KİTÂBU'T-TALÂK BOŞANMA BÖLÜMÜ

 

Bâb: Yüce Allah'ın "Ey Peygamber! Hanımlarınızı Boşadığınızda.." Buyruğu


360- İsmail b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
(Abdullah), Allah Resulü (sav) devrinde hanımını hayızh iken bo-şamiştı. (Babası) Ömer b. el-Hattâb, Allah Resûlü'ne (sav) bunun hükmünü sordu. Allah Resulü (sav) buyurdu kî: On                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    a emret, hanımını geri alsın. Temizleninceye, sonra tekrar hayız oluncaya, sonra temizleninceye kadar yanında tutsun. Bundan sonra eğer dilerse nikahında tutar, dilerse onunla ilişki kurmadan boşar. İşte Allah'ın kadınlar boşanırken riâyet edilmesini emrettiği iddet budur.[1]

Şerh

Hadiin lafizlan daha önce geçen 330 no.lu hadiste şerhedildiğinden bunlan tekrar etmek istemiyoruz. Bab başlığında geçen ayet-i kerime ise meâlen şöyledir:
"Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar mı ya onlan örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına bir biçimde, tutmayın. Bunu yapan, kendine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence aracı yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek için indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah herşeyi çok iyi bilmektedir." (Bakara, 231)

Hüküm

Boşama: Boşama (talak) evlilik bağının sona erdirilmesi demektir. İslam hukukuna göre boşama türleri Kitab ve Sünnet uygun olup olmaması bakımından Sünnî Talak ve Bid'î Talak olarak iki kısma ayrılır. Evlilik hayatına yeniden dönebilme bakımından ise Ric'î Talak ve Bâin Talak olmak üzere ikiye ayrılır:

 

a- Sünnî Talâk:


Sünnî talâk (talâk-ı sünn), Kur'an ve sünnetin emirlerine uygun boşama biçimidir. Bu talâk biçiminin üç temel şartı vardır. 1. Eşin hayız halinde bulunmaması, 2. Hayızdan temizlendikten sonra cinsî temasın olmaması, 3. Boşanmanın yalnız bir talakla yapılmasıdır.
îmam Mâlik, Evzaî, Sevrî ve bir görüşünde İrnam Şafiî'ye göre bir telik içinde üç defa ve birbirini izleyen üç temizlik içinde üç kere boşamak tfe aykırı ve bid'attır. Buna göre temizlik durumunda ve cinsi temas n yaPılan boşamadan sonra iddet sayılmalı, iddetin bitiminde ikinci yapılmalı, ikinci iddet süresinden sonra da üçüncü boşama ile evlilik  edilmelidir.
Hanefî ulemâsı ise bir temizlik süresinde üç defa boşamayı bid'at kabul etmekle birlikte, üç temizlik içinde üç kere boşamayı bid'at değil sünnete uygun boşama sayarlar.

b- Bid'î Talâk:


Kadını hayız günlerinde veya temizlik halinde cinsi temastan sonra yahut temizlik halinde birden fazla boşamak sünnete aykırı olduğundan bid'î talâk (talâk-ı bid') adını alır. Bu çeşit boşama dinen haram kılındığı için, bu yola başvuran koca günahkar olur; buna rağmen boşama geçerli olur ve hukukî sonuçlarını doğurup
Hanefî, Şafiî, Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre bid'î talâkla boşama muteberdir. Ancak, bu yola başvuran kimse İslâm'ın koyduğu kurallara uymadığı için günah işlemiş sayılır.

c- Ric'î Talâk:


Yeni bir nikâh akdi yapılmadan erkeğin eşiyle normal aile hayatına dönmesine imkan veren boşama şekline ric'î talâk, cayüabilir boşama denir. Ric'î talâkın üç şartı vardır. Bunlar;
1- Boşadığı karısıyla daha önceden fiilen evlenmiş, kan-koca hayatı yaşamış olmak;
2-Hanefîlere göre açık boşama sözleriyle boşamış olmak ve şiddet, aşırılık ifade eden bir kelime söylememiş olmak;
3- Üçüncü boşama hakkını kullanmamış olmaktır.
Ric'î boşamadan sonra erkek eşine, "Evliliğimizi devam ettirmek istiyorum", "Sana dönüyorum" gibi sözlerle; eşini öpmesi, şehvetle yaklaşması ya da cinsî temasta bulunması gibi fiillerle geri dönebilir.

 

 

d- Bâin Talâk:

Yeni bir nikâh kıyılmadan erkeğin normal evlilik hayatına dönüşüne imkan vermeyen boşama şekline bain talâk denir.
Üçüncü talâkın kullanıldığı boşama bain talâk sonucunu doğurur. Üçüncü talâkın kullanılması dışındaki boşamalarda kadınla erkeğin ayrılığına beynûnet-i suğrâ (küçük ayrılık) denir. Bu durumda eşler yeni bir nikâh ile evlilik hayatına dönebilirler.
Üçüncü talâkın kullanılması durumunda ise eşler birbirinden kesin biçimde ayrılır. Buna, beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) denir. Bu durumda kadın başka bir erkekle gerçek bir evlilik tecrübesi yaşamadan ilk kocasıyla yeniden evlenemez.

 

Bâb: Hayız Hâlindeki Hanımı Boşamak


361- Süleyman b. Harb bize anlatarak dedi ki: Şube bize Enes b. Sîrîn'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:
İbni Ömer (ra) hanımını hayız hâlinde iken boşadı. (Babası) Ömer (ra) Allah Resûlü'ne (sav) bundan bahsetti. Allah Resulü (sav) "Hanımını geri alsın" dedi.
(Enes:) Bunun bir boşama sayılıp sayılmayacağını sordum. "Sayılmaz da ne olur?" dedi.[2]

Şerh

Bu hadis-i şerif bir önceki başlıkta şerhedilmiştir.

Hüküm

Hayız hâlinde yapılan boşama, Allah Resûlü'nün (sav) sünnetine aykırı bid'î talaktır.

Bâb: Eşini Boşayan Erkek


362- Haccâc b. Minhâl bize anlatarak dedi ki: Hemmâm b. Yahya bize Katâde'den, o Ebû Gallâb Yûnus b. Cübeyr'den şunu nakletti:
İbni Ömer'e (ra) hayızh iken karısını boşayan bir adamın durumunu sordum. Şöyle cevap verdi: İbni Ömer'i bilirsin. O İbni Ömer, hanımını hayızh iken boşamıştı. (Babası) Ömer (ra) Allah Resûlü'ne (sav) giderek durumu anlattı. Allah Resulü (sav) de hanımını geri almasını ve ancak temizlendiğinde boşamak isterse boşamasını söyledi.
"Peki bunu boşama saymış mıydı?" Şöyle cevap verdi: iktidarsız olsa ve beyinsiz hâle düşse ne dersin?[3]

Şerh

Bu hadis-i şerif üstte şerhedildiğinden tekrarına gerek görmüyoruz.

Bâb: Yüce Allah'ın "Kadınlarından İylâ Yapan Erkekler İçin" Buyruğu


363- İsmail b. Ebî Üveys bize kardeşinden, o Süleyman'dan, o Humeyd et-Tavîl'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) anlatarak dedi ki:
Allah Resulü (sav) hanımlarına bir ay yaklaşmamaya (îlâ) yemin etti. Ayağı incinmişti. Kendine mahsus çardakta yirmi dokuz gün kaldıktan sonra indi. "Ey Allah Resulü! Bir ay yaklaşmamak üzere yemin etmiştiniz?" dediler. Buyurdu ki: Ay bazen yirmidokuz çeker.[4]

Şerh

Allah Resûİü'nün (sav) hanımlarına bir ay yaklaşmamak üzere yemin edişini konu alan bu hadisi daha önce Yemin ve Namaz bölümlerinde görmüş ve şerhetmiştik. Burada yeniden zikredilme sebebi, îlâ yeminiyle ilgili boyutudur. Bab başlığında yer alan ayet-i kerimenin meali şöyledir:

Hüküm

îlâ: Kocanın eşiyle cinsî teması yemin, adak veya bir şarta bağlayarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesi anlamında bir davranıştır.
İslâmiyet, eşiyle bu anlamda ilişki kesmeyi dört aylık süre ile sınırlamıştır. Koca bu süre içinde her an yemininden dönüp eşiyle barışabilecek ve yemin kefareti vererek uhrevî sorumluluktan kurtulabilecektir. Ancak eşine dönmeksizin dört aylık müddet sona ererse evlilik de sona erer.
Dört aydan kısa süreli îlâ, evlilikle ilgili hukukî sonuç doğurmaz. Bu durumda koca, süre dolmadan önce eşine dönerse, yeminini bozmuş sayılacağı için sadece yemin kefareti gerekir.
Dört aylık süre dolduğunda îlâ amacına ulaşmış olur. Hanefîlere göre, bu durumda hâkime başvurmaksızın, "bâin boşama" meydana gelir. Çünkü dört aydır kocalık görevini yapmayan bir erkeğin kadın üzerindeki zulmünü kaldırmak ve onun yeniden evlenmesini sağlamak, ancak bâin boşama ile olur.
Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî ulemâsına göre ise, îlâ'da dört ay tamamlanınca, evlilik kendiliğinden sona ermez. Erkek eşine döner veya onu boşar. Her ikisini de yapmazsa, kadın hâkime başvurarak boşanma isteğinde bulunur ve hâkim eşleri boşar. Her iki durumda da bir "ne1! (cayılabilir) boşama" meydana gelir.

Ders

Allah Resûİü'nün (sav) yaptığı gibi belli süreli ve eşleri terbiye ve cezalandırma amaçlı olması dışında îlâ yemini, kadına zarar vermekten başka bir şey değildir. Bu nedenle, dindar ve sorumluluğunu bilen bir hane reisini böyle bir yeminde bulunması mâkul ve uygun bir davranış değildir.

 

Bâb: Boşamada İşaret Ve Bazı Hususlar


364- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Bişr b. el-Mufaddal bize Seleme b. Alkame'den, o Muhammed b. Sîrîn'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Ebu'l-Kâsım (sav) buyurdu ki: Cuma günü içinde öyle bir saat vardır ki ona rastlayan ve namazda olan hiçbi rmüslüman kul yoktur ki Allah'tan bir şey istemiş olsun da kendisine vermesin. Sonra eliyle işaret etti; parmak ucunu ortanca parmağıyla serçe parmağının ayasına koydu. Bunu, istenen şeyi kabulün basitliğine yorduk.
el-Üveysî dedi ki: İbrahim b. Sa'd bize Şube b. el-Haccâc'dan, o Hişâm b. Zeyd'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti.
Allah Resulü (sav) döneminde Yahudînin biri Müslüman bir cariyeye saldırmış, üzerindeki ziynetleri alarak başını tazla ezmişti. Ailesi cariyeyi son nefeslerinde Allah Resûlü'ne (sav) getirdiler. Konuşamıyor-du. Allah Resulü (sav) sordu: Canına kim kıydı? Filan mı? Saldıran o değildi. Başıyla hayır işareti yaptı. Başka bir adamın adını zikrederek 'Filan mı?' diye sordu. Saldıran o da değildi. Başıyla hayır işareti yaptı. Başka birinin adını zikrederek "Filan mı?" diye sordu. Kadına saldıran oydu. Başıyla evet işareti yaptı. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) o Yahudinin yakalanmasını emretti ve başını iki taş arasında ezdirdi.[5]

Şerh               

Sonra eliyle işaret etti" ifadesi, elle konuşma anlamında kullanılır.
Sonra eliyle işaret etti; parmak ucunu ortanca parmağıyla serçe parmağının ayasına koydu. Bunu, istenen şeyi kabulün basitliğine yorduk" ifadesinde yapılan işaretin, istenen şeyi kabulün önemsizliğini gösterdiği beyan edilmektedir.
Konuşamıyordu", hadisin aslında geçen kelime, cariyenin bilincinin açık olduğunu fakat konuşma yeteneğini kaybettiğini belirtmektedir.

Hüküm

Hadisin, bu bapta zikredilme sebebi, boşanmanın da işaret diliyle gerçekleşebileceğini ifade içindir. Zaruret bulunan hâllerde boşama lafızları açıkça söylenmeksizin işaretle de beyan edilebilir.

Bâb: Liânda Bulunana Yemin Ettirilmesi


365- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Cüveyriye bize Nâfı'den, o Abdullah (b. Ömer)'den (ra) şunu nakletti:
Ensârdan bir adam hanımına iftira atmıştı. Allah Resulü (sav) her ikisine de yemin ettirdi. Sonra onları ayırdı.[6]

Şerh

Bu hadis-i şerifin lafeen şerhi ve hükümleri için 329 no.lu hadis-i şerife bakınız.

 

Bâb: Liân Mehri


366- Amr b. Zürâre bize anlatarak dedi ki: İsmail b. Eyyûb bize  Saîd b. Cübeyr'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer'e (ra) hanımına iftira eden adamın hükmün sorduğumda bana şöyle dedi: Allah Resulü (sav) Aclân oğullarından ikisini ayırarak şöyle buyurmuştu: İkinizden birinin yalancı olduğunu Allah biliyor, tevbe edeniniz var mı? Her ikisi de imtina ettiler. Allah Resulü (sav) tekrar "İkinizden birinin yalancı olduğunu Allah biliyor, tevbe edeniniz var mı?" diye sordu. Yine imtina ettiler. Allah Resulü (sav)
yine "İkinizden birinin yalancı olduğunu Allah biliyor, tevbe edeniniz var mı?" diye sordu, ikisi de imtina ettiler. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) onları ayırdı.
Eyyûb der ki: Amr b. Dînâr bana dedi ki: Bu hadis-i şerifte insanlara naklettiğini görmediğim bir bölüm var: Adam "Ya malım (verdiğim mehir)?" dedi. Buyurdu ki: "Eğer hanımın hakkında doğru söylüyorsan ve onunla ilişki kurmuşsan sana mal (mehir bedeli) gerekmez. Eğer yalan söylüyorsan, o (bedeli istemek) zaten senden uzaktır.[7]

Şerh

Bu hadisin lafzı şerhi ve hükümleri için 329 no.lu hadise bakınız. Hüküm itibarıyla, liân ile boşamada mehir gerekmez.

Bâb: Hâkimin Liânda Bulunanlara Hitabı


367- Ali b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Amr'dan, o Saîd b. Cübeyr'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer'e liânda bulunan çiftle ilgili hadisi sordum. Şöyle dedi:
Allah Resulü (sav) birbirlerine lanet okuyan eşlere "Hesabınız Allah'a kalmıştır. İkinizden biri yalan söylüyor. Senin artık bu hanımla ilgili yapacak şeyin yoktur" buyurdu. Adam "Ya verdiğim mehir?" dedi. Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Mehir isteme hakkın da kalmadı. Eğer hanımın hakkında doğru söylüyorsan, onun kadınlığını helal görmene karşılık olmuştur. Eğer yalan söylüyorsan mehir bedeli sana en uzak şeydir.[8]

Şerh

Bu hadis-i şerifin şerhi ve liânla ilgili hükümler için 329 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Liânda Bulunanları Ayırmak


368- İbrahim b. el-Münzir bize anlatarak dedi ki: Enes b. İyâz bize Ubeydullah'tan, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti: Allah Resulü (sav) karısına iftira eden adamla kadını ayırdı ve her ikisine de yemin ettirdi." [9]

Şerh

Hadis-i şerifin şerhi ve liân hakkında bilgi için 329 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Liânda Bulunanları Ayırmak


369- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Yahya bize Ubeydullah'tan, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) Ensardan bir erkekle kadına liân yemini ettirdi ve onları ayırdı.[10]

Şerh

Hadis-i şeririn şerhi ve hükümleri için 329 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Liândan Sonra Çocuğun Velayetinin Kime Verileceği


370- Yahya b. Bükeyr bize anlatarak dedi ki: Mâük bizeNâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) çocuğunu reddeden bir erkekle hanımına liâ yemini ettirdikten sonra onları ayırdı ve çocuğun velayetini kadına verdi.[11]

Şerh

Hadis-i şerifin şerhi ve hükümleri için 329 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: "Kocaları İddet Hâlinde Geri Almaya Daha Layıktırlar' Ayet-İ Kerimesi


371- Kuteybe bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Nâfi'den, o İbni Ömer b. el-Hattâb'dan (r.anhümâ) şunu nakletti.
(Abdullah) hanımım hayızh iken bîr boşama ile boşamıştı. Allah Resulü (sav) kendisine hanımını geri almasını, sonra temizleninceye, ardından hayız görünceye kadar tutmasını, sonra ona temizleninceye kadar mühlet tanımasını, ondan sonra dilerse temizlik hâlinde ve kendisiyle ilişkide bulunmaksızın boşamasını, emretti. Yüce Allah'ın kadınların boşanmasında riâyet edilmesini emrettiği iddetin bu olduğunu söyledi.
Bu konuyla ilgili sorulan sorulardan birine şöyle karşılık vermişti: Eğer onu üç talak ile boşadıysan, senden başka bir erkekle evlenmedikçe sana haram olur.[12]

Şerh

Bu hadis-i şerifin şerhi ve boşamayla ilgili hükümler için 360 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Payızh Kadını Boşamaktan Vazgeçmek


372- Haccâc bize anlatarak dedi ki: Yezîd b. İbrahim bize Muhammed b. Sîrîn'den, o Yûnus b. Cübeyr'den şunu nakletti:
İbni Ömer'e (ra) sorduğumda bana şunu anlattı: İbni Ömer (ra) hanımını hayız hâlinde iken boşadı. Ömer (ra) Allah Resulü'ne (sav) bunun hükmünü sordu. Ona hanımını geri almasını ve iddetini gözeterek boşamasını emretti.[13]

Şerh

Bu hadis-i şerifle ilgili açıklama ve boşamayla ilgili hükümler 360 no.lu hadisin altında yeralmaktadır.

Bâb: Kocası Ölen Kadın Dört Ay On Gün Yas Tutar


373- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Abdullah b. Ebî Bekr'den, o Humeyd b. Nâfi'den, o Zeyneb bn. Ebî Seleme'den (r.anhâ) şu üç hadisi nakletti; Zeynep (r.anhâ) der ki: Babası Ebû Süfyân b. Harb vefat ettiği zaman Müminlerin Annesi Ümmü Habîbe'nin (r.anhâ) yanına gittim. Sarı misk veya başka bir şey getirtti ve bir cariye ondan sürdü. Sonra onunla yanaklarını sildi. Ardından şöyle dedi: Eğer Allah Resûlü'nün (sav) şöyle buyurduğunu işitmemiş olsaydım misk sürünmeye ihtiyacım olmazdı:
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadına, kocasının ölümü üzerine dört ay on gün yas tutmasından başka, hiçbir ölü için üç günden fazla yas tutması helal olmaz.[14]

Şerh

Helal olmaz" ifadesi, Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir hanımın, kocasından başkası için 3 günden fazla yas tutmasının haramhğına delâlet etmektedir. Koca için belirtilen 4 ay 10 gün yas tutmanın farz oluşuna dair hüküm ise icmâ gibi bir delile dayanmaktadır.
Hanefîler hadiste geçen 'kadın', 'Allah'a ve ahiret gününe iman eden' gibi kayıtları esas alarak genç kıza, veya zimmî kadına yas tutmanın farz olmadı hükmüne varmışlardır. Koca için tutulan yas süresi olan olan 4 ay 10 günün nesebin muhafazasıyla da ilişkisi vardır ki bu aynı zamanda kocasını yitiren kadının iddet süresidir. Bu hususta, Müslüman gayri Müslim kadın ayrımı yapılmaz. Yasla^ ilgili bu süreler, vefat eden için geçerli olup kaybolan için geçerli değildir. Ric'î talak ile boşanan kadının yas tutmasının farziyeti üzerinde ittifak edilmişken bâin talak ile boşanan hakkında ihtilaf edilmiştir. Ulemânın çoğunluğu yas tutması gerekmediğini söylerken Hanefîler bunu ölümle kıyas ederek yas tutması gerektiğin söylemişlerdir.
Dört ay on gün"lük sürenin hikmetiyle ilgili olarak çocuğun 120 günde gelişmesini tamamlayarak canlanması zikredilmiştir. Hâmile olduğu bilinen kadının süresi, daha önce de beyan edildiği gibi çocuğunu doğurmasıyla sona erer.

Hüküm

Hadisten çıkan hükümle ilgili olarak 160 no.lu hadisebakınız.

 

Bâb: "İçinizden Ölüp, Eşler Bırakacak Olanlar" Ayet-İ Kerimesi


374- Muhammed b. Kesîr bize anlatarak dedi ki: Süfyân b. Abdillah b. Ebî Bekr b. Amr b. Hazm bize Humeyd b. Nâfı'den, o Zeyneb bn. Ümmü Seleme'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Babasının ölüm haberi gelince Ümmü Habîbe bn. Ebî Süfyân (r.anhâ) -üç gün yas tuttuktan sonra- misk getirtti. Onunla kollarını sildi ve şöyle dedi: Eğer Allah Resûlü'nün (sav) şöyle buyurduğunu işitmemiş olsaydım bu miske ihtiyacım olmazdı:
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kadına, kocasının ölümü üzerine dört ay on gün yas tutmasından başka, hiçbir ölü için üç günden fazla yas tutması helal olmaz.[15]

Şerh

Hadis-i şerif daha önce 371 no ile geçmiş ve orada şerhedilmiştir. Burada ise bab başlığı olan ayet-i kerimeyle bağlantısı sebebiyle zikredilmiş olup söz konusu ayet-i kerime meâlen şöyledir:
"içinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çikanhnaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakîm'dir." (Bakara, 240)

 

Bâb: Fuhuş Yapanın Mehri Ve Geçersiz Nikah


375- Ali b. Abdillah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize ez-Zührî'den, o Ebû Bekir b. Abdirrahman'dan, o Ebû Mesûd'dan (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) köpek (satıp) bedelini almayı, fuhuş kazancını  (mehrini) ve falcılık ücretini yasakladı. [16]

Şerh

Bu hadisin şerhi ve hükümleri daha önce beyan edilmişti.(Bkz. 242 no.lu hadis-i şerif)

Hüküm

Fuhuş bedeli olarak ödenen para, falcılık ve medyumluk için ödenen para ve köpek satışı için ödenen para haramdır. Allah Resûlü'nün (sav) bunlarla ilgili beyanı gayet açık ve kesindir.

 

Bâb: Zifafa Girilmiş Kadının Mehri


376- Amr b. Zürâre bize anlatarak dedi ki: İsmail b. Eyyûb bize  Saîd b. Cübeyr'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer'e (ra) hanımına iftira eden adamın hükmün sorduğumda bana şöyle dedi: Allah Resulü (sav) Aclân oğullarından ikisini ayırarak şöyle buyurmuştu: İkinizden birinin yalancı olduğunu Allah biliyor, tevbe edeniniz var mı? Her ikisi de imtina ettiler. Allah Resulü (sav) tekrar "İkinizden birinin yalancı olduğunu Allah biliyor, tevbe edeniniz var mı?" diye sordu, (Etmemeleri) üzerine Allah Resulü (sav) onları ayırdı.
Eyyûb der ki: Amr b. Dînâr bana dedi ki: Bu hadis-i şerifte insanlara naklettiğini görmediğim bir bölüm var: Adam "Ya malım (verdiğim mehir)?" dedi. Buyurdu ki: "Eğer hanımın hakkında doğru söylüyorsan ve onunla ilişki kurmuşsan sana mal (mehir bedeli) gerekmez. Eğer yalan söylüyorsan, o (bedeli istemek) zaten senden uzaktır.[17]

Şerh

Liân suretiyle ayrılan çiftlerde mehrin durumu ve hadisin şerhi için bkz. 329 no.lu hadis.

 

Bâb: Mehir Farz Kılınmamış Kadına Verilecek Mut'a Bedeli


377- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Amr'dan, o Saîd b. Cübeyr'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) birbirlerine lanet okuyan eşlere "Hesabınız Allah'a kalmıştır. İkinizden biri yalan söylüyor. Senin artık bu hanımla ilgili yapacak şeyin yoktur" buyurdu. Adam "Ya verdiğim mehir?" dedi. Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Mehir talep hakkın kalmadı. Eğer hanımın hakkında doğru söylüyorsan, onun kadınlığını helal görmene karşılık olmuştur. Eğer yalan söylüyorsan mehir bedeli sana en uzak şeydir.[18]

Şerh

Liân suretiyle aynlân çiftlerde mehrin durumu ve hadisin şerhi için bkz. 329 no.lu hadis.


[1] Bkz. 330 no.lu hadis-i şerif.
[2] Bkz. 330 no.lu hadis-s şerif.
[3] Bkz. 330 no.lu hadis-i şerif.
[4] Buharı, cum'a/883, talâk/4884, da'avât/5921; Müslim, cum'a/1406-1408; Tirmizî, cum'a/453; Nesâî, cum'a/1413-1415; Ebû Dâvud, salât/882; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1127; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6854, 7160, 7175, 7363, 7441, 7489, 7771, 8839, 8871, 9512, 9658, 9844, 9911-9912, 9950, 10055, 10141, 10233, 10547^ 11198, 22663, 22665, 22675; Mâlik, nidâ/206, 221; Dârimî, salât/1523
[5] Buhârî, tefsîru'l-Kur'ân/4379, talâk/4894, 4899-4903, 4930-4931, ferâiz/6251; Müslim, li'ân/2742-2747; Tirmizî, talâk/1124; Nesâî, talâk/3420-3423; Ebû Dâvud, talâk/1924-1926; İbn Mâce, talâk/2059; İbn Hanbel, musnedu'l-aşereti'l-mubeşşere/375, musnedu'l-müksirîn/4247, 4298, 4359, 4375, 4464, 4707, 4767, 4955, 5060, 5143, 5825; Mâlik, talâk/1036; Dârimî, nikâh/2132-2133
[6] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
[7] Bkz. 329 no.lu hadis~i şerif.
[8] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
[9] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
[10] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
[11] Buharı, tefsîru'l-Kur'ân/4528, talâk/4850-4851, 4854, 4916-4917, ahkâm/6627; Müslim, zekât/1686, talâk/2675-2685, 2687-2688; Tirmizî, talâk/1095-1096; Nesâî, talâk-3336-3339, 3343-3345, 3500-3501, 3503; Ebû Dâvud, talâk/1864-1869; İbn Mâce, talâk/2009, 2012-2013; İbn Hanbel, musnedu'l-aşereti'l-mubeşşere/287, mus-nedu'l-müksirîn/4273, 4558, 4783, 4875, 4917, 4977, 5017, 5047, 5069, 5176, 5232, 5247, 5266, 5530, 5788, 5845, 5867, 6/47; Mâlik, talâk/1053; Dârimî, talâk/2162-2163.
[12] Bkz. 370 no.lu hadis-i şerif.
[13] Bkz. 370 no.lu hadis-i şerif.
[14] Bkz. 160 no.lu hadis-i şerif.
[15] Bkz. 160 no.lu hadis-i şerif.
[16] Bkz. 241 no.lu hadis-i şerif.
[17] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
[18] Bkz. 329 no.lu hadis-i şerif.
islam