KİTÂBÜ'L-VESÂYÂ (Vasiyyetler Kitabı)

KİTÂBÜ'L-VESÂYÂ

(Vasiyyetler Kitabı)

1- Vasiyyetler Babı [1]


Ve Peygamber(S)'in: "Kişinin vasiyyeti yanında yazılmış(bullunmalı)dır" sözü [2].
Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Sizden birinize ölüm gelip çattığı vakit -eğer mal bırakacaksa- ana, babaya, yakın akrabaya meşru9 bir surette vasiyyette bulunmak takva sâhibleri üzerine bir hakk olarak farz edildi. Artık kim bunu (ölünün bu vasiyyetini) işittikten sonra onu tebdü ederse, herhalde vebali onu değiştirenlerin üzerinedir. Şübhesiz ki Allah hakkıyle işitici, kemâliyle bilicidir. Bununla beraber, kim vasiyyet edenin haksızlığa meylinden yâhud günâha gireceğinden endîşe edip de (alâkalıların) aralarını bulursa, ona da hiçbir günâh yoktur. Şübhesiz ki Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" (el-Bakara: 180-183) [3].
"Cenefen", "Meylen"; "Mütecânif de "Meyledici"dir [4].

1-.......Bize Mâlik, Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer (R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Vasiyyet edecek bir şeyi bulunan herhangi müsiümân bir kimseye vasiyyeîi yanında yazılı bulunmadıkça iki gece geçirmesi asla caiz olmaz".
Bu hadîsin aslını Amr ibn Dinar'dan; o da İbn Umer'den; o da Peygamber'den rivayet etmekte İmâm Mâlik'e, Muhammed ibn Müslim mutâbaat etmiştir [5].

2-....... Rasûlullah'm kayın biraderi ve mü'minlerin anası Cuveyriye bintu'l-Hâris'in erkek kardeşi olan Amr ibnu'l-Hâris şöyle demiştir: Rasûlullah (S), vefatı zamanında ne dirhem, ne dînâr, ne (âzâdlanmamış) erkek ve dişi köle, ne de bir şey (veya koyun) bıraktı. Yalnız beyaz dişi bir katırla harb silâhını, bir de sadaka (yânî vakıf) yaptığı arazîyi bıraktı  [6].

3-.......Bize Talha ibnu Musarrıf tahdîs edip şöyle dedi: Ben Abdullah ibn Ebî Evfâ(R)'ya:
—  Peygamber (S) vasiyyet etti mi? diye sordum. O:
—  Hayır (vasiyyet etmedi), dedi. Bunun üzerine ben:
— Öyleyse insanlar üzerine vasiyyet etmek nasıl farz yazıldı, yâ-hud insanlar nasıl vasiyyet etmekle emrolundular? dedim.
Abdullah ibn Ebî Evfâ:
— Rasûlullah, Allah'ın Kitâbı'na tutunmak ve onunla amel etmeyi vasiyyet etti, dedi [7].

4-.......el-Esved en-Nahâî şöyle demiştir: Bir kerre Âişe'nin yanında Alî'nin Peygamber'in vasisi olduğunu (Peygamber'in ölüm hastalığında Alî'yi vasî ta'yîn ettiğini) zikrettiler. Bunun üzerine Âişe:
— Rasûlullah, Alî'ye ne zaman vasiyyet etmiş? Ben Rasûlullah'ı hayâtının son deminde göğsüme veya elbiseme dayamıştım. Bu sırada bir tas istedi. Akabinde kucağımda bütün azası sarkıverdi. (Meğer vefat etmişti.) Fakat ben O'nun öldüğünü hissetmedim, anlamadım.
Şu hâlde Rasûlullah, Alî'ye ne zaman vasiyyet etmiştir? diye onları reddetti [8].

2- Bâb: Kişinin Mirasçılarını Zengin Bırakması, Onları İnsanlara Avuç Açar Hâlde Bırakmasından Hayırlıdır


5-.......Sa'd ibn Ebî Vakkaas (R) şöyle demiştir: Ben Mekke'de (Veda haccında yâhud fetih sırasında hasta) iken, Peygamber (S) bana hasta ziyaretine geldi. Sa'd, vaktiyle hicret ettiği bu toprakta ölmeyi istemiyordu. Peygamber:
—  "Allah, Sa'd ibn Afrâ'ya merhamet eyjesin!" diye duâ etti. Ben de:
— Yâ Rasûlallah! Ben malımın hepsini vasiyyet etmek istiyorum, dim.
O:
—  "Hayır (öyle yapma)/" buyurdu : Ben:                                
—  Yansım vasiyyet edeyim, dedim. Rasûlullah yine:
—  "Hayır" diye men' etti. Bu defa ben:
—  Malımın üçte birini vasiyyet edeyim, dedim    Rasûlullah:
—  "Evet, üçte bir kâfidir.Üçte bir de (aşağısına nisbetle) çoktur. Çünkü ey Sa'd! Senin, mirasçılarını zengin bırakman, onları insanlara avuç açarak dilenir, fakirler hâlinde bırakmandan hayırlıdır. (Sen inşâallah yaşarsın.)O zaman senin yaptığın her harcama sadakadır. Hattâ (gönlünü hoş etmek için) kadınının ağzının içine kaldırıp yedireceğin bir tek lokma da bir sadakadır. Ey Sa'd, Allah'tan ümtd ederim ki, Allah seni bu hastalıktan kaldırır da, sf?mn(fetihle-rin)/e birçok insanlar faydalanır ve yine seninle diğer birçokları da zarar görür" buyurdu.
Rasülullah'ın böyle söylediği günlerde Sa'd ibn Ebî Vakkaas'ın mîrâsçı olarak yalnız bir tek kızı vardı [9].

3- Malın En Çok Üçte Bir Mıkdârının Vasiyyet Edilmesi Babı


el-Hasen el-Basrî: Zimmî için de vasiyyet ancak malının üçte birinden caiz olur. Çünkü Yüce Allah:
"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet,." (ei-Mâide: 49) buyurdu, demiştir [10].

6-.......  İbn Abbâs (R):  Keski insanlar vasiyyet hususunda üçte birden azaltıp da dörtte bire gitseler! (Böyle yapmaları temenni olunur.) Çünkü Rasûlullah (Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a): "Üçte bir (caiz olur), fakat üçte bir de çoktur" yâhud "büyüktür" buyurdu, demiştir.

7-.......Sa'd ibn Ebî Vakkaas(R) şöyle demiştir: Ben Mekke'de hastalandım. Peygamber bana hasta ziyaretine geldi. Bu ziyarette ben:
— Yâ Rasûlallah! Beni topuğum üzerine geri döndürmemesini (yânî beni hicret etmiş olduğum Mekke'de öldürmemesini) Allah'a duâ ediver! dedim.
Rasûlullah (S):
—  "Ümîd ederim ki, Allah seni bu hastalıktan kaldıracak ve seninle birçok insanları fay dolandıracaktır" buyurdu.
Ben:
— Ben malımı vasiyyet etmek istiyorum. Çünkü (mîrâs payına sâhib olanlardan) benim ancak bir tane kızım var, dedim ve: Ben malımın yarısını vasiyyet ediyorum, diye ilâve ettim.
Rasûlullah:
—  "Yarısı çoktur" buyurdu. Ben:
— Üçte birini vasiyyet edeyim, dedim. Rasûlullah:
—  "Üçte bir (olur), fakat, üçte bir de çoktur, yâhud büyüktür" )uyurdu.
Sa'd, yâhud berisindeki râvî: İnsanlar üçte bir mikdarını vasiyyet ettiler, bu onlar için caiz oldu, demiştir [11].

4- Vasiyyet Edicinin Kendi Vasisine: "Çocuğumun İşlerini Yürütmeyi Üzerine Al" Demesi Ve Gerektiğinde Bu  Vasinin Çocuk İçin Da'vâ Açmasının Cevazı Babı [12]


8-.......Peygamber'in zevcesi Âişe (R) şöyle demiştir: Utbe ibn Ebî Vakkaas, kardeşi Sa'd ibn Ebî Vakkaas'a:
— Zem'a'mn cariyesinin doğurduğu oğlu -Abdurrahmân- benim-gayrı meşru' münâsebetimden dünyâya gelmiştir; bu çocuk bendendir. Sen bu çocuğu Zem'a'mn elinden al ve nesebini bana kat, diye ahd ve vasiyyet etmiş idi.
Mekke fethi yılı olunca Sa'd ibn Ebî Vakkaas, kardeşinin bu va-siyyetini yerine getirmek için Abdurrahmân'ı tuttu ve:
—  Bu çocuk benim kardeşimin oğludur, kendisi beni bu çocuk hakkında vasî ta'yîn etmiş idi, dedi.
Fakat Zem'a'nın sulbî oğlu olan Abd ibn Zem'a ayağa kalktı ve:
— (Hayır,) bu çocuk benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur; babamın döşeği üzerinde doğurulmuştur, dedi.
Sonra her iki taraf, Rasülullah'ın huzuruna muhakemeye gittiler, Sa'd:
— Yâ Rasûlallah! Bu çocuk, benim kardeşimin oğludur. Karde-im beni bu çocuk hakkında vasî ta'yîn etmişti, dedi.
Abd ibn Zem'a da:
— Bu benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur, dedi. İki taraf böylece da'vâlarını ortaya koyup savunmalarını yaptıktan sonra, Rasûlullah (S), Abd ibn Zem'a'nın lehine hükmedip:
—  ''Çocuk döşeğindir; zina edene mahrumiyet düşer" buyurmuştur.
(Nazarî ve amelî olarak İslâm hukukunda şer'î hüküm böyle olmakla beraber) sonra Rasûlullah, bu zina mahsûlü olduğu iddia edilen çocuğun sîmâsında, zânî olduğu iddia edilen Utbe ibn Ebî Vakkaas'a bir benzerlik gördüğünden, zevcesi Şevde bintu Zem'a'ya:
—  "Sen bu Abdurrahmân'dan örtün" diye emretti.
Artık Abdurrahmân, Allah'a kavuşuncaya (yânı ölünceye) kadar Sevde'yi açık görmemiştir [13].

5- Bâb: Vasiyyet Edecek Hasta Kimse, Başıyle Beyân Edici Açık Bir İşaret Yaptığı Zaman, Bu Vasiyyet Caiz Olur


9-.......Bize Hemmâm ibn Yahya, Katâde ibnDiâme'den;o da Enes(R)'ten tahdîs etti ki: Bir Yahûdî (Ensâr'dan) bir cariyenin başını iki taş arasında ezmişti. Kadın, Peygamber'in huzuruna getirilip: Bu cinayeti sana kim yaptı? Fulân mı, Fulân mı? diye soruldu. Nihayet cinayeti işleyen Yahûdî'nin ismi anılınca, yaralı câriye başıyle işaret etti. Bunun üzerine Yahûdî yakalandı, sorguya devam edildi. Nihayet cürmünü i'tirâf etmesiyle Peygamber (S) emretti de, Yahûdî'nin başı (kısas olarak) iki taş arasında ezildi [14].

6- Bâb: "Mirasçı İçin Vasiyyet Yoktur" [15]


10-.......O da Atâ ibn Ebî Rebâh'tan tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: İslâm'ın evvelinde kişinin malı, öldüğü zaman (mî-râs olarak) oğluna kalırdı. Vasiyyet de ana ile babanın hakkı idi. Yalnız ana-babaya vasiyyet edilirdi. Sonra Allah bundan irâde buyurduğu kısmını (en-Nisâ: 11-12. mîrâsâyetiyie) neshetti de mîrâsı, erkeğe iki dişi payı kadar ta'yîn buyurdu. Ve ana ile babadan her birisine (eğer çocuk varsa) altıda bir verdi. Yine kadına (çocuk bulunduğu takdîrde) dörtte bir, zevc'e de (çocuk yoksa) yarı, (çocuk varsa) dörtte bir hisse verdi [16].

7- Ölüm Sırasında Sadaka (Yapmanın Cevazı) Babı


11-....... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e bir adam geldi ve:
— Yâ Rasûlullah! Hangi sadaka daha faziletlidir? diye sordu. Rasûlullah:
—  "Sadakanın en faziletli olanı, vücûdun tamamen sıhhatte olup, mal toplamaya hırslı bulunduğun; zengin olmayı emel edinir, fakirlikten de korkar olduğun hâlde verdiğin sadakadır. Sakın sen sadakanı can boğaza ulaşıp da: Şu malım fulânındır,  bu malım da fulânındır, diye vasiyyet etmeye başladığın, hâlbuki o malfulân mirasçının olduğu, hayâtının son demine kadar ihmâl edip geri bırakma!" diye cevâb ve öğüt verdi [17].

8- Yüce Allah'ın: "(Bu mîrâs payları) ölenin edeceği vasiyyetfin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır" (en-Nisâ: ıi) Kavli Babı [18]


Ve zikrolunur ki, Kaadı Şurayh, Umer ibn Abdilazîz, Tâvûs, Atâ ibn Ebî Rebâh, Basra Kaadısı Abdurrahmân ibn Uzeyne hastanın borç ikrar etmesini caiz kılmışlardır [19].
el-Hasenu'1-Basrî: Kişinin yaptığı sadakanın en haklısı, dünyâdan son günde ve âhiretten ilk günde yaptığıdır,
demiştir [20]. İbrahim en-Nahaî ve el-Hakem ibn Uyeyne: Hasta kişi mirasçıyı borçtan temize çıkardığında, mîrâsçı borçtan kurtulur, demişlerdir [21].
Râfi* ibn Hadîc, karısı olan el-Fezâriyye Kadın'ın kapısı üzerine kapatılan evdeki mallardan ayrılmamasını vasiyyet etmiştir [22]. el-Hasenu'1-Basrî: Bir şahıs ölümü sırasında kölesine: Ben seni âzâd etmiş idim, dediğinde, kölenin âzâd olması caizdir, demiştir.
eş-Şa'bî: Kadın, ölümü sırasında: Kocam benim hakkımı bana Ödedi, ben de ondan bunu teslîm aldım, dediğinde, kadının bu ikrarı caiz olur, demiştir [23]. Bâzı Adem oğlu da: Hastanın, vârislerin bâzısı lehine olan bu ikrarı, diğer vârisler için kötü zanna sebeb olacağından caiz olmaz, dedi de, sonra bu Adem oğlu, bunu güzel görüp hastanın vedîayı, ticâret malını ve ticâret malının kazancını ikrar ve i'tirâf etmesi caiz olur, dedi [24]. Peygamber (S):
"Sizleri zannetmekten sakındırırım. Çünkü zann (ile ittihâm) sözlerin yalanı çok olanıdır" buyurmuştur [25].
Peygamber'in "Münâfıkın alâmeti: Kendisine birşey emânet edildiğinde ona hıyanet eder" sözünden dolayı, vârislerden olan müslümânlann malı (ikrar edilse de) halâl olmaz [26]. Ve Yüce Allah: "Şübhesiz ki, Allah size emânetleri ehline vermenizi... emreder" (en-Nisâ: 58) buyurdu da, hıyaneti terkte ve emâneti ehline verme vucûbunda mîrâsçı ile gayrisi arasında bir tahsis ve ayırma yapmadı [27].
Bu münafık alâmeti hadîsi hakkında Abdullah ibn Amr'ın da Peygatnber'den bir rivayeti vardır (Bu da îmân'da geçmişti).

12-.......Ebû Hureyre(R)'den: Peygamber (S): "Münâfıkın alâmeti üçtür: Söz söylediği zaman yalan söyler; kendisine birşey emânet edildiğinde hıyanet eder; va'd ettiği zaman va'dinden döner" buyurmuştur [28].

9- Yüce Allah'ın: "Şayet Çocuğunuz Varsa Terikenizden Sekizde Biri, Edeceğiniz Vasiyyet Ve Borçun Ödenmesin)Den Sonra Yine Onlarındır'7 (En-Nisâ: 12) Kavlinin Te'vîli Babı [29]


Ve Peygamber(S)'in, vasiyyetten önce borcun : ödenmesiyle hükmettiği rivayet olunuyor [30]. Ve Yüce Allah'ın şu kavli:
"Şübhesiz ki Allah, size emânetleri ehline vermenizi... emreder" (en-Nisâ: 58). İşte bu emirden dolayı emâneti yerine ödemek vucûbu gönüllü vasiyyetten daha haklıdır [31]. Peygamber (S) de: "Sadaka ancak bol maldan ayrılıp verilir' buyurdu [32]. İbn Abbâs da: Köle ancak efendisinin izni ile vasiyyet eder, demiştir [33].
Peygamber (S) de: "Köle, efendisinin malında bir çobandır" buyurdu  [34].

13-.......Hakîmibn Hızâm (R) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah'tan (dünyalık) istedim, O bana verdi. Sonra kendisinden yine istedim, yine verdi. Sonra bana hitaben şöyle buyurdu:
— "Yâ Hakim! Şu mal yeşil, tatlı bir meyvedir. Her kim bu malı nefis cömertliği ile (hırs göstermeden) alırsa, o malda kendisi için bereket ve meymenet inşân olunur. Kim de bu malı hırs ile alırsa, o malda alan için bereketlilik olmaz- O hırslı kimse dâima yiyen ve doymayan bir kimse olmuştur. (Veren) yüksek el, (alan) alçak elden hayırlıdır".
Hakîm dedi ki: Ben:
— Yâ Rasûlallah! Seni hakk peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben şu dünyâdan ayrılıncaya kadar Sen'den başka hiçbir kimseye, hiçbirşey için elimi uzatmam, dedim.
(Hakîkaten) Ebû Bekr (halifeliği zamanında) Beytu'l-mâl'deki hakkını vermek için Hakîm'i da'vet etmiş, fakat Hakîm, Ebû Bekr'-in bu atıyyesini kabulden çekinmiştir. Sonra Umer de hakkını vermek için çağırmış; ondan da atıyye almaktan çekinmiştir. Bundan sonra Umer (sahâbîlerin toplantısında):
— Ey müslümânlar topluluğu! Ben harâc ve ganîmet malından Allah'ın kendisine taksim eylemiş olduğu hakkını kendisine vermek için arzediyorum. O ise bunu almaktan çekiniyor! dedi.
Ve (hakîkaten) Hakîm, Rasûlullah'tan sonra, tâ ölünceye kadar hiç kimseden birşey almamıştır [35].

14-.......ez-Zuhrî dedi ki: Bana Salim, babası İbn Umer'den;
o da babası Umer(R)'den haber verdi ki, o şöyle demiştir: Ben Ra-sûlullah(S)'tan işittim; şöyle buyuruyordu: "Herbirerleriniz gü-dücüdür (yânı elinin altındakileri iyi korumakla vazifelidir) ve herbi-rerleriniz idaresi altındakilerden sorumludur. Devlet adamları birer çobandır ve herbiri idare ettiklerinden sorumludur. Erkek, ailesi içinde bir çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Kadın da kocasının evinde bir çobandır ve o da idaresi altındakilerden sorumludur. Hizmetçi de efendisinin malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur".
Râvî Rasûlullah'ın: "İnsan babasının malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur" buyurduğunu zannediyorum, demiştir [36].

10- Bâb: Bir Şahıs Vakıf Yaptığı Yâhud Yakınlarına Vasiyyet Yaptığı Zaman, Bu Yakınlar Kimlerdir? [37]


Ve Sabit, Enes'ten söyledi ki, Peygamber (S) Ebû Talha'ya hitaben: "Sen o Beyruhâ bûstânını kendi yakınlarının fakirlerine tahsîs et" buyurdu. Ebû Talha da o bûstânını Hassan ibn Sâbit'e ve Ubeyy ibn Kaa tahsîs etti [38].
Ve Muhammed ibn Abdillah el-Ensârî şöyle dedi [39]: Bana babam Abdullah, Sumâme ibn Abdillah'tan; o da Enes'ten, Sâbit'in hadîsinin benzerini tahdîs etti. Rasûlullah, Ebû Talha'ya: "Sen onu soy yakınlığın olan fakîrlere tahsîs et" buyurdu. Enes dedi ki: Ebû Talha o bustânı Hassan ile Ubeyy ibn KaVa tahsîs etti. Bu ikisi, Ebû Talha'ya benden daha yakın idiler. Hassân'ın ve Ubeyy ibn KaVın yakınlığı, Ebû Talha tarafından idi. Ebû Talha'nın ismi ise Zeyd ibnu Sehl ibm'l-Esved ibn Haram ibn Amr ibni Zeyd Menâte'bni Adiyy ibn Amr ibn Mâlik ibni'n-Neccâr'dır. Hassan ibnu Sabit ibni'l-Munzir ibn Haram, Ebû Talha ile Hassan, Harâm'da birleşirler. Bu Haram ibn Amr, Ebû Talha ile Hassân'ın üçüncü babalarıdır (yânî babalarının dedesidir). Ve Haram ibnu Amr ibn Zeyd Menâte'bni Adiyy ibn Amr ibn Mâlik ibni'n-Neccâr; işte bu zât Hassân'ı, Ebû Talha'y» ve Ubeyy'i babalarından altıncı babaya: Amr ibn MâhVe toplar. Şu da, Ubeyy ibnu Ka'b ibn Kays ibn Ubeyd ibn Zeyd
ibn Muâviye ibn Amr ibn Mâlik ibni'n-Neccâr'dır
(Ubeyy ibn KaVın ve diğer ikisinin altıncı dedeleri öolan) bu Amr ibn Mâlik (bu üç kişiyi): Hassân'ı, Ebû Talha'yı ve Ubeyy ibn KaVı kendisinde toplayıp birleştiriyor [40].
İnsanların bâzısı: Bir kimse yakınlarına vasiyyet öyaptığı zaman, bu, İslâm içinde bulunmuş olan öbabalarına olur, dedi [41].

15-.......Bize Mâlik, İshâk ibn Abdillah ibn Ebî Talha'dan haber verdi ki, o, Enes(R)'in şöyle dediğini işitmiştir: Peygamber (S) Ebû Talha'ya:
—  "Ben bu bustânı senin kendi hısımlarına tahsis etmeni daha uygun görüyorum" buyurdu.
Ebû Talha da:
— Ben de Sen'in uygun gördüğün gibi yaparım yâ Rasûlallah, dedi.  
Ve! Ebû Talha, Beyruhâ bustânını akrabaları ve amca oğullan arasında taksim etti [42].
Ve tbn Abbâs şöyle dedi: "Sen en yakın hısımlarım inzâr et" (eş-şuarâ: 214) âyeti indiği zaman, Peygamber (S): "YâFıhr oğulları, yâ Adiyy oğulları!" diye Kureyş'i oymak oymak çağırmaya başladı [43].
Ebû Hureyre de: "Sen en yakın hısımlarım inzâr et "(eş-şuarâ: 214) âyeti indiği zaman Peygamber (S): "Ey Kureyş topluluğu!" diye ni-dâ etti, demiştir [44].

11- Bâb: (En Yakınlara Vasiyyet Yapıldığı Zaman) Bu En Yakın Hısımlar İçine Kadınlar Ve Çocuklar Girer Mi?


16-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Azîz ve Celîl olan Allah: "Sen en yakın aşiret ve kabile hısımlarını inzâr et" (eş-şuarâ: 214) âyetim indirdiği zaman, Rasûlullah (S) kalktı da şöyle buyurdu: "Ey Kureyş topluluğu! (Yâhud buna benzer bir kelime ile hitâb etti.) Canlarınızı, nefislerinizi satın alınız (yânı İslâm'a girmek suretiyle nefislerinizi Allah'ın azabından koruyunuz). Ben Allah'ın azabından hiçbirşeyi sizden def edemem. Ey Abde Menâf oğulları! Ben sizden de Allah'ın azabından hiç bir şeyi def' edemem. Ey Abbâsu'bne Abdilmuttalib! Senden de Allah'ın azabından hiçbir parçasını men'edemem. Ey Allah Elçisi'nin halası olan Safiyye! Senden de ben Allah 'in azabından bir kısmım olsun def edemem. Ey Muhammed'in kızı Fâ-tıma! Malımdan dilediğin şeyi iste (vereyim, fakat) Allah'ın azabından hiçbir şeyi senden def edemem"[45].
Bu hadîsi Abdullah ibn Vehb'den; o da Yûnus ibn Yezîd'den; o da İbn Şihâb'dan rivayet etmekte Esbağ ibnu'I-Ferec, Ebû'l-Yemân'a mutâbaat etmiştir [46].

12- Bâb: Vakıf Yapan Kişi Kendi Vakfı İle Faydalanır Mı?


Umer ibnu'l-Hattâb, Hayber'deki arazîsini vakfedişinde, "Vakfın işlerini üzerine alan kimsenin öma'rûf surette ondan yemesinde üzerine günâh yoktur" diye şart kılmıştır [47]. Vakfın işlerini yürütmeyi bazen vakfedici de, başkaları da üzerine alır (ve ondan faydalanırlar). Bir deveyi yâhud herhangibir şeyi Allah'a tahsis eden kişiler de bunun gibidir: Allah'a tahsîs eden şahıs, bundan kendisinin faydalanmasını şart kılmasa da, o şeyden başkalarının faydalanacağı gibi, kendisinin de faydalanma hakkı vardır [48].

17-.......Bize Ebû Avâne, Katâde'den; o da Enes(R)'ten şöyle tahdîs etti: Peygamber (S) kurbanlık deve sevkeden bir adam gördü de, ona:
—  "Bu deveye bin!" buyurdu.
O zât:
—  Yâ Rasûlallah  Bu deve kurbanlıktır, dedi. Rasûlullah, üçüncü yâhud dördüncü defasında:
—  "Helak olası -yâhud: yazık olası-, sen bu kurbanlık devene hin!" buyurdu.
18- Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rac'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den şöyle tahdîs etti: Rasûlullah (S) kurbanlık devesini sevkeden bir adam gördü ve:
—  "Deveye bin!" buyurdu.
O zât:
—  Yâ Rasûlallah! Bu deve kurbanlıktır, dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah, ikinci yâhud üçüncü defasında:
—  "Helak olası, bin şu kurbanlık deveye!" buyurdu [49] .

13- Bâb: Bir Şahıs Birşey Vakfettiği Ve O Şeyi Başkasına Vermediği Zaman, Bu Vakıf Caizdir (Yânı Sahîhtir)


Çünkü Umer (R) Hayber'deki arazîsini vakfetti ve: "Vakıf işlerini üzerine alan kimsenin örfe göre vakıftan
yemesinde üzerine günâh yoktur" dedi de, onu Umer yâhud başkası mütevelli olursa diye bir tahsis yapıp ayırmadı (Peygamber de onu elinden çıkarmasını emretmedi) [50].
Peygamber (S) Ebû Talha'ya da: "Ben bu bustânı en yakın hısımlarına tahsis etmeni uygun görüyorum" buyurdu.
Ebû Talha: Ben de öyle yaparım, dedi de o Beyruhâ bustânını en yakın hısımları ve amca oğulları arasında taksîm etti [51].

14- Bâb; Bir Şahıs Fakirlere Mi Yâhud Başkalarına Mı Olduğunu Beyân Etmeksizin "Şu Evim Allah İçin Sadakadır" Dediği Zaman, Bu Vakıf Caizdir (Yanî Sarfedilecek Ciheti Ta'yîn Edilmeden Önce Vakıf Tamâm Olmuştur)


O şahıs evini böyle vakfettikten sonra, en yakın hısımları arasına koysa (Müsternlf de: En yakın hısımlarına verse) yâhud istediği yere koysa (hüküm nedir)?
Ebû Talha: "Malımın bana en sevimli olanı (bâ'nin kesri ve fethiyle) Biyruhâ'dır. Biyruhâ Allah için sadakadır" dediği zaman, Peygamber, Talha'ya: "Ben onu yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm" buyurup, onun böyle ta'yînsiz vakfını ona caiz kılmıştır  [52].
Âlimlerin bâzısı da: Vakfedici kimlere sarfedileceğini beyân etmedikçe, böyle mutlak vakıf caiz olmaz, dedi. Evvelki, yânı cevaz görüşü daha sahîhtir [53].

15- Bâb: Bir Şahıs "Benim Şu Arazîm Ve Şu Bustânım Anam Adına (Allah İçin) Sadakadır" Dediğinde, (Kimlere, Yânî Fakirlere Mî Yâhud Başkalarına Mı Olduğunu Beyân Etmese De) Bu Vakıf Caiz Olmuştur [54]


19-.......Bize İbnu Cureyc haber verip şöyle dedi: Bana Ya'lâ ibn Müslim haber verdi ki, kendisi İkrime'den şöyle derken işitmiş-tir: Bana İbn Abbâs (R) şöyle haber verdi: Sa'd ibnu Ubâde, anasından uzak bir yerde bulunduğu hâlde anası öldü. Bunun üzerine Sa'd:
— Yâ Rasûlallah! Ben anamdan uzakta iken anam vefat etti. Şimdi ben onun adına birşey sadaka etsem, bu sadaka yapacağım şey ona fayda verir mi? dedi.
Rasûlullah:
—  "Evet (onun adına yapacağın hayır, ona fayda verir)" buyurdu.
Sa'd ibn Ubâde:
—  Ben seni şâhid yapıyorum: Benim şu Mıhrâf ismindeki duvarlı bustânım anamın üzerine sadakadır, dedi [55].

16- Bâb: Bir Kimse Malının Bir Kısmını Yâhud Kölesinin Bir Kısmını Yâhud Hayvanlarının Bir Kısmını Sadaka Veya Vakfettiği Zaman, Onun Bu Sadakası Ve Vakfı Caizdir


20-.......İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Abdurrahmân ibn Abdillah ibn Ka'b haber verdi ki, babası Abdullah ibn Ka'b şöyle demistir: Ben babam Ka'b ibn Mâlik'ten şöyle dediğini işitmişimdir:
Ben:
— Yâ Rasûlallah! (Günâhlarımdan tevbe ettim.) Bütün malımı Allah rızâsı ve Rasûlü'nün sevgisi için sadaka yaparak, malımdan ta-mâmiyle sökülüp soyulmam da tevbemdendir (yânî tevbemin tamam-layıcısıdır), dedim.
Rasûlullah (S):
—  "Ya Ka'b! Sen malının bir kısmını kendi üzerinde alıkoy. Bu senin için hayırlı bir harekettir" buyurdu.
Ben de:
— Hayber'de bulunan hissemi üzerimde tutuyorum, dedim [56].

17- Vekiline Sadaka Yapan, Sonra Da Vekili O Sadakayı Müvekkiline Geri Veren Kimse(Nin Hükmünü Beyân) Babı [57]


21- Ve İsmail şöyle dedi: Bana Abdulazîz ibnu Abdillah ibn Ebî Seleme, îshâk ibn Abdullah ibn Ebî Talha'dan -Buhârî: Ben bu hadîsi ancak Enes yolundan biliyorum, demiştir-; o da Enes(R)'ten olmak üzere haber verdi. Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: "Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız..*" (Âiu imrân: 92) âyeti inince (üvey babam) Ebû Tal-ha, Rasûlullah'a geldi de:
— Yâ Rasûlallah! Allah Tebâr^ke ve Teâlâ kendi Kitâbı'nda "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız" buyuruyor. Mallarımın bana en sevgili olanı da "Bîruhâ"dır. -Râvî Enes dedi ki: Bu Bîruhâ, Mescid'in karşısında bir bahçe idi. Rasûlul-lah bu Bîruhâ bahçesine girer, orada gölgelenir ve onun içindeki .güzel sudan içer idi.- İşte bu Bîruhâ bahçesi Azîz ve Celîl olan Allah ve O'nun Rasûlü yoluna sadakadır. Ben bu sadakanın hayrını ve âhiret azığı olmasını ümîd ediyorum. Yâ Rasûlallah! Sen bu bahçemi, Allah'ın sana gösterdiği yere koy, sarfet, dedi.
Bu söz üzerine Rasûlullah (S):
—  "Güzel, yâ Ebâ Talka! Bu, sahibine kazanç getiren bir maldır. Biz bu malı senden kabul ettik ve onu tekrar sana geri verdik. Sen onu en yakın hısımların arasına koy" buyurdu.
Ebû Talha da onu, kendine hısımlık sahibi olanlar üzerine sadaka yaptı.
Enes dedi ki: Ubeyy ibn Ka'b ve Hassan ibn Sabit o yakın hısımlardan idi. Enes dpdi ki: Hassan, kendisine sadaka verilmiş olan bu maldaki hissesini Muâviye ibn Ebî Sufyân'a sattı. Hassân'a bu konuda:
— Sen Ebû Talha'nın sadaka ettiği malı mı satıyorsun? denildi de, Hassan:
— Dikkat edin! Ben bir sâ' ölçeği hurmayı bir sâ' ölçeği dirhemler mukaabilinde satıyorum, dedi.
Enes dedi ki: Bu bahçe, Muâviye ibn Ebî Sufyân'ın kurmuş olduğu Hudeyle oğulları kasrının bulunduğu yerde idi [58].

18- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


"Mîrâs taksim olunurken (mirasçı olmayan) hısımlar, yetimler, yoksullar da hazır bulunursa, kendilerine ondan (birşey vererek) nzıklandırın; (gönüllerini hoş edecek) güzel sözler de söyleyin" (en-Nisâ: 8) [59].

22-....... İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Bir takım insanlar bu en-Nisâ: 8. âyeti neshedildi diye iddia ediyorlar. Hayır, vallahi bu âyet neshedilmedi. Fakat bu âyetin hükmü, insanların gevşeklik gösterip amel etmedikleri hükümlerdendir: Terikede tasarruf edici ve terike işini üzerine alanlar, iki (türlü) vâlîdir: Biri (meselâ asabe gibi) mala vâris olur; işte bu, taksîmde hazır bulunan ihtiyâç sâhiblerini de n-zıklandırır. Bir diğer vâlî (meselâ yetîm velîsi gibi) mîrâs almaz; bu da güzel sözler söyleyen kimsedir: Bu, o ihtiyâç sahihlerine: Ben sana vermek için bu maldan hiçbirşeye'mâlik değilim (çünkü bu mal  ancak şu yetimindir. Şayet bundan benim birşeyim olaydı, muhakkak sana verirdim), der  [60].

19- Birdenbire Ölüveren Kimse İçin Sâhiblerinîn 0 Ölü Adına Sadaka Yapmalarının Müstehâb Olacağı Ve Üzerinde Adak Borçları Bulunan Ölünün Bu Adaklarının Yerine Getirilmesinin De Müstehâblığı Babı


23- Bize İsmâîl tahdîs edip şöyle dedi: Bana Mâlik, Hişâm'dan; o da babası Urve ibnu'z-Zubeyr'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, bir adam Peygamber(S)'e:
— Anamın canını Allah ansızın giderdi. Ben öyle sanıyorum ki, eğer anam konuşabilseydi sadaka yapacaktı. Şimdi ben anam adına sadaka yapayım mı? diye sordu.
Peygamber:
—  "Evet, anan adına sadaka yap!" buyurdu.

24- Bize Abdullah ibn Yûsuf tahdîs edip şöyle dedi: Bize Mâlik, İbn Şihâb'dan; o da Ubeydullah ibn Abdillah'tan; o da İbn Ab-bâs(R)'tan haber verdi ki, Sa'd ibn Ubâde (R) Rasûlullah (S)'tan fetva isteyip:
— Annem öldü; üzerinde (ödeyemediği) adak borcu vardı? dedi.
Rasûlullah:
— "Sen o adağı annen adına yerine getir!" buyurdu [61].

20- Vakıf Ve Sadaka Yapmak İşlerinde Şâhid Göstermek Babı


25- Bize İbrâhîm ibn Mûsâ tahdîs edip şöyle dedi: Bize Hişâm ibn Yûsuf haber verdi ki, onlara da İbn Cureyc haber verip şöyle demiştir: Bana Ya'lâ ibn Müslim haber verdi ki, kendisi İbn Abbâs'ın himayesinde bulunan İkrime'den şöyle derken işitmiştir: Bize İbn Ab-bâs haber verdi ki, Sâide oğulan'nın kardeşi olan SaM ibn Ubâde uzak bir yerde iken annesi vefat etti. Akabinde Sa'd ibn Ubâde Pey-gamber'e geldi ve:
— Yâ Rasûlallah! Ben kendisinden uzakta iken annem vefat etti. Onun adına herhangi bir şey sadaka etsem bu şey ona fayda verir mi? diye sordu.
Rasûlullah.(S):
—  "Evet (fayda verir)" buyurdu. Sa'd da:
— Ben Sen'î şâhid yapıyorum ki, benim el-Mıhrâf adındaki duvarlı bustânım annem üzerine sadakadır ,(yânî annemin iyiliğine ve hayrına sarf edilecektir), dedi [62].

21- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: [63]


"Yetimlere (rüşde ulaştıklarında) mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) yemeyin. Çünkü bu muhakkak büyük bir günâhtır. Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceğinizden) korkarsamz, sizin için halâl olan diğer kadınlardan... nikâh edin"(en-Nisâ: 2-3)

26- Bize Ebû'l-Yemân tahdîs edip şöyle dedi: Bize Şuayb, ez-Zuhrî'den haber verdi. O şöyle demiştir: Urvetu'bnu'z-Zubeyr, Âişe (R)'ye: "Eğer yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsamz, sizin için halâl olan diğer kadınlardan... nikâh edin" (en-Nisâ: 2-3) âyetinin tefsirini sorduğunu tahdîs ediyordu. Urve (Âişe'den haber verici olarak; Ebû Zerr'de Âişe) şöyle dedi: O, şu yetîm kızdır ki, velîsinin himayesinde bulunur. O velî, onun güzelliğine ve malına rağbet eder ve o kızla, o kıza yakın olan kadınlara verilmesi kaanûn olan mehirden daha az bir mehir vermek suretiyle evlenmek ister. İşte (bu âyette) o çeşit velîlerin veliliği altındaki yetîm kızları, haklarında onların mehirlerini kemâle ulaştırmak hususunda adalet yapmadıkça nikâh etmeleri nehyolunup, bunlardan başka kendilerine halâl olan kadınlardan nikâh etmeleri emrolunmuştur. Âişe, tefsirine devamla dedi ki: Sonra insanlar bu (en-Nisâ: 2) âyetin inmesinin ardından, Rasûlullah'tan fetva istediler. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah şu âyeti indirdi:
"Senden kadınlar hakkında fetva isterler. De ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Kendileri için yazılmış olanı (mîrâsı) onlara vermediğiniz ve nikâhlarını da beğenip istemediğiniz yetîm kızlar ve küçük çocuklar hakkında, bir de yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız hususunda Kitâb'da size karşı okunup duran âyetler. Hayırdan daha ne yaparsanız şübhesiz Allah onu da hakkıyle bilicidir" (en-Nisâ: 127)
Âişe dedi ki: İşte Allah bu âyetin içinde şunu beyân etti: Yetîm kız güzellik ve mal sahibi olduğu zaman, velîleri onun nikâhına rağbet ettiler, fakat onu, mehrini kemâle ulaştırmak suretiyle akranlarına verilegelen mehir sünnetine katmadılar. Yetîm kız mal ve güzellik azlığından dolayı nikâhına arzu edilmemiş olunca bu kızı terkettiler ve ondan başka kadınları aradılar.
Râvî dedi ki: Nitekim siz, kadınları, mal ve güzellik azlığından dolayı nikâhlarını arzu etmediğiniz zaman, onları terkediyorsunuz. İşte böyle erkekler için malı ve güzelliğinden dolayı nikâhlanmayı arzu ettikleri zaman bu kızları nikâh etmeleri hakkı yoktur. Ancak onlar o mal ve güzellik sahibi olup, kendilerine rağbet edilmiş bu kızlara en mükemmel mehir ta'yîn etmek ve haklarını kendilerine vermek suretiyle onlara adalet yapmaları hâlinde, onlarla nikâh olmayı hakk ederler [64].

22- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


"Yetimleri nikâh çağına erdikleri zamana kadar gözetip deneyin, O vakit kendilerinde bir akıl ve olgunluk gördünüz mü, mallarını onlara teslim edin. Büyüyecekler de ellerine alacaklar diye bunları israf ile
tez elden yemeyin. Velîlerden kim zengin ise (yetimin malını yemeye tenezzül etmesin;) kaçınsın. Kim de fakır
ise, o hâlde örfe göre (birşey) yesin. Artık onlara mallarını teslim ettiğiniz vakit karşılarında şâhid bulundurun. Tam bir hesâb sorucu olmak bakımından ise Allah yeter. Ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından erkeklere, ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından kadınlara azından da çoğundan da farz kılınmış birer
nasîb olarak hisseler vardır" (en-Nisâ: 6-7). Buhârî:"J/afiften", "Kâfiyen" demektir, dedi [65].

23- Bâb: Yetimin Malında Çalışmasından Dolayı Vasinin Alacağı Ücret Ve Çalışma Hakkına Karşılık Yetim Malından Yiyeceği Şey? [66]


27- Bize Hârûn tahdîs edip şöyle dedi: Bize Hâşim oğullan himayesinde bulunan Ebû Saîd tahdîs edip şöyle dedi: Bize Sahr ibnu Cuveyriye, Nâfi'den; o da İbn Umer'den tahdîs etti ki, babası Umer, Rasûlullah zamanında (Medine'nin karşısında) kendi öz malı olan ve "Semğ" denilen bir hurmalığı sadaka yapmak kararını vermişti. Bu karar-ı üzerine Umer:
— Yâ Rasûlallah! Ben nazarımda en güzel ve kıymetli bir hurmalığa mâlik bulunuyorum. Hâlis kazancım olan bu malımı sadaka yapmak istedim, dedi.
Peygamber de:
—  "Sen bu malın kökünü sadaka (yânı vakıf) yap. Artık o satılmaz, hibe edilmez, mîrâs olunmaz; fakat onun mahsûlü infâk olunur (ihtiyâç sâhiblerine yedirilir)" buyurdu.
Umer de bu malını o suretle sadaka (yânî vakıf) etti. Ve Umer'-in bu sadakası Allah yolunda gaza eden mücâhidlere, esirlikten kurtulmak isteyen kölelere, fakirlere, konuklara, yolculara, vakfedenin yakın hısımlarına harcanır idi. Bununla beraber bu vakfın işini yürütmeyi üzerine alan mütevellinin bu maldan mal biriktirici ve aslına tecâvüz edici olmayarak, yalnız gelirinden örfe göre yemesinde ve dostuna yedirmesinde günâh yoktur [67].

28-.......Âişe (R): (Velîlerden) kim zengin ise (yetîmin malını yemeye tenezzül etmesin) kaçınsın. Kim de fakır ise, o hâlde örfe göre (birşey) yesin... " (en-Nisâ: 6) âyeti, yetîm vâlîsi hakkında indirildi. Yetîm malının vâlîsi muhtâc bir kimse olduğu zaman, malının mik-dârına göre ve ma'rûf surette yetîmin malına nail olması hakkında indirildi, demiştir [68]

24- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


"Gerçek* yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir" (en-Nisâ: ıo).

29- Bize Abdulazîz ibnu Abdillah tahdîs edip şöyle dedi: Bana Süleyman ibn Bilâl, Sevr ibn Zeyd el-Medenî'den; o da Ebu'l-Gays'tan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S):
—  "Helak edici olan yedi şeyden çekininiz" buyurdu. Sahâbîler:
—  Yâ Rasûlallah! Bu yedi şey nedir? diye sordular. Rasûlullah:
— Allah'a ortak tanımak, 2- Sihir yapmak, ^Allah'ın haram kıldığı bir cam öldürmek; haklı öldürülen müstesna, 4Ribâ (yânî faiz kazancı) yemek, 5Yetîm malı yemek, 6- Düşmana hücum sırasında harbden kaçmak, 7- Zinadan kal'aya girmişçesine korunmuş olup hatırından bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina iftirası atmak" buyurdu [69].

25- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


"Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları yararlı ve iyi hâle getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah salâha çalışanlarla fesâd yapanları bilir. Eğer Allah düeseydi, sizi muhakkak zahmete sokardı. Şübhesiz Allah mutlak gâlibdir. Tam hüküm ve hikmet sahibidir" (ei-Bakara: 220) [70]. (Buhârî şöyle dedi:)
"Le-a'netekum", "Sizi muhakkak zahmete sokar ve sizin üzerinize darlık yapardı" demektir. "Anet" ise
"Unuvv" ve "Anâ" masdarından olup dördüncü bâbdan "Esîr olmak, alçalmak, itaat etmek" ma'nâsınadır [71]. (Buhârî dedi ki:) Ve bize Süleyman ibn Harb söyledi: Bize Hammâd Eyyûb'dan; o da Nâfi'den tahdîs etti. O: İbn Umer, hiçbir kimseye karşı vasiyyeti geri çevirmedi, demiştir [72]. İbn Sîrîn'e yetîm malı hususunda işlerin en sevimli olanı, yetimin nasîhatçıları ve velîlerinin onun yanına toplanmaları ve yetime hayırlı olan şeye bakıp düşünmeleri idi.
Tâvûs ise, kendisine yetimlerin işinden herhangibir şey sorulduğu zaman "Allah salâha çalışanla fesâd yapanı  bilir" (ei-Bakara: 220) âyetini okurdu.
Atâ ibn Ebî Rebâh da yetîmler hakkında: Küçük büyük her velî (bir zabtta: her vâlî) onlara harcama yapar. Her insan üzerine kendi hâline yakışan mikdârla, kendi hissesinden harcama yapmak vazîfedir, demiştir [73].

26- Yetîm İçin İyilik Olduğu Zaman, Seferde Ve Hazarda Yetimi Hizmette Kullanma Ve (Vasî Olmasalar Da) Ananın Ve Ananın Kocasının Yetime Bakmalarımın Hükmünü Beyân) Babı


30-.......Enes (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Medine'ye geldi kendisinin hiçbir hizmetçisi yoktu. (Üvey babam) Ebû Talha beni elimi den tuttu da, beni Rasûlullah'a götürdü ve: Yâ Rasûlullah! Enes akıllı bir oğlandır; Sana hizmet etsin, dedi. Enes dedi ki: Artık ben bundan sonra seferde ve hazarda devamlı surette Rasûlullah'a hizmet ettim.O bana bunca hizmetim süresince yaptığım birşey için "Sen buniı niçin böyle yaptın?" demedi. Yapmadığım birşey için de "Bunu niçin böyle yapmadın" da demedi [74].

27- Bâb: Bir Şahıs, Sınırları Beyân Etmeyerek Bir Arazîyi Vakıf Yaptığı Zaman (Arazî Meşhur Ve Seçkin İse) Bu Vakıf Caizdir


Sadaka lâfzı ile vakıf yapmak da bunun gibi caizdir.

31- Bize Abdullah ibn Mesleme, Mâlik'ten; o da İshâk ibn Ah dillah ibn Ebî Talha'dan tahdîs etti ki, o, Enes ibn Mâlik(R)'ten şö> le derken işitmiştir: Ebû Talha hurmalık mal yönünden Medîne'd Ensâr'm en zengini idi. Malının ona en sevimli olanı da Mescid'i karşısında bulunan Biyruha bustânı idi. Peygamber (S) Beyruhâ'y girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi.
—  Yâ Rasûlallah! Şübhesiz ki Allah "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar kesin olarak hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız" buyuruyor. Ve yine şübhesiz ki, mallarımın bana en sevimli olanı da (
Bunun üzerine Rasûlullah (S):
—  "Ne kadar güzel! Bu kazanç getirici- râvî Abdullah ibn Mesleme şekk edip: Yâhud: Bu gidici- bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben senin bu bustâmnı yakın hısımların arasında bırakmanı uygun görüyorum" buyurdu.
Bunun üzerine Ebû Talha:
— Yâ Rasûlallah! Ben de Sen'in bu arzun üzere yaparım, dedi. Akabinde Ebû Talha Biyruhâ'yı yakın hısımları ve amca oğulları arasında taksim etti [75].
İsmâîl ibn Ebî Uveys, Abdullah ibn Yûsuf, Yahya ibn Yahya: bunların üçü de İmâm Mâlik'ten yaptıkları rivayette "yâ" harfi \\t "Rayımın ( = Bol, geniş bir mal)" diye söylemişlerdir [76].
32- Bize Muhammed ibnu Abdirrahîm tahdîs edip şöyle dedi: Bize Ravh ibnu Ubâde haber verip şöyle dedi: Bize Zekeriyyâ ibnu İshâk tahdîs edip şöyle dedi: Bana Amr ibnu Dînâr, İkrime'den; o da İbn Abbâs(R)'tan şöyle tahdîs etti: Bir adam Rasûlullah'a anasının vefat ettiğini (söyleyip): Eğer onun adına sadaka yaparsam, bu sadaka anama fayda verir mi? dedi. Rasûlullah: "Evet (fayda verir)" buyurdu. O zât: Benim "Mıhrâf" adında bir bustâmm vardır. Ben Sen'i şâhid tutuyorum ki, ben de bustânımı anam adına sadaka yap-mışımdır, dedi [77].

28-Bâb" Bir Topluluk Ortak Ve Yaygın Hisseli Bir Arazîyi Vakıf Yaptıklarında, Bu Vakıf Caizdir


33- Bize Müsedded tahdîs edip şöyle dedi: Bize Abdulvâris, Ebu't-Teyyâh'tan tahdîs etti ki, Enes (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) Mescid'in bina olunmasını emretti de:
—  "Ey Neccâr oğullan! Şu arsanızın bedelini bana söyleyin!" buyurdu.
Onlar ise:
— Vallahi olmaz! Biz onun bedelini ancak Allah'tan isteriz! dediler [78].

29- Vakıf Nasıl Yazılır Babı


34-.......İbn Umer (R) şöyle demiştir: Umer, Hayber'de bir arazîye nail oldu. Akabinde Peygamber'e geldi ve:
—  Ben mal olarak ondan daha iyisini asla elde etmediğim bir arazîye sâhib oldum. Bana bu mal ile ilgili nasıl emredersin? dedi.
Peygamber (S):
—  "istersen hurmalığın kökünü habset de, bu habsedilmiş arazîyi sadaka yap" buyurdu.
Bunun üzerine Umer o arazîyi aslı satılmaz, hibe olunmaz, mî-râs edilmez surette fakirlere, yakınlara, esirlikten kurtulmak isteyen kölelere, Allah yolunda savaşan mücâhidlere, konuklara, yolculara tahsîs etti. Bununla beraber bu vakıf arazînin işlerini yürütmeyi üzerine alan kimseye, mal biriktirip mülk edinici olmayarak, bunun gelirinden ma'rûf suretle yemesi yâhud dostuna yedirmesinde günâh yoktur  [79].

30- Zengin İçin, Fakîr İçin, Zaîf İçin Vakıf Yapma(Nın Cevazı) Babı


35- Bize Ebû Âsim tahdîs edip şöyle dedi: Bize İbnu Avn, Nâ-fi'den; o da İbn Umer'den şöyle tahdîs etti: Umer (R) Hayber'de bir mal buldu. Akabinde Peygamber'e geldi de o mal ile ilgili kararını ve sözlerini Peygamber'e haber verdi. Peygamber (S) de "İstersen onun aslını sadaka yap!" buyurdu. Umer de bu arazîyi fakirlere, yoksullara, yakınlığı olan hısımlara ve zaîflere sadaka yaptı [80].

31- Mescid İnşâsı İçin Arazî Vakfetmedin Cevazı) Babı


36-.......Bize Ebu't-Teyyâh tahdîs edip şöyle dedi: Bana Enes ibn Mâlik (R) şöyle tahdîs etti: Rasûlullah (S) Medine'ye geldiği zaman mescid kurulmasını emretti ve:
—  "Ey Neccâr oğullan, şu arsanızın bedelini bana söyleyiniz!" buyurdu.
Onlar da:
— Olmaz vallahi, biz onun bedelini ancak Allah'tan isteriz, dediler [81].

32- Hayvanları, Atları, Ticâret Metâ'larını Ve Sessiz Serveti (Yânî Altın Ve Gümüşü) Vakfetmek Babı [82]


ez-Zuhrî şöyle bir kimse hakkında şunu söylemiştir: Bin dînârı Allah yolunda harcamaya tahsis edip, bunu kendisinin tacirlik yapan kölesine bu para ile ticâret yapmak üzere teslim eden ve o paranın kazancını fakirlere ve yakın hısımlara sadaka yapan kimse hakkında Zuhrî'ye: Bu şekilde sadaka yapan kişinin bu bin dînârın kazancından birşey yemek hakkı var mıdır? O bin dînârın kazancını fakirlere sadaka, yapmış olmasa da ondan birşey yemek hakkı var mıdır? sorusuna Zuhrî: O kimse fakirlere tahsis etmese de, o sadakadan yemek hakkı yoktur, demiştir [83].

37-.......İbn Umer (R)'den (şöyle demiştir): Umer kendisine âid olan bir at üzerine bir kimseyi Allah yolunda cihâd etmesi için bindirdi. O atı Umer, üzerine bir mücâhid kişiyi bindirmesi için Rasû-lullah'a vermişti. (Yâhud, bir zabta göre: Rasûlullah atı ona bu maksadla vermişti.) Sonra Umer'e, o adamın atı durdurup satmaya kalktığı haberi verildi. Umer Rasûlullâh'a, bu atı ondan satın almayı sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (S): "Sen bu atı satın alma ve sakın yapmış olduğun sadakana bir daha dönme!" buyurdu [84].

33- Vakfın İşlerine Bakıp Yürütecek Kimsenin Nafakası (Yânî Ücreti) Babı [85]


38- Bize Abdullah ibn Yûsuf tahdîs edip şöyle dedi: Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre (R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S): "Benim mirasçılarım bir tek dinarı dahî paylaşmasınlar. Bıraktığım şeyin kadınlarımın nafakasından ve işçimin ücretinden geri kalanı sadakadır (vakıftır)" buyurmuştur [86].

39- Bize Kuteybe ibnu Saîd tahdîs edip şöyle dedi: Bize Ham-mâd, Eyyûb'dan; o da Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Umer ibnu'l-Hattâb (R), kendi vakfı hususunda, onun işlerini yürütmeyi üzerine alan kimsenin ondan mal edinici olmayarak yemesini ve dostuna yedirmesini şart kılmıştır [87].

34- Bâb: Bir Kimse Bir Arazî Veya Kuyu Vakfettiği Ve Vakfından Kendisinin De İstifâde Etmesini Şart Kıldığı; Meselâ Vakfettiği Kuyunun Suyundan Diğer Müslümanların Kovalarıyla Su Aldıkları Gibi Kendisinin De Su Almasını Şart Kıldığı Zaman (Bu Caiz Olur)


Enes ibn Mâlik Medine'deki bir evini, Medine'ye geldiği zaman oraya inip ikaamet etmek şartıyle vakfetti.
Zubeyr ibnu'l-Avvâm da evlerini sadaka yapmış ve: Kızlarından boşanmış olanın, eve zarar verici olmayarak, kendisi de bu ev (sebebi) ile zararlanmayarak bu evde oturması, eğer ileride bir koca ile evlenip de bu evden müstağni olursa artık evde oturma hakkı olmayacağı şartlarını söylemiştir.
Abdullah ibn Umer de, Umer ibnu'l-Hattâb'ın evinden olan payını, Abdullah'ın çocuk ve torunlarından oturma evine muhtâc olanların ikaametine -satılmamak, hibe edilmemek üzere- vakfetmiştir [88].

40- Ve Abdan şöyle dedi: Bana babam Usmân ibn Cebele, Şu'-be'den; o da Ebû İshâk'tan; o da Ebû Abdirrahmân'dan şöyle haber verdi: Usmân ibn Affân (R) Mısırlılar tarafından kuşatıldığı sırada evinin üstüne çıktı da, aşağıdakilere (hitâb ederek) şöyle dedi [89]:
— Allah aşkına size sorarım. Ve kimseye sormam, ancak Pey-gamber'in sahâbîlerine sorarım. Sizler bilmez misiniz ki, Rasûlullah (S) "Rûme kuyusunu kim kazarsa onun için cennet vardır" buyurmuştu da ben hemen o kuyuyu kazmıştım. Yine bilmez misiniz ki, Rasûlullah: "Ceyşu'l-usreyi (yânî zorluk ordusunu: Tebûk seferine çıkacak orduyu) kim teçhiz ederse, onun için cennet vardır" buyurmuştu da, ben hemen o orduyu techîz etmiştim.
Râvî dedi ki: Oradaki sahâbîler Usmân'ın bu söylediklerini doğ-ruladılar [90].
Ve Umer ibnu'l-Hattâb kendi vakfı hakkında: "Vakfın işlerini yürütmeyi üzerine alan kimseye vakıftan yemesinden günâh yoktur" demiştir.
Buhârî dedi ki: O vakfa, vakfedenin kendisi de, başkaları da mütevelli olabilir. Onun için vakıf, vakfediciden ve başkasından olan herkesi kaplayıcı, içine alıcıdır [91].

35- Bâb: Vakfedici Kimseler "Biz Onun Bedelini Ancak Allah'tan İsteriz" Dedikleri Zaman, Bu Caizdir


41-.......Bize Abdulvâris, Ebu't-Teyyâh'tan; o daEnes (R)'ten tahdîs etti ki, Peygamber (S):
—  "Ey Neccâr oğulları! Arsanızın bedelim bana söyleyiniz!" buyurdu.
Neccâr oğulları:
—  Biz onun bedelini hiçbir kimseden istemeyiz, ancak Allah'tan isteriz, dediler [92].

36- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


"Ey îmân edenler! Herhangi birinize ölüm hâli geldiği o vasiyyet zamanı aranızdaki şehâdet ya kendinizden adalet sahibi iki adam veya yolculuk ediyordunuz da ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin gayrınızdan iki diğeridir. Bunları namazdan sonra akkorsunuz, şübhelendiğiniz takdirde şöyle yemîn ederler: 'Billahi hısım da olsa yeminimizi hiçbir bedele değişmeyiz, Allah'ın (emrettiği) şâhidliği gizlemeyiz. Biz o takdirde şübhesiz günâha girenlerden oluruz\ Eğer bu iki şahidin bir günâha hakk kazanmış olduklarına bir bilgi elde edilirse, o vakit evlâ olan, bu ikinin yerine, bunların aleyhlerinde bulundukları mukaabil taraftan diğer iki kişi dikilir, şöyle yemîn ederler: 'Billahi bizim şâhidliğimiz o iki kişinin şâhidliğinden daha doğrudur.
Biz hakkı aşmadık. Çünkü bu takdirde muhakkak ki zâlimlerden oluruz'. İşte bu hüküm, şâhidliği olduğu
gibi dosdoğru edâ etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çâredir. Allah 'tan korkun ve emirlerini iyi dinleyin.
Çünkü Allah fâşıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz" (el-Mâide: 106-108) [93].

42- Ve bana Alî ibnu Abdillah söyledi: Bize Yahya ibn Adem tahdîs edip şöyle dedi: Bize İbnu Ebî Zaide, Muhammed ibn Ebî'l-Kaasım'dan; o da Abdulmelik ibn Saîd ibn Cubeyr'den; o da babası Saîd ibn Cubeyr'den tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Benû Sehm'den (müslümân) bir kişi (Hristiyan) Temîm ed-Dârî ve Adiyy ibn Beddâ ile birlikte sefere çıkmış ve müslümân bulunmayan bir yerde ölmüştü. Bu iki hrıstiyan kişi Sehmî'nin terikesiyle mirasçılarının yanına geldiklerinde, mirasçılar eşya arasında altın kakmalı gümüş bir bardağı bulamadılar. (İki yoldaşın inkârı ve da'vâmn Ra-sûlullah'a arzı üzerine) Rasûlullah bu iki hrıstiyan kişiye yemîn ettirdi. Sonra o bardak Mekke'de bulundu. Ve bardağın yeni sahihleri:
—  Biz bunu Temîm ile Adiyy'den satın aldık, dediler. Bunun üzerine Sehmî'nin velîlerinden iki kişi kalktılar ve:
— Bizim şehâdetimiz onların şehâdetinden şübhesiz daha haklıdır. Ve bu bardak kesin surette ilk sâhiblerine (yânî Sehmî'nin mirasçılarına) âiddir, diye yemîn ettiler.
İbn Abbâs: İşte bu "Ey îmân edenler..." (ei-Mâide: 105-108) âyeti bu kıssadakiler hakkında indi, demiştir [94].

37- Mirasçılar Hazır Bulunmaksızın Vasînin'ölünün Borcunu Ödemesinin Cevazı) Babı


43-.......Şa'bî şöyle dedi: Bana Câbir ibn Abdillah el-Ensârî (R), babası Abdullah'ın Uhud günü şehîd edildiğini, geriye altı tane kız ile bir mikdâr borç bıraktığını tahdîs edip, şöyle dedi: Hurma mahsûlünün kesim ve toplama zamanı geldiğinde ben Rasûlullah'ın huzuruna vardım ve:
— Yâ Rasûlallah! İyice bilmişsindir ki, babam Abdullah Uhud günü şehîd düştü, arkasında birçok borç bıraktı. Ben bu alacaklıların Seni görmelerini arzu ediyorum, dedim.
Rasûlullah (S):
—  "Sen git, hurmaları topla, her cins hurmayı ayrı ayrı yerlere yığıp ayrı ayrı harman et (sonra gelip bana haber ver)" buyurdu.
Ben bu işleri yaptıktan sonra Rasûlullah'ı da'vet ettim. (Geldi; alacaklılar da geldi.) Alacaklılar bu saatte Rasûlullah'ı orada gördüklerinde isteklerini artırıp beni sıkıştırdılar. Rasûlullah onların yaptıkları ısrarı görünce, hurma harmanlarının en büyüğünün etrafında üç defa dolaştı, sonra onun yanına oturdu. Sonra:
—  "Şu alacaklıları çağır!" buyurdu.
Akabinde alacaklarına mukaabil onlara Ölçüp ölçüp hurma vermeye devam etti. Nihayet Allah babamın borçlarını tamamen ödedi. Vallahi ben, Allah babamın borçlarını tamamen ödesin de kızkardeş-lerime bir tek hurma ile dönüp gitmemeye razı idim. Allah'a yemîn ederim ki, hurma yığınlarının hepsi kurtuldu. Ben, Rasûlullah'ın yanına oturduğu yığına bakıp duruyordum. (Rasûlullah alacaklılara bu harmandan verdiği hâlde) sanki ondan bir tek hurma eksilmemiş gibi idi [95].
Ebû Abdillah Buhârî dedi ki: "Uğru bî'% "Benim üzerime iyice düştüler; yânî bana karşı isteklerini artırdılar" demektir. Kur'ân'dan şahidi şudur: "Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı, kin ve buğzu yapıştırdık "(ei-Mâide: i4) [96].

[1] el-Vesâyâ, Vasiyyet'in cem'idir. Vasiyyet lügatte "Evsâ yûsî"den masdardır.
el-Isâ, hemzenin kesriyle ve't-Tavsiye, tef ile vezninde, bir nesnenin işlemesini bir adama siparişle üzerine aldırmak ma'nâsınadır... Ve asıl îsâ lügatte bir kimse kendi yokluğunda bir başka adamdan bir işin işlenmesini taleb etmeye denir. Ve şerîatte vefatından sonra işlemesini talebden ibarettir.
Ve işbu îsâ maddesi lam ile ve ilâ kullanılır. "Evsâ li fulânin bi-kezâ = Fu-lân için şu malı vasiyyet eylediği kimseye vasiyyet eyledi" demektir. İlâ ile: "Evsâ fulânin ilâ fulânin- Fulânı mutlaka malına vasî nasbetti" demektir (Kaamûs Ter.)
Demek ki îsâ ve Tavsiye, bir kimsenin gerek sağlığında, gerek vefatı üzerine mevcûd bulunmadığı, yokluğu hâlinde diğer bir kimseye bir iş görmesini sipariş etmesi demektir ki, Türkçe'de ısmarlamak ta'bîr olunur. Lâm ile kullanıldığında, öldükten sonra malını başkasına temlîk; ilâ ile kullanıldığında ise öldükten sonra malında ve çocuklarının işlerinde tasarrufu bir kimseye havale etmektir,
el-Vasyu, ikinci bâbdan, bir nesne diğer nesneye bitişik olmak ve bir nesneyi diğer şeye ulaştırmak ma'nâsına olduğundan, vasiyyete bu ismin verilmesi, ölünün hayâtında mâlik olduğu bir aynı veya menfaati vasiyyet sebebiyle vefatından sonra nail olacağı hayır ve sevaba ulaştırmasıdır,
[2] îbn Hacer: "Bu, babın birinci hadîsinin ma'nâ ile rivayeti olmalıdır; bu lâfızla bulamadım. Çünkü el-Mer'u, "er-Raculu"demektir" demiştir (Fethu'l-Bârî).
[3] İmâm Buhârî bu üç âyeti burada vasiyyetin meşrû'luğuna Kur'ân'dan delîl olmak üzere getirmiştir.
İslâm'ın evvelinde vasiyyet suretiyle te'sîs buyurulan ana, baba ve yakınlara mal bırakma ve tahsis etme vecîbesi, en-Nisâ: 11-12'deki mîrâs âyetleriyle bâzı kayıdlara ve tahsislere tâbi' tutulmuştur.
Bu vasiyyet âyetlerinde ana, baba ve yakınlara ma'rûf veçhile yardımın ve mal tahsis etmenin mikdârım ta'yîn, vasiyyet edenin re'yine bırakılmıştı. Mîrâs âyetlerinde ise herbir mîrâsçının alacağı mikdâr, bizzat Allah tarafından ta'yîn buyurulmuş ve mîrâs sâhibleri o suretle meşru' paylarını almaya başlamışlardır. Ve bu hâlde vasiyyet edicinin bundan sonra ebeveyne ve mîrâsta pay sahibi olan akrabaya vasiyyet külfetini yüklenmesine luzûm kalmamış ve hısımlar arasında bu yüzden meydana gelebilecek niza ve ihtilâflar da bertaraf edilmiştir.
[4] Bu, Buhârî'nin tef şirindendir. Bu tefsîri Taberî, Atâ'dan nakletmiştir.
[5] Hadîsteki "İki gece" kaydı hudûdlandırma değil, te'kîddir. Az bir zaman olsa bile o müddetin vasiyyetsiz geçmesi uygun değildir, ,'herhâlde vasiyyetnâmesi yanında yazılı bulunmalıdır, demektir.
Bu hadîste vasiyyete rağbetiendirme vardır. Zahirîler bunu hüccet yaparak, vasiyyet vâcibdir demişlerdir. Selef âlimlerinden vâcib ve mendûb olduğu görüşünde olanlar vardır.
Dahhâk İleTâvûs: Dîn ayrılığı gibi bir mâni' sebebiyle mîrâs almayan ana babaya ve yakın akrabaya vasiyyet, Kur'ân nassıyle vâcibdir, demişlerdir. Ye-men'in büyük âlimi Tâvûs: "Her kim fakîr akrabası varken onu mahrum eder de, yabancıya vasiyyet ederse, vasiyyet olarak verilen mal, yabancıdan alınır da akrabaya verilir" demiştir.
[6] Hadîsin başlığa uygunluğu, ancak arazînin menfaatini sadaka yapma yönünden olabilir, çünkü böyle sadaka yapmanın hükmü, vakıf hükmüdür; o da ölümden sonra bakî kaldığı için vasiyyet ma'nâsmadır.
Bu beyaz dişi katırı Mukavkıs hediye etmişti. Buna "Düldül" denirdi. Siyer âlimlerinin beyânına göre, Peygamber'in ölümünden sonra bu beyaz katır Alî'nin yanında bulunmuş, onun ölümünde Abdullah ibn Ca'fer'e geçmiştir. Bu sırada hayvan iyice yaşlandığı için, arpa, kırma hâlinde verilirmiş, Muâviye zamanında yaşamış, nihayet Yenbû'da ölmüştür (Aynî).
[7] İbnu Ebî Evfâ, Peygamber vefatında mal vasiyyet etmedi, demek istemiştir. Talha ibn Musarrıfm: Öyle ise insanlara vasiyyet nasıl yazıldı? sorusuna Abdullah'ın: Allah'ın Kitâbı'na tutunmakla vasiyyet etti, suretindeki cevâbı ile "Sizden birinize ölüm gelip çattığında ... vasiyyet etmek farz yazıldı" (el-Bakara:180) kavline işaret etmiş olabilir.
[8] Bu hadîs, Peygamber'in ölüm hastalığında vasiyyet etmediğine en kuvvetli rivayetlerden biridir. Buharı bu hadîsi burada Şiîler'in bu, Alî'ye vasiyyet iddialarını yalanlamak için getirmiştir. Alî'nin kendisi de böyle bir vasiyyet olmadığını kesin olarak bildirmiştir. Buhârî, Fadâilu'l-Medîne; "Medîne Haremi babı" 3. hadîs.
[9] Hadîsin başlığa uygunluğu açıktır.
Bu hadîs Cenazeler Kitâbı'nda "Peygamber'in Sa'd İbn Havle'ye mersiyesi bâbı"nda da geçmişti. Orada Sa'd ibn Ebî Vakkaas'ın anasının adı Havle, burada ise Afra olarak geçmektedir. Bu iki rivayeti birleştirmek için sarihler, Sa'd ibn Ebî Vakkaas'ın anasının iki adı olduğunu, bunun birisinin öz adı, diğerinin de soy adı olduğunu kabul etmişlerdir. Bu hadîste Peygamber'in birkaç mu'cizesi sabit olmuştur: a. Sa'd, bu ümîdsiz hastalıktan iyileşip kalkmış ve kırk seneden fazla yaşamıştır, b. Sa'd kumandan olarak fetihler yapmış, müslümân-ları hesâbsız ganimetlerle faydalandırıp, düşmanlara zararlar vermiştir, c. Sa'd, bu hastalıktan şifâ bulup kalktıktan sonra, birçok erkek ve kız çocukları dünyâya gelmiş ve Peygamber'in haber verdiği gibi birçok mîrâsçıları olmuştur
[10] Buhârî bu bâbda terikenin üçte birinden fazlasını vasiyyet etmenin caiz olmadığını İsbât etmek istemiştir. Bunun için el-Hasen'in sözünü getirmiştir. Bunun ma'nâsı şudur:
Zımmî dahî terikenin üçte birinden fazlasını vasiyyet etse, ancak üçte biri caiz olur; fazlası yerine getirilmez, demektir.
el-Hasen el-Basrî, Zımmî hakkında da İslâm kaanûnu ile hükmedileceğim el-Mâide: 49. âyetine dayandırmıştır ki, âyetin buna delâleti açıktır.
[11] Hadîslerin başlığa uygunlukları gizli değildir.
Âlimler terikenin Üçte bir mikdârıni vasiyyet etmenin cevazında ittifak etmişlerdir. Bundan aşağıda vasiyyet etmeyi; yânî dörtte bir; beşte bir mikdârını vasiyyet etmeyi tavsiye edenler de olmuştur.
[12] Bu başlığın daha açık ifâdesi: "Kişinin çocuğuna vasî ta'yîn etmesi ve gerektiğinde bu vasinin çocuk hesâbma da'vâ açabilme hakkı"dır.
[13] Hadîs başlıktaki iki hükme de uygun fıkraları taşımaktadır.
Sevde'ye örtünme emrine gelince: Şevde, Zem'a'nın kızı idi. Babasının cariyesinin doğurduğu bu piç çocuk, zahire göre, yânî hukukî hükme göre Sev-de'nin kardeşi oluyordu. Fakat zânînin sımasına benzeyişi, bu zahirî hâle aykırı geliyordu. İşte Rasûlullah bu sebebden dolayı ihtiyaten Sevde'ye örtünmekle emretmiştir.
[14] Hadîsin bastığa delîlliği "Yahûdî'nin ismi anılınca kadın başıyle açıklayıcı bîr işaret yaptı" sözündedir. Bu işaret ve sanığın i'tirâfı ile kısas yapılmıştır
[15] Buhârî başlığa "Vârise vasiyyet yoktur" hadîsini senedsiz olarak bir unvan hâlinde zikretmekle yetinmiştir. Hâlbuki bu hadîsi Dört Sünen sâhiblerİ ve diğer hadîsçiler senediyle rivayet etmişlerdir. Buhârî'nin bunu senedİe rivayet etmemesi, kabul ettiği sıhhat şartlarına uymadığı içindir. Buhârî'nin sahîhlik şartları, diğer bütün hadîsçilerin şartlarından daha ağırdır. İşte Buhârî bu yüzden Sahîh'te birinciliği kazanmıştır. Buhârî şartına uymadığı için bunu, senediyle getirmemekle beraber, hadîsin sahâbîler arasında yaygın oluşundan ötürü ter-ketmeyi de uygun bulmadığından, bir unvan hâlinde zikretmekle yetinmiştir.
[16] Başlığa uygunluğu, ana babanın ve mîrâsı olan erkek ve dişi yakın akrabanın irsî hisseleri, Kur'ân'la tesbît edildikten sonra, vasiyyet yalnız uzak akrabaya münhasır olarak müstehâb olması yönündendİr. İşte İbn Abbâs'ın bu hadîsi, mirasçılara vasiyyet etmenin caiz olmadığına açıkça delâlet eder.
Ebû Umâme (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S)'tan Veda Haccı'nda hutbe yaparken işittim: "Yüce Allah her hakk sahibine hakkını vermiştir. Artık bundan sonra mirasçıya vasiyyet yoktur" buyuruyordu (Ebû Dâvûd ve Tİrmizî).
Amr ibn Hârice (R) şöyle demiştir: Peygamber (S), Kasvâ adındaki dişi binek devesi üzerinde hutbe yaparken, ben devenin boynunun altında İdim. Deve geviş getiriyordu. Ağzının köpüğü iki omuzumun arasına dökülüyordu. Bu hâlde iken ben Rasûlullah'm: "Azız ve Celîl olan Allah her hakk sahibine hakkını verdi. Artık mirasçıya vasiyyet yoktur. Çocuk da döşek sahibine âiddir. Zina ediciye mahrûmluk düşer" buyurduğunu işittim. (Tirmizî: Bu hadîs hasendir, sahihtir, dedi.)
İbn Abbâs, Rasûlullah'm: "Vârise vasiyyet caiz değildir. Meğer ki mirasçılar isteyip uygun görürler" buyurdu, demiştir (Dârakutnî).
Bunlardan başka Enes ibn Mâlik, Alî İbn Ebî Tâlib, Amr ibn Şuayb'm da aynı mealde rivayetleri vardır ki, bunları îbn Ebî Şeybe ve diğerleri rivayet etmişlerdir (Aynî).
[17] Buhârî bunu Zekât'ta da getirmişti. İki rivayet arasında az fark vardır. Hadîs: "En faziletti olan sadakanın, kişinin vücûdu zinde ve bütün beden kuvvetleri yerinde olduğu hâlde... verdiği sadaka" olduğunu açıkça belirtmektedir. "Can boğaza gelme" ta'bîri, ölümün son derece yaklaşması zamanım ifâde etmektedir.
[18] Buhârî'nin bu âyeti başlık yapmaktan maksadı, lehine ikrar yapılan mîrâsçı olsun, yabancı olsun, müsâvî olarak mutlak surette hastanın borç ikrarının cevazına hüccet getirmek gibidir. Bâzıları da delâlet ciheti, Allah mîrâsın önüne geçirmekte vasiyyet ve borcu müsâvî yaptı ve aralarında bir ayırma yapmadı. Böylece vâris için olan vasiyyet delîl ile hâriç oldu da, borç ikrarı hâli üzere bakî kalmıştır, dedi (Aynî).
[19] Bunların sözlerini İbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir.
[20] Hasen'in bu hükmünü Dârimî rivayet etti.
[21] Ibrâhîm ile Hakem'in hükümlerini îbn Ebî Şeybe rivayet etti.
[22] Aynî dedi ki: Zahir olan maksadı, kadın kocasının ölümünden sonra taarruz edilmez. Çünkü evinin içindekilerin hepsi, kocası buna şâhid dikmemiş olsa da, kadınındır. Şâhid dikmeğe ve ikrara, ancak kadın fakîr iken evlendiği bilindiği zaman ihtiyâç vardır.
[23] Hasen ile Şa'bî'nin bu hükümleri aslı üzere hastanın ikrarının mutlak olarak geçerli olduğunu ifâde etmektir.
[24] Buhârî'nin bu "Ba'zu'n-nâs" ta'bîri ile Ebû Hanîfe ve onun içtihadında olanları kasdettiğini Kirmânî ve diğerleri belirtmişlerdir. Ancak buradaki i'tirâzda vârislerin bâzısı lehine olan ikrar ile hastanın vedîa, ticâret malı ve ticâret malının getireceği kazançta ortaklık demek olan "Mudârebe"yi ikrarı arasında fark olduğu; bu son üç şeyi ikrar ile birinciyi ikrar etmenin aynı şey olmadığı; bunun için Ebû Hanîfe'nîn görüşünde bir tenakuz bulunmadığı ortaya konulmuştur.
[25] Bu, Buhârî'nin Edeb'de getirdiği hadîsin bir parçasıdır. Bunu burada hastaya kötü zann edip de kendi malında tasarrufu men' edenleri redd için getirmiştir. Bu da "Ba'zu'n-nâs"ın kötü zann ile ta'lîline karşı getirilmiştir.
[26] Buhârî bunu îmân'da getirdi. Kirmânî dedi ki: Bu hadîsin delâlet ciheti nedir dersen, ben şöyle cevâb veririm: Hıyaneti terk vâcib olunca, üzerinde bulunan hakkı i'tirâf etmek de vâcib olmuştur, tkrâr edince de, ikrarının mu'teber olması zarurî olur. Yoksa ikrarın vâcib kılınmasında hiçbir fâide yoktur.
[27] Yânî hıyaneti terkte ve emâneti yerine ödeme vucûbunda vâris ile gayrisi arasında bir fark yapmayınca, vârise ve gaynsına ikrarı sahîh olur (Kastallânî).
[28] Abdullah ibn Amr hadîsi de, bu Ebû Hureyre hadîsi de îmân Kitâbı'nda geçmiştir, Buhârî bunları burada hıyanetin harâmlığına, yânî üzerindeki hakkı ödememenin ve ödenmesini vasiyyet etmemenin harâmlığına delîl için getirmiştir.
[29] Yânı borcun ödenmesi, vaşiyyeti yerine getirmekten önce yapılmakla beraber, zikirde vasiyyetin borçtan önce getirilmesindeki maksadı beyân. Bu suretle bu başlığı tekrar etmekteki incelik meydana çıkıyor (İbn Hacer).
İbn kesîr: Eski ve sonraki bütün âlimler borcun vasiyyetten Önce yerine getirileceği, ondan sonra vasiyyet, ondan sonra mîrâs işi geleceği üzerinde ittifak etmişlerdir. Bakışı derinleştirme sırasında da âyetin ma'nâsından bu anlaşılır, demiştir.
[30] Bunu Ahmed bin Hanbel, Tirmizî, ibn Mâce, Alî ibn Ebî Tâlib'den rivayet ettiler.
[31] Bu âyetteki emir, Mekke fethi günü Usmân ibn Talha hakkında inmiş olmakla beraber, bütün mükelleflere hitâb ve bütün emânetleri şâmil olur.
[32] Bu, Zekât'ta getirdiği hadîsin bir parçasıdır. Peygamber bu sözü ile: "Sadaka ancak kuvvetli bir servetten ayrılıp verilir ve bu sadaka hayırlıdır" buyurmuş oluyor. Yoklukla ve ihtiyâç içinde verilen sadaka, kâmil değil demek oluyor. Bu "Lâ sadakate..." nefiyi, böylece sadakayı değil, kemâli nefyetmiş oluyor
[33] ibn Abbâs'ın bu sözünü İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.
[34] Bu da Itk Kitâbı'nda geçen hadîsin bir parçasıdır.
[35] Hakîm, Muâviye emirliğinin onuncu yılında ölmüştür. Bu hadîsin başlığa uygunluğu yönü bana zahir olmadı. Sarihlerin zikrettikleri vecihler ise büyük bir zorlamadan hâlî değildir. Allah en bilendir.
Bu hadîs, Zekât'ta da geçmişti (Kastallânî).
[36] Sarihlerden hiçbiri bu hadîsin başlığa girmesi yönünü zikretmedi. Bundaki vec-hin, Rasûlullah'ın: "Köle, efendisinin malında bir çobandır" sözünde olması mümkün olur. Hizmetçi, köleyi de şâmil olur (Aynî).
[37] Buhârî akrabaların kimler olduğu hususunda âlimler arasında görüş ayrılıkları bulunduğu İçin, cevâbı zikretmedi.
[38] Bu, Müslim'in rivayet ettiği hadîsin bir parçasıdır.
"Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız..." (Âlu tmrân: 92) âyeti inince, Ebû Talha, bu Beyrûhâ bahçesini Allah yolunda vakfetmeyi Peygamber'e danıştığında, Peygamber ona metindeki emri vermiştir. Bu hadîsin başlığa delîlliği açıktır. Bunun Buhârî'de Zekât Kitâbı'nda, yine Enes'ten diğer ve daha geniş bir rivayeti geçmişti. Bu hadîsteki uygulamaya göre, "Yakınlar" ta'bîri, çok genişlemiş oluyor.
[39] Bu hadîsi Buhârî Âlu îmrân: 92, âyetin tefsirinde kısaltılmış olarak senediyle getirmiştir.
[40] Buhârî burada getirdiği bu hadîs ile Ebû Talha, Ubeyy ibn Ka'b ve Hassan ibn Sâbit'in altıncı babalarına varıncaya kadar soylarını ve hısımlarını çok güzel bir surette ve sağlamlıkta tesbît etmiş bulunuyor. Buhârî'nin dediği gibi Amr ibn Mâlik, Hassân'ı, Ebû Talha'yı ve Ubeyy'i kendisinde toplamaktadır
[41] Buhârî bu "insanların bâzısı" ta'bîriyle Ebû Hanîfe ve onun görüşünde olan imamları kasdetmektedir ki, biz babın başında âlimlerin bu hususta görüş ayrılığında olduklarını söylemiştik.
[42] Bu hadîsin, Zekât Kitâbı'nda uzun bir rivayeti geçmişti.
[43] İbn Abbâs'm bu hadîsini Buhârî, Kureyş'in Menâkıbı'nda, bir de eş-Şuarâ Sûresi tefsirinde senedli olarak getirmiştir.
[44] Bu Ebû Hureyre hadîsi de bundan sonraki bâbda senedli olarak gelecektir.
[45] Buhârî bu hadîsi Kureyş'in Menkabeleri ve eş-Şuarâ Sûresi tefsîrinde de getirmiştir. eş-Şuarâ tefsîrindeki rivayette bu âyet indikten sonra Rasûlullah'ın Safa Tepesi'ne çıkıp, bu hutbesini orada söylediği ziyâdesi vardır. Bu hadîsleri rivayet eden Ebû Hureyre ile İbn Abbâs, bu toplantılarda hazır değillerdi. Çünkü Ebû Hureyre Hayber'in fethi sırasında müslümân olmuş; İbn Abbâs da o zamân ya henüz doğmamış, ya da yeni doğmuştu. Bunlar, bu ilk da'vete âid olan bu toplantı ve hutbeyi diğer sahâbîlerden almışlardır. Diğer bir îzâh şekli de, bu da'vet ve toplantıların Medine'de tekrarlanmış olmasıdır.
Buhârî'nin hadîsi burada getirme sebebi, kadınların ve çocukların en yakın hısımlara dâhil bulunduklarını isbâttır. Bu da'vette Peygamber'in kızı Fâtı-ma'nın ve halası Safiyye'nin bulunması, en yakın hısımlar ta'bîrinde kadınların ve çocukların dâhil olduğunu isbât etmektedir.
"Bu toplantıda Peygamber, ikinci batındaki babası Abdulmuttalib'den i'-tibâren tâ yedinci batma kadar, neseb silsilesi üzerideki bütün dedelerinde ne-seb yönünden kendisine kavuşan Kureyşliler'in hepsini İslâm'a da'vet etmiştir" (Tahâvî).
[46] Bu mutâbaatı Müslim de bu vak'a ile ilgili olarak rivayet etmiştir
[47] Bu, Şartlar Kitâbı'nda sonunda geçen Umer'in Hayber'deki bir arazîsini vakfetmesi kıssası hadîsinin bir parçasıdır.
[48] Buhârî, Umer'in bu şartından evvelâ vakfedicinin kendi vakfıyle faydalanacağı hükmünü çıkarmış, sonra da bu hükmü daha da kuvvetlendirmiştir. Böylece başlıktaki soruya müsbet bir cevâb vermiş oluyor.
[49] Bu hadîsler vakıf yapanın kendi vakfı ile faydalanacağına delâlet eder. Çunku Mekke'ye kurbanlık hediye ettiği hayvanla, o hayvan şartsız olarak mülkünden çıktıktan sonra ondan faydalanmayı caiz kılınca, şart ile faydalanma cevazı daha lâyık olur.
Bu hadîsler Hacc Kitâbı'nda da geçmişti (Kastallanı).
[50] Peygamber'in Umer'i bu işinde takrîr buyurması, kendisine vakfedilen kimse vakfı teslîm almasa da böyle vakfın sahîhliğine delâlet edicidir.
[51] Bunun başlığa delâletinde müşkillik görülmüş. İbnu Munîr bu delâleti şöyle açıklamıştır: Ebû Talha, arazîsini mutlak olarak sadaka yaptı, sarf yerini Peygam-ber'e havale etti. Peygamber ona: "Ben onu yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm" deyince, Ebû Talha'ya. onu yakınları arasında taksîm etmeyi havale etmiş oldu. Böylece o mal, sadaka olup geçtikten sonra Peygamber o malın Ebû Talha'ntn elinde olmasını kararlaştırmış gibi oldu (Kastallânî).
[52] Müellif Buhârî, bu hadîsten cevaz hükmünü anlayarak: Peygamber (S) bu ta'yînsiz mutlak vakfı caiz kıldı, demiştir.
[53] Buhârî sarf yeri ta'yîn edilmeyen vakfın cevazı ve caiz olmadığı hususunda âlimler arasında görüş ayrılığı olduğunu bildirip, cevaz görüşünün daha sahîh olduğuna işaret etmiştir. Buhârî bu başlıklarda sahîh hadîslerin kısa kısa parçalarını getirmekle yetinmiştir.
[54] Bu başlık da bundan önce geçen başlık gibidir; ancak bu başlıkta kendisi adına sadaka yapılan kimseyi ta'yîn edip belirtmiştir.
[55] Hadîsin başlığa uygunluğu gizli değildir, ölmüşler adına yapılan sadakaların, hayırların ve duaların onlara Allah katında fayda vereceğim bildiren daha başka birkaç sahîh hadîs mevcûd olduğu gibi, bu hususa delîl olan âyetler de vardır: Ölülere yapılan duâ ve sadakalar onlara fayda verir. Delilleri:
a.   İnsan öldüğü zaman ameli kesilir; ancak üç şeyden kesilmez; Akıp duran
sadakadan, yâhud faydalanılan bir ilimden yâhud kendisi için duâ eden sâlih bir çocuktan " (Müslim, el-Vasıyye, Bâbu mâ yalhaku' İnşâna mine's-sevâb ba'de vefâtihi).
b.  Kabir ziyaretlerinde Ölüler için yapılan duâ: Ey Rabb'imiz, bizi ve îmân ile daha önden bizi geçmiş olan (dîn) kardeşlerimizi mağfiret eyle, îmân etmiş olanlar için kalblerimizde bir kin bırakma. Ey RabbHmiz! Şübhesiz ki sen çok re'fetlisin, çok merhametlisin" (el-Haşr: 10)
c. Melekler Rabb Herine hamd ile tesbîh ediyorlar. Yerdeki kimseler için istiğfar ediyorlar. Gözünüzü açın. Şübhesiz ki Allah çok mağfiret edicidir, çok merhamet eyleyicidir" (eş-Şûrâ: 5)
[56] Buhârî bu hadîsi, malın hepsini sadaka yapmanın kerahetine ve taşınır malların da vakfedilmesinin cevazına delîl getirmiştir. Hadîsin baslığa delîlliği açıktır. Buhârî burada hadîsi kısaltılmış olarak getirdi. Mağâzî'de tamâmını getirecektir (Kastallânî).
[57] Bu başlık ve onun ardından gelen hadîs, ancak Ebû Zerr'in el-Kuşmeyhenî'den gelen nüshasında mevcûddur. Diğer Buhârî nüshalarında bu başlıkla hadîs mevcûd değildir.
[58] Hadîsin başlığa uygunluğu, Rasûlullah'm: "Biz bu malı senden kabul ettik ve onu tekrar sana geri verdik" sözündedir.
Muhammet! ibn Hasen el-Mahzûmî'nin Medine Haberleri'nde Ebû Bekr ibn Hazm yolundan, Hassân'm hissesinin bahâsı yüzbin dirhem olduğu ve bu bedeli Hassân'm Muâviye'den teslîm aldığı rivayet edilmiştir.
Muâviye, Hassân'm bu hissesini satın aldığı zaman, Umeyye oğullan'nm kendi aralarında rahatça toplanıp konuşabilecekleri bir kale olması için bu binâyı yaptırmıştır. Bu binayı Muâviye hesabına yapmayı et-Tufeyl ibn Ubeyy ibn Ka'b üzerine almıştır. Bunu Medine Haberleri'nde Umer ibn Şeybe söyledi... (Fethu't-Bâri).
Hassân'm bu hisseyi satmasından bunun ona vakıf değil, mülk edilmiş olduğu anlaşılır.
[59] Bu, İslâm'ın başlangıcında vâcib idi; müstehâb idi de denildi. Sonra bu âyetin mensûh olup olmadığı hakkında İki görüş üzerine ihtilâf ettiler. Bir taife bu âyet muhkemdir; mensûh değildir, dediler. Mucâhid, Ebu'l-Âliye, Şa'bî, el-Hasen,
İbn Şîrîn, Saîd ibn Cubeyr, MekhÛl, İbrahim en-Nahaî, Atâ ibn Ebî Rebâh, ez-Zuhrî, Yahya ibn Ya'mer bu taifedendirler. Bunlar bu âyetin hükmü vâcib-dir, dediler.
Diğer taife de bu âyet mensûhtur, dediler. Saîd ibnu'l-Müseyyeb de buna kaail oldu.
[60] Hadîsin başlıktaki âyete uygunluğu, İbn Abbâs'ın başlıktaki âyetin kendi nazarında mensûh olmadığım kesîn olarak belirtmiş olması yönündendir (Aynî),
[61] Hadîslerin başlığa delîlliği açıktır. Âişe hadîsini en-Nesâî de Vasiyyetler Kitâ-bı'nda getirmiştir. Nesâî'deki rivayette şu ziyâde vardır: Hangi sadakayı (yapayım)? dedim. Peygamber: "Su içirmek" buyurdu.
İbn Abbâs hadîsinin Nesâî'deki Süleyman ibn Kesîr rivayetinde şu da vardır: Annem adına köle âzâd etmekliğin\, ondan bu borcu öder mi? dedim, Rasûlullah: "Sen annen adına âzâd et" buyurdu.
Bu hadîslerde sadakanın ölüye fayda vereceğine delâlet vardır (Kastallânî).
[62] Hadîsin başlığa uygunluğu "Ben seni, bustânımm sadaka olduğuna şâhid yapıyorum" sözündedir. Buhârî bunda, vakfı sadaka'ya katmıştır. Bu "Uşhi-duke = Seni şâhid yapıyorum" kavlinin mu'teber olan şâhid gösterme irâdesini yâhud İ'lâmı muhtemi! olur diye buna i'tirâz edildi. el-Muhalleb vakıf ve sadakada şâhid göstermeyi Yüce Allah'ın: "Alışverişyaptığınız vakit de şâhîd-ler tutun" (el-Bakara:282) kavliyle delîl getirdi. Çünkü kendisine ivaz ve bedel bulunan satış akdinde şâhid tutmakla emredince, hiçbir İvaz bulunmayan vakıfta şâhid tutmanın meşru' olması evleviyetle olur.
Bu hadîs üç bâb öncesinde de geçmişti (Kastallânî).
[63] Bu bâb ve bundan sonraki üç bâb, Kur'ân'dan âyetlerle başlıklandmlmiştır. Buharı bunları Vasiyyetler Kİtâbı'nÜa zikredilmiş olan Vakıf Bâbları arasına girdirdi. Hâlbuki bu âyetlerin burada zikrine gerekli olacak bir vecih yoktur. Fakat vakıflardaki emir ve onlara bakmak, işlerini mütevellilere vermek, yetimlere bakmak, işlerini velîlere vermek gibi kılınması yönünden bir benzerlik ve cihet vardır. Kısaca vakıf işlerine bakmak, gözetmek emirjeri, yetimlerin iyiliklerini, haklarını gözetmek ve emânetlerim korumak emirleri nev'inden sayılmış gibidir (Aynî).
[64] Bu hadîs "Yetimin ortaklığı... bâbı"nda geçmişti. en-Nisâ Sûresi'nin tefsîrinde de gelecektir. Bu rivayetlerde mü'minlerin annesi Âişe, âyetteki ma'nâlan gayet güzel bir surette tefsir etmiştir. Allah kendisinden razı olsun.
[65] Saîd ibn Cubeyr ile Katâde şöyle demişlerdir: Müşrikler arasında mîrâs, yalnız ailenin büyük erkeğine âid idi. Kadınlarla çocuklar hiçbirşeye vâris olmazlardı. Allah bu en-Nisâ:7. âyeti indirip, kadınları ve çocukları da mirastan nasîbli kıldı (Aynî).
CâhiIİyet devrinde müşrikler kadınlara ve çocuklara mîrâs vermezlerdi. (O hak anca"k harb eden, ganimet alan, memleketini müdâfaa eden kimselere mahsûstu.) Allah bu âyeti, onların bu fiillerini kaldırmak için indirdi. Sonra Yüce Allah, en-Nisâ: 11-12. âyetleriyle de mirasçılardan herbirinin pay mikdârlarım beyân eyledi (Kastallânî).
[66] Bu başlık, Buhârî nüshalarında farklı şekilde gelmiştir: Bâzısında "Bâb" sözü ve devamı vardır. Çoklarında "Bâb" sözü yok, diğerleri var. Ebû Zerr'in nüshasında birinci "Mâ" yoktur. Ebû Zerr'in rivayeti "Mâ"nın hafiye olmadığına delâlet eder.
Bunlar âlimler arasında ihtilaflı mes'elelerdir. Bâzısı vasinin yetîm malından yemesi caiz olur dedi. Bâzısı: Yetîm malından ancak ihtiyâç zamanında yer, dedi. Daha başka görüşler ve tafsiller de vardır (İbni Hacer, Aynî).
Şâfiîler, vasî, çalışması ve sarfından bunların en azını alır, dediler (Kastallânî).
[67] Vakfa âİd olan bu İbn Umer hadîsinin yetîm malları ve yetîm vasilerine âid emirler ihtiva eden daha yukarıdaki başlıktaki âyetlerle münâsebetini bâzı sarihler şu yönde görmüşlerdir: Buhârî yetîm vasîsini vakıf nazırına benzetmiş; benzeme ciheti de vakıf nazırının kendilerine vakfedilmiş olan fakîrlere, zaîflara bakması, vasinin yetîmlere bakması gibi ehemmiyetli bulunmasıdır.Fakat bu tevcîh, sonraki sarihlerin şöyle i'tirâzına uğramıştır: Ibn Umer hadîsi ile âyetin medlulü arasında uygunluk yoktur. Çünkü Umer, vakfettiği malın faydalarına mâlik İdi. Vasinin ise, öldükten sonra mal üzerinde hiçbir alâkası kalmaz; mülkiyet
jAllah taksîmi ile yetîmlere geçer demişlerdir.
Şârih Kirmânî şöyle demiştir:
Buhârî'nin bu benzetmeden maksadı, yetîm velîlerinden fakîr olanların ye-Itîm malından ma'rûf derecede ücret almalarının câİ2 olduğu gibi, vakfa bakanların da ma'rûf derecede vakıf maldan faydalanmalarının caiz olduğunu beyândır. Nitekim bu cihet Umer'in: "Vakfın işini yürütmeyi üzerine alan kimsenin örfe göre vakıf maldan yemesinde günâh yoktur" sözünden de çıkarılabilir.
Aynî ve Kastallânî, Kirmânî'nin bu tevcîhini beğenmişlerdir.
[68] Âişe hadîsinin başlığa uygunluğu gizli değildir.
Bu hadîsin Müstemlî'den gelen Ebû Zerr nüshasında "Yetîmin vâlîsi" sözü "Yetîmin malının vâlîsi" şeklinde gelmiştir. Bu hadîsi Müslim de getirmiştir.
[69] Başlıktaki âyet, haksız ve haram olarak yetîm malı yiyenler hakkında en şiddetli bir tehdîddir. Buhârî râvîlerinden Dâvûdî: "Bu âyet, Kur'ân'da mü'minlere karşı gelmiş haberlerin en şiddetlisİdir" demiştir. Bu haliyle âyet, yetîm mallarının çok titizlikle korunmalarını; hiçbir surette ziyana ve eksiltmeye terkedil-memelerini; dâima iyileştirilip artırılmalarım emredici durumdadır. Bu başlık ile hadîs arasındaki uygunluk "Yetîm malı yemek" fıkrasında apaçıktır.
Helak edici kötü huyların ve ma'siyetlerin bu hadîste yedi olarak sayılması, bunların daha fazla olmasını men' etmez. Nitekim diğer rivayetlerde: komşunun karısıyle zina, anaya babaya isyan, yalan yere yemin etmenin de helak edici günâhlardan olduğu bildirilmiştir.
[70] Âyet, yetimler hakkında insanlık için en güzel ve en câmialı öğütleri toplamıştır.
[71] Bu, İbn Abbâs'ın tefsiridir. Îbnu'l-Munzir bunu Alî ibn Ebî Talha yoluyla tbn Abbâs'tan rivayet etmiştir.
[72] İbn Hacer: Bu, mevsûl bir hadîstir. Süleyman, Buhârî'nin şeyhlerindendir, Bu-hârî'nin âdeti çok kerre mevkuflarda, nadiren mutâbaalarda bu "Kaale" sigası ile getirmektir... dedi(Fethu'l-Bârî).
[73] Tâvûs'un bu fiilini Sufyân ibn Uyeyne kendi tefsirinde, Atâ'nın sözünü ise İbn Ebî Şeybe senedli olarak rivayet etmiştir. Atâ'nın bu sözündeki küçük büyük kelimeleri, hem kesre, hem de ötre ile zabtedilmiştir. Velî sözü de bir zabtta vâlî şeklindedir
[74] Bu, Peygamber'in büyük ahlâkının güzelliklerindendir. Hadîsin başlığın "Seferde ve hazarda" kısmına uygunluğu, "Ben Rasûlullah'a seferde ve hazarda hizmet ettim" sözündedir. "Ananın yetime bakması" kısmına uygunluğu ise, Enes dedi ki: "Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harca yıncaya kadar asla hâlis iyiliğe ermiş olmazsınız." (Âiu imrân: 92) âyeı inince Ebû Talha ayağa kalktı ve:
Enes'i Rasûlullah'a götürme işini üvey babası Ebû Talha, anası Ümmü Suleym'İ rızâsını aldıktan sonra yapmış olması yönündendir. "Anasının kocasının yet me bakması" kısmına uygunluğu, üvey babası Ebû Talha'nm Enes'in elinde tutup götürmesi yönündendir. Hadîs, başlıktaki hükümlerin tam cevâbı ve bt yânı olmuştur. Buhârî bu hadîsi Diyetler'de; Müslim ise Peygamber'in fazîle lerinde getirmiştir.
[75] Hadîsin başlığa uygunluğu "Sadaka da bunun gibidir" sözünde apaçıktır. Hadîsin başlığın birinci kısmına uygunluğu ise vakıf lâfzıyle sadaka lâfzının ma'-nâda birbirine yakın olmaları ve hükümlerinin de bir olması yönündendir.
Hadîs, Zekât'ta; "Yakınlara zekât bâbı"nda-4a geçmişti.
[76] Buradaki üç üstadın hadîslerini Buhârî sırasıyle Tefsîr, Zekât, Vekâlet Kitâbla-n'nda, senedli olarak getirmiştir.
[77] Rasûlullah'a gelip bu sözleri söyleyen zâtın, Ensâr'dan Hazrec kabîlesinin büyüğü olan Sa'd ibn Ubâde (R) olduğu diğer rivayetlerde açıkça belirtilmiştir.
Hadîsin buradaki başlığa uygunluğu da bundan önceki hadîs gibidir
[78] Bu sözün zahiri, onların bu arazîyi Allah için sadaka etmek istedikleri; Peygam-ber'in de onların bu niyetlerini kabul etmesidir. Fakat Peygamber onların bu arazîsini on dînâr Ödeyip satın almıştır. Hadîsin başlığa uygunluğu, Peygam-ber'in Neccâr oğullan'nm sözünü takrîr edip, onlara karşı reddetrhemesidir. Eğer şuyû'lu vakıf caiz olmasaydı, onları bundan açıkça men' eder ve onlara hükmü beyân ederdi (İbn Hacer).
Bu hadîs uzunca bir metinle Namaz Kitâbı'nın evvellerinde geçmişti.
[79] Hadîsin başlığa uygunluğu "İstersen kökünü habset..." sözlerindedir. Çünkü bunda bir takım şartlar vardır ki, bunların hepsi vakıf kitabında yazılır. Umer bu vakfının kitabını, kâtibi Muaykıb'ın el yazısı ile ve Abdullah ibn Frkam'ın şâhidliği ile yazdırmıştır. Bunu Ebû Dâvûd rivayet etti: Sureti şöyledir: "Bis-millâhirrahmânirrahîm. Bu Abdullah ibn Umer'in Semğ arazîsi hakkında yazdığı kitâbdır...".
[80] Hadîsin başlığa uygunluğu "Fakirlere, yoksullara" sözünde açıktır. "Zengin için" kısmına uygunluk ise hadîsteki "yakınlığı olan hısımlara" sözünden alınır. Çünkü bu söz onların zengin ve fakır olmalarından daha umûmîdir.
[81] Hadîsin başlığa uygunluğu biraz önce geçtiği yerde de belirtildiği gibi açıktır. Mescid yapılmak üzere arazî vakfetmek caizdir. Bunun gibi, diğer herhangi bir hayır kurumu meydana getirmek, meselâ okul, İmaret, kütübhâne yapmak üzere de arazî vakfedilir.
[82] Buhârî bu başlıkla nakledilebilen eşya ve malların vakfının cevazına işaret etmiştir.
[83] ez-Zuhrî'nin bu sözünü İbnu Vehb, kendi Muvatta'mda rivayet etmiştir. Bunun başlıktaki "Sessiz servet" sözüne uygunluğu apaçık meydandadır.
[84] Hadîsin başlığa uygunluğu "Kendisine âid bîr at üzerine Allah yolunda cihâd etmek üzere bir adamı bindirdi" sözündedir. Bir de başlığa, hadîsin sonunda Peygamber'in Umer'e söylediği "Sen sadakana dönme" sözü delâlet.etmektedir. Bu sözde atın sadaka olduğu; Allah yolunda kullanmaya tahsis edildiği açıktır.
Bu hadîs Hibe'de de geçmişti.
[85] Vakfın işlerini yürütecek kimse ta'bîrine vakfın kayyımı, ücretli işçisi, nâzın, vekili girer.
[86] Bu hadîsteki "Lâyaktastm" fiili bâzı rivayetlerde cezimli, bâzılarında Ötreli olarak gelmiştir. Cezimlide "Paylaşmasınlar"; ötrelide "Paylaşmazlar" demek olur.
Şârih ibn Battal: Rasûlullah'ın muradı Benû Nadîr, Fedek, Hayber hurmalıklarında çalışan işçilerin ücretleridir. Buhârî bâb başlığı ile buna işaret etmiştir, demiştir (Aynî).
Şârih Hattâbî şöyle dedi: İbn Uyeyne'nin şöyle dediği bana ulaştı: Rasûlullah'in zevceleri müslümânlann anaları oldukları için ümmet tarafından nikâh edilmeleri ebediyyen caiz olmadığından, iddet bekleyen kadınlar hükmündedirler. Bunun için kendilerine hayâtta oldukları müddetçe nafaka tahsis olunmuş, odaları da kendilerine suknâ yânî oturma hakkı olarak bırakılmıştır (Aynî).
[87] Hadîsin başlığa delîlliği "Umer .... şart kılmıştır" sözündedir. Her iki hadîs de vakıf işlerini yürütenlerin vakıftan ücret almalarının meşrû'luğuna delildir.
[88] Buhârî, başlıktaki cevaz hükmünü isbât edip kuvvetlendirmek için, bu üç sahâ-bînin böyle kendilerinin de faydalanmaları şartıyle mülklerini vakfettiklerini arka arkaya getirmiştir.
Bunlardan Enes'in haberini Beyhakî senedli olarak; Zubeyr'in haberini ed-Dârimî kendi Müsned'inde-t Abdullah ibn Umer'in haberini de îbn Sa'd Taba-kaat'ında senedli olarak rivayet etmişlerdir.
Şârih ibn Battal: Vakfeden kimsenin vakfettiği şeyin faydalarından gerek kendisi, gerek vârisleri için faydalanmayı şart kılsa, bunun caiz olduğunda âlimler arasında ihtilâf yoktur, demiştir (Aynî).
[89] Senedde de görüldüğü üzere, bu hadîsin asıl râvîsi Usmân ibn Affân değildir. Bunun râvîsi Abdurrahmân ibn Habîb es-Sulemî el-Kûfî'dir. Sahâbî oğlu sahâ-bî olan bu zât Halîfe Hz. Usmân'm kuşatılması sırasında orada bulunmuş ve Usmân'ın sözlerinden ezberinde tutabildiklerini rivayet etmiştir. Hadîsin buradaki rivayeti çok kısadır ve yalnız vakıf mes'elesiyle İlgili kısmı getirilmiştir.
[90] Hadîsin başlığa uygunluğu "Ben hemen Rûme kuyusunu kazdım" sözündedir. Çünkü kuyu vakfının faydalarından herkes gibi, vakfeden de yararlanmayı şart kılar ve yararlanır. Bunun cevazında görüş ayrılığı yoktur.
[91] Müellif Buhârî başlıkta zikrettiği hükme, yânî kişinin kendi vakfından kendisinin de faydalanmasını şart kılmasının cevazına bu hadîslerle delîl getirmişti. Ancak bu cevaz hükmü, mescid yaptığı bir arazî parçasında namaz kılmak, vakfettiği bir kuyudan su içmek gibi faydalanmanın umûmî olduğu zamanki şeylerle ka-yıdlıdır. Müslümanlara okumaları için vakfettiği kitâb da bunun gibidir. Umûmî olanla husûsî olan arasındaki fark; umûmî olan, husûsînin aksine, herkes için faydalanma mübâhlığı olan şeydir (Kastallânî).
[92] Hadîs başlığı aynen ihtiva ettiği için, uygunluk tamdır.
îbri Munîr: "Buhârî'nin maksadı, yalnız olarak veya bir karîne ile vakfa delâlet hangi lâfızla olursa olsun, vakfın sahîh olacağıdır" dedi. Vakfın lâfızları "Şunu vakfettim, habsettim, sebîl kıldım" yâhud "Arazîm vakfedilmiştir, habsedilmiştir, sebîl kılınmıştır" gibi lâfızlarla olursa, bunlar sarîh lâfızlardır. "Şu arazî parçasını sakinleri için haram kıldım", yâhud "Onu ebedî kıldım" yâhud "Evim haram kılınmıştır, ebedî kılınmıştır" lâfızları da kinayedir. "Bunu sakinlerine sadaka yaptım" dese de vakfa niyet eylese, iki görüş vardır. En sahîhi, niyetin lâfızla kavuşup vakıf olmasıdır... (Kastallânî).
[93] ez-Zeccâc el-Maânfinde: Bu üç âyet i'râb, hüküm ve ma'nâca Kur'ân'daki en müşkil âyetlerdendir, demiştir (İbn Hacer)
[94] Hadîsin zikredilen üç âyete uygunluğu açıktır. Çünkü bu hadîs o âyetlerin, hadîsin içinde anılan kimseler hakkında indiğini beyân etmiştir.
[95] Hadîsin başlığa uygunluğu, Câbir ibn Abdillah'ın babasının borcunu, mirasçılardan olan kızkardeşleri hazır bulunmadan Ödemiş olması yönündendir.
[96] Buhârî buradaki el-Iğrâ'nm tefsirini vermiş ve Ebû Ubeyde'nin Mecâzu'l-Kur'ân'da "Iğrâ"mn tefsirine şâhid getirdiği âyeti de zikretmiştir.

islam