KİTÂBU'L-HAC HAC BÖLÜMÜ

 

Bâb: Haccm Farziyeti Ve Fazileti


180- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Süleyman b. Yesâr'dan, o Abdullah b. Abbâs'tan (ra) şunu nakletti:
Fadl (b. Abbâs) Allah Resûlü'nün (sav) terkisinde bulunuyordu. Bu sırada Has'am'dan bir kadın geldi. Fadl kadına, kadın Fadl'a bakıyordu ki Allah Resulü (sav) Fadl'ın yüzünü diğer tarafa çevirdi. Kadın: "Ey Allah Resulü! Allah'ın kullarına farz kıldığı hac farizası babama çok yaşlı iken ulaştı, binek üzerinde duramayacak hâlde. Acaba onun adına hac yapabilir miyim?" dedi.
O da "Evet" buyurdu. Bu, Veda Haccı sırasındaydı.[1]

Şerh

Has'am'dan bir kadın" ifadesinde geçen Has'am meşhur bir Arap kabilesidir.  
"el-Fadl kadına, kadın da el-Fadl'a bakmaya başladı" ifadesinde iki genç ve güzel insanın birbirlerine baktıkları beyan edilmektedir. Hadisin farklı rivayetlerinde el-Fadl'ın kadının güzelliğini beğendiği için ona baktığı, kendisinin de yakışıklı biri olduğu geçmektedir.
Allah Resulü (sav) el-Fadl'm yüzünü diğer tarafa çevirdi" ifadesinden Efendimizin bu bakışmadan rahatsız olduğu ve yeğeninin yüzünü çenesinden tutarak öbür tarafa çevirdiği bildirilmektedir. Taberî'nin Ali'den (ra) yaptığı rivayette, Allah Resûlü'nün (sav) "İkisinin arasına şeytanın girmesinden korktum" buyurduğu yer almaktadır.
Allah'ın kullarına farz kıldığı hac farizası babama çok yaşlı iken ulaştı, binek üzerinde duramayacak hâlde" ifadesi Has'amlı kadına ait olup bir sorunun başlangıcıdır. Konuyla ilgili rivayetlerin büyük bölümünde soru sahibi kadınken, bir rivayette aynı soruyu bir erkeğin yaşlı annesi için sorduğu bilinmektedir.
Hadisin bir başka rivayetinde çöl halkından bir adamın güzel kızını evlenmesi için Allah Resûlü'ne (sav) teklif ettiği, bu arada kızın dedesi için soru sorduğu geçmektedir. Çünkü babası zaten yanındadır.
Onun için haccedebilir miyim?" yani onun yerine haccetmem caiz olur mu? Onun adına çıktığım hac, onun haccı yerine geçer mi?
Evet, buyurdu" ifadesinden başkası adına haccın caiz olduğuna delil çıkmaktadır. Kûfelüer, bu hadis-i şeriften hareketle, hacca gidemeyen biri için vekâletle haccın sıhhatine hükmetmişlerdir.

Hüküm

İslâm'ın beş şartından biri olan hac ibadeti, Müslümanların Mekke'de bulunan Kabe'yi ve çevresindeki kutsal mekanları, bu ibadet için belirlenen belli bir zamanda, usulüne uygun olarak ziyaret etmeleri ve yapılması gerekli diğer görevleri yerine getirmeleridir.
Hacca gidip gelinceye kadar kendisine ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere yetecek miktarda parası olan kimseye, yol emniyeti bulunduğu takdirde hac farz olur.
Hac yapmaya gücü yeten müslümanlar için hac, ömürde bir defa yapılması farz olan bir ibadettir.

 

Hac İle Mükellef Olmayanlar:


1.  Kendisine hac farz olduğu halde işyerinden izin alamayan bir kimse haccı eda etmekle mükellef değildir.
2.  Kendisine hac farz olan kimse, çocuklarını bırakacak güvenli bir yer bulamaması halinde, haccı eda etmekle mükellef olmaz.
Sağlık nedeniyle hacca gidip gitmeme konusundaki görüşler: Ebu Hanife ve İmam Malik, sağlıklı olmayı hac mükellefi olmanın şartı olarak gördüklerinden, bunlara göre "sağlıklı olmayan kimseler hacca gitmekle mükellef değildirler; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez." Hanefi imamlarından Ebû Yûsuf ve Muhammed ile Şafiî ve Han-beli fikıhcılarina göre, diğer şartlarının gerçekleşmesi hâlinde, fiilen haccetmeye engel oluşturacak bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler.

Ders

Hac, dünya Müslümanlarının her yıl belli bir dönemde, kıblegâhları bulunan Kabe ve civarındaki mukaddes mekanları ziyaret etmek, tavaf, vakfe, sa*y ve şeytan taşlama gibi fiilleri (menâsik) hep birlikte eda etmek üzere buluştukları küresel bir ibadettir.
Dilleri, ten renkleri birbirinden farklı milyonlarca insan, sanki Sûr'a üflenmişcesine bulundukları beldelerden otobüsler, uçaklar, gemiler ve bulabildikleri her türlü tsişıt araçlarıyla o mukaddes beldeye akın ederler. Arafat'ta kıyametin küçük bir provası niteliğinde beyazlara bürünmüş hâlde vakfeye durarak Rablerinin huzurunda dua ve niyaz ederler. Kabe'yi birlikte tavaf eder, hüzün, sevinç, heyecan ve daha bir çok duyguyu aynı anda hissederek inanılmaz bir tecrübe yaşarlar.
Hac, yeryüzünde Allah için inşa edilen ilk mabedi ziyaret etmek, hanîflerin atası Hz. İbrahim ve oğlu İsmail'in (as) hatıralarını yaşamak, onların soyundan gelen Son Peygamber Hz. Muhammed'in (sav) insanlığa yol gösterecek büyük davetinin tomurcuklandığı o kutsal havzanın kokusunu solumaktır.

 

Bâb: İhramda Güzel Koku Sürünmek


181- Muhammed b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Man-sûr'dan, o Saîd b. Cübeyr'den şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) (saçlarına) yağ sürerdi. İbrahim'e bundan söz ettiğimde şöyle dedi: Peki onun şu sözü hakkında ne diyeceksin?
el-Esved bana Âişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini rivayet etti: Allah Resû-lü (sav) ihramlı iken saç ayrımların daki miskin parıltısına bakar gibiyim[2]

Şerh

"Süfyân bize Mansûr'dan" ifadesinde geçen Süfyân es-Sevrî, Mansûr ise tbnu'l-Mu'temir'dir. (Saçlarına) yağ sürerdi" ifadesi, ihrama girecek için söylenmiştir. Burada, sürülen yağın kokulu olmaması şart koşulmuştur.
Sanki Allah Resûlü'nün (sav) saç ayrımlarındaki parıltıya bakar gibiyim" ifadesinden Allah Resûlü'nün (sav) ihramlı iken kokulu yağ süründüğü anlaşılmaktadır.

Hüküm

İhramlı bir kimsenin yapması yasak olan fillerden biri de koku sürünmektir. Saç, sakal, bıyık kesme, normal elbise giyme, avlanma, hanımryla cinsî münasebette bulunma ihramlının yapması yasak olan diğer fiillerdendir. Kişi, ancak ihrama girmeden önce koku sürünebilir.
İhramlı birinin elbiselerine koku sürmesine cevaz verilmiştir.

Ders

İhrama girmek, hac menâsikine başlamanın ilk adımıdır. Bu adımla birlikte kişi, tamamen farklı bir havaya girer. Bu hava, ölümün daha yakından hissedildiği, bir anlamda mahşerde toplanmaya hazırlık havasıdır. Böyle bir atmosfer, güzel koku sürünmek gibi dünyevî bir fiille bağdaşmayacağı için ihramda koku sürünmek yasaklanmıştır.

 

Bâb: İhramda Güzel Koku Sürünmek


182- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Abdurrahman b. el-Kâsım'dan, o babasından, o Allah Resûlü'nün (sav) hanımı Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Kabe'yi tavaf etmeden önce ihrama gireceği ve çıkacağı zaman Allah Resûlü'ne (sav) misk sürerdim.[3]

Şerh

Kabe'yi tavaf etmeden önce ihrama gireceği ve çıkacağı zaman misk sürerdim" ifadesinde, ihrama girilirken ve ihramdan çıkılırken koku sürünmenin sünnet olduğu bildirilmektedir.

Hüküm

Konuyla ilgili bundan sonra gelecek hadis-i şeriflerde de görüleceği üzere Allah Resûiü (sav) ihrama girmeden önce ve ihramdan çıkacağı sırada güzel koku sürünmüştür. Güzel koku sürünmenin yasak oluşu, ihram süresi için geçerlidir.

Ders

Nispeten uzun bir süre ihramda kalacak bir hacı adayının, ihrama bü-rünmeden önce kalıcı bir güzel kokuyla kokulanmasının hiçbir mahzuru olmadığı gibi, ihramdan çıkarken de oluşan muhtemel kokuları bastırmak için güzel bir koku sürünmesi sünnete uygun ve müstehap bir davranıştır.
Hac, ibadetler arasında maddi ve manevi külfetin bir arada olduğu zor bir ibâdettir. Hacı, bu zorlu ibadet esnasında bol bol terleyecek ve muhtemelen bu kokudan kendisi de rahatsız olacaktır. Şu hâlde, tedbirini önceden alarak güzel koku sürünmesi yerinde bir davranış olarak görülmelidir.

Bâb: İhramlının Giymesi Caiz Olmayan Giysiler


183- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Bir adam Allah Resûlü'ne (sav) "İhramlı ne tür elbise giyer?" diye sordu. Allah Resulü (sav) buyurdu ki:
"Ne gömlek, ne sarık, ne don-şalvar ne bornoz türü elbise, ne de mest giyer. Ancak terlik bulamayan biri bir çift mest giysin, fakat kayış bağlama yerinden altını kessin. Giysilerden de alaçehre ve safran su-rülmüş olanları giymeyin.[4]

Şerh

Bir adam: "Ey Allah Resulü!" dedi," ifadesinde bahsi geçen adamın kim olduğunu tespit edemedik. Hadisin bu bölümü, farklı rivayetlerde değişik şekillerde geçmekle birlikte mânâ bakımından pek ihtilaf bulunmamaktadır.
İhramlı ne tür elbise giyer?" diye sordu. Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Ne gömlek, ne sarık, ne don-şalvar ne bornoz türü elbise, ne de mest giyer," ifadesinde Allah Resulü (sav) edebî anlatımın zirvesine çıkmaktadır. Çünkü giyilmeyecek şeyler sınırlı, mubah olanlar ise sınırsızdır. O, olumlu kalıpta sorulan bir soruya olumsuz kalıpta cevap vermek suretiyle çok güçlü ve fasîh bir cevapta bulunmuştur. Aslında sorulması gereken de, giyilmemesi gerekenlerle ilgili olmalıydı. Fakat soru sahibi, giyilmesi caiz olanları sorarak kısa yolu seçmemiştir.
İhramlı" kelimesinde murat edilenin ihramlı erkek olduğu söylenmiş, ihramlı kadının bu hükme dâhil edilmediği bildirilerek bu konuda ulemâ arasında icmâ olduğu haber verilmiştir. Ne var ki alaçehre ve safranla boyanmış giysi giymemek noktasında erkeklerle kadınlar için ortak bir hüküm söz konusudur. Başı örten her türlü dikişli giysi yasaktır. Aynı şekilde kadınlar için dikişli peçeler de yasaklanmıştır.
Ancak terlik bulamayan biri bir çift mest giysin" iiâdesinde mest giymenin ancak ayakkabı kayışının hizasından arkaya doğru kesilmesi hâlinde caiz olduğu belirtilmektedir ki cumhur da bu görüştedir. Ancak Şâfiîlerden bir grup ile Hanefîler, terlikleri olsa da arka kısımları kesik mest giyilmesinin caiz olduğu yönünde görüş belirtmişlerdir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre ihramlı kimse; gömlek ve şalvar gibi dikilmiş elbiseler   giyemeyeceği   gibi,   sarık,   külah,   kaftan   ve   mest   de   giyemez. Emrolunduğu gibi izâr ve ridâ giyer

Ders

İhrama girmek, güncel deyimle söylemek gerekirse bir tür boyut değiştirmek, madde âleminden mânâ âlemine, âlem-i eesâddan âlem-i ervaha geçişe hazırlanmaktır. Bu açıdan bakıldığında giyilen esvabın dikişsiz olması, beyaz rengin tercih edilmesi gibi hususlar hacının bir anlamda kefene bü-rünmesi gibi bir çağrışımda bulunmaktadır. Gerçekten de hacem ruhunu kavramış bir hacı için hac ziyareti, ruhlar âlemine dalarak o âlemin feyizlerinden istifade etmek, taşıdığı kirlerden arınarak temizlik ve saflığın zirvesine ulaşmaya gayret etmektir. Haccı edâ ederken, ziyaret edilen mekanlar ve hac menâsiki olarak bilinen fiillerin bir çoğunun semboller olduğunun bilinmesi gerekir: Örneğin şeytan taşlanırken orada dikili duran kaya parçasının değil asıl kendi içindeki şeytanın taşlanması, Safa ile Merve arasında koşarken, Hz. İsmail'in annesinin çaresizliğinin ve Allah'tan başka sığınağının bulunmadığının hissedilmesidir.

 

Bâb: Mekke'nin Fazileti Ve Kuruluşu


184- Abdullah b. Mesleme bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Salim b. Abdullah'tan, o Abdullah b. Muhamrned b. Ebî Bekr'den şunu nakletti: Abdullah b. Ömer (ra) Allah Resûlü'nün (sav) hanımı Âişe'den (r.anhâ) şunu haber verdi:
Allah Resulü (sav) ona dedi ki: Görmedin mi kavmin Kabe'yi inşa ettikleri zaman, İbrahim'in (as) temellerinden eksilttiler?
Dedim ki: "Ey Allah Resulü! Onu İbrahim'in (as) temellerine tekrar oturtsanız olmaz mı?"
Bunun üzerine şöyle buyurdu: Keşke kavminin küfür dönemiyle bağlan yakın olmasaydı, o zaman yapardım.
Abdullah (ra) der ki: Eğer Âişe (r.anhâ) bunu bizzat Allah Resû-lü'nden (sav) dinlemişse, Allah Resûlü'nün (sav) Hicr'in yanındaki rükünleri istilâm etmeyi bıraktığını görmezdim. Ancak Kabe'nin İbrahim'in (as) temelleri üzerine tamamlanmadığı da gerçektir.[5]

Şerh

İbrahim'in (as) temellerinden eksilttiler" ifadesinde, Kureyşliler'in Kabe'yi yeniden inşa ederken eski temelleri üzerine oturtmadıkları beyan edilmektedir.
Keşke kavminin küfür dönemiyle bağları yakın olmasaydı, o zaman yapardım" ifadesinde Allah Resulü (sav) halkın İslamiyet bakımından daha yeni olduklarını, dolayısıyla Kabe üzerinde köklü bir tadilatın yanlış etkileri olabileceğini beyan etmiştir.

Hüküm

Kabe


Allah'a ibâdet için yapılan yeryüzünde inşa edilen ilk yapı, bütün namazlarda kıblegâh olarak yöneldiğimiz Kabe'dir.
Kabe, Allah'ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Milattan 2000 yıl kadar önce Mekke'de yapılmıştır.
Tavafa başlama yerinin işareti olan ve Kabe'nin güney-doğu köşesinde bulunan Hacer-i Esved, Hz. İbrahim (as) tarafından Ebu Kubeys dağından getirilerek şu an bulunduğu köşeye koymuştur. Kabe ilk defa Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından tavaf edilmiştir.
Mekke şehri, AllahResûlü'nün (sav) büyük dedelerinden Kusayy tara-findan, Kabe'nin yapımından çok sonra kurulmuştur. Mekke şehrini kuran Kusayy, şehrin idaresi, Kabe'nin bakımı ve Kabe'yi ziyarete gelenlere hizmetle ilgili bazı görevler oluşturmuştur.
Araplar arasında her biri büyük bir şeref sayılan bu görevlerin hepsi Kusayy'ın elinde toplanmışken daha sonra Kureyş arasında dağılmıştır.

 

Zemzem Suyu


Hz. İbrahim, karısı Hâcer ile henüz emzikte olan oğlu Hz. İsmail'i Allah'ın emri ile Filistin'den alıp Mekke'ye, Kabe'nin bulunduğu yere götürdü. O günlerde Mekke, dağlar arasında ıssız bir vadi idi. Ne su olan, ne ot biten kurak bir vadi. Hz. İbrahim (as) sevgili eşi ve kundaktaki bebeğini orada bırakıp ayrılırken iöyle dua etti:
"Rabbimiz, zürriyetimden bir kısmım Senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez (çorak), bir vadi içinde yerleştirdim. Rabbimiz, (beyt'inde) namaz kılmaları için, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları meyvelerle rızıklandır." (İbrahim, 37)
Yanlarındaki hurma ve su bittikten sonra, Hâcer çocuğunu olduğu yerde bırakıp bir insan görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek ümidiyle Saia ile Merve tepeleri arasında gidip geldiği sırada bir melek, ökçesiyle Zemzem suyunu ortaya çıkarmıştı. Hâcer bu sudan kana kana içti, çocuğunu emzirdi ve Allah'a hamdetti.

 

Mekke'nin Kurulması


Hz. İsmail, daha sonra bu bölgeye yerleşen Cürhümîlerden bir kızla evlendi. Kendisi ibranî, Cürhümîler Yemenli Araplarındandı. Mekke bu şekilde İsmail oğllari ve Cürhümîler tarafından Kabe merkezli bir yerleşim merkezine dönüştürüldü.
Kabe, yangın ve seller sebebiyle birkaç kez inşa ve tamir görmüş bir mabettir. Son inşası ise Peygamber Efendimiz (sav) zamanında olmuş ve bu yapımında Hz. İbrahim'in (asilk temellerine riâyet edilmeyerek daraltılmıştır. Allah Resûlü'nün (sav) beyan ettiği husus da budur. O'nun (sav) meşhur hakemliği de bu sırada gerçekleşmiş ve Hacer-i Esved'in yerine konulmasyla ilgili ihtilafı O çözmüştür.

Ders

Bu hadis-i şerften çıkarabileceğimi en mühim ders, insanların yerleşik ve kemikleşmiş inançlarını, gelenek ve göreneklerini değiştirmenin güçlüğüdür. Sosyal bir dönüşüm gerçekleştirmek isteyen herkes ve her hareket bunu dikkate almalıdır. Aksi hâlde, yıllar içinde sabır ve özenle oluşturulmuş bir düzenin bir anda sarsılması ve dönüştürülmek istenen insanların öncekinden daha sıkıntılı bir duruma düşmeleri muhtemeldir. Sevgili Peygamberimiz büyük bir davetçi ve toplumun nabzını tutmayı iyi bilen bir önder olarak, eşi Hz. Âişe'nin (r.anhâ) gayet mantıklı görünen arzusunu işte böyle dışlamıştır. Çünkü O, halkın Cahiliye toplumunun değerlerinden tam olarak sıyrılmamış olmadığını, dolayısıyla inançları ve gelenekleriyle yakından ilgili bir unsuru değiştirmenin üzerlerinde olumsuz etki uyandıracağını öngörmüştür. O'nun bu sağduyu ve basireti bizlere de örnek olmalı, kaş yapalım derken göz çıkarmaktan çekinmeliyiz. Unutmamak gerekir ki, her şey herkesle konuşulmadığı gibi her zaman da her yerde konuşulmaz. İnsanlara akılları nispetinde hitap etmek de yine Efendimizin davet ahlakından öğrendiğimiz mühim derslerden biridir.

 

Bâb: Mekke'nin Fazileti Ve Kuruluşu


185- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Ebu'l-Ahvas bize Eş'as'tan, o el~ Esved b. Yezîd'den, o Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resûlü'ne (sav) Kabe'nin önündeki duvarın (Hicr), Beytullah'a dâhil olup olmadığını sordum. "Evet" buyurdu.
"Öyleyse niçin Kabe'ye katmadılar?" dedim.
"Kavminin imkânları yetmedi" buyurdu. "Kapısı niye yüksek?" diye sorduğumda şöyle buyurdu:
Kavmin, dilediklerini içeri koyup dilediklerini de koymamak için böyle yaptı. Keşke kavminin cahiliye dönemiyle ilişkileri -bu kadar-yakın olmasaydı. Çünkü duvarı Kabe'nin içerisine dâhil edip kapısını da yer seviyesine indirmemden dolayı kalplerinin nefret etmesinden korkuyorum.[6]

Şerh

Kavminin imkânları yetmedi" buyurdu" ifadesinde bir önceki hadiste de geçen temelleri eksiltme durumunun mâlî sebeplere dayandığı gibi bir açıklama ortaya çıkmaktadır.

Hüküm

Mekke'nin kuruluşu ve Kabe'nin yapımıyla ilgili ayrıntılar için bir önceki 184 no.lu hadis-i şerife bakılabilir.

Bâb: Mekke'nin Fazileti Ve Kuruluşu


186- Ubeyd b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Ebû Üsâme bizeHişâm'dan, o babası vasıtasıyla Aışe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) -hanımına hitaben- buyurdu ki: Kavminin küfür devriyle bağları taze olmasaydı Kabe'yi yıkar ve İbrahim'in (as) temelleri üzerine yeniden inşa ederdim. Çünkü Kureyş onun binasını eksik yapmıştır. Ve ona bir de kapı yapardım.[7]

Şerh
Ve ona bir de kapı yapardım" ifadesinde murat edilen, Kabe'ye bir de arka kapı yapma arzusudur.

Hüküm

Kabe, İbnu'z-Zübeyr tarafından Allah Resûlü'nün (sav) arzusuna uygun olarak yeniden inşa edilmişse de, yaptığı değişiklikler Yezid tarafından iptal ettirilerek tekrar eski hâline döndürülmüştür.

Ders

Allah Resûlü'nün (sav) öngördüğü sakıncanın doğruluğu, Emevîler döneminde ortaya çıkmış ve bizzat O'nun arzusuna uygun olarak yapılmış olmasına rağmen sırf hasmı tarafından yaptırıldığı bahanesiyle değişiklikler iptal edilerek eski hâline dönüştürülmüştür, buradan çıkan ders, toplum üzerinde kapsamlı etkisi olabilecek adımların, mutabakat ve uzlaşmayla atılması gereğidir. Aksi hâlde doğru bile olsalar, toplumun bir kesimi tarafından benimsenmeme ihtimali daima varolacaktır.

 

Bâb: Mekke'nin Fazileti Ve Kuruluşu


187- Beyân b. Amr bize anlatarak dedi ki: Yezîd bize Cerîr b. Hâzim'den, o Yezîd b. Rûmân'dan, o Urve kanalıyla Âişe'den (r.anhâ) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Ey Âişe! Keşke kavminin cahiliye dönemiyle bağlan böyle yakın olmasaydı. Emrederdim, yıkılıp dışarıda bırakılanı içeri katar, kapısını yer seviyesine indirir, doğu ile batı kapısı olmak üzere iki kapı yapardım. Böylece Beytullah'ı İbrahim Peygamberin (as) yaptığı şekle getirirdim.
Abdullah b. ez-Zübeyr'i (ra) Kabe'yi yıkıp (yeniden yapmaya) sevkeden de buydu.
Yezîd (er-Rûmân) anlatır: Abdullah b. ez-Zübeyr Kabe'yi yıkıp yeniden yaparken ben de bulundum. Kendisi bu yeri Hicr'den Kabe'nin içine kattı. İbrahim Peygamberin (as) yaptığı temelleri, deve hörgüçleri gibi taşlar hâlinde gördüm.
Hadisi Yezîd'den nakleden Cerîr şöyle demiştir: Ona, "Temellerin yeri neresidir?" diye sordum. "Hemen" dedi ve onunla Hicr'e girdim. Bana yerlerini gösterdi ve "İşte şurasıdır" dedi. Hicr'den olan bu bölümün altı zira kadar olduğunu tahmin ettim. [8]

Şerh

Hadisin lafızları daha önce 184 no.lu hadis-i şerifte şerh edilmiştir.

 

Bâb: Hacerü'İ-Esved Hakkında Söylenenler


188- Muhammed b. Kestr bize anlatarak dedi ki: Süfyân el~A'meş'ten, o İbrahim'den, o Abis b. Rebî'a'dan, o Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Ömer (ra) Hacerü'l-Esved'in yanma geldi ve onu öptükten sonra şöyle dedi:
İyi biliyorum ki sen, zarar da, yarar da vermeyen bir taşsın. Allah Resû-lü'nü (sav) seni öpüyorken görmüş olmasaydım seni öpmezdim.[9]

Şerh

İbrahim" b. Yezîd en-Nehaî'dir. "(Ömer:) İyi biliyorum ki sen zarar da yarar da vermeyen bir taşsın" ifadesi, onun Hacer-i Esved'e bakışı hakkında kesin bir fikir vermektedir. Buna karşın Hacer-i Esved'in Kıyamet günü dile geleceği ve kendisini istilâm edenlerin tevhid ehli olduklarına dair şehadette bulunacağına dair hadisler de mevcuttur. Ancak bunların büyük bölümü, illetli rivayetlerdir.
Hacer-i Esved'le iljili en çok dillendirilen husus, bu taşın aslında süt beyazı renginde olduğu, fakat müşriklerin günahlarının onu kararttığı yönündedir. Bazı miühitlerin, bundan hareketle tevhid ehli Müslümanların sâlih amellerinin onu neden ağartamadığı yönündeki sorgularına şöyle cevap verilebilir:
İbni Kuteybe bununla ilgili olarak "Allah dikseydi elbette öyle olurdu" demiştir ki bu, mülhitleri susturmaya yetecek bir cevaptır. Öte yandan Allah Teâlâ'nın koyduğu tabiat yasaları gereği bir şey siyaha boyanabilirken, eski rengine döndürülmesi imkansızdır.
el-Muhib et-Taberî ise şöyle demiştir: Onun siyah kalması, basiret ehli için bir ibret numunesi olarak baki kalması içindir. Günahların böylesine sert bir taş üzerindeki tesiri böyle olunca kalpler üzerindeki tesirleri kim bilir ne kadar şiddetli olacaktır!

Hüküm

Tavafa  Hacer-i Esved'den  başlamak,  onun vâciplerindendir.   Hacer-i Esved'den başlamaksızın tavaf eden kimse, tavafını tekrar etmelidir. Hacer-i Esved'i öpmek ise Allah Resûlü'nün (sav) bir sünnetini edâ etmektir.

Ders

Hz. Ömer'in (ra) bu sözünde bizler için alınması gereken çok Önemli bir ders vardır. O, Cahiliye dönemini yaşamış büyük bir sahabî olarak taşı tahtayı takdis etmenin ne kadar yersiz olduğunu bilen biri gibi hareket etmiş ve sırf Allah Resulü (sav) onu öperken gördüğü için Hacer'i öpmüştür. Gerçekten de günümüz İslam toplumlarının bazılarında görülen şirk tezahürlerinin kökeninde bu konuda gösterilen gevşeklik yatmaktadır. Ölülerden medet ummak, türbelerin sandukalarına, eşiklerine yüz sürmek, kudsiyet izafe edilen bazı eşyalara dokunmaktan bereket ummak gibi davranışlar sağlıklı İslam inancıyla bağdaşmayan davranışlardır. Yüce Allah'ın bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu bile bile başkalarını araya sokmaya çalışmak, Mekke müşriklerinin düştükleri zavallı hâlden pek de farklı değildir. Unutmamak gerekir ki Allah katında ancak O'nun izin verdikleri şefaatçi olabilecektir. Dolayısıyla şefaatçiliği kendinden menkul ölü veya diri insanların maneviyatlarından istimdatta bulunmak, Müslüman için sakıncalı görülmesi gereken bir durumdur.

 

Bâb: Kabe Kapısının Kapatılması Ve İstenen Tarafında Namaz Kılınması


189- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize İbni Şihâb'dan, o Sâlim'den, o babasından şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) Kabe'ye girdi. O, Üsâme b. Zeyd, Bilâl ve Osman b. Talha varlardı. Kapıyı üstlerine kapattılar. Açtıklarında içeri ilk dalan bendim. Bilâl ile karşılaştım ve ona "Allah Resulü (sav) içerde namaz kıldı mı?" diye sordum. "Evet, iki sağ sütunun arasında" dedi.[10]

Şerh                 

Allah Resulü (sav) Kabe'ye girdi", bu Fetih Yılı olmuştu. O, Kavsâ adlı devesinin üzerinde Üsâme (ra) terkisinde olduğu hâlde şehre girmişti.
Kapıyı) üstlerine kapadılar" ifadesinde Kabe'ye Allah Resulü (sav) ile birlikte giren Bilâl (ra), Üsâme (ra) ve Osman b. Talha kasdedilmektedir. Allah Resulü (sav) Mekke'nin fethiyle birlikte şehre girdiğinde doğrudan Kabe'ye gitmiş ve kapısını açtırarak içeri girmiş ve oradaki putları devirdikten sonra namaz kılmıştır.
Açtıklarında içeri ilk dalan bendim." İfadesi Abdullah b. Ömer'e (ra) aittir. O, Allah Resûlü'nün (sav) içeride ne yaptığını öğrenme merakıyla böyle yapmıştır.
"Bilâl ile karşılaştım ve ona sordum: Allah Resulü içerde namaz kıldı mı?" sorusu da yine İbni Ömer'e (ra) aittir. Bilgili şahabı, Allah Resulü'nün (sav) içeride namaz kılmadan çıkmayacağını tahinin ettiğinden böyle sormuştur.
"Evet, iki sağ sütunun arasında, dedi" ifadesi Hz. Bilâl (ra) tarafından söylenmiş ve Allah Resûlü'nün (sav) Kabe'de namaz kıldığı yer tarif edilmiştir.

Hüküm

Kabe'nin içinde ve damında nafile namaz kılmanın mahzuru yoktur. Kabe'nin içinde, her rüknün karşısında iki rekat namaz kılmak müstehaptır. Bir çok sahih rivayette de görüldüğü üzere Allah Resulü (sav) içerde namaz kılmıştır. Unutmamak gerekir ki Kabe'nin içinde yer yan kıble sayılır. Dolayısıyla istenen noktada namaza durulabilir.

Ders

Abdullah b, Ömer'in (ra) bu gayreti, Allah Resûlü'nün (sav) sünnetini öğrenme ve yaşama merakının açık bir kanıtıdır. Bundan hareketle bizler de Efcndimİ2İn sünnetini öğrenmeye ve elimizden geldiğince yaşamaya gayret etmeliyiz. Böylelikle ahlakı Kur'ân olan bir Peygamberin ümmetinden olma sânını daha iyi hissetme imkânımız olacaktır.

 

Bâb: Kabe'de Namaz Kılmak


190- Ahmed b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Abdullah bize Musa b. Ukbe'den, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Abdullah b. Ömer (ra) Kabe'ye girdiği zaman aynı istikamette yüzü yönünde ilerler, kapıyı tam arkasına alır, Önündeki duvarla arasında üç arşın kalıncaya kadar giderdi. (Orada) namazını kılar ve bunun için Bilâl'in (ra) Allah Resûlü'nün (sav) namaz kıldığı yer olarak bildirdiği yeri bulmaya çalışır, sonra da şöyle derdi: Bizden biri için Kabe'nin dilediği tarafında namaz kılmasının sakıncası yoktur.[11]

Şerh                
Bizden biri için Kabe'nin dilediği tarafında namaz kılmasının, sakıncası yoktur" ifadesinde, Müslümanların Kabe'nin içinde olmak şartıyla diledikleri noktada namaz kılabileceklerine işaret edilmektedir. Kendisinin tam olarak namaz kıldığı yeri öğrenme gayreti ise, sünneti birebir yaşama aşkının tezahüründen başka bir şey değildir.

Hüküm

Bir Müslüman, imkân bulup da Kabe'nin içinde namaz kılabilirse, istediği noktasında namaz kılabilir. Çünkü onun her noktası kıbledir.

Bâb: Hac Ve Umrede Remel (Koşar Adım Tavaf)


191- Saîd b. Meryem bize anlatarak dedi ki: Muhammed b. Cafer bize Zeyd b. Eslem'den, o babası vasıtasıyla Ömer b. el-Hattâb'dan (ra) şunu nakletti:
Ömer b. el-Hattâb (ra) rükn hakkında şöyle dedi: Sana gelince, Allah'a yemin olsun ki senin zararı da yararı da olmayan bir taş olduğunu biliyorum. Allah Resûlü'nü (sav) seni istilâm ederken görmüş olmasaydım, seni istilâm etmezdim.
Sonra şöyle dedi: RemePe (koşar adım tavaf etmeye) gelince, biz böyle tavaf ederek müşriklere güç gösterisi yapardık. Allah onlan helak etmiştir. Ardından şunu söyledi: O, Allah Resûlü'nün (sav) yaptığı bir şeydir. Bu yüzden onu terk etmek istemeyiz.[12]

Şerh

Remel'e gelince", ifadesinde geçen Remel, koşar adım tavaf etmektir. Remel, İbni Münzir'in rivayet ettiği üzere İmam Mâlik dışında ulemânın cumhuru tarafından müstehap görülmüştür.
Biz böyle tavaf ederek müşriklere güç gösterisi yapardık" ifadesinde RemePin hikmeti açıklanmaktadır.

Hukum

Tavafin bütün şavtlarında (turlarında) remel yapılmaz. Sünnet olan, sadece ilk üç şavtta remel yapmaktır. Kalan şavtlarda normal yürünür. Kadınlarm tavaf sırasında remel yapmaları ve sa'y sırasında hervele yapmaları ise sünnet değildir.

Ders

Hz. Ömer'in (ra) de ifade ettiği üzere, Müslümanlar zayıf oldukları dönemde, düşmanlarına karşı güçlü ve diri görünmek için sun'i olarak da olsa daha dinç ve seri davranabilirler. Bunun düşman üzerinde caydırıcı bir etkisi olacaktır.

 

Bâb: Hacerü'I-Esved'in Öpülmesi


192- Ahmed b. Sinan bize anlatarak dedi ki:Yezîd b. Harun bize Verkâ'dan, o Zeyd b. Eslem'den, o babası vasıtasıyla Ömer b. el-Hattâb'dan (ra) şöyle dediğini nakletti:
Eğer Allah Resûlü'nün (sav) seni öptüğünü görmüş   olmasaydım, seni öpmezdım.[13]
Bu hadis-i şerifin şerhi ve hükümleriyle ilgili olarak 188 no.lu hadis-i şerife bakınız.

Bâb: İhramdan Çıkışta Tıraş Ve Saçları Kısaltmak


193- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki:  Şuayb b. Ebî Haraza bize Nâfı'den, o İbni Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti; Allah Resulü (sav) hac farizasında tıraş oldu.[14]

Şerh

Allah Resulü (sav) hac farizasında tıraş oldu" ifadesinde kasdedilen tıraş olma, saçını kestirmektir,

Hüküm

Akabe cemresine taşlar atıldıktan sonra tıraş olunur. Saçların en az dörtte birinin tıraş edilmesi veya uçlarından parmak ucu kadar kestirilmesi gerekir. Tıraş olmakdaha faziletli ve sünnete daha uygundur.
Kadınlar tıraş olmayıp sadece saçlarının uçlarından kırparlar. Tıraş veya saç kısaltmayla birlikte ihramdan çıkılır.

Ders
İhrama girerken tıraş olunduğu gibi ihramdan çıkarken de tıraş olunması sünnettir. Allah Resulü (sav) hac farizasında tıraş olmayı tercih ederek, bunun daha faziletli olduğunu da göstenniş olmaktadır. Tıraş olmak, bu kutsal görevin sona erdiğinin bir nişanıdır. Bunu diğer dinlerin hac ibâdetlerinde de görmek mümkündür.

 

Bâb: İhramdan Çıkışta Tıraş Ve Saçları Kısaltmak


394- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfı'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) şöyle dua etti: "Allâhümme irhami'l-muhallikîn {=Allahım! Tıraş olanlara merhamet buyur!)" Sahabe (r.anhum) "Ya kısaltanlar ey Allah Resulü?" diye sordular. Allah Resulü (sav) tekrar dua etti: "Allâhümme irhami'l-muhallikîn {-Allahım! Tıraş olanlara merhamet buyur!)" Sahabe (r.anhum) "Ya kısaltanlar ey Allah Resulü?" dediler. Bunun üzerine ekledi: "Ve'I-mukassirîn {=Ve kısaltanlara)".
el-Leys der ki: Nâfı şöyle nakletti: "Rahimalîâhu'l-muhalhkîn (=Allah tıraş olanlara merhamet etsin!)" Bir veya iki kez söylediğini ifade etti.
Ubeydullah dedi ki: Nâfi bana şunu nakletti: Dördüncüde "ve'l-mukassırîn(^ve kısaltanlara)" diye dua etti.[15]

Şerh

Dediler ki: Ya kısaltanlar ey Allah Resulü?" ifadesinde soru sahiplerinin kimliği tespit edilememiştir. Bu soru, görüldüğü üzere tıraş olanlara yönelik duanın ardından gelmiş olup kısaltmakla yetinenlerin durumunun merakına bağlı olarak yöneltilmiştir.
Dedi ki: Ve kısaltanlara (merhamet et!)" ifadesi, tıraş olanların yanı sıra saçlarını kısaltanlann da duaya katıldıklarını göstermektedir. Mâlik ve diğerlerinden gelen rivayetlerde Allah Resûlü'nün (sav) bu Üâveyi, üçüncü (yahut dördüncü) kez sorulduğunda yaptığı geçmektedir.

Hüküm

Burada Allah Resûlü'nün (sav) bir duası geçmekte ve tıraş olmakla saçları kısaltmak arasında bir derece farklılığına dikkat çekilmektedir. Hadise göre tıraş olmak daha faziletli bir davranıştır.

Ders

Sahabenin bu konudaki ısrarı, Allah Resûlü'nün (sav) duasının bereketine nail olma isteğinden başka bir şekilde açıklanamaz. Öte yandan Allah Resûlü'nün (sav) ancak üçüncü -veya dördüncü- defada dua etmesi ise, tıraş olmanın çok daha faziletli olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla hacı adaylarının bunu göz önünde bulundurmalarında fayda vardır. Sonuç itibarıyla tıraş olanlar, kısaltanlara göre daha fazla duaya mazhar olmuşlardır.

 

Bâb: İhramdan Çıkışta Tıraş Ve Saçları Kısaltmak


195- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Cüveyriye b. Esma bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) ve ashabından bîr topluluk tıraş oldular, bazılarıda kısalttı.[16]

Şerh

Bu hadis-i şerifte önceki rivayetten farklı olarak cemaat içinde hem tıraş olanların, hem de saçlarını kısaltanların bulunduğu belirtilmektedir ki bu gayet nomaldir. Ancak tıraş olmanın daha faziletli olduğu unutulmamalıdır.

 

Bâb: Şeytan Taşlamadan Sonra Koku Sürünmek


196- Ali b. Abdillah bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Abdurrahman b. el-Kâsım'dan, o zamanın en faziletli kişilerinden biri olan babasından şunu nakletti:
Âişe'yi (r.anhâ) şunu söylerken dinledim: İhrama gireceği ve ihramdan çıkacağı vakit Beytullah'ı tavaf etmeden önce Allah Resûlü'ne (sav) işte şu ellerimle misk sürdüm.
Bunu söyledikten sonra ellerini uzattı. [17]

Şerh

İhrama gireceği ve ihramdan çıkacağı zaman" ifadesinde koku sürünmenin her iki anda da müstehap olduğu haber verilmektedir. Allah Resulü (sav) bunu bizzat yapmıştır.

Hüküm

İhramlının koku sürünmesiyle ilgili hükümlere daha Önce işaret edilmişti. Bkz. 181 no.lu hadis-i şerif.

Ders

Müslüman bir hanımefendi kocasına hayatın alanında olduğu gibi hac ibadeti sırasında da yardımcı olmalıdır. Hz. Âişe annemizin fr.anhâ) b konuyla ilgili davranışı, bu konuda diğer Müslüman hanımlar için sağlam bir örnek oluşturmaktadır.

 

Bâb: Avlanma Ve Benzeri Fiillerin Cezası


197- Muâz b. Fadâle bize anlatarak dedi ki: Hişâm bize Yahya'dan, o Abdullah'tan, o babası Ebû Katâde'den (ra) şunu nakletti;
Babam Hudeybiye yılı yola çıktı. Arkadaşları ihrama girdikleri hâlde o girmedi. Sefer sırasında Allah Resülü'ne (sav) bir düşmanın saldıracağı söylendi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) harekete geçti. Ben, O'nun ashâbıyla birlikte oturmuş, cemaat birbiriyle gülüşürken bir yaban eşeği gördüm. Hemen üzerine saldırıp yakaladım. Sahabeden yardım istedim. Bana yardım etmekten imtina ettiler.
Onun etinden hep birlikte yedik. Aramızdaki hattın kesilmesinden korkarak Allah ResûhVnün (sav) yanına ulaştım. Atımı kâh koşturuyor, kâh kendi yürüyüşüne bırakıyordum. Gecenin yansında Gıfâr oğullarından bir adamla karşılaştım. "Allah Resûlü'nü (sav) nerede bıraktın?" diye sordumJ"Ta'han'da, kendisi Sukya'da öğle uykusuna yatacağını söylemişti" dedi. (Yanına vardığımda) "Ey Allah Resulü! Ashabın beni gönderdiler, sana Allah'ın selam, rahmet ve bereketini söylüyorlar. Şu anda kendileri düşmanın sizinle aralarındaki hattı kesmesinden korkuyorlar. Onları bekleşeniz" dedim. Ben devam edip "Ey Allah Resulü! Yaban eşeği avladık, yanımda bir parça var" dedim. Allah Resulü (sav) ashabına "Haydi gelin, yiyin" buyurdu. Hepsi de ihramhydılar.[18]

Şerh

Hişâm Yahya'dan" ifadesindeki Hişâm ed-Destüvânî ,
Yahya ise Yahya b. Kesîr'dir.
Babam Hudeybiye Yılı yola çıktı. Arkadaşları ihrama girerken o ihrama girmemişti" ifadesi, hadisin oğlu tarafından mürsel olarak rivayet edildiğini göstermektedir. Diğerleri Allah Resûlü'nün (sav) hacca gideceklerine dair gördüğü rüyaya binaen ihrama girmişler, fakat Ebû Katâde ihrama girmemişti.
Sefer sırasında Allah Resûlü'ne (sav) bir düşmanın saldıracağı söylendi." ifadesinde Allah Resûlü'ne (sav) saldırı olabileceğine dair bir haberin ulaştığı îmâ edilmektedir. Olay şöyle gelişmiştir: Allah Resulü (sav) Hudeybiye Umresi için çıkıp Ravhâ'ya ulaştığında müşriklerden düşman bir grubun Gayka vadisinde bulunduğu ve O'na saldırma ihtimallerinin bulunduğu bildirilmişti. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) Ebû Katâde'nin de (ra) aralarında bulunduğu bir grup sahabîyi şerlerinden emin olabilmek için üzerlerine göndermişti. Gönderilen keşif birliği müşriklerin böyle bir niyetleri olmadığından emin olunca dönüp Peygamberimize katılmış ve ihrama girmişlerdi. Fakat Ebû Katâde ya mîkat noktasını geçirdiği, ya da umreye niyet etmediği için ihrama girmemişti. Bunun bir açıklaması da, Ebû Katâde'nin Mekke'ye gitme niyeti olmadığı için ihrama girmediği yönündedir. Ebû Katâde'nin ihrama girmeme sebeplerinden biri, Mekke'ye girilebileceğine inanmaması da olabilir.
Ben O'nun ashâbıyla birlikte oturmuş, cemaat birbiriyle gülüşürken" ifadesinin, ihrama girenlerin yabani bir eşek görmeleri sebebiyle sevinçten güldükleri şeklinde bir açıklaması olmuştur. Nitekim:
Bir de baktım ki yabani bir eşek" sözü bunu desteklemektedir. Burada sahabenin gülüşmesinin ona hayvanı gösterme gayesiyle olması hâlinde o av hayvanının etinden yemcmeleri gibi bir sonuç doğacağından bu ihtimali zayıf gören de çıkmıştır. Nevevî ise bunun sahili olduğunu, çünkü gülme fiilinde her hangi bir işaret etme ve yer gösterme kasdının bulunmadığını söylemiştir.
Hayvanı gördükten sonra arkadaşlarından kamçı ve mızrağını istediğ, ttat onların kendisine yardım etmekten kaçındıkları bilgisi yyeralmaktadır.
{AjjüU AjSJ«i) : "Onu vurdum ve yere serdim" ifadesi, yabani eşeğin buru-sak hareket edemez hâle getirilmesini beyan etmektedir. Başka rivayetlerde ::u boğazladığı ve ölmüş hâlde arkadaşlarının yanına götürdüğü geçmekte-r. Burada onlardan yardım istediği, fakat ihramlı oldukları için buna yakmadıkları şeklinde ibareler de geçmektedir.
Hayvanın etinden yedik" ifadesinde ihramlı melaslarının da yabani eşeğin etinden yedikleri bildirilmektedir. Bundan :san ihramlı kimsenin av hayvanının etinden yiyebileceğidir.
Aramızdaki hattın kesilmesinden korktuk" ifadesinden, AJh Resulü (sav) ile aralarındaki güvenli koridorun düşman tarafından esilme endişesinin doğduğu anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere Allah Resulü sav) başka bir grupla onları geçmiş bulunuyordu.
Ey Allah Resulü! Ashabın beni gönderdiler, sana Allah'ın selam, nâmet ve bereketini söylüyorlar. Şu anda kendileri düşmanın sizinle aralardaki hattı kesmesinden korkuyorlar. Onları bekleşeniz" dedim" ifadesinde Katâde'nin Allah Resûlü'ne (sav) arkadaşlarından önce ulaşarak O'nu sardığı görülmektedir.Ey Allah Resulü! Yaban
seği avladık, yanımda bir parça var" ifadesinde, av eti yeme konusundaki T.eddüt dile getirilerek, O'ndan tasvip beklenmektedir.
Ashabına "Haydi gelin, yiyin" buyurdu. Hepsi de ihramlıydılar" ifadesi ise, av hayvanının etinin yenebileceğine dair Kik hükmü içermektedir.         

Hüküm

Hanefî mezhebine göre ihramlı iken, karada veya havada yaşayan av hayvanlarını avlayan, yaralayan; onların tüylerini koparan, yumurtalarını kıran; avlayanlara yardımcı olan kimse ceza olarak bedel öder. Bedel, av hayvanının kıymeti takdir edilerek tesbit edilir.Bu hayvanlara doğrudan zarar vermek haram olduğu gibi, avlanmasına yardımcı olmak, yerlerini göstermek gibi tâli fiiller de haramdır.

Ders

İhram, isminden de anlaşılacağı üzere bir hürmet ve dokunulmazlık ortamına girmektir. Bunun en açık göstergesi ise mala ve cana kastedecek fiillerden uzak durmaktır. Ayrıca hac, haram aylarda gerçekleşmesi itibarıyla barış ve güvenliğin hâkim olduğu bir dönemde eda edilir. Buna yakışan, sadece insanlara değil bütün hayvanata karşı barışçı olmak, hac esnasında hiçbir canlıya zarar vermemektir.
Astında bunu sadece fiziksel zararla da sınırlamamak, sözlü ve fiili taciz ve eziyet vermekten de sakınmak gerekir. Bütün bunlar hacem kemâli için faydalı hususlardır.

 

Bâb: İhramlı Kimseler Av Hayvanı Gördüklerinde


198- Saîd b. er-Rebî bize anlatarak dedi ki: Ali b. el-Mübârek bize Ab-dullah b. Ebî Katâde'detı, o babası Ebû Katâde'den şunu nakletti:
Hudeybiye yılı Allah Resulü (sav) ile yola çıktık. Ashabı ihrama girdikleri hâlde ben girmedim. Sefer sırasında Gayka'da düşman olduğu haberini aldık. Onlara doğru yola çıktık. Arkadaşlarım yolda yabani bir eşek gördüler. Birbirleriyle gülüşmeye başladılar. Ben de ona baktım ve atımla üzerine hamle ettim. Onu vurdum. Arkadaşlardan yardım istedim. Bana yardım etmekten imtina ettiler. Onun etinden hep birlikte yedik.
Sonra Allah Resûlü'ne yetiştim. Aramızdaki hattın düşman tarafından kesilmesinden korkuyorduk. Atımı kâh koşturuyor, kâh kendi yürüyüşüne bırakıyordum. Gecenin yarısında Gıfâr oğullarından bir adamla karşılaştım. "Allah Resûlü'nü (sav) nerede bırakmıştın?" diye sordum. "Ta'han'da, kendisi Sukya'da öğle uykusuna yatacağını söylemişti" dedi. (Yanına vardığımda) "Ey Allah Resulü! Ashabın beni gönderdiler, sana Allah'ın selam, rahmet ve bereketini söylüyorlar. Şu anda kendileri düşmanın sizinle aralarındaki hattı kesmesinden korkuyorlar. Onları bekleşeniz" dedim, O da öyle yaptı. Ben devam edip "Ey Allah Resulü! Yaban eşeği avladık, yanımda artanı var" dedim. Allah Resulü (sav) ashabına "Haydi gelin, yiyin" buyurdu. Hepsi de ihramhydılar.[19]

Şerh

Bu hadis-i şerifin lafızları önceki 197 no.lu hadiste şerhediîmiş, hükmü açıklanmıştır.

 

Bâb: İhramlı Kimse Av Hayvanının Öldürülmesine Yardım Edemez


199- Abdullah b. Muhammed bize anlatarak dedi ki: Süfyân bize Salih b. Keysân'dan, o Ebû Katâde'nin azatlısı Ebû Muhammed Nâfi'den, o Ebû Katâde'nin (ra) ağzından şunu nakletti;
Allah Resulü (sav) ile birlikte Medine'den üç konak uzaklıktaki el-Kâha'da idik. Bazımız ihramlı, bazımız değildik. Arkadaşlarımın birbirlerine bir şey gösterdiklerini fark ettim. Ona doğru baktığımda bir yaban eşeği olduğunu gördüm. Arkadaşlar, "Biz ihramhyız, sana asla yardım etmeyiz" dediler.
Bunun üzerine onu yakalayıp getirdim. Eşeği, bir tepenin arkasına götürüp kestim. Etini arkadaşlarıma getirdim. Bazıları "Yiyin" derken, bazıları "Yemeyin!" dediler. O sırada biraz ilerimizde olan Allah Resû-lö'nün (sav) yanına vardım. Durumu kendisine sorduğumda "Yiyin, helaldir" buyurdu.[20]

Şerh

Kâna", Medine tarafında Sukyâ'dan bir mil uzaklıkta konak yeridir. Medine'den üç konak yeri uzakta olduğu bildirilmiştir.
Onu öldürmene hiçbir şekilde yardım etmeyiz, biz ihramlıyız, dediler" ifadesinde ihramlı kimsenin av hayvanının yakalanmasına ve öldürülmesine yardımcı olamayacağı beyan olmaktadır.
Bîr tepenin arkasından" ifadesinde geçen "Ekeme" kelimesi tek bir kayadan oluşan tepe, yükselti anlamındadır.

Hüküm

İhramlı kimsenin bizzat avlaması olduğu gibi avcıya yardım etmesi de haramdır.

Ders

Bu hadisten çıkaracağımız en mühim ders, kötü bir fiilin gerçekleşmesine yardım etmenin onu yapmak gibi vebali olduğudur. Aynı şey bunun aksi olan iyi fiil için de geçerli olup onda da hâsıl olacak sevaba hissedar olma söz konusudur.

 

Bâb: İhramh Kimse Av Hayvanına İşaret Edemez


200- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Ebû Avâne bize Osman'dan, o Abdullah b. Ebî Katâde'den, o babasının dilinden şunu anlattı:
Allah Resulü (sav) haccetmek üzere yola çıkmıştı. Sahabe de O'nunla birlikte çıkmışlardı. Allah Resulü (sav) onlardan Ebû Katâde'nin de (ra) bulunduğu bir grubu ayırıp şöyle buyurmuştu:
Siz deniz kıyısından gidin, ileride buluşuruz. Onlar da bu emir üzerine deniz kıyısından gitmişlerdi. Ayrıldıktan bir süre sonra Ebû Katâde (ra) dışında hepsi ihrama girdiler. Yolda ilerlerken yabani eşekler gördüler. Ebû Katâde (ra) bunların üzerine hücum etti ve bir dişi eşeği yakalayıp kesti. Diğerleri de konaklayıp etten yediler. Sonra da "Acaba ihramh iken av eti yiyebilir miyiz?" diye meraka kapıldılar. Etin kalanını yanımıza alıp götürdük. Allah Resûlü'nün (sav) yanına vardıklarında "Ey Allah Resulü! Biz ihrama girmiştik. Fakat Ebû Katâde ihrama girmemişti. Yolda yabani eşyekler gördük. Ebû Katâde onlara saldırdı ve bîr dişi eşek yakalayıp boğazladı. Konaklayıp etinden yedik. Sonra da ihramh olduğumuz halde av eti yiyebilir miyiz?" diyemerak ettik. Etin kalanını yanımızda getirdik.
Allah Resulü (sav) sordu: Sizden biri onu işaret etti veya üstüne saldırdı mı?
"Hayır" dediler. Bunun üzerine, "Etin kalanım da yiyin" buyurdu.[21]                    

Şerh

Haccetmek üzere çıktı" ifadesinde hata vardır, çünkü Allah Resulü (sav) umre niyetiyle yola çıkmıştır. Bu tespit el-İsmâilî'ye aittir. O'nun hac seferine çıkışı, daha kalabalık bir topluluk içinde ve sahil tarafından değil çöl tarafından olmuştur. Râvi muhtemelen ihramı hac olarak da ifade etmiş olabilir. Çünkü umreye 'küçük hac' denir.
Ebû Katâde eşeklerin üzerine hücum etti" ifadesinde, avlanma işini tek başına Ebû Katâde'nin üstlendiği anlaşılmaktadır.
Allah Resulü: Sizden biri onu işaret etti veya üstüne saldırdı mı? "Hayır" dediler" diyalogunda, haram olanın av hayvanını göstermek ve ona işaret etmek olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ihtiyaç için at sürmek caizdir. İhramlı birinin av hayvanını öldürmesi ancak üzerine saldırması hâlinde caiz olabilir. Böyle bir durumda ihramlı kendini müdâfaa etmek için onu öldürebilir. Bu yüzden bedel ödemesi gerekmez.

Hüküm

İhramlı biri için sadece avlanmak değil, avlanan birine yardımcı olmak, ona yol göstermek, hayvanın yerini
işaret etmek de haramdır.

Ders

Hac mevsimi gibi huzur ve maneviyatın hüküm sürdüğü bir dönemde, başka canlıların canlarına kıymak, onların kanlarını dökmek, meşru bir sebep bulunmadıkça onları rahatsız etmek hiç de mantıklı bir davranış değildir. Akıl ve insaf sahibi bir hacı adayı, elbette ruhî beslenmesiyle meşgul ve kendi canının derdinde iken suç ve günahlarına başkalarını eklemek gibi bir gaflette bulunamaz. Tabiî nefsinin kışkırttıkları başka.

 

Bâb: İhramlı Kadın Ve Erkeğin Nehyedildiği Koku


201- Abdullah b. Yezîd bize anlatarak dedi ki: el-Leys bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Adamın biri kalktı ve şöyle dedi: "Ey Allah Resulü! İhramlı iken ne tür giysiler giyinmemizi emredersin?"
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Gömlek, şalvar/don, sarık, bornoz giymeyin. Sizden birinin terlikleri olmazsa mest giysin. Fakat kayış bağlama yerlerinden alt kısmını kessin. Safran veya alaçehre bulaşmış bir şey giymeyin. İhramlı kadın peçe ve eldiven giymesin.
"Peçe ve eldiven" ibaresinde Musa b. Ukbe, İsmail b. İbrahim, Cüveyriye ve İbni İshâk râviye mutâbaat etmişlerdir.[22]

Şerh

Alaçehre ve safran bulaşmış bir şey giymeyin" ifadesinden kokulu bitkilerin sürüldüğü elbiseler anlaşılmaktadır.

Hüküm

İhramlı kimsenin, ? kokulandırılmış giysilere bürünmeleri caiz değildir. Allah Resulü (sav) bu meyanda alaçehre ve safranı özellikle zikretmiştir. Ancak kötü kokuları gidermek maksadıyla elbiselerine koku sürebilirler.

 

Bâb: Terlik Bulamayan İhramlının Mest Giymesi


202- Ahmed b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: İbrahim b. Sa'd  bize İbni Şihâb'dan, o Sâlim'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resûlü'ne (sav) ihramlı kimsenin giyeceği şeyler soruldu. O da şöyle buyurdu: Gömlek, sarık, şalvar/don, bornoz, alaçehre ve safran sürülmüş elbise giyemez. Eğer bir çift terlik bulamazsa mest giysin, ancak ayakkabı kayış bağlama yerleri açık olacak şekilde onları kessin.[23]

Şerh

Eğer bir çift pabuç bulamazsa mest giysin, ancak topuklardan gerisi açık olacak şekilde onları kessin" ifadesinde, ihramlının ayaklarına giymesi gereken pabuç, terlik vs hakkında bilgi verilmektedir.

Hüküm

İhramlı kimse terlik, takunya gibi bir şey bulamazsa ayakkabı kayışının bağlandığı yerin hizasından itibaren mestlerinin arka tarafını keserek kullanabilir.

 

Bâb: Harem Ve Mekke'ye İhramsiz Girmek


203- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb'dan, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) Fetih Yıh (şehre) başında miğferle girdi. Onu çıkardığı sırada bir adam gelerek şöyle dedi: İbni Hatal Kabe'nin örtülerine sarılmış durumda. Buyurdu ki: "Öldürün onu.[24]

Şerh

Fetih Yılı (şehre) başında miğferle girdi" ifadesinde   Mekke'ye   ve   Kabe'ye   ihramsız   girildiğine   dair   bir   bilgi yeralmaktadır.

Hüküm

Hac, umre gibi niyetlerde olmaksızın ve mikat mahallerinde ihrama gi-rilmeksizin Mekke'ye girildiğinde şer'an haram olmayan her tür giysi giyilebilir.                   

 

Bâb: Bineğinin Üzerinde Duramayan Kimsenin Hacci


204- Ebû Âsim bize İbni Cüreyc'den, o îbni Şihâb'dan, o Süleyman b. Yesâr'dan, o İbni Abbâs'tan (ra) şunu nakletti:
Veda Haccı yılında Has'am'dan bir kadın geldi. Kadın: "Ey Allah Resulü! Allah'ın kullarına farz kıldığı hac farizası babama çok yaşlı iken ulaştı, binek üzerinde duramayacak hâlde. Acaba onun adına hac yapabilir miyim?" dedi. O da "Evet" buyurdu. [25]

Şerh

Bu hadis-i şerifin lafızlarının şerhi ve hükmü 180 no.lu hadis-i şerifteverildiği için tekrar edilmeyecektir. Yalnız şunu söylemek mümkündür ki maddî imkânı olmasına rağmen sağlık sebebiyle hacca gidemeyen biri, başka birini vekil tayin ederek hac görevini edâ etmekle yükümlüdür.

 

Bâb: Kadının Erkekle Birlikte Haccetmesi


205- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o İbni Şihâb'dan, o Süleyman b. Yesâr'dan, o Abdullah b. Abbâs'tan (ra) şunu nakletti:
FadI (b. Abbâs) Allah Resûlü'nün (sav) terki sindeydi. Has'am'dan bir kadın geldi. FadI, ona, o Fadl'a bakmaya başladı. Ta ki Allah Resulü (sav) Fadl'ın yüzünü diğer tarafa çevirdi. Kadın: "Ey Allah Resulü! Allah'ın kullarına farz kıldığı hac farizası babama çok yaşlı iken ulaştı, binek üzerinde duramayacak hâlde. Acaba onun adına hac yapabilir miyim?" dedi.
O da "Evet" buyurdu. Bu Veda Haccı sırasındaydı.[26]

Hüküm

Hanefi ulemâsı, "Kendisiyle Mekke arasında üç günlük mesafe bulunan kadının (genç olsun, ihtiyar olsun) haccı edâ edebilmesi için yanında mahreminin bulunması şarttır" hükmü üzerinde ittifak etmiştir. İmam Ebû Hani-fe ile İmam Ebû Yusuf tan nakledilen bir rivayete göre kadının bir günlük yola mahremsiz gitmesi mekruhtur. Zaman bozulduğu için fetvanın buna göre olması gerekir. 

Ders

Kadınların yanlarında eşleri veya mahremleri olmaksızın tek başlarına hacca gitmekten men edilmeleri, elbette bir çok hikmete dayanmaktadır. Bunların başında gerek kadının kendisine, gerekse o beldeye gelen erkeklere zor anlar yaşatma ihtimalinin ortadan kaldırılması gelir. Yalnız bir kadın, erkeklerin ilgisini çekebilecek, bazı zayıf karakterli kimseleri yoldan çıkartabilecektir. Bu nedenle hanımların tek başlarına haccetmesine izin verilmemiştir. Günümüzde olduğu gibi arkadaş ve tanıdıklardan oluşan gruplar içinde hacca gitmelerinin bir sakıncası olmasa gerekir diye düşünülebilir.

 

Bâb: Çocukların Haccı


206- İshâk bize anlatarak dedi ki: Yakup b. İbrahim bize kardeşimin oğlu İbni Şihâb'dan, o amcasından, o Ubeydullah b. Abdillah'tan, o Abdullah b. Abbâs'tan (ra) şöyle dediğini nakletti:
Bir dişi eşeğe binmiş olarak geldim. O sırada ergenlik çağına yaklaşmıştım. Allah Resulü (sav) Mina'da Önünde duvar olmaksızın namaz kıldırıyordu. İlk safın bir bölümünün önünden geçtim ve eşekten inerek serbestçe otlaması için salıverdim. Sonra da Allah Resûlü'nün (sav) ardında safa katıldım.[27]

Şerh

Geldim, o sırada ergenlik çağına yaklaşmıştım" ifadesi İbni Abbâs'a (ra) aittir. Kendisi bunu Veda haccı sırasında yaşamıştır. Bu da henüz çocuklukla gençlik arasındayken haccettiğini göstermektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre ergenlik çağına adım atmamış bir çocuk hac farizası ile mükellef değildir. Dolayısıyla ancak nafile bir hac olarak görülebilir. Çocukken hacca giden birinin, şartlan elverdiği ve farz olduğu takdirde tekrar haccetmesi gerekir. Çünkü çocukluktaki haccı sayılmaz.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarabileceğimiz   en mühim ders,   kutsal beldeleri ziyaret etmenin yaşla sınırlandırılmaması, genç hatta çocuk yaştakilerin bile Mekke ve Medine gibi şehirleri ziyarete gönderilmesidir. Yabancı dil, üniversite öğrenimi, çalışma gibi amaçlarla çocuklarımızı yurt dışına göndermekte bir sakınca görmezken, Allah'ın misafirleri olacakları bu beldelere göndermekten neden çekiniyor, bunu neden hep erteliyoruz anlamak zordur.

 

Bâb: Allah Resûlü'nün (Sav) ".. Gördüğünüzde" Buyruğu


207- Abdülaziz b. Abdullah bize anlatarak dedi ki: Süleyman b. Bilal bize Humeyd'den, o Enes'ten (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) hanımlarına yaklaşmayacağına dair yemin etti. Ayağı incinmişti. Yirmi dokuz gece çardakta ikâmet ettikten sonra indi. Sahabe "Ey Allah Resulü! Bir ay için yemin etmiştiniz?" dediler. Buyurdu ki: Ay yirmi dokuz gün de olabilir.[28]

Şerh

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Ay yirmidokuz da çekebilir", gerçekten de  her iki takvimde, yani hicri ve miladî takvimlerde ayların farklı günler çektiklerini görürüz.

Hüküm

Hadisin burada yer alma sebebi, muhtemelen hac farizasıyla ilgili olarak takvimde de buna bağlı değişiklik olabileceğine dikkat çekilmesidir.

[1] Buharı, hac/1417, 1721-1722, megâzî/4048, isti'zân/5760; Müslim, hac/2375-2376; Tirmizî, hac/850; Nesâî, menâsik/2588, 2593-2595, âdâbu'l-kuzât/5294/5300; Ebû Dâvud, menâsik/1544; İbn Mâce, menâsik/2898; îbn Hanbel, musnedu Benî Hâ-şim/1716, 1725, 1792, 2153, 2884, 3068, 3203; Mâlik, hac/703; Dârimî, menâsik/1761-1763.
[2] Buhârî, gusl/259, 262-263, hac/1438-1439, 1635, libâs/5463, 5467-5468, 5473, 5475; Müslim, hac/2040-2058; Tirmîzî, hac/840, 855; Nesâî, gusl414, 428, menâsiku'!-hac/2636-2657; Ebû Dâvud, menâsik/4483-4484; İbn Mâce, menâsik/2917-2919, 3074;İbn Hanbel, bakî, musnedi'l-Ensâr/22976, 23004, 235531, 23607, 23787, 23818, 23835. 24126, 24233, 24251, 24302, 24347, 24409, 24424, 24461, 24541, 24570, 24593, 24607, 24633, 24688, 24743, 24798, 24824, 24884, 24886, 24934, 24966, 25023, 25070, 25099, 25192; Mâlik, hac/635; Dârimî, menâsik/1733-1735,
[3] Bkz. 181 no.Iu hadis-i şerif.
[4] Buhârî, salât/353, hac/1442, 1707, 1711, libâs/5348, 5356, 5358, 5399, 5404; Müslim, hac/2012-2014; Tirmizî, hac/763; Nesâî, menâsiicu'l-hac/2618-2619, 2621, 2626-2627, 2632-2633; Ebû Dâvud, menâsik/1554; İbn Mâce, menâsik/2920, 2923; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn mine's-sahâbe/4222, 4252, 4310, 4510, 4603, 4636, 4664, 4761, 4831,4860, 4885,4919, 4946, 4992, 5056, 5073, 5170, 5215, 5296, 5638, 5731, 5964, 5984; Mâlik, hac/624-625; Dârimî, menâsik/1730,1732.
[5] Buharı, hac/1480-1483, ehâdîsu'l-enbiyâ/3117, tefsîru'l-Kur'ân/4124, temennî/6702; Müslim, hac/2367-2374; Tirmizî, hac/801; Nesâî, menâsiku'l-hac/2851, 2853-2854, 2861; Ebû Dâvud, menâsik/1733; İbn Mâce, menâsik/2946; İbn Hanbel, bakî mus-nedi'İ-Ensâr/23162, 23897, 24266, 24290, 24836, 24905, 24955, 25505; Mâlik, hac/710; Dârimî, menâsik/1793-1794.
[6] Bkz. 184 no.lu hadis-i şerif.
[7] Bkz. 184 no.lu hadis-i şerif.
[8] Bkz. 184 no.lu hadis-i şerif.
[9] Buhârî, hac/1494,   1502,  1506; Müslim, hac/2228-2231; Tirmizî, hac/788; Nesâî, menâsik/2888-2889; Ebû Dâvud, menâsik/1957; İbn Mâce, menâsik/2934; İbn Hanbe], musnedu'aşereti'l-mubeşşere/95, 126, 171, 220, 245, 263, 307, 341, 357-358; Mâlik, hac/720; Dâvimî, hac/1790.
[10] Buhâri, hac/1495-1496, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101, cihâd/2766, me-gâzî/4049; Müslim, hac/2358, 2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsik/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4657, 4929^5657, 5747, 5951, bakî musnedi'l-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî, menâsik/1792
[11] Buhârî, hac/1495-1496, salât/382, 448, 474-476, cum'a/1101, cihâd/2766, me-gâzî/4049; Müslim, hac/2358, 2363; Tirmizî, hac/800; Nesâî, mesâcid/685, kıble/741, menâsik/2856-2859; Ebû Dâvud, menâsik/1730; İbn Mâce, menâsik/3054; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/'4657, 4929,, 5657, 5747, 5951, bakî musnedi'i-Ensâr/22760, 22769; Mâlik, hac/681; Dârimî, menâsik/1792
[12] Bk. 188 no.luhadis-i şerif.
[13] Bk. 188 no.lu hadis-i şerif.
[14] Buhâri, hac/1611-1612, 1614, megâzî/4058-4059; Müslim, hac/2292-2294, 2297; Tİr-mızî, hac/837; Nesâî, menâkıb/2810; Ebû Dâvud, menâsik/1689-1690; İbn Mâce, menâsik/3035; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4428, 4656, 4662 5250 5357 5366 5733, 5841, 5954, 5987, 6095; Mâlik, hac/785; Dârimî, menâsik/1815, 1827.
[15] Bkz. 193 no.luhadis-i şerif.
[16] Bkz. 193 no.luhadis-i şerif.
[17] Bkz. 193 no.luhadis-i şerif.
[18] Buhârî, hac/1692-1695, hibe/2382, cihâd/2642, 2698, megâzî/3834, et'ime/4986-4987; Müslim, hac/2062-2066; Tirmizî, hac/776; Nesâî, menâsik/2775-2776; Ebû Dâvud, menâsik/1578; İbn Mâce, menâsik/3084; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/21488, 21524, 21529, 21544, 21557/ 21564, 21575; Mâlik, hac/684, 686; Darımı, menâsik/1756-1757.
[19] Bkz. 197 no.lu hadis-i şerif.
[20] Bkz. 197 no.lu hadis-i şerif.
[21] Bkz. 197no.luhadis-İ şerif.
[22] Buhâri, salât/353, hac/1442, 1707, 1711, libâs/5348, 5356, 5358, 5399, 5404; Müslim, hac/2012-2014; Tirmizî, hac/763; Nesâî, menâsiku'l-hac/2618-2619, 2621, 2626-2627, 2632-2633; Ebû Dâvud, menâsik/1554; İbn Mâce, menâsik/2920, 2923; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirin mine's-sahâbe/4222, 4252, 4310, 4510, 4603, 4636, 4664, 4761, 4831, 4860, 4885, 4919, 4946, 4992-, 5056, 5073, 5170, 5215, 5296, 5638, 5731, 5964, 5984; Mâlik, hac/624-625; Dârimî, menâsik/1730,1732
[23] Bkz. 201 no.lu hadis-i şerif.
[24] Buhâri, hac/1715, cihâd/2817, megâzî/3949, libâs/5361; Müslim, hac/2417; Tirmizî, cihâdl616; Nesâî, menâsik/2818-2819; Ebû Dâvud, cihâd/2310; İbn Mâce, cihâd/2795; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11625, 12220, 12387, 12464, 12886, 12933, 12955, 13030; Mâlik, hac/842; Dârimî, menâsik/1857, siyer/2348.
[25] Buhârî, hac/1417, 1721-1722, megâzî/4048, isti'zân/5760; Müslim, hac/2375-2376; Tirmizî, hac/850; Nesâî, menâsik/2588, 2593-2595, âdâbu'l-kuzât/5294/5300; Ebû Dâvud, menâsik/1544; İbn Mâce, menâsik/2898; İbn Hatıbel, musnedu Benî Hâ-şim/1716, 1725, 1792, 2153, 2884, 3068, 3203; Mâlik, hac/703; Dârimî, menâsik/1761-1763.
[26] Bkz. 204 no.lu hadis-i şerif
[27] Buhârî, saIât/463, ezân/814, hac/1724, megâzî/4060; Müslim, saiât/780, 781; Tirmizî, salât/309; Nesâî, kıble/744, 746; Ebû Dâvud, salât/714-715; İbn Mâce, ikâmetu's-salâî/937; İbn Hanbel, musned-i Benî Hâşim/1793, 1991, 2256, 2667,, 2749, 2862, 3001, 3136, 3275; Mâlik, nidâ/332; Dârimî, salât/1379
[28] Buhârî, salât/365, ezân/648, 690-691, 763, cum'a/1047, savm/1778, mezâlim/2289, nikâh/4802, , talâk/4880, eymân/ 6190; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbik/1051; Ebû Dâvud, salât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-saİât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedH-müksirîn/11623, 12815, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, salât/1228, 1276.

islam