâvud Tirmizî.

[68] Kur'an-ı Kerim, Hac Sûresi: 30.

[69] Kur'an-ı Kerim, İsrâ Sûresi: 36

[70] Buhârî. Müslim.

[71] Kur'an-ı Kerim, Bakara Süresi: 264.

[72] Müslim.

[73] Buharı. Müslim.

[74] Müslim.

[75] Müslim.

[76] Ebû Dâvud. Timıizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir, sahilidir.)

[77] Tirmizî. Ahmed b. Hanbel. Buhârî, el-edebül-müfred. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis basendir).)

[78] Ebû Dâvud

[79] Ebû Dâvud. Tirmizî

[80] Müslim.

[81] Müslim.

[82] Müslim.

[83] Buharı, Müslim.

[84] Buhârî. Müslim.

[85] Buhârî. Müslim.

[86] Müslim.

[87] Müslim.

[88] Kur'an-ı Kerim, Duhâ Sûresi: 9.10.

[89] Kur'an-ı Kerim, En'am Sûresi: 52.

[90] Kur'an-ı Kerim, Kehf Sûresi: 28

[91] Kur'an-ı kerim, Hicr Sûresi: 88.

[92] Müslim

[93] Buharı. Müslim.

[94] Ebu Dâvud

[95] Buhârî, Müslim.

[96] Müslim.

[97] Müslim. Ahmed b.Hanbel

[98] Ebû Dâvud.

[99] Buhârî. Müslim.

[100] Buhârî. Müslim.

[101] Kur'an-ı Kerim, Yunus Sûresi: 88

[102] Kur'an-ı Kerim, Bakara Sûresi: 195

[103] Kur'an-ı Kerim, Bakara Sûresi: 30

[104] Kur'an-ı Kerim, Sâd Sûresi: 26

[105] Kur'an-ı Kerim, Fâtir Sûresi: 39

[106] Buharı. Müslim.

[107] Buhârî. Ebû Dâvud. Nesâî.

[108] Buhârî. Müslim.

[109] Müslim. Muvatta'. Ebû Dâvud.

[110] Ebû Dâvud. Hâkim. Beyhâki.

[111] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud.

[112] Kur'an-ı Kerim, Tâha Sûresi: 42

[113] Müslim.

[114] Ebû Dâvud.

[115] Buhârî. Müslim.

[116] Kur'an-ı Kerim, Tevbe Süresi: 113.

[117] Buhârî. Müslim.

[118] Müslim. Ebû Dâvud. Tirnıizî. (Tirmizî demiştir ki, bu sahih ve lıasen hadistir.)

[119] Kur'an-ı Kerim, Hadîd Sûresi: 4

[120] Ebû Dâvud.

[121] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[122] Buhârî. Müslim. Muvatta', Ebü Dâvud.

[123] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[124] Buhârî. Müslim. Muvatta'. Ebû Dâvud. Tİrmİzî. Nesâî, El-yevmü velleyletü.

[125] Buhârî. Müslim. Nesâî, El-yevmü velleyletü.

[126] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[127] Ebû Davud.

[128] Müslim. Nesâî.

[129] Ebû Nuaym, el-Hilyetül-Evüyâ.

[130] Buhâri. Müslim.

[131] Kur'an-ı Kerim, Maide: 2

[132] Kur'an-ı Kerim, Kâf Süresi: 18

[133] Ebû Dâvud. Nesâî.

[134] Ebü Dâvud.

[135] Ebû Dâvud. Nesâî.

[136] Kur'an-ı Kerim, Ankebüt Süresi: 46

[137] Kur'an-ı Kerim, Nahl Süresi: 125

[138] Kur'an-ı Kerim, Gafir Süresi: 4

[139] Tirmizî.

[140] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demişiir ki, bu hasen hadistir.)

[141] Müslim. Ahmed b. Hanbel. Ebû Dâvud.

[142] Tirmizî.

[143] Ebû Dâvud. Tirmizî. Buharı. Müslim.

[144] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[145] Buhârî. Müslim.

[146] Buhârî. Müslim. Nesâî.

[147] Buhârî. Müslim.

[148] Buhârî.

[149] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[150] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Mâce.

[151] Kur'an-ı Kerim, Bakara Süresi: 187

[152] Kur'an-ı Kerim, Nisa Süresi: 21

[153] Kur'an-ı Kerim, Bakara Süresi: 238

[154] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[155] Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[156] Kur'an-ı Kerim, İsrâ Sûresi: 23-24

[157] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[158] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen ve sahih hadistir.)

[159] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[160] Buhâri. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[161] Buharı. Müslim.

[162] Kur'anı Kerim, İsrâ Süresi: 36

[163] Kur'anı Kerim, Kâf Süresi: 18

[164] Kur'anı Kerim, Fecr Süresi: 14

[165] Müslim. Ebû Dâvud.

Müslim bu hadisi iki yolla rivayet etmiştir. Biri budur. Diğeri de Ebû Hüreyre anılmaksi-zın Hafs İbni Âsim'ın Peygamberden mürseî olarak nakleimesidir. Ebû Hiireyre'nin rivayetini isbat edenin sözünü öne geçirmiştir. Çünkü güvenilir raviyi ilâve etmek makbuldür. Hadis alimlerinden olan fıkıh ve usul ehlinin sahih ve makbul mezhebi budur. Bir hadis iki yoldan rivayet edilince, biri mürseî ve diğeri muttasıl olursa (burada olduğu gibi), muttasıl olan öne alınır ve hadisin sihhatına hükmedilir ve her şeyle ilgili hükümler için delil gösterilmesi caiz olur. Allah en iyi bilendir.

[166] Müslim.

[167] Ebû Dâvud. Ahmed b. Hanbel.

[168] Ebü Dâvud.

[169] Kur'an-ı Kerim, Fussile! Sûresi: 36

[170] Kur'an-ı Kerim, A'raf Sûresi: 201

[171] Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi: 135-136.

[172] Buharı. Müslim.

[173] Müslim. Ebü Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[174] Buhârî. Müslim.

[175] Müslim. Nesâî.

[176] Müslim.

[177] Müslim.

[178] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tİrmizî. Nesâî.

[179] Buhârî. Müslim.

[180] Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Süresi: 92.

islam