KİTÂBU'S-SALAT NAMAZ BÖLÜMÜ


Bâb: Tek Parça Kumaş İçinde Namaz Kılmak


38- İsmail b. Ebî veys bize anlatarak dedi ki: Mâlik b. Enes bana Ömer b. Ubeydullah'ın azatlısı Ebu'n-Nadr'dan şöyle dediğini nakletti: Ümmü Hâni bn. Ebî Tâlib'in azatlısı Ebû Murra kendisine Ümmü Hâni bn. Ebî fâlib'i şunu söylerken dinlediğini haber vermiş:
Fetih Yılı Allah Resûlü'nü (sav) -görmeye- gitmiştim. Kızı Fâtıma kendisini perdelemiş yıkamyorken buldum. Selam verdim. "Kim o (gelen)?» dedi.
"Ben, Ümmü Hâni bn. Ebî Tâlib" dedim.
'Hoş geldin ey Ümmü Hâni" dedi. Yıkandıktan sonra namaza durup tek parça kumaşa sarılmış 'hâlde sekiz rekat namaz kıldı.
Namazı bitirdiğinde "Ey Allah'ın Resulü! Annemin oğlu koruma altına aldığım Hübeyre'nin falan oğlunu iddia etti" dedim,
Allah Resulü (sav) "Ey Ümmü Hâni! Senin koruma altına aldığını Biz de koruma altına aldık" buyurdu.
Bu (kıldığı namaz) kuşluk vaktinde ıdı.[2]

Şerh

Annemin oğlu söyledi, iddia etti" ifadesinde kastedilen, Ali b. Ebî Tâlip'tir. Bir başka rivayette 'babamın oğlu' gezmektedir ki her ikisi de doğrudur. Çünkü Ümmü Hâni ile Hz. Ali (ra) kardeştirler.
Hübeyre'nin falan oğlunu" ifadesinde geçen Hübeyre, Mekke'nin fethi sırasında kaçarak Necran'a gitmiş ve orada müşrik olarak ölmüştür. Aynı zamanda Ümmü Hâni'nin kocası olan Hübeyre'nin ondan olan çocuğu fetih sırasında koruma verilecek çağda olmadığı için bununla kastedilenin Haris b. Hişâm olma ihtimali daha güçlü görünmektedir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften sadece namazla ilgili değil emân verilenlerle ilgili hükümlerin de çıkması mümkün olmasına rağmen İmam Buhârî, hadise Namaz bölümünün başında yer vermiştir. Hadisten namazla ilgili çıkarılabilecek hüküm, namazın farzlarından setr-i avret hakkındadır.
Hanefi mezhebine göre, setr-i avret, yani avret mahallinin örtülmesi şarttır. Erkeklerin avret mahalli sayılan uzuvları göbek altından dizlerin altına kadar olan bölümdür. Bu bölüm, setr-i avret şartının asgari şartı olup esasen toplumun örf ve âdetlerine uygun şekilde, vakur bir giysiyle namaz kılmak müstehaptır.
Kadınları için şart koşulan avret mahalli, hür kadınlar için yüzleriyle ellerinden başka tüm vücutlarıdır. Ayaklar konusunda ihtilaf edilmiş olup sahih sayılan görüşe göre ayaklan da avret mahalline dâhil değildir. Cariyelerin avret mahalli erkekler gibi göbekalkti ile diz kapaklan arasına ilâveten arkaları ve karınlarıdır.
Kadınların vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde giyinmeleri gerekir.
Hadisi şerife ve Hanefî mezhebine göre, bir erkeğin avret mahallini örtmesi şartıyla tek veya çok parçadan oluşacak giysiyle namaz kılmasında bir sakınca yoktur.

Ders

Dinin direği olarak kabul edilen namazın kılınabilmesi için her tür kolaylık gösterilir ki buna giysinin sadelik ve basitliği de dâhildir. Kişi, eğer giyinecek bir şey bulamryorsa avret mahallini örtecek bir parça kumaşla namaz kılabileceği gibi mezhebimize göre avret mahallini örtecek bir şey bulamayan kimse oturarak ve ayaklarını kıble tarafına uzatarak îmâ ile namaz kılabilir.
Hadisten çıkarabileceğimiz bir diğer ders, bir Müslüman tarafindan verilecek koruma ve güvenceye diğer Müslümanların da saygı göstermeleri gereğidir. Ancak hakkında kesinleşmiş ceza bulunan, kanun kaçağı hükmünde bulunanler ve benzeri şartları taşıyanlar için güvence ve koruma söz konusu olamaz.

 

Bâb: Şam İşi Cübbeyle Kılınan Namaz


39- Yahya bize anlatarak dedi ki: Ebû Muâviye bize el-A'meş'ten, o Müslim'den, o Mesrûk'tan, o, Muğîre b. Şu'be'den şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) ile bir seferde idim. "Ey Muğîre! İbriği al" buyurdu. Ben de onu aldım. Allah Resulü (sav) gözümden kayboluncaya kadar uzaklaştı ve abdestini bozdu. Kendisinin üzerinde Şam işi bir cüppe vardı. Elini, cüppenin yeninden çıkarmaya çalıştı, ama cüppenin yeni dar geldi. Bunun üzerine altından çıkardı. Kendisine su döktüm, namaz abdesti aldı, mestleri üzerine raesh etti, sonra da namaz kıldı.[3]

Şerh

Üzerinde Şam işi bir cüppe vardı" ifadesinde, Allah Resûlü'nün (sav) o zamanlar küfür diyarı olan Şam'dan gelme bir cüppe giydiği anlaşılmaktadır.
Hadisin diğer lafizlarıyla ilgili açıklamalar için 12 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkan hükümler için 12 no.lu hadise bakınız. Oradaki hükümlere ilâve olarak İmam Buharî'nin bâb başlığı olarak zikrettiği husus çerçevesinde, küfür diyarından gelme giysi ve elbiselerin giyilmesinde bir sakınma olmadığı hümü çıkmaktadır. Bunlarda aslolan Müslümanın giymesinde mahzur bulunmaması, renk, kumaş türü ve kullanılan malzeme bakımından haram olarak nitelendirilebilecek bir unsur barındırmamasıdır. Böyle olduğu takdirde yabancı ülkelerden gelen giysileri giyinmenin bir sakıncası yoktur.                   

Ders

Peygamber Efendimiz (sav) giydiği cüppenin yeninin dar olmaması sebebiyle dirseklere kadar sıvanamaması yüzünden kollarını dışarıdan sıvazlama yoluna gitmemiş, kollarını tamamen sıvayıp yıkayarak abdestini almıştır. Buradan çıkarılacak ders, 'kolaylık' dini olduğu iddiasıyla en azından farzlardan feragat etmenin mümkün olmadığıdır. Efendimizin davranışı bunu kesin olarak göstermektedir. Şu hâlde, farzlar noktasında gevşeklik ve kolaycılık hoşgörülebilir bir yaklaşım değildir.

 

Bâb: Şalvar, Gömlek Vb. Giysilerle Namaz


40- Âsim b. Ali bize anlatarak dedi ki: İbn Ebî Zi'b bize Zührî'den, o Sâ-lim'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Bir adam, Allah Resûlü'nc (sav) şunu sordu:
İhhrama giren kimse ne giyer?
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Ne gömlek (kamis), ne şalvar, ne bornoz (türü kukuletalı elbise), ne alaçehre ve safranla boyanmış elbise giyer. Arkası açık terlik türü bir şey bulamayan, mest giysin, yalnız topuklarını (kayış bağlama yerlerinden aşağısını) kessin.[4]
Nâfı de İbni Ömer (ra) kanalıyla Allah Resulü'nden benzerini nakletti.

Şerh

Hadis-i şerifin lafızlarıyla ilgili şerh daha önce 3 no.lu hadiste geçmiştir.

Hüküm

Hadisten çıkarılan şer'î hükümler için 3 no.lu hadisin ilgili bölümüne bakınız.
İmam Buhârî'nin hadise namaz bölümünde de yer verme hikmeti, dikişli elbiseler giymesi yasak olan ihramlının, şalvar ve gömlek gibi bilinen dikişli elbiseler dışında dikişsiz elbiseler içinde de namaz kılabileceği hükmünün bu hadis-i şeriften çıktığıdır. Çünkü kişi, ihramlı iken de namaz kılmakla mükelleftir.
Namazda giysinin rolünün setr-i avret şartıyla belirlendiğini, bunu bulamayanın çıplak olarak da namaz kılabileceğini daha önce açıklamıştık. Bakınız: Hadis No: 38

Ders

Bu hadisten çıkaracağımız ders, Allah Resûlü'nün (sav) seçilecek giysi renkleri konusunda da biz Müslümanları bilinçlendirmeye çalıştığıdır. O'nun terbiyesine muhtaç olan bizler, alacağımız giysilerin renklerini seçerken safran ve alaçehre bitkilerinin renklerindeki kumaşları tercih etmemeliyiz. Bunun dışında O'nun kullandığı renklerin başında beyaz, yeşil ve siyahın geldiği de bilinmektedir.

 

Bab: Uyluk Hakkında Zikredilenler


41- Yakûb b. İbrahim bize anlatarak dedi ki: İsmail b. Uleyye bize anlatarak dedi ki: Abdülaziz b. Suhayb bize Enes b. Mâlik'ten (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) Hayber Gazasına çıktı. Sabah namazını ortalık karanlıkken orada kıldık. Ardından Allah Resulü (sav) bineğine bindi. Ebâ Talha da bindi. Ben Ebû Talha'nın terkisinde idim. Allah Resulü (sav) Hayber sokağı içinde ilerledi. Dizim onun uyluğuna dokunuyordu. Sonra Allah Resulü (sav) mübarek uyluğunun beyazlığını göreceğim kadar izârmı sıyırdı. Şehre girdiğinde üç defa şöyle haykırdı:
"Allahü Ekber! Yıkılsın Hayber! Biz bir kavmin yurduna indiğimizde uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!" (Son cümle ayettir: Sâfîât sûresi ayet: 177)
Halk (gündelik) işleri için çıktıklarında "(Eyvah) Muhammed!" dediler.
(Abdülaziz der ki: Bazı arkadaşlarımız "Ordu!" dediler.)
Hayber şehrini kuvvet kullanarak ele geçirdik. Esirler toplandı. Bu sırada Dıhye geldi ve "Ey Allah Resulü! Esirlerden bana bir câriye ver" dedi.
O da "Git bir câriye al" dedi. Dıhya de Safiye bn. Huyey'i aldı. Ardından bir adam Allah Resûlü'ne (sav) gelip "Ey Allah'ın Elçisi! Dıhye'ye Kureyzâ ve Nadîr kabilelerinin hanımefendisi Safiye bn. Huyey'i verdin, o ancak sana düşer" dedi.
Allah Resulü (sav) "Dıhye'yi çağırın, onu da getirsin" buyurdu. Dıhye, Safiyye ile birlikte geldi. Allah Resulü (sav) Safiyye'ye bakınca ''Esirlerden bunun dışında bir cariye al" buyurdu.
Sonra Allah Resulü (sav) onu azat etti ve onunla evlendi.
Sabit "Ey Ebû Hamza! Mehri ne idi?" diye sordu. "Onun kendisi idi. Onu hürriyetine kavuşturdu ve onunla evlendi."
Yola çıktıklarında Ümmü Süleym, Safiyye'yi süsledi, gecenin bir vaktinde Allah Resûlü'ne (sav) sundu. Allah Resulü (sav) güvey olarak sabaha çıktı ve "Kimin yanında bir şeyler varsa onu getirsin" buyurdu ve bir yaygı serdi. Kimi hurma, kimi yağ getirmişti, (Enes'in (ra) seviki de zikrettiğini sanıyorum.)
Sonra Hays yemeği yaptılar. Bu da Allah Resûlü'nün (sav) düğün yemeği oldu.[5]

Şerh

"Orada namaz kıldık", ifadesinde kastedilen Hayber şehrinin dışıdır.
Dizlerim Allah Resûlü'nün (sav) uyluğuna dokunuyordu, sonra uyluğunun beyazını göreceğim   kadar   izârını   sıyırdı"   ifadesinde,   yan   yana   oldukları   ve Peygamber efendimizin devesini sokakta hızla sürmek için izârmı sıyırdığını efendimizin devesini sokakta hızla sürmek için izârını sıyırdığını anlıyoruz. Râvi Enes (ra) da bu sırada O'nun uyluğunu görmüştür. Uyluğun görünmesi hakkında Nevevî şöyle demiştir: Ulemânın çoğunluğuna göre uyluk avret mahallindendir.
Ahmed b. Hanbel ve Mâlik'ten yapılan rivayetlerde ise avretin sadece ön ve arka uzuvlar olduğu zikredilmiştir. Zahirîler ve İbn Cerîr de bu görüştedir. Ulemâ, uyluğun avret mahallinden olup olmadığı üzerinde ince tartışmalara girmişler, avretten olmadığını savunanlar, diğer delillerle birlikte bu hadis ile de istidlalde bulunmuşlardır.
Hamîs!" kelimesinin Hayber Yahudilerince 'Ordu' anlamında kullanıldığına dair tefsir, sadece râvilerden Abdülaziz tarafından zikredilmiştir.
Bir adam geldi" ifadesinde sözü edilen adamın kim olduğu bilinmemektedir.
Esirlerden bunun dışında bir cariye al" ifadesiyle ilgili olarak imam Şafiî el-Ümm adlı eserinde Vâkıdî'nin Siyerinden nakille şunu aktarmıştır: Dıhye'ye (ra), Kinâne b. er-Rebî'in kızkardeşini verdi. Kinâne, Saflyye'nin kocasıydı. Allah Resulü (sav) Safiyye kadar soylu bir cariye vermek suretiyle Dıhye'nin de (ra) gönlünü almıştır.
Sevîk: Hurma kavutuna verilen ad.
Hays: Hurma, tereyağı, un ve çökelekten yapılan bir tür yemek.

Hüküm

Hadis-i şeriften, sabah namazının erken kılınması, savaş hukuku, esirlerin durumu gibi konularda bir çok şer'î hüküm çıkmakla birlikte burada bâb başlığıyla ilgili olarak avret mahallinin sınırlanmasıyla ilgili hüküm üzerinde durmak istiyoruz:
Hanefî mezhebine göre erkekler için avret mahalli diz kapaklarıyla göbek altında kalan bölümdür. Avret sayılan uzuvlardan birinin tamamı veya dörtte biri açıldığında namaz bozulur. Fakat dörtte birden az miktarının açılması namazı bozmaz. İmam Ebû Yusuf a göre ise, söz konusu uzuvlardan her hangi birinin en az yarısı açılmadıkça namaz bozulmaz.
Kişi, kendi iradesi dışında açılan avret mahallini örterek namaza devam ettiği takdirde namazı bozulmaz. Fakat tercih edilen görüşe göre kıyam veya rükû gibi rükün süresi uzunluğunda örtmediği takdirde namazı bozulur.
Ten rengini gösterecek derecede şeffaf bir giysi, avret mahallini örtmüş sayılmayacağı için böyle bir giysiyle namaz kılınmaz.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkartacağımız bir çok ders vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Her işte erken davranmak, gevşeklik ve ihmalkârlık göstermemek. Demir tavında dövülür deyişinden hareketle her şeyi zaman ve zeminine uygun olarak yapmak. Eğer yapılacak şey savaşsa, düşmana göre daima bir adım önde olmak. Görüldüğü üzere Allah Resulü (sav) hain Hayberlileri, onlar henüz uykudayken gafil avlamış, önlem almalarına firsat bırakmamıştır. Aksı takdirde çok daha fazla Müslümanın şehit düşmesi veya yaralanması söz konusu olurdu.
Düşman da olsalar, kişilerin sosyal statülerini gözetmek, onları rencide etmekten ve aşağılamaktan kaçınmak. Bu olayda Allah Resulü (sav) Yahudilerin en seçkin hanımlarından biri olan Safiyye'yi (r.anhâ) gururunu incitmeyecek şekilde taltif etmiş, derhal azat ederek evlenme teklif etmiştir. Bu, büyük bir incelik, aynı zamanda siyasi bir dehadır.
Alacağınız kararlarla yanınızda saf duran ve kader birliği ettiğiniz kimseleri kırmamak, hoşlarına girmeyebilecek kararları gönüllerini almak suretiyle sindirmelerine çalışmak. Hayber esirleri konusunda Allah Resûlü'nün (sav) Dıhye (ra) ile yaşadıkları bunun canlı bir misâlidir.
Toplumsal olayları insanları paylaşmak ki burada evliliğin, gayet mütevazı da olsa bir yemekle insanlara ilânı ve insanların da bu coşkuyu paylaşmalarına katkıda bulunulması söz konusudur. Allah Resulü (sav) başka hadislerinde de ziyafeti teşvik etmiş, sahabeyi bu konuda özendirmiştir.

 

Bâb: Kadının Namaz Kıyafeti


42- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şu'ayb bize Zührî'den haber verdi: Urve bana Âişe'nin (r.anhâ) şöyle dediğini bildirdi:
Allah Resulü (sav) sabah namazı kılar, O'nunla birlikte mümin hanımlar da yün giysilere bürünmüş olarak cemaatte bulunur, sonra da evlerine dönerlerdi de onları kimse tanıyamazdı.[6]

Şerh

Bürünmüş olarak" ifadesiyle kastedilen bedenleri tamamen gizleyecek biçimde örtünmüş olaraktır. el-Esnıa'î'ye göre bu fiilin tam olarak gerçekleşebilmesi için başın kasinlikle örtülü olması gereklidir.
Yün giysiler" yün, tiftik ve benzeri elyaftan dokunmuş kumaşlarla hazırlanmış kalın giysiler için kullanılır.
Onları kimse tanıyamazdı" ifadesinde iki ihtimal mevcuttur. Tanınmayış sebepleri ya sabah vaktinin karanlığındandı, ya da aşırı örtülü olmalarındandı.

Hüküm
İmam Buhârî'nin, hadis-i şerifi bu bâbda zikretmesinin sebebi, kadınların tek bir giysiyle nimaz kılmalarının caiz oluşuna delil olarak görmesin-dendir. Onun bu yaklaşımına, söz konusu kalın örtülerin altınd başka giysiler de bulunulabileceği söylenerek itiraz edilmişse de, asıl olanın hadiste zikredilen şekilde örtünmek olduğu söylenerek bu itiraza cevap verilmiştir. Kadının avret mahalliyle ilgili daha nceki hadislerde zikredilen hükümler ışığında, hadiste geçen örtünmenin yeterli olduğu ziyadeye gerek kalmadığı açıktır.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılması gereken en mühim ders, Asr-ı Saadette hanımların sosyal ve dinî hayat ile ne kadar iç içe oldukları gerçeğidir. İslamiyet, bazılarının iddia ettikleri gibi hanımları evlerine hapsetmemiş, bilakis, çarşıda, tarlada, camide, hatta savaş meydanında onun varlığını özendirmiştir, îslamiyeti bu noktadan tenkit edenlerin, daha düne kadar kadınları insan yerine dahi koymayan bir kültüre mensup olmaları düşündürücüdür.
Şu var ki geçen yüz yıllar içinde Müslümanlar da ilk devirdeki bu hoşgörü ve paylaşımı terk ederek hanımları sosyal ve dinî hayatın dışına taşıma eğiliminde olmuşlar, bunun sonucu hanımlar, erkeklere oranla, üretim, paylaşım ve sosyal gelişmeye katkida'bulunmaktan mahrum kalmışlardır.
Hadisten çıkartılması gereken bir diğer ise, polis, güvenlik kameraları, adliye, zaptiye ve mahkemelerin kurumsal olarak var olmadığı, cahiliye geleneklerinden henüz yeni kurtulmuş bir toplumda, kadınların sabahın alaca karanlığında evlerinden güven içinde çıkarak mescide gelmeleri ve namazlarını cemaatle kıldıktan sonra yine güven içinde evlerine dönebilmeleridir. Bu, onca eğitim, aydınlanma, güvenlik vs. imkânlarına rağmen bugün bile tehlikeli bir davranış olarak nitelendirilir.

 

Bâb: Çatılar, Minber Ve Çardakta Namaz


43- Muhammed b. Abdürrahim bize anlatarak dedi ki: Yezid b. Harun bize anlatarak dedi ki:Humeyd et-Tavîl bize Enes b. Mâlik'ten (ra) şyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) atından düştü ve kolu yahut omzu ezildi. (Bu sırada) hanımlarına bir ay yaklaşmayacağına dair (îlâ) yemin etti. Kendisi, merdiveni hurma kütüğünden yapılma bir bir çardakta oturdu. Sahabe hastalığından dolayı O'nu ziyaret ediyordu. Onlara namaz kıldırdı. Kendisi oturuyor, onlarda ayakta kılıyorlardı. Selam verince şöyle buyurdu: İmam, kendisine uyulmak için vardır. O tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin. O secde ettiğinde siz de secde edin. Eğer ayakta kılıyorsa siz de ayakta kılın.
Yirmi dokuz gün geçince çardaktan indi. Sahabe "Ey Allah Resulü! Bir ay ayrı kalacağınızı söylemiştiniz?" dediler. Buyurdu ki: "(Bu) ay yirmi dokuz gündür.[7]

Şerh

"Kolu veya omzu" ifadesi, râvinin tereddüdünü göstermektedir. Zührî'nin yaptığı rivayette "sağ yanı ezildi" şeklinde geçmektedir ki daha kapsamlı bir iadedir.
Hanımlarına yaklaşmayacağına dair yemin etti" ifadesinde, fikıh dilinde 'îlâ' olarak bilinen yeminden söz edilmektedir. Allah Resulü (sav) mübarek eşlerinden gördüğü sıkıntı yüzünden, bir anlamda onları terbiye etmek için bir ay yaklaşmama kararı almıştır.
Çardak" kelimesi, yüksek havadar oda anlamındadır. Bu ha-dis-i şerifin bu bâbda yer alma sebebi de bu tür mekanda namaz kılınabileceğinin gösterilmesidir. Bu hadise göre her tür çatıda namaz kılınabilir.

Hüküm

Müslümanlar, necaset barındırmadığı, şirk sembolleri taşımadığı sürece her yerde ferdî olarak veya cemaat ile namaz kılabilirler.
Hadisten çıkan diğer hüküm, kişinin te'dib ve terbiye amacıyla makul bir süre için eşine yaklaşmama yemininde bulunabileceğidir.
Namazda imama uymanın temel kuralları da bu hadis-i şerif ile belirlenmiştir. Hanefî mezhebine göre cemaat ile namazın bazı esasları şunlardır:
1.Cemaat ile namazda imama uyulduğuna da niyette yer verilmelidir. Örneğin "Niyet ettim bugünkü akşam namazının farzına, uydum imâma" demek gerekir. Bu şekilde niyet edilmediği takdirde, imama uymak fiili sahih olmaz.
2.Kişi tek başına namaza başladıktan sonra imama uymaya niyet etse, diliyle tekbir getirdiği anda, öncekinamazını bozup imama uymuş olur.
3. Kişinin, kılınacak namazı belirlemeksizin sadece "uydum imama" vb. ifadeler kullanması sahih olan görüşe göre yeterli değildir.
4. İmam tekbir getirmeden namaza başlayan kişi de imama uymuş sayılmaz. Ancak onun tekbirinden sonra tekbir getirirse iktidâ etmiş olur.
5. İmamın kim olduğunu bilmek gerekli değildir. Eğer imamın adı belirtilerek niyet edilmiş ve o olmadığı anlaşılmışsa, imama uyma geçersiz olur. Çünkü böyle bir niyette imamın belirlenmesi söz konusudur. Genel olarak niyet edildiğinde iktidâ geçerli olur.
6. İmam olan kişinin imamet için niyet etmesi gerekmez. Yalnız cemaat içinde hanımlar da varsa,onların iktidâsının sahih olabilmesi için niyet etmesi gerekir.
7. Namazın bütün rükünlerinde imam takip edilmeli, ondan önce davranmamalıdır. Aksi takdirde cemaat ile namazın sevabından mahrum kalınır.

Ders

Bu hadisten çıkaracağımız en önemli ders, cemaat ile namaz kılarken bize emredilmiş kurallara uymamız gerektiğidir.
Bunu dışında, yeryüzünün bize mescit kılındığı bilinciyle her türlü temiz mekanda namaz kılınabileceği de bu hadisten çıkardığımız bir derstir.
En az bunlar kadar önemli ders, ilk Müslümanların hasta ziyaretine verdikleri önemden almamız gereken ibrettir. Müslümanların canlı ve başarılı bir sosyal hayat kurmalarını sağlayan faktörlerin başında gelen hasta ziyareti, cenaze teşyii, davetlere icabet, gündelik işlerde yardımlaşma, günümüzde giderek kan kaybeden geleneklere dönüşmüştür. Oysa sağlıklı ve dinamik bir toplumun kurulmasında bu sünnet ve geleneklerin önemli yeri vardır.

 

Bâb: Mestle Namaz Kılmak


44- İshâk b. Nasr bize anlatarak dedi ki: Ebû Üsâme bize el-A'meş'ten, o Müslim'den, o Mesrûk'tan, o Muğîre b. Şu'be'den şöyle dediğini nakletti:
Ben Allah ResûhVne (sav) abdest aldırdım. Mestleri üzerine mesnetti ve namaz kıldı.[8]

Şerh

İmam Buhârî bu hadis-i şerifi abdest bölümünde yer vermiştir. Hadise burada da yer verme sebebi, mestler ile namaz kılmanın sünnete uygun olduğunu göstermektir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkarılan hükümlerle ilgili 12 ve 13 no.lu hadislerin hüküm bölümlerine bakınız.

Ders

Bu hadisten alınabilecek dersler için 12 ve 13 no.Iu hadislere bakınız.

 

Bâb: "İbrahim Makamını Namazgah Edinin" Buyruğu Hakkında


45- Müsedde bize anlatarak dedi ki: Yahya bize Seyften (İbni Süleyman) anlatarak dedi ki: Mücâhid'in şöyle dediğini duydum:
İbni Ömer getirildi ve kendisine soruldu: Allah Resulü (sav) Kabe'ye nasıl girdi?
İbni Ömer anlattı: Ben (Kabe'ye) yöneldiğimde Allah Resulü (sav) çıktı. İki kapının arasında Bilâl'ı gördüm. Bilâl'e sordum: "Allah Resû
Evet, sen girdiğinde soluna gelen iki direk arasında iki rekat kılmış-ti. Sonra çıktı ve Kabe'ye yüzünü dönerek iki rekat namaz kıldı.[9]

Şerh

iki kapı arasında ayakta", ifadesiyle ilgili olarak kapının iki kanadı arasında şeklinde bir açıklama yapılmıştır. el-Kirmânî ise, buradaki musannayı (ikilik) hakîkî anlamında kullanmak suretiyle ikinci kapı ile, Kabe'yi inşa ettikleri zaman açmadıkları kapının kastedildiğini, Hz. Bilâl'ın (ra) bu ikisi arasında durduğunu söylemiştir.
Kabe'ye yüzünü dönerek" yani Kabe'nin kapısını karşısına alarak anlamında olduğu söylenmiştir.
Bu metinden çıkan zahirî mânâ, Makam-ı İbrahim'in Kabe'nin kapısında olduğudur. Hâlbuki ilim ehlinden gelen bilgiler, bunun aksi söylemektedir. Buna göre Makam-ı İbrahim'e doğru yönelmek farz değildir. Taberânî'nin riâyet ettiği İbni Abbâs'ın (ra) ifadesi de bu bâbda önemli bir bilgidir; "Kabe'de namaz kılmayı sevmiyorum. Çünkü orada namaz kılan biri, onun bir kısmını arkasında bırakmış olur."

Hüküm

Makam-ı İbrahim'in arkasında iki rekat namaz kılmak haccın sünnetle-rindendir. Kişi, eğer buna imkân bulamazsa ona yakın başka bir yerde iki rekat namaz kılar.
İmam Buhâri'nin bu hadis-i şerifi bu bölümde zikretme sebebi, makam-ı İbrahim'de namaz kılmanın sünnet olduğunu beyan etmek içindir. Bu, sünnet imkan bulup hacca gidenlerin terk etmemeleri gereken hac şartlarındandır.

Ders

Makam-ı İbrahim: Hz. İbrahim'in (as) Kabe'yi inşa ederken kullandığı iskele veya insanları hac görevini ifa ederken üzerine çıktığı taş olduğu söylenen ve günümüzde Kabe kapısının biraz gerisinde bulunan bir noktadır. (İlgili ayet-i kerime: Bakara, 125)

Bâb: Mescidde Abdest Bozmak


46- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) naklederek bildirdi ki:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Sizden biri namazgahında namaz kıldığı müddetçe, abdestini bozmadıkça melekler ona salat eder ve şöyle derler: "Allahım! Onu bağışla! Allahım! Ona merhamat et![10]

Şerh

Melekler salat eder" ifadesindeki melekler hakkında el-Keşmihenî Hafaza veya Seyyare ya da daha genel bir melaike topluluğu olduklarını söylemiştir.
Abdestini bozmadıkça", ifadesi, abdestin bozulmasının bu hâlin sona ermesine delalet ettiğini göstermektedir. Kişi mescidde oturmaya devam etse dahi, abdestsiz olduğu için melekler ona salat etmezler. Mescidde abdest bozmak, balgam çıkarmaktan çok daha ağır bir fiil olduğu için, balgamın kefareti zikredilirken abdest bozmanın kefareti zikredilme-miştir. Mescidde özürlü olanlar dışında abdest bozanlar, meleklerin dua ve istiğfarından mahrum kalmak gibi ağır bir ceza ile muhatap olacaklardır. Bilindiği üzere meleklerin duaları kabul edilmesi umulan dualardır.

Hüküm

Mescid ve camilerde özür bulunmaksızın abdest bozmak mekruhtur. Çünkü bu, buraların saygınlık ve vakarıyla bağdaşmayacak türden bir fiildir.
Abdest bozmak için, mescid dışına çıkılmalıdır.

Ders

Cami ve mescitler, Kur'an-ı Kerim'de de bildirildiği üzere Yüce Allah'ın evleridir. Oraları inşa edip temiz tutmak kadar, oralara zaman ayırarak
imâr etmek de büyük sevaptır. Allah Resulü (sav), bu mübarek mekanlarda namaz kılanların, meleklerin dua ve istiğfarlarına nail olacaklarını haber vermek suretiyle biz Müslümanlara da çok önemli bir sır vermiş olmaktadır. Dualarının kabul edilmeleri ihtimali yok kuvvetli olan o masum varlıkların bağışlanma ve esirgenme niyazlarına konu olabilmek, hemen hepimiz için dünyada bulunmaz bir nimet olsa gerekir.
Gündelik hayatın kirleriyle mülevves olmuş ruhlarımızın arınması ve melâik-i kiramın dua ve niyazları ile mağfur olabilmek için cami ve mescitlerde daha fazla kalmalı, oraları sıra savar gibi namaz kılınıp terk edilen mekanlara dönüştürmemeliyiz.
Unutmamalıyız ki Allah'ın evlerini imâr etmek; bildiğimiz tek anlamıyla camiler inşa etmek değil, aynı zamanda onları ruhlarımız ve nefeslerimizle yaşayan mekanlara dönüştürmemizdir.

 

Bâb: Kabe Ve Mescidlerin Kapıları Ve Bunları Kapatmak


47- Ebu-Nu'mân ve Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dediler ki: Hammâd b. Zeyd bize Eyyub'dan, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) Mekke'ye geldi. Osman b. Talha'yi çağırttı. O, Kabe'nin kapısını açtı. Allah Resûiü (sav), Bilâl, Üsâme b. Zeyd ve Osman b. Talha içeri girdiler. Sonra kapı kapandı. Allah Resulü (sav) orada bir saat kadar kaldıktan sonra çıktılar.
İbni Ömer der ki: Hemen davrandım ve Bilâl'e sordum. O, içeride namaz kıldığını söyledi. Hangi tarafında diye sorunca "İki sütun arasında" dedi. Kaç rekat kıldığını sormayı unuttum.[11]

Şerh

Kapıyı kapattı", yani Kabe'ye girildikten sonra kapı arkalarından kapatıldı. Böyle yapılmasının hikmeti, Kabe'nin içinde namaz kılmanın sonrakiler tarafından da yaşanacak bir sünnete dönüşmesini, enmı sonrakiler tarafindan da yaşanacak bir sünnete dönüşmesini, en azından lifînların böyle zannetmelerini engellemekti. Allah Resûlü'nün (sav) kapıyı oirme gerekçesi, huzur ve huşu içinde şükür ve niyazda bulunma isteği de
Osman b. Talha'mn içeri alınma sebebi, Kabe anahtarlarını koruma azledildiği gibi bir kanaatin oluşmamasına yönelikti. Hz. Bilâl ve iÜsâme'nin alınması ise, Efendimizin sürekli hizmetinde bulunmaların-x dolayı idi.

Hüküm           

Bu hadis-i şerif çerçevesinde mescidlerle ilgili bazı hükümleri zikret fayda görüyoruz:
1.Cami ve mescit kapılarını, içerideki eşyanın çalınma ihtimali bulunsa Lui namaz vakitleri dışında kapatmak mekruhtur.
2.Bir mescidin içerisi, arsası ve avlusu mescit sayıldığı gibi gökyüzüne »adar olan üst kısmı da mescit hükmündedir. Buna bağlı olarak cami ve mescitlerin içinde yapılması mekruh olan fiillerin üstünde yapılmaları da mekruhtur.
3. Mescitlerin  üstünlük  sıralaması  Hanefî  mezhebine  göre   şöyledir: cid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Kubâ. Mâlir'e göre ise en üstünü Mescid-i Nebevi, sonra Mescid-i Haram, sonra id-i Aksâ'dır. Bu mescitler dışındaki bütün cami ve mescitler eşittir.
4. Bir kimsenin kendi mahallesi veya sokağındaki mescitte namaz kılma-\ diğer mescitlerde kılmasından daha evlâdır. Ancak imamın daha Salih ve âlim olması durumunda, onun mescidinde kılmak daha faziletlidir.
Mescidlere saygılı ve temiz bir şekilde girmeli, mabedin huşu ve sükûnunu bozacak hareketlerden kaçınmalıdır. Girerken sağ ayakla girmeli ve Efendimize salat ü selâm getirip "Allahım! Lütuf kapılarını bize aç" diye dua etmeli, çıkarken de sol ayağı kullanmalı ve aynı duada bulunulmalıdır.
6. Mescidlerde yüksek sesle konuşmak, imam, müezzin ve vaizin görev icabı yaptıkları dışında mekruhtur.
7. Mescitte namaz kılanın önünden geçmek mekruh olduğu gibi, ön saflara geçmek için arkadakileri çiğneyerek geçmek de günahtır. Ancak ön saflar boşken arkaya oturmuş kimseleri aralayarak geçmek caizdir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz en önemli ders, dini öğrenme konusunda gayretli ve meraklı olmamız gerektiğidir. Büyük sahabî İbni Ömer (ra) Efendimizin (sav) Kabe'ye giriş sebebini ve orada ne yaptığını merak etmiş ve içeriden çıktıkları anda Hz. Bilâl'e (ra) bunu sormuştur. Bu gayret ve merak, dinî konuları öğrenme noktasında bütün Müslümanlarda bulunması gereken bir niteliktir.
İkinci ders, her hangi bir konuda yetki ve tecrübe sahibi kimseyi dışlamamak, gururunu incitmekten sakınmaktır. Nitekim Allah Resulü (sav) Mekke'nin fetih günü Kabe'nin anahtarlarını o an hâlâ müşrik olan Osman b. Talha'yı çağırtarak getirtmiş ve kapıyı ona açtırarak, içeriye onu da almıştır. Daha sonra Müslüman olan Osman b. Talha ve ailesi Kabe'nin anahtarlarını muhafaza etme görevini sürdürmüşlerdir. Buradan anladığımız, yeni bir yapıyı kurarken güçlü gelenekleri dinin uygun gördüğü çerçevede yıkmamak gerektiğidir.

Bâb: Mescidde Halka Olmak Ve Oturmak


48- Müsedded bize^anlatarak dedi ki: Bişr b. el-Mufaddal bize anlattı ki: Ubeydullah Nâfı'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) minberde iken bir adam şu soruyu sordu:
Gece namazı hakkında ne düşünüyorsun? Allah Resulü (sav) buyurdu ki:
İkişer ikişer (kılar). Sabah vaktinin girmesinden endişe ederse bir rekat kılarak vitir eder. Böylece kıldığı vitirlenmiş olur.
O şöyie derdi: Namazınızın sonunu vitir kılın. Allah Resulü (sav) bunu emretti.[12]

Şerh

Adamın biri sordu" ifadesinde soru sahibinin kimliği tespit edilememiştir.
"Ne düşünürsün?" fiili, ru'yet kökünde kullanıldığı zaman ilim ve bilgi, re'y kökünde kullanıldığı zaman görüşlerden her hangi biri anlamına gelir.
"O şöyle derdi" ifadesinde kastedilen kişi Nâfı'dir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkan hüküm, cami ve mescitlerde ilim halkalarının kurulmasının sünnet olduğudur. Bu halkalarda oturanlar belli bir âdâb içerisinde dinler, akıllarına takılanları da yine âdâb dâiresinde minberde oturan ilim sahibine sorarlar. Bu usûl, Allah Resûlü'nün (sav) devrinde yaşanmış ve O'nun tarafından teşvik edilmiştir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak derslerin başında dinimizin ilme ve ilim öğrenmeye verdiği önem gelir. Cami ve mescitler, sadece namaz kılınan mekanlar olmamalı, aynı zamanda insanların eğitilip aydınlatıldıkları ilim yuvalan olmalıdırlar.
Günümüzde Cuma hutbeleri ve vaazları dışında cami ve mescitler, halkın namaz vakitlerinde doldurup bunun dışında uğramadıkları mekanlara dönüşmüşlerdir. Hâlbuki dinamik bir Müslüman toplumda cami, önemli bir sosyal merkezdir. Müslümanlar bir çok merasimin en azından ön hazırlığını orada yapar, davetlerini orada duyurur, acılarım ve sevinçlerini orada paylaşırlar.
Kandillerde dağıtılan şekerler ve dökülen gül suları, cenazelerin ardından dağıtılan aşlar, düğünlerin ardından dağıtılan lokumlar ve benzeri gelenekler günümüzde neredeyse unutulmak üzeredir.
Tabii en önemlisi de cami ve mescitlerde eğitim, öğretim ve aydınlatma faaliyetlerinin iyice körelmesidir. Bütün bu sünnet ve gelenekler, onları yeniden diriltecek aydın görevlileri beklemektedir.

 

Bâb: Mescitte Halka Olmak Ve Oturmak


49- Ebu'n-Nu'mân bize anlatarak dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize Eyyûb'dan, o Nâfı'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) hutbe verirken adamın biri geldi ve Allah Resû-hVne (sav) "Gece namazı nasıldır?" diye sordu.
Allah Resulü (sav) "İkişer ikişerdir. Sabah namazının vaktinin girmesinden endişe edersenbir rekatle vitir et. Böylelikle kıldığın bütün namazı vitr etmiş olursun" buyurdu.
el-Velîd b. Kesîr dedi ki: "Ubeydullah b. Abdillah bana anlatarak dedi ki: İbni Ömer (ra) onlara şunu anlatmış: Allah Resulü (sav) mescitte iken adamın biri ona seslendi..[13]

Şerh

İmam Buhârî'nin bu hadisi burada zikretme sebebi, mescidde halka kurulması ve mescitte oturmanın sünnet olduğunu göstermek içindir. El-İsmailî ise, hadiste bunlara delil teşkil edecek bir hüktüm bulunmadığını söylemektedir. Buhârî, sahabenin mescitte Allah Resûlü'nü (sav) dinlemek üzere oturmalarını, halka yaparak oturmaya benzetmiştir. Ancak bazı âlimlere göre O'nun mescitte hitabı, insanların saf hâlinde oturup dinlemeleri şeklinde olup bir tür sohbet veya tedrisat halkası biçiminde değildir. Bir başkası ise, hadisten mescitte oturmaya dair hüküm çıktığını söylemiştir.
Her halükarda, mescitte bir bilgi alışverişinin olduğu muhakkaktır. Bir soru sorulmakta ve ona cevap verilmektedir.

Hüküm

Bu hadisten hem bâb başlığıyla ilgili, hem de gece namazıyla ilgili hükümler çıkarmak mümkündür. Mescitte ilim halkası kurulmasına dair bir önceki hadiste (48 no.lu hadis) bilgi verildiği için buna tekrar girmek istemiyor, sadece gece namazıyla ilgili fıkhı hükümleri kısaca zikretmek istiyoruz:
Gece namazı (teheccüd), yatsı namazından sonra uyumadan veya bir miktar uyuyup kalktıktan sonra kılınan nafile namazdır. Allah Resûlü'ne (sav) farz kılındığı için, kendisi bu namazı devamlı surette kılmıştır.
Teheccüt namazı, her iki rekatte bir selam vermek üzere iki rekatten sekiz rekate kadar kılınabilir. İki rekatte bir selam verilmesi daha faziletli görülmüştür.
Teheccüt namazını itiyat hâline getirmiş biri onu özürsüz olarak terk etmemelidir. Çünkü Efendimiz'in de (sav) buyurdukları üzere amellerin en sevimlisi devamlı olanlarıdır.

Ders

Gece namazı, günümüzde Müslümanların genel olarak ihmâl ettikleri bir sünnete dönüşmüştür. Hâlbuki kalplerin diri tutulması, manevî kalkınmanın başlaması gece namazına devam edilmesiyle mümkün olabilecektir. İnsanlar, imanlarını gece ibadetiyle takviye etmeli, nefsleriyle giriştikleri mücadelede gece namazı silahından yararlanmalıdırlar. Herkesin sıcak yataklarında uyudukları bir saatte kişinin Rabbiyle baş başa kalması, belki perdelerin aralanmasına vesile olarak kalp gözlerinin açılmasını sağlayacak, gecenin ağabeytleri çok büyük armağanlara boğulmuş olarak sabaha çıkacaklardır.

Bâb: Çarşı Mescidinde Namaz Kılmak


50- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Ebû Muâviye bize el-A'meş'ten, o Ebû Salih'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdular ki: Cemaat ile kılınan namaz. Kişinin evinde kıldığı namazdan, çarşıda kıldığı namazdan yirmibeş derece daha üstündür. Sizden biri abdest alıp onu güzelce yaptığında ve namazdan başka bir niyeti olmaksızın mescide yürüdüğünde, mescide girinceye kadar attığı hiçbir adım yoktur ki Yüce Allah onu bu adımı sayesinde bir derece yükseltip bir de günahını bağışlamasın. Mescide girdiğinde ise, namazgahında oturduğu'müddetçe abdestini bozmadıkça melekler onun için salat eder ve "AHahım! Onu bağışla!", "Allahim! Ona merhamet et!" diye duada bulunurlar.[14]

Şerh

Güzelce yapar", ifadesiyle murat edilen, abdesti farzlarına ve sünnetlerine riâyet ederek güzelce almaktır.
İmam Buharı, bu hadisi cemaatle namazın fazileti bölümünde de zikretmiştir. Meleklerin namazı bekleyen kişi için dua ve istiğfarda bulunmaları ise daha önce 46 no.lu hadiste geçmiştir. HÜKÜM
Bu hadisten çıkan hükümlerin başında cemaatle namazın ferdî namaza göre yirmi beş (bazı rivayetlerde yirmi yedi) derece üstün olduğudur.
Hanefî mezhebine göre akıl baliğ ve hür Müslümanların Cuma namazını cemaatle kılmaları farz, diğer ferz namazları cemaatle kılmaları ise sünnet-i müekkededir.
Mâlikîler ve bir kısım Şâfiîler de aynı görüştedir. Hanbelî ve Zahirî mezhebine göre ise diğer farz namazları cemaat ile kılmak vaciptir.

Ders

Dinimiz, başta Cuma namazı olmak üzere farz namazların cemaat ile kılınmasına büyük önem vermiştir. Yalnız kılınan namaza göre vaat edilen katlarca fazla sevaba nail olmak ve Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliği devam ettirmek için cemaat ile namaza devam edilmelidir.
Cemaat ile topluca namaz kılmak İslam ümmetinin en önemli sembollerinden ve iman alâmetler indendir. İslamiyet bir çok farizada olduğu gibi namazda da cemaat ile yapılmasını teşvik etmiş, bunu kılınan namazın kabul edilmesini sağlayan faktörler arasında saymıştır. Öte yandan namaz esnasında ve sonrasında yapılan toplu duaların, huzur-i ilâhide kabul edilme ihtimalleri çok daha yüksektir.

 

Bâb: Mescidde Ve Başka Yerlerde Elleri Kenetlemek


51- İshâk bize anlatarak dedi ki: en-Nadr b. Şumeyl bize anlatarak dedi ki: İbni Avn bize İbni Sîrîn'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) bize iki akşam namazından birini kıldırdı. (İbni Şîrîn der ki: Ebû Hüreyre (ra) adını söylemişti, fakat ben unuttum.) Bize iki rekat kıldırdıktan sonra selam verdi. Mescitteki kütüğün yanına vardı ve ona yaslandı. Öfkeli gibi duruyordu. Sağ elini sol elinin üzerine koydu. Parmaklarını kenetledi ve sağ yanağını sol elinin üzerine koydu. Tez canlılar mescidin kapılarından çıktılar ve "Namaz kısaldı mı?" dediler. Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) de cemaatin arasında bulunuyordu. O ikisi, O'nunla (bu konuda) konuşmaktan çekindiler. Cemaatin içinde elleri uzun olduğu için "İki elli Zül yedeyn" diye bilinen bir adam vardı. Bu adam Allah Resûlü'ne (sav) sordu:
Ey Allah'ın Resulü! Sen mi unuttun, yoksa namaz mı kısaldı?
Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu:
Ne ben unuttum, ne (namaz) kısaldı! Sonra cemaate döndü:
Zül-yedeyn'in dediği gibi mi oldu? diye sordu.
Evet, dediler. Bunun üzerine tekrar öne geçti ve kılmayıp bıraktığı kısmı kıldırdı. Sonra selam verip tekbir getirdi ve her zamanki secdesi gibi yahut daha uzun bir secdeye kapandı. Sonra başını kaldırdı, tekbir getirdi, sonra tekrar tekbir getirdi ve ilk secdesi gibi daha uzun secdede kaldı. Sonra başını kaldırdı ve tekbir getirdi. -Belki de ona sordular-sonra selam verdi mi? "Bana haber verildi" diyordu.
Imrân b. Husayn der ki: Sonra selam verdi.[15]

Şerh

"Belki de ona sordular: Selam verdi mi?" ifadesinde soru sorulan kişi, İbra Sîrîn'dir. Ona sorulan soru, hadisin aslında "Sonra selam verdi. "Bana haber verildi" diyordu" ibaresinin bulunup bulunmadığıdır.

Hüküm

İmam Buhârî, bu hadis-i şerifi mescidde elleri bağlamak ve parmaklan kenetlemenin caiz olduğunu belirtmek için zikretmişse de hadisin asıl konusu namazda sehiv yani hata ve unutkanlıktır. Bununla ilgili hükümleri şöyle
sıralayabiliriz:
Sehiv secdeleri, bir namazın vaciplerinden birini hata ile veya ertelemeden dolayı o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden ve salavat-ı şerife ile iiüadan ibarettir.
Sehiv secdesinin yapılışı:
Son ka'dede yalnız tahiyyât okunduktan sonra iki tarafa selam verilir, bundan sonra tekbir getirerek secdeye varılıp üç kere Sübhâne Rabbiye 7-A 'lâ okunur. Sonra tekbir ile secdeden kalkılır ve bir teşbih miktarı durulduktan sonra tekrar tekbir ile secdeye varılır. Yine üç defa Sübhâne Rabbiye 'l-A 'lâ okunduktan sonra tekbir ile kalkılır ve et-Tahiyyât ile sala-vât-ışerife okunur. Daha sonra önce sağa, sonra sola selam verilerek namaz tamamlanmış olur.
Sehiv secdesi yapılacağı zaman sadece sağ tarafa selam vermek ihtiyata daha uygundur. Özelliklecemaatle kılınan namazda, imamın sadece sağ tarafa selam vermesi, cemaatin dağılmasını önlemek bakımından gereklidir.
Sehiv secdesi Hanefî mezhebine göre vacip iken Mâlikîlere ve Şâfnlere göre sünnettir.
Namazda her hangibir farzın kasden veya sehven terk edilmesi hâlinde o namazın tekrar kılınması gerekir. Sehvi secdesi, ancak vaciplerin unutulmasını veya bunlarla ilgili hataları telafi edebilir. Farzlarda yeterli olmaz.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız en önemli ders, İslam cemaatini ilgilendiren bir konuda hata veya yanlışlık gördüğümüz zaman bunu dile getirmekten geri durmamak ve uygun bir dille bunu açıklamak gereğidir. Nitekim hadise konu olayda Zül-yedeyn lakaplı sahabî bu cesareti göstermek suretiyle, hem Allah Resûlü'nün (sav) hem de arkasındaki cemaatin namazlarının eksik kalmamasını sağlamıştır.
Bunu sadece namazla sınırlamak da yanlış olur. Çünkü hemen hepimiz, aile hayatında veya gündelik yaşantımızda bu tür hata ve kusurlarla karşılaşabiliriz. Bu gibi durumlarda uygun bir dille hatırlatıcı olmak ve yanlışlıkların düzeltilmesine aracı olmak, gerçekten medeni cesaret isteyen bir erdemdir. Çoğu kimse çeşitli kaygılarla bu erdemli davranışı sergilemekten çekindiği için hata ve yanlışların toplumda daha hızlı bir şekilde yayıldığını görmek hiçbirimiz için şaşırtıcı olmamalıdır.

 

Bâb: İmamın Sütresi Arkasındakiler İçin De Sütredir


52- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bana îbni Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den, o Abdullah b. Abbas'tan naklederek dedi ki: (İbni Abbâs) şöyle dedi:
Bir dişi eşeğe binmiş olarak geldim. O sırada ergenlik çağına yaklaşmıştım. Allah Resulü (sav) Mina'da duvarsız bir hâlde namaz kıldırıyordu. Safın bir bölümünün önünden geçtim ve eşeği serbestçe otlaması için salıverdim. Sonra da safa katıldım. Bu (hareketim) yadırganmadı.[16]

Şerh

Bu hadiste geçen lafız ve ibarelerin şerhi için 1 no.lu hadis-i şerife bakınız.

Hüküm            

Hadis-i şeriften çıkarılan şer'î hükümler için 1 no.lu hadise bakınız.

Ders

Hadis-i eriften çıkarılacak dersler için 1 no.lu hadise bakınız.

Bâb: Kabe'de Sütunlar Arasında Cemaatsiz Namaz Kılmak


53- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Cüveyriye bize Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav), Üsâme b. Zeyd, Osman b. Talha ve Bilâl ile Kabe'ye girdi. (İçeride kalma vaktini) uzattı. Sonra çıktı. O'nun ardından Kabe'ye ilk giren insan ben olmuştum. Bilâl'e nerede namaz kıldığını sordum. "Ön iki sütun arasında" dedi.[17]

Şerh

İnsanların ilki oldum" ifadesinde Abdullah b. Ömer'in (sav) Peygamber Efendimiz (sav) çıkar çıkmaz Kabe'ye girdiğini anlamaktayız.
Ön iki sütun arasında" ifadesinin açıklamasıyla ilgili olarak Allah Resûlü'nün (sav) bir sütunu sağına, bir sütunu soluna aldığı ve üç sütunu de arkasında bıraktığı söylenmiştir. el-Kirmânî 'sütun' kelimesinin cins isim olduğu için bir sütunu olduğu gibi iki sütunu da ifade edebileceğini söylemiştir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere, Kabe'de ön sütunlardan biri sağa, diğeri sola alınarak namaz kılınabilir. Diğer mescidlerde ise sütunlar arasında cemaat ile veya cemaat olmaksızın her şekilde namaz kılınabilir. Bununla ilgili herhangi bir sınırlama yoktur.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 47 no.lu hadise bakınız.

Bâb: Kabe'de Sütunlar Arasında Cemaatsiz Namaz Kılmak



54- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah'tan, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) Üsâme b. Zeyd, Bilâl ve Osman b. Talha ile Kabe'ye girdi. Kapıyı üzerine kapattı. İçeride bir süre kaldı. Çıktığında Bilâl'e Allah Resûlü'nün (sav) içerde ne yaptığını sordum. Şöyle dedi:
Bir sütunu soluna, bir sütunu sağma, üç sütunu da arkasına aldı. Kabe o sıralar altı sütuna sahipti. Sonra namaz kıldı. İsmail bize dedi ki: Mâlik bana anlatarak dedi ki: İki sütunu sağına aldı.[18]

Şerh

Bu hadis-i şerifin şerhi için önceki 47 ve 53 no.lu hadislere bakınız.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılan hükümler için 53 no.lu hadise bakınız.

Ders

Hadis-i şeriften çıkarılacak dersler için 47 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Sütunlar Arasında Cemaatsiz Namaz Kılmak


55- İbrahim b. el-Münzir bize anlatarak dedi ki: Ebu Damre bize anlatarak dedi ki: Musa b. Ukbe bize Nâfi'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) Kabe'ye girdiği zaman aynı istikamette yüzü yönünde ilerler, kapıyı tam arkasına alır, önündeki duvarla arasında üç arşın kalıncaya kadar giderdi. (Orada) namazını kılar ve bunun için Bilâl'in (ra) Allah Resûlü'nün (sav) namaz kıldığı yer olarak bildirdiği yeri bulmaya çalışır, sonra da şöyle derdi: Bizden biri için Kabe'nin dilediği hangi tarafında kıldığının sakıncası yoktur.[19]

Şerh

"Üç arşın" ifadesindeki arşın, bir uzunluk ölçüsü olup 68.58 cm miktarındadır.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkan hükme göre bir Müslüman, Kabe'nin içinde istediği noktada namaz kılabilir. Bu meyanda Allah Resûlü'nün (sav) namaz kıldığı yeri araştırmasına gerek yoktur.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz en mühim ders Sahabe-i Kirâmdaki Peygamber sevgisidir. Onlar, Efendimizi öyle severlerdi ki, söz ve fillerini aynen taklit etmeye, O'nun gibi olmaya çalışırlardı. Sahabe neslinin bütün İslam tarihi içindeki mümtaz makamlarının sebebi de bu olsa gerekir. Onlar, Peygamber efendimizin emirlerini uygularken, akıl ve mantığı bile devreden çıkarmaya çalışır, sonunda muhakkak ölüm de olsa gözlerini karartıp sonuna kadar giderlerdi. Zaten Sahabe kuşağının az zamanda büyük işler başarmalarının sebebi de bu olsa gerekir. Bu hadisede Abdullah b. Ömer'in (ra) davranışı, günümüzde bir çok Müslüman tarafindan bile anlaşılması zor olan bir davranış biçimidir. Hadiste gördüğünüz gibi, kendisi Kabe'nin her tarafında namaz kılınabileceğini söylerken, O'nun namaz kıldığı yeri bulabilmek için olağanüstü titiz davranırdı. Sahabe-i Kiramın Peygamber (sav) sevgisi işte böyle olağandışı bir duyguydu.

Bâb: Namaz Lalanın Önünden Geçenin Günahı


56- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ömer b. Ubeydullah'm azatlısı Ebu'n-Nadr'dan, o Büsr b. Saîd'den şunu nakletti: Zeyd b. Hâlid onu Ebû Cüheym'e göndererek namaz kılanın önünden geçenin durumu hakkında Allah Resûlü'nden (sav) ne duyduğunu sordu. Ebû Cüheym (ra) şöyle dedi:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Namaz kılanın önünden geçen kimse, (yüklendiği vebali) bilecek olsaydı, kırk (vakit) beklemek kendisi için onun önünden geçmekten daha hayırlı olurdu.
Ebu'n-Nadr dedi ki: Kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı dedi bilmiyorum.[20]

Şerh

"Üzerine düşen" ifadesi el-Keşmihenî tarafından "günah" kelimesiyle birlikte zikredilmiştir. Ancak bu ilâve hadisin bir çok sahih kitabdaki rivayetinde mevcut değildir. Nevevî de Şerhu 'l-mühezzeb adlı eserinde bu ziyade olmaksızın nakletmiştir.
Kırk (vakit) durması", yani üstlendiği vebalin büyüklüğünü bilse, geçmeyip beklemesi kendisi için daha hayırlı olurdu, el-Kirmânî'ye göre sürenin belirsiz bırakılması, işlenen günahın büyüklüğünü ve önemini göstermek içindir.
Konuyla ilgili Ebû Hüreyrc (ra) hadisinde 'yüz yıl beklemesi' ibaresi yer almaktadır. Hadisin söyleniş tarzı, caydırma ve korkutma olduğu için 'kırk' sayısının belirsiz bırakılması, daha müessir olacaktı.
Nevevî'ye göre bu hadis, namaz kılanın önünden geçmenin haram kılınışının delilidir. Hadisin üslûbunda bulunan şiddetli yasak ve ağır tehdit, bu fiilin büyük günahlar arasında sayılmasını gerektirmiştir.

Hüküm

Açık alanda veya namazda önünden geçilmesi ihtimâli bulunan yerlerde sütre koymak sünnettir. Sütre en az bir arşın (68.58 cm) yüksekliğinde olur. Dikine konması mümkün olmazsa yatay olarak konur. Masa, sandalye, perde ve sehpa gibi eşyalar da sütre olarak kullanılabilir.
Namaz kılan birinin önünden geçmek büyük bir günah ve edebe aykırı bir davranıştır. Namazdaki kimse, önünün kesilmemesi çin "Sübhânallah" diyerek, yahut eliyle göiyle işarette bulunarak geçme durumunda olan kimşeyi uyarabilir.
Namaz kılanın önünden geçmenin vebaline dair bir çok hadis-i şerif rivayet edilmiştir.

Ders

Müslüman, duyarlı ve dikkatli olmalıdır. Bu erdemlerini en fazla sergilemesi gereken alanların başında ibadetle ilgili konular gelir. Bu nedenledir ki namaz kılan bir kardeşinin önünden geçmek, duyarlı ve bilinçli bir Müslümandan beklenebilecek son harekettir.
Mescit ve camilerde ön safları boş bırakarak arka saflara yığılanların önlerinden geçmek buna dâhil değildir. Çünkü bu durumdakiler, cemaat ile namaz âdabına uymamak suretiyle bunu hak etmiş olurlar. Unutulmamalıdaki cami veya mescitte saf oluşturma imamın tam arkasından başlar ve sağa sola doğru tamamlanarak gerçekleşir. Bu toplu ibâdet düzeni içinde uyulması gereken kuralların başında gelir.

 

Bâb: Aşın Sıcakta Öğle Namazını Serinliğe Bırakmak


57- Eyyûb b. Süleyman b. Bilâl bize anlatarak dedi ki: Ebû Bekir bize Süleyman'dan anlatarak dedi ki: Salih b. Keysân, el-A'rac Abdurrahman ve başkası Ebû Hüreyre'den (ra), Abdullah b. Ömer'in azatlısı Nâfi, İbni Ömer'den (ra) şöyle dediklerini nakletti:
Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakın. Çünkü sıcağın şiddetlenmesi, cehennemin kaynamasındandır.[21]

Şerh

Serinliğe bırakın" ifadesiyle murat edilen namazın, biraz ertelenmesi ve ortalığın serinlemesinin beklenmesidir. Buradaki serinliğe bırakma emrinin müstehaplık, aydınlatma hatta vâciplik ifade ettiği dahi söylenmiştir. İlim ehlinin ekserisi, bu emri müstehaplığa yorarak, havanın çok sıcak olduğu günlerde öğle namazının ertelenmesini müstehap saymışlardır. Bu hüküm cemaat namazı için geçerli olup ferdî kılınacak namaz için vaktinde kılmak daha uygun bulunmuştur. Mâlikîler ve Şâfiîler bu görüştedir.
Hanbelî mezhebinde böyle bir ayrım yapılmayarak her ikisi de müsavi tutulmuştur. Hanefîlerden et-Tahâvî ve diğerleri de öğle namazının serinliğe bırakılmasını uygun görmüşlerdir.
Cehennemin kaynamasından dolayıdır" ifadesinde murat edilen, o vakitte genişlemesi ve derin nefes almasındandır.
Ertelemenin öğle namazıyla sınırlı olduğu söylenmiştir ki, sıcağın dayanılmaz olduğu tek vakit de budur. Diğer vakitlerde böyle bir uygulamaya genellikle ihtiyaç duyulmaz. Esas itibariyle aşırı sıcağın cehennemin kaynamasından doğması anıklaması da,aşırı sıcağın doğurduğu sıkıntı ve bu sıkıntının namazda bulunması gereken huşu ile bağdaşmamasıdır.

Hüküm

Yaz mevsiminin aşırı sıcaklarında öğle namazını serinliğe ertelemek müstehaptır. Hanefî mezhebinin görüşü bu yöndedir.

Ders

Dinimizin en temel prensiplerinden olan kolaylaştırıcı olup zorlaştırıcı lmak esasının canlı bir numunesini bu hadis-i şerif vesilesiyle bir kez daha görmekteyiz. İslamiyet, insanlara hayatı zorlaştırmak için değil bilakis koîaşlaştırmak için gelmiş bir dindir. Yazın aşın sıcağında yaşlıyı, hastayı düşünerek cemat ile namazı biraz erteleyerek ortalığın serinlemesini beklemek, ne kadar ince bir düşüncenin eseridir. Yüce dinimizin bu boyutunu, dinî ve içtimaî hayatın bir çok alanında gözlemlemek mümkündür. Çünkü bu dinin mübelliği olan Rahmet Peygamberi (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın zorlaştırmayın, sevdirin nefret ettirmeyin! "(Ebû Dâvud, Edeb 20; Müslim, Cihâd 6)

 

Bâb: Aşırı Sıcakta Öğle Namazını Serinliğe Bırakmak


58- Ali b. Abdiilah el-Medînî bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize anlatarak dedi ki: Bunu ez-Zührî vasıtasıyla Saîd b. el-Müseyyeb'den, onun kanalıyla Ebû Hüreyre'den (ra) hıfzettik:
Allah Resulü (sav) buyurdular ki: Sıcak şiddetlendiğinde namazı serinliğe bırakın. Çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasından dolayıdır. Cehennem Rabbine "Ey Rabbim! Bir kısmım, bir kısmımı yedi" diye şikâyette bulunmuş, bunun üzerine cehenneme, bir nefes kış ayında, bir nefes de yaz ayında olmak üzere iki nefese izin verilmiştir. Duyduğunuz sıcağın en şiddetlisi ile soğuğun en şiddetlisi işte budur.[22]

Şerh

"Cehennem şikâyette bulundu" ifadesinde, cehennemin bu şikâyetinin hâl diliyle mi, yoksa sözlü olarak mı olduğu noktasında ihtilaf edilmiştir. Örneğin İbni Abdi'1-Berr her iki görüşün de açıklama ve destekleri var olmasına rağmen birincinin daha tercihe şâyân olduğunu söylemiştir, îyâz da bunu belirtmiştir. Kurtubî bu konuda tevil ve yoruma gerek olmadığını Efendimizin söylediği sözün hakikati üzere anlaşılması gerektiğini söylemiştir. Nevevî de aynı istikamettegörüş belirterek söylendiği şekilde anlaşılması gerektiğini söylemiştir. Kadı Beydâvî ise mecazî anlama yorulmasının daha doğru olacağını söylemiştir.
Bu hadis-i şerife Mutezile ve diğerlerinin cehennemin kıyamet günü yaratılacağına dair söylediklerinin de reddi söz konusudur.
Hadisle ilgili bir iliğer huşur, bazılarının bu hadisin soğukta da namazın ertelenebileceği gibi bir ruhsatı meşru kılacağı yönündeki endişeleridir ki hiçbir âlim bunu dile getirmemiştir.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılabilecek şer'î hüküm bir önceki 58 no.lu hadiste zikredilmiştir.

Ders

Hadis-i şeriften çıkaracağımız ders, cehennemin yaygın olarak bilinenin aksine sadece aşırıcı sıcak değil, aynı zamanda aşırı soğuk da barındırdığıdır. Dünyanın ateşine ve soğuğuna bile dayanmak zorken cehennemin o inanılmaz sıcağına ve kavurucu ateşine, ilikleri donduran soğuğuna dayanmanın ne çetin bir iş olacağı açıktır. Şu hâlde kendimizi ve sevdiklerimizi, hatta bütün insanlığı o yakıcı ve dondurucu azap yuvasından kurtarmak için elimizden geleni yapmalıyız. Unutmamak gerekir ki hiçbir zaman, geç kalınmış sayılmayız.
"Ey insanlar! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olacak bir ateşten koruyun!" (Tanrım, 6)

 

Bâb: İkindi Namazını Kaçıranın Günahı


59- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdular ki: İkindi namazını kaçıran kimse sanki ailesi ve malı helak edilmiş kimse gibidr.
Ebû Abdillah dedi ki: Bir adamın yakınını öldürdüğünüz veya malına el koyduğunuz zaman ona vitirde bulunmuş olursunuz.[23]

Şerh

Ailesi helak edilmiş", ifadesinde kullanılan 'vütire' fiili iki mef ûle sahip olup biri öldürülen aile, diğeri ailesi öldürülen kimsedir. Anlamı, kişinin ailesi ve malının musibet ve helake uğramasıdır. Fiilin anlamının, kişinin sevdikleri ve malının alınarak tek başına kalakalmasından türe-diği de söylenmiştir.
el-Mühelleb ve onu izleyen sarihler, ikindi namazmı kaçırmayla murat edilenin cemaat ile kılmak olduğunu, yoksa güneşin kızarması veya kaybolması suretiyle vaktinin geçirilmesi olmadığını söylemişlerdir.

Hüküm

Bu hadis-i şerif, ikindi namazının faziletine dair söylenmiş olup bu namazı cemaat ile Ummasını ısrarla teşvik etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de "Na-tazlara ve orta namaza devam edin" buyruğunda geçen 'orta namazı'nın imdi Namazı olduğu da söylenmiştir. Tabii ki farz namazlardan birinin ^yle bir hususiyetle tahsisi, ancak özendirme ve sakındırma (terğîb ve ,rhîb) babında görülebilir. Yoksa bütün farz namazlar, fazilet ve farziyet rakımından müsavidirler.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarmamız gereken en mühim ders, cemaat ile nabzi mümkün olduğenca kaçmnamak gereğidir. Bu hadiste Allah Resulü sav) ikindi namazım" kaçıran kimseyi, sevdiklerini ve mallarını yitirip acılar  çırıl çıplak kalan kimseye benzetmektedir.
 Bir insan için düşünülebilecek en kötü durum, her halde bu olsa gerekir. 3öyle bir duruma düşmekten Allah'a sığınırız.


[1]
[2] Buhârî, gusl/271, salât/344, cum'a/1039, 1105, cizye/2935, megâzî/3954, edeb/5692; Müslim, hayz/509-510, salâtu'l-musâfirîn/1177-1180; Tirmizî, salât/436, isti'zân/2658; Nesâî, tahâret/225, gusl/412; Ebû Dâvud, salât/1098-1099; İbn Mâce, tahâret/458, 606, ikâmetu's-satât/1313, 1369; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/25652, 25660, 26111; Mâlik, nidâ/323; Dârimî, salât/1416-1417.
[3] Buhârî, vudû/176, 196, 199, salât/350.. 375, cihâd/2702, 4069, libâs/5352-5353; Müslim, tahâret/404-412, salât/640; Tirmızî, tahâret/90-91, 93; Nesâî, tahâret/78, 81; Ebû Dâvud, tahâret/128-130; İbn Mâce, îahâret/538, 543; İbn Hanbel, evvelu mus-nedi'l-K.ûfiyym/17432, 17440, 17461, 17-569, 17476, 17496, 17496, 17510; Mâlik, ta-hâret/64; Dârimî, tahâret/707.
[4] Buhârî, salât/353, hac/1442, 1707, 1711, libâs/5348, 5356, 5358, 5399, 5404; Müslim, hac/2012-2014; Tirmİzî, hac/763; Nesâî, menâsiku'i-hac/2618-2619, 2621, 2626-2627, 2632-2633; Ebû Dâvud, menâsik/1554; İbn Mâce, menâsik/2920, 2923; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn mine's-sahâbe/4222, 4252, 4310, 4510, 4603, 4636, 4664, 4761, 4831, 4860, 4885, 4919, 4946, 4992, 5056, 5073, 5170, 5215, 5296, 5638, 5731, 5964, 5984; Mâlik, hac/624-625; Dârimî, menâsik/1730,1732

[5] Buhârî, saiât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiya/3116, menâkib/3374, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nİkâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102, libâs/5511, edeb/5717, da'avât/5886, keiârât/6220, i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmizî, nikâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/3899, 1947, ticârât/2263, menâsik/3106; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11505, 11554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 33471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmİ/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.
[6] Buhârî, salât/359, mevâkîtu's-salât/544, ezân/820, 825; Müslim, mesâcid/1020-2022; Tirmizî, salât/141; Nesâî, mevâkît/542-543, sehv/1345; Ebû Dâvud, salât/359; İbn Mâce, salâtööl; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22922, 22967, 24282, 24915, 25025; Mâlik, vukûtu's-saIât/3; Dârimî, salât/1190.

[7] Buhârî, saIât/365, ezân/648, 690-691, 763, cum'a/1047, savm/1778, mezâlim/2289, nikâh/4802, , talâk/4880, eymân/ 6190; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebû Dâvud, salât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedi't-müksirîn/11623, 12815, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, salât/1228, 3276.

[8] Buhârî, vudû/176, 196, 199, salât/350, 375, cihâd/2702, 4069, libâs/5352-5353; Müslim, tahâret/404-412, salât/640; Tirmizî, tahâret/90-91, 93; Nesâî, tahâret/78, 81; Ebû Dâvud, tahâret/128-130; İbn Mâce, tahâret/538, 543; İbn Hanbel, evvelu mus-nedi'l-KÛfiyyîn/17432, 17440, 1?461, 17469, 17476, 17496, 17496, 17510; Mâlik, ta-hâret/64; Dârimî, tahâret/707.
[9] Buhârî, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsiku'l-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hatıbel, musnedu'l-müksirîn/4657, 4929, 5657, 5747,  5951, bakî musnedi'l-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî, menâsik/1792.
[10] Buhârî, vudû/170, salât/426-427, ezân/611-612, 619, buyû/1976, bed'ul-haik299Ü, tefsîru'l-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037, 1059-1063; Tirmizî, salât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, imâmet/829; Ebû Dâvud, saIât/396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid/778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7268, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999,8756, 8786, 9005, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10090, 10116, 10379, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345, 347; Dârimî, salât/1245.
[11] Buharı, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsiku'I-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirin/4657, 4929, 5657, 5747, 5951, bakî musnedi'I-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî, menâsik/1792.
[12] Buhârî, satât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâtu'l-musâfırin/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, saiât/401, 423; Nesâî, kıyâmu1!-leyl/1648-1656, 1644, 1674, 1676; EbûDâvud, salât/1211, 1226; İbn Mâce, İkâmetu's-salât/1164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nidâ/241, 247, 251-252;Dârimî, salât/1422
[13] Buharı, saIât/452-453, cum'a/935, 938, 940, 943, 1069; Müslim, salâtu'l-musâfmn/1239-1242, 1244-1246, 1250-1252; Tirmizî, salât/401, 423; Nesâî, kıyâmu'l-leyl/1648-1656, 1644, 1674, 1676; Ebû Dâvud, salât/1211, 1226; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1164-1166, 1312; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4263, 4331, 4480, 4560, 4615, 4628, 4730, 4790, 4841, 4876, 4967, 5142, 5197, 5213, 5233, 5278, 5499, 5531, 5667, 57373, 5893, 5900, 5976, 6018, 6070, 6084-6085, 6133; Mâlik, nidâ/241, 247, 251-252; Dârimî, saIât/1422.

[14] Buhârî, vudû/170, salât/426-427, ezân/611-612, 619, buyû/1976, bed'ul-halk2990, tef-sîru'l-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037, 1059-1063; Tirmizî, salât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, imâmet/829; Ebû Dâvud, salât/396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid/778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7268, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999,8756, 8786, 9005, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10090, 10116, 10379, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345, 347; Dârimî, salât/1245.
[15] Buhârî, salât/460, ezân/673-674, cum'a/1151-1153, edeb/5591, ahbâru'İ-âhâd/6709; Müslim, mesâcid/896-897; Tirmizî, salât/360, 365; Nesâî, sehv/1209; Ebû Dâvud, saîât/856-858; İbn Mâce, ikâmetuVsalât/1204; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6903, 7070, 7342, 7486, 8649, 9099, 9401, 9545, 9660, 10467; Mâlik, nidâ/195-196; Dârimî, salât/1458.
[16] Buhârî, salât/463, czân/814, hac/1724, megâzî/4060; Müslim, saIât/780, 781; Tirmİzî, salât/309; Nesâî, kıble/744, 746; Ebû Dâvud, saİât/714-715; İbn Mâce, İkâmctu's-salât/937; İbn Hanbcl, musncd-İ Benî Hâ-şim/1793, 1991, 2256, 2667,2749, 2862, 3001, 3136, 3275; Mâlik, nidâ/332; Dârimî, saIât/1379.
[17] Buhârî, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsikıTl-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4657, 4929, 5657, 5747, 5951, bakî musnedi'I-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî, menâsik/1792.
[18] Buhârî, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsiku'l-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4657, 4929, 5657, 5747, 5951, bakî musnedi'l-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Darimî,
menâsik/1792.
[19] Buhârî, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101; Müslim, hac/2358-2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsiku'I-hac/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hdhbel, musnedu'I-müksirîn/4657, 4929, 5657, 5747, 5951, bâkîmusnedi'l-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/683; Dârimî, menâsik/1792
[20] Buhârî, salât/480; Müslim, saIât/785; Tirmizî, salât/308; Nesâî, kıble/748; Ebû Dâvud, salât/601; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/935; İbn Hanbel, musnedu'ş-Şâmiyyîn/16882; Mâlik, nidâ/329; Dârimî, salât/1380-1381.
[21] Buhârî, mevâkîtu's-salât/502, 504, bed'ul-halk/3020; Müslim, mesâcid/973-975, 977-979; Tirmizî, salât/145, sıfatu cehennem/2517; Nesâî, mevâkîî/496; Ebû Dâvud, salât/341; İbn Mâce, salât, 669-670, zühd/4310; İbn Hanbel, bakî musnediİ-müksirîn/6833, 6948, 7161, 7295, 7397, 7495, 7874, 8229, 8545, 8742, 8825, 8967, 9576, 10102, 10134, 10187, 11072; Mâlik, vukûtıTs-salât/25-26; Dârimî, 1181, rikâk/2722.
[22] Buhârî, mevâkîtu's-salât/502, 504, bed'ul-halk/3020; Müslim, mesâcid/973-975, 977-979; Tirmizî, saiât/145, sıfata cehennem/2517; Nesâî, mevâkît/496; Ebû Dâvud, salât/341; İbn Mâce, salât, 669-670, zühd/4310; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6833, 6948, 7161, 7295, 7397, 7495, 7874, 8229, 8545, 8742, 8825, 8967, 9576, 10102, 10134, 10187, 11072; Mâlik, vukûtu's-salât/25-26; Dârimî, U8l' rikâk/2722.
[23] Buhârî, mevâkîtu's-salât/519; Müslim, mesâcid/991-992; Tirmizî, salât/160; Nesâî, salât/474-476, mevâkît/508; Ebû Dâvud, salât/351; İbn Mâce, salât/677; İbn Hanbeİ, musnedu'l-müksirîn/4317, 4393, 4574, 4840, 4914, 5061, 5198, 5519, 5792, 5901, 6038, 6073; Mâlik, vukûtu's-salât/18; Dârimî, saİât/1202-1203.

islam