KİTÂBU'L-EZÂN EZAN BÖLÜMÜ


Bâb: Ezan Okumanın Fazileti


64- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Namaz için çağrı yapıldığı zaman şeytan yellenerek ezanı duyamayacağı kadar uzağa çekilir. Çağrı bittiğinde geri gelir. Namaza kamet getirildiğinde tekrar dönüp çekilir. Kamet bittiğinde tekrar gelir. Sonunda kişi ile kendi arasına girer ve "Şunu hatırla, bunu hatırla" diyerek aklında olmayanları söyler. Tâ ki adam, kaç rekat kıldığını bilemez olur.[1]

Şerh

Yellenerek" ifadesi hakkında Kadı Iyâz şöyle demiştir: Bu kelimeyi zahiri anlamına almak da mümkündür. Çünkü şeytan, beslenen bir bedenen sahiptir. Dolayısıyla kendisinden yel çıkması mümkündür. Böyle olabileceği gibi korkuyla kaçmasından çıkan ses de olabilir.
Ezan sesini duyamayacağı kadar" ifadesinin zahiri anlamında, şeytanın bu sesi kasden çıkarmak suretiyle ezanı duymama isteği mevcuttur. Bazı beyinsizlerin ise, ezanı hafife almak, onunla alay etmek için böyle yaptıkları bilinmektedir. Tabii ki bu sesi çıkarma sebebi, ezan sesinden duyduğu korku da olabilir. Bir başka ihtimal ise, namazdaki taharet hâlini zedeleme gayretiyim hadeste bulunma isteği de olabilir. Bazı rivayetlerde şeytanın ezan okunurken Ravhâ'ya kaçtığı söylenir ki Ravhâ ile Medine arasındaki mesafe 36 mildir.
Kişi ile kendi arasına" yani kişi ile kalbi arasına girer. El-Bâcî şöyle der: Şeytanın buradaki amacı, kişi ile namaza ihlas ve huşu ile yönelmesi arasına girmek, onun bu niyet ve azmini sarsmaktır.
Ulemâ, şeytanın ezan ve kamet okunurken kaçıp Kur'an ve diğer zikirler sırasında kaçmamasının hikmeti üzerinde farklı görüşler belirtmişlerdir. Kimine göre müezzinin kıyamet günü kendi aleyhinde şahitlik etmemesi için kaçar.
Şeytanın kaçışıyla ilgili en sağlıklı açıklama, ezanı duyan herkesin hak ile ve dinin kıyamı üzerine şahitlik edecek olmasıdır.
Konuyla ilgili mantıklı açıklamalardan biri de İbni'l-Cevzî'ye aittir: Ezan, taşıdığı vakar ve heybet sebebiyle şeytanı çok rahatsız eder. Çünkü ezan ve kamette neredeyse hiç riya ve gaflet olmaz. Hâlbuki namaz böyle değildir. Bu yüzden şeytan namaz sırasında kişiyle kalbi arasına girerek vesvese kapılarını ardına kaçar açar.
Bu hadis-i şerif münâsebetiyle' dikkat çekilmesi gereken husus, kişinin ezan okunurken mescitten ayrılmasıdır. Bu davranış, şeytanınkine benzemesi itibariyle çirkin görülmüştür.

Hüküm

Ezan, sözlükte bildirmek anlamına gelir. Dinî anlamı ise, farz namazlar için belli zamanlarda okunan mübarek sözlerden ibarettir. Ezan okuyan kişiye müezzin denir.
Ezanın okunması gereği Kitab ve Sünnet ile sabittir.
Bir camide ezan okunup kamet getirilerek namaz edâ edildikten sonra orada aynı vaktin namazını kılmak için ne ezan okunur, ne de kamet getirilir.
Evde ve kırda kılınacak namazlar için de ezan okunması daha güzel olur. Sadece kamet de yeterli olmakla birlikte ezan ile yetinilmesi mekruhtur.
Ezan ile kametin arası biraz ayrılır. Kaza namazları için de ezan ve kamet getirmek sünnettendir.
Kamet ile namaz arasında yeme, içme veya yıkanma gibi bir fiilde bulunulduğu takdirde kametin tekrar getirilmesi gerekir.
Ezanı oturarak okumak mekruhtur. Yolculuk hâli dışında binekte okumak da mekruhtur.
Kadınların, aklı kıt kimselerin ve cünüplerin ezan veya kamet okumaları mekruhtur. Bunların kametleri olmasa da, ezanları tekrarlanmalıdır. Abdest-siz birinin kamet okuması da mekruhtur.
Ezan lafizlarının müezzinden sonra tekrarlanması müstehaptır.

 

Bâb: Ezan Sayesinde Kan Dökülmemesi


65- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: İsmail b. Cafer bize Humeyd'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bizimle bir kavme karşı gaza için çıktığında sabah vakti girinceye kadar bizimle saldırmaz beklerdi. Eğer ezan işitirse onlardan geri durur, ezan işitmezse onlara saldırırdı. (Enes) şöyle der;
Hayber Gazasına çıktık. Onlara geceleyin vardık. Sabah olduğunda ezan sesi duymadı. (Bunun üzerine) bineğine bindi, ben de Ebû Tal-ha'nin arkasına bindim. Ayaklarım, Allah Resûlü'nün (sav) ayağına değiyordu. (Hayberliler) kazma ve kürekleriyle çıktıklar. Allah Resûlü'nün (sav) gördüklerinde "(Eyvah!) Vallahi Muhammed! Ordu!" diye bağrıştılar. Allah Resulü (sav) onları görünce şöyle nida etti:
Allahü Ekber! AHahü Ekber! Yıkılsın Hayber! Biz bir kavmin yurduna indiğimizde uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!" (Son cümle ayettir: Sâfiât sûresi ayet:177)[2]

Şerh

Eğer ezan işitirse onlardan geri durur" ifadesinden anlaşıldığı üzere Allah Resulü (sav) bir beldeye hücum etmezden önce sabah namazı vaktinin girmesini bekler, ezan duymak için kulak kabartırdı. El-Hattâbî şöyle der: Çünkü ezan, İslamiyet'in sembolüdür. Müslüman bir beldede ezanın terki caiz değildir. Eğer bir belde halkı ezan okunmaması üzerinde ittifak etseler, Müslümanların imamına düşen onlarla bu yüzden savaşmaktır.
İbni Abdi'1-Ber isİ-bu konuda şöyle demiştir: Bu meselede ulemâ arasında ihtilaf olduğunu bilmiyorum. Çünkü ezandaki şehadet kelimelerini terennüm eden kimsenin Müslüman olduğuna hükmedilir. Ancak İsevî ise başka. Hadisteki mutlak hüküm onlar hakkında geçerli olmaz. Zira onlar Yahudiler arasında bir cemaat olup Emevî devletinin son döneminde ortaya çıkmışlardır. îsevîler, Hz. Muhammed'in (sav) peygamber olduğunu itiraf etmiş, fakat sadece Araplara gönderildiğini söylemişlerdir. Bu cemaat, Ebû İsa denen bir şahsa nispet edilmiştir.

Hüküm

İslam devlet hukukuna göre bu hadisten çıkan, bir beldede ezan okunması, o beldenin Müslüman olduğu anlamına gelir ve ora halkının malları ve canlan diğer Müslümanlara helal olmaz. Hadis-i şerif bu anlamda çok önemli bir sembolün, yani ezanın toplumları tanımadaki hayatî fonksiyonuna delalet etmektedir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için bir önceki 64 no.lu hadise bakınız.

Bâb: Ezan Okuyan Duyulduğunda Ne Denir?


66- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Atâ b. Yezîd el-Leysî'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Ezanı duyduğunuzda müezzinin söylediğini söyleyin.[3]

Şerh

Duyduğunuzda" ifadesinde zahir mânâ, işiten ve duyan kimsenin icabetine mahsus olmasıdır. Buna göre kişi, müezzinin sesini duymasa dahi namaz vaktinde minarede gördüğü zaman, namaz çağrısına icabet etmekle mükelleftir.
Müezzinin söylediğini söyleyin", ifadesiyle ilgili olarak İbni Vaddâh sondaki müezzin kelimesinin metinden olmadığını söylemiştir. Nesâî'nin Ümmü Habîbe'den (r.anhâ) yaptığı rivayette müezzin susuncaya kadar Allah Resûlü'nün (sav) onun okuduğunu tekrar ettiği geçmektedir ki bu meselede aslolan budur. Nevevî'nin Şerhu'l-Mühezzeb''deki ifadesine göre ezanı dinleyen kişinin onunla birlikte söylemeyip aradaki fasılalar izin verdiği Ölçüde peşinden söylemesi müstehap görülmüştür.

Hüküm

Bu hususta müstehap görülen, dinleyenin müezzinin söylediğini onun hemen ardından tekrar etmesi, müezzinle eşzamanlı veya ondan önce terennüm etmemesidir.

Ders

Bu hadis-i şerifin hükmüyle amel eden bir Müslüman günde beş vakit, kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid zikirlerinde bulunmuş olur. Bunu yürekten ve ihlâs ile yapan; bir Müslümanın kalbi elbette diri ve uyanık olacak, gaflete düşme ihtimali diğerlerine göre az olacaktır. Tabii her ibadette olduğu gibi bunda da bir alışkanlık gereği olarak değil, inanarak ve hissederek söylemek asıldır. Aksi hâlde, normal konuşmadan farkı olmayan kuru bir mırıldanma veya riyayı celbedecek bir gürültüden öte gitmeyecektir.

Bâb: Fecr Vaktinden Sonra Ezan Okumak


67- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Hafsa (r.anhâ) bana haber verdi ki: Allah Resulü (sav) müezzin sabah (namazının ezanında) itikâf ettiği ve sabah olmaya yüz tuttuğunda kalkar, namaz kılınmadan önce kısa iki rekat kılardı.[4]

Şerh

Müezzin sabah (namazının ezanında) itikâf ettiği" ifadesinde geçen (i'tekafe=itikâf ettiği' fiiliyle ilgili bir çok âlim tarafından soru ve kapalılık bulunduğu dile getirilmiştir. Hâlbuki hadisin Mâlik'in el-Muvatta' adlı eserinde geçen "Müezzin sabah namazı için ezan okumadığında"   şeklindeki   nassı   gayet   açık   ve   kesindir.   Nesefî'nin buhârî'den yaptığı nakilde ise 'itikâf kavramının kullanılma sebebi olarak müezzine mahsus bir duruma dikkat çekildiği bildirilmektedir. Hadis hafızlarından bir topluluk ise, buradaki vehmin sebebi olarak Buhârî'nin hocası Abdullah b. Yusuf u göstermektedir.

Hüküm

Bu hadis-i şerife göre müezzinin sabah ezanını okumaması hâlinde kişi sünnetleri kısaltarak kılar ve sabah namazının farzı için getirilecek kameti bekler.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız en mühim ders, özellikle cemaat ile namaz için telâşa kapılmamak, vakar ve sükûneti muhafaza etmek gereğidir. Bazı insanların yaptığı gibi camiye koşar adım gitmek, cemaate nefes nefese yetişmek, cemaat ve mescid âdabına uymayan davranışlardır.
Ezanın bir şekilde okunmaması hâlinde yapılması gereken, eğer vakit daralmışsa sünneti kılarak kameti beklemek olacaktır. Bunun yanı sıra cemaat ile namaz kılacak kimse, namazı ilk vaktinde veya değişik bir ifadeyle görevli imamın kıldırmayı adet edindiği vakitte mescitte olmaya gayret,etmelidir. Mescide vaktinden önce gidip namaza kadar sükunet içinde beklemenin ne derece büyük sevaplara vesile olduğunu daha önce görmüştük.

 

Bâb: Kameti Bekleyen Kimse


68- Ebu’l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize ez-Zührî'den, o Urve b. ez-Zübeyr'dcn, o Âişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Müezzin sabah ezanını (okumayıp) sükut ettiğinde Allah Resulü (sav) fecrin doğuşundan emin olunca kalkıp sabah namazından önce kısa iki rekat kılar, sonra müezzin kamet için yanma gelinceye dek sağ yanına uzanırdı.[5]

Şerh

Sağ yanına uzanırdı" ifadesinden uykuya yattığı anlaşılmamalıdır. Çünkü kişi, namaz vaktini oturarak bekleyebileceği gibi yaslanarak veya uzanarak da bekleyebilir.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak hükümler için bir önceki 67 no.lu hadise bakınız. Burada da sabah namazından önce kılınan iki rekat namazın müekked sünnet olduğu teyit edilmektedir.

Ders

Allah Resulü (sav) sabah namazının sünnetini kesinlikle ihmâl etmez, devamlı surette kılardı. Sahih-i Müslim'de yer alan bir rivayette de buyrulduğu üzere "Sabah namazının iki rekat (sünneti) dünyadan ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır."
Böyle övülmüş bir namazı terk etmek, elbette büyük bir ziyandır.

 

Bâb: Namaza Koşarak Gitmemek, Huzur Ve Vakar İle Gelmek


69- Âdem bize anlatarak dedi ki: İbni Ebî Zi'b bize anlatarak dedi ki: ez-Zührî Saîd b. el-Müseyyeb'den, o Ebû Hüreyre'den (ra), yine ez-Zührî Ebû Seleme kanalıyla Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kameti duyduğunuzda namaz için yürüyün. Size düşen sükûnet ve vakardır. Acele etmeyir. Yetiştitiğinizi kılın, kaçırdığınızı tamamlayın.[6]

Şerh

Kameti duyduğunuzda" ifadesin, konuyla ilgili diğer hadislerde geçen "(Cemaat ile) namaza geleceğiniz zaman" ibarelerine göre daha hususî bir ibaredir. Gerçi namaza aceleyle giden kimsenin, imam ile birlikte iftitah tekbirine şahit olmasından sevap umulur. Fakat acele etmek ve koşuşturmak yine mekruh görülmüştür. Buna karşın, namazgaha kametten önce gelen kimsenin acele etmesine gerek yoktur. Çünkü kamet, o gelip yerini aldıktan sonra getirilecektir.
Size düşen sükunet.." ifadesinde murat edilen mânâ, Müslim'de yer alan bir hadis-i şerif ile birlikte okunduğunda daha iyi anlaşılmaktadır. O hadiste "Sizden biri namaza niyetlenip yöneldiğinde namazda olur" buyrulmaktadır. Şu hâlde cemaat ile namaz kılmak üzere cami veya mescide yürüyen kimse namaz kılan hükmündedir. Dolayısıyla böyle birinin yapması gereken sakin ve vakur olması, telaşeye kapılmamasidır.
Yetiştiğinizi kılın", ifadesinde yetişilen kısmın namazın az veya çok bölümü olduğu sınırlaması yapılmamakta, dolayısıyla cemaat ile namazın faziletinden bir eksilme olmayacağı dolaylı olarak bildirilmektedir. Cumhur dediğimiz ulemânın büyük çoğunluğu da bu görüştedirler. Daha önce geçen hadis~i şeriflerde "namazın bir rekatına yetişen (namazı) idrak etmiştir" şeklindeki buyrukların cemaat ile namaz için olmayıp namaz vakitleri için olduğunu belirtmiştik. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Cemaat ile kılınacak bir namaza yetişmek için acele edip koşturmak mekruhtur. Bu namaza ve cemaate gösterilmesi gereken saygıya aykırı bir davranıştır.

Ders

Müslüman, hayatının her anında sükunet ve vakarını korumakla yükümlü bir insandır. İşin sonunda cemaat ile namaz kılmak gibi toplu bir ibadete katılmak söz konusu olduğunda bu sıfatlar noktasında daha titiz ve gayretli olmak gerekir. Buna göre bir Müslüman, camiye koşturarak ve telâşe içinde gitmemelidir. Kan ter içinde ve derin nefes alarak cemaate katılmak, namazda olması gereken huzur ve huşu ile hiç bağdaşmayacak hâllerdir.
İftitah tekbirini imama ile birlikte almanın sevabını kazanmak isteyen kimse, kametten bir süre önce camide olmaya çalışmalı, abdestli olarak namazı beklemenin, namaz kılmak gibi sevap olduğunu asla unutmamalıdır. Son ana kadar başka şeylerle oyalandıktan sonra iftitah tekbirini imamla birlikte almanın sevabına nail olmak isteyen, bunun için nefe nefese namaza duran biri, sevabı bırakın namazın asıl ruhu olan huzur ve huşûdan mahrum kalmış olur.

 

Bâb: Cemaatle Namazın Gerekliliği


70- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdular ki: Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki odun toplamalarını emredeyim, böylece odun yığılsın, sonra da namaz kılmalarını emredeyim, namaz için ezan okunsun, sonra da bir kimseye emredeyim cemaate imam olsun, sonra (geriye çekilip namaza gelmeyen) adamlara giderek, evlerini kundaklayayım diye niyetlendim. Canım elinde olan Allah'a andolsun ki onlardan birisi eğer yağlı bir kemik ya da güzelinden iki koyun paçası bulacağını bilse yatsı (namazına) gelirdi.[7]

Şerh

Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki", Allah Resû-lü'nün (sav) sık kullandığı yeminlerden biri olup tam mânâsı şudur: Kulların 'bütün işlerinin tedbir ve takdiri Allah'ın elindedir. Bu ifadeden çıkan hüküm ise, olduğu ve gerçekliği kesin olan şeyler üzerine yemin etmenin caiz oluşudur. Bu yeminde Allah Teâlâ'nın sânının yüceliğine dikkat çekmek vardır. Bu bakımdan, Allah lafzı ile edilen 'Vallahi, Tallahi' gibi yeminlerden farklıdır.
Niyetlendim" ifadesi, bir şeyi yapmaya azmetmek, akıldan geçirmek gibi anlamlar barındırır.
Yakayım" ifadesinde kullanılan fiil, yakma eylemini en ağır ve pervasız şekilde gerçekleştirme anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah Resûlü'nün (sav) bu durumdaki Müslümanlara duyduğu öfkenin boyutunu göstermesi bakımından önemlidir.
Yahut iki koyun paçası=mirmâteyn" sözcüğünün anlamı üzerinde ihtilaf edilmiştir. el-Halîl bu sözcüğün 'paça' anlamına geldiğini söylemiştir. Başkaları, örneğin el-Ahfeş ise şöyle demiştir: Mirmât, oynadıkları bir oyun şeklidir. Bu oyun, sivriltilmiş oklarla oynanır ve oyuncular ellerindeki okları uzaktaki bir toprak yığınına atarlardı. Oku, toprak yığını üzerine saplayan kazanan sayılırdı.
Allah Resûlü'nün (sav) insanların neftlerine çekecek iki şeyi, biri güzel bir yemek, diğeri eğlenceli bir oyun zikretmiş olması da akla yakın görünmektedir.
Bu hadis-i şeriften hareket ederek bazı âlimler cemaatle namaza özürsüz olarak katılmayanlara ceza verilebileceğini söylemişlerdir. Bazıları bu cezanın mâlî bir ceza olabileceğini söylemiştir ki Mâlikîler arasında bu yönde görüş belirtenler olmuştur.
Ceza olsun veya olmasın, bu hadis-i şerifte kullanılan üslûbun, bilinçli Müslümanlar üzerinde çok güçlü bir caydırıcı tesir uyandırmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Her halükârda Müslüman bir devlette, resmî makamlar özürsüz olarak cemaatle namazı terk eden kimselere tazîr dediğimiz türden maddî veya manevî cezalar uygulayabilirler.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre beş vakit namazı cemaatle kılmak sünnet-i müekkede, Cuma namazı ise farzdır.
Cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak Mâlikîlere ve birbölüm Şafiî'ye göre sünnet-i müekkededir. Hanbelî mezhebine ve Zahirî mezhebine göre vaciptir. Bu durumda kişinin tek başına namaz kılması haram olmaktadır. İbn Rüşd ve Safirlerden bir gruba göre ise şehir ve şehir hükmündeki yerlerde farz-ı kinayedir.
Farz namazları cemaat ile kılmanın farz-ı ayn olduğunu söyleyenler de olmuştur.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız ders Müslümanların cemaat ile namaza önem vermeleri, mazeretleri bulunmadıkça evlerinde veya işyerlerinde crurmayıp mescit ve camileri doldurmalarıdır.
Cemaat ile kılınan namazın bireysel namaza göre yirmi beş (ya da yirmi yedi) kat faziletli olması bir yana, cemaatle namaz Müslümanların birlik ve dirliğini arttıran etkenlerin başında gelir. Özellikle büyük şehirlerde, kalabalar arasında yalnızlık çeken insanların cemaat ile namaz kılmaya teveccüh e:rneleri hâlinde bu duygudan kurtularak, aslında büyük bir ailenin mensup-!an olduklarını anlamaları hiç de uzun sürmeyecektir.
Cemaat ile namaz, İslam toplumunun önemli sembollerinden biridir. Namaz gibi sosyal bir ibadetin gerek iş muhitlerinde, gerekse mesken muhitlerinde cami ve mescitlerde eda edilmesi, insanların hem iş çevrelerinde, hem de meskenlerinde dostluk ve komşuluk ilişkileri kurmalarını ve pekiştirmelerini sağlayacaktır.
Günümüz İslam toplumlarında namazın bir tür geleneğe dönüşmesi, ruhundan uzaklaşmış olması ve Müslümanlar üzerindeki terbiye edici, etkileyici rolünü yitirmesi, kesinlikle caydırıcı olmamalı, karanlığa sövmek yerine bunun şuurunda olan kimseler mumlar yakmaya başlamalıdır.
Cuma namazlarında dolan mescit ve camilerin sair vakitlerde de dolma-B, buralarda edilen toplu dualar Yüce Allah'ın bu ümmetin tekrar dirilmesine ve o eski ruhunu yeniden kazanmasına vesile olacak hâllerdir.

 

Bâb: Cemaatle Namazın Fazileti


71- Musa b. İsmail bize anlatarak dedi ki: Abdülvahid bize anlatarak dedi ki: el-A'meş bize anlatarak şöyle dedi; Ebû Salih'in Ebû Hüreyre'den fra) şunu dinlediğini duydum:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Kişinin cemaat ile kıldığı namaz, evinde ve çarşısında (dükkânında) kıldığı namazdan yirmi beş kat daha üstündür. Şöyle ki abdesti güzelce alıp mescide gitmek üzere çıktığında, attığı hiçbir adım olmaz ki bu adım sebebiyle bir derece yükseltilip bir günahı da silinmemiş olsun. Namaza durduğunda, namazgahında bulunduğu sürece melekler ona 'Allahım! Ona merhamet et!' diye (dua ve) salat etmeye devam ederler. Sizden biriniz (namazgahında) namaz (vaktinin gelmesini) beklerken namazda olmaya devam eder.[8]

 

Şerh


Bu hadis-i şerifin şerhi için 50 no.iu hadise bakınız.

 

Hüküm


Cemaat ile namazın fikhî hükümleri bir önceki 70 no.lu hadiste zikredilmiştir.

 

Ders


Cemaat ile namazın fazileti hakkında daha önce 50 ve 70 no.lu hadislerde bilgiler verilmiş olmasına rağmen burada işaret etmeyi yararlı gördüğümüz husus, kişinin/daima niyeti üzere olduğunu vurgulamaktır. Büyüklerimiz bunun için ilginç bir misâl verirler:
Karıncanın biri hacca gitmeye niyetlenir. Diğer canlılar onunla alay ederek 'Şu karınca adımlarınla Mekke'ye varabilir misin?' derler. Karıncanın cevabı düşündürücüdür.
'Varamazsam da o yolda ölçmem mi?'
Minik karıncanın söylemek istediği şeyle Allah Resûlü'nün (sav) vermek istediği mesaj bir yerde buluşmaktadır. Kişi niyetini hâlis tutup vaktinden önce camiye yöneldiği ve orada oturduğu zaman, hem yürürken hem otururken namazda sayılır. Allah geçinden versin bu esnada emr-i Hale vâki olsa, ölümlerin en güzeliyle ölmüş olur. Yani namazda ölmüş sayılır. İşte cami ve mescitlerde namazı beklemek böyle fazilet ve bereketleri barındıran bir davranıştır. Buna bir de masum meleklerin dua ve niyazları eklenince, fazilet ve bereketin büyüklüğünü siz düşünün.

 

Bâb: Sabah Namazını Cemaatle Kılmanın Fazileti


72- Ebu'I-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb, ez-Zührî'den, o Saîd b. el-Müseyyeb ve Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, o ikisi Ebu Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini naklettiler:
Allah Resûlü'nü (sav) "Cemaat ile kılınan namaz, birinizin tek başına kıldığı namaza göre yirmi beş cüz daha üstündür. Sabah namazında gece melekleri gündüz melekleriyle toplanırlar" buyururken işittim.
Sonra Ebû Hüreyre; Dilerseniz, "Sabah vakti de namaz kıl. Çünkü sabah vakti de şahitlidir.." (İsrâ, 78) âyetini okuyunuz, derdi.[9]

Şerh

Yirmi beş cüz" ifadesiyle ilgili olarak başka rivayetlerde yirmi yedi kat ifadesinin geçtiğini belirtmemiz gerekir.

Hüküm

Cemaat ile namazın hükümleri için 70 no.lu hadise bakınız.

Ders

Bu hadis-işeriften çıkarılabilecek dersler için 70 ve 71 no.lu hadis-i şeriflere bakınız.

 

Bâb: Yatsı Namazını Cemaatle Kılmanın Fazileti


73- Ömer b. Hafs bize anlatarak dedi ki: Babam bana el-A'meş'ten, o Ebû Salih'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Münafıklara sabah ve yatsıdan daha ağır gelen bir namaz yoktur. Eğer bu iki namazdaki (sevabı) bilselerdi, onlara emekleyerek de olsa gelirlerdi. Müezzine emretsem de kamet getirse, sonra bir adama emretsem de insanlara imam olsa, sonra ben de ateşten bir kıvılcım alsam da bundan sonra namaz için çıkmayanların (evlerini) üzerlerine yaksam diye niyetlendim.[10]

Şerh

Daha ağır" ifadesi Kur'an-ı Kerim'deki "Onlar namaza ancak üşenerek gelirler" (Nisa, 142) buyruğuyla da örtüşmektedir. Aslen münafıklar bütün farz namazlara üşenerek gelirler. Ancak yatsı ve sabah namazları, vakit itibariyle evden çıkmanın zorluğundan dolayı daha da ağır gelmektedir.
Eğer onlardakini bilseler" ifadesinde murat edilen, o iki vakti cemaat ile kılmanın sağlayacağı fazilet ve sevaplardır.

Hüküm

Cemaat ile namaz kılmanın hükümleriyle ilgili olarak 70 no.lu hadise bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek en mühim ders özellikle hadiste zikredilen vakitleri cemaat ile kılmaya itina göstermek suretiyle yapılan benzetmeye konu münafıklardan ayrışmaya çalışmaktır. Bir Müslüman olarak, tembellik ve üşengeçlik sebebiyle cami ve mescitlere gitmemek, özellikle t>u iki vakitte evden çıkmamak gerçekten kalplerimizi tekrar tekrar sınamamızı gerektiren bir davranış olacaktır.
Bu vakitleri camilerde kılmayı bize kolaylaştırması için Rabbimize sürekli niyazda bulunmalı ve nefslerimizle bu konuda mücâhede etmeliyiz.

 

Bâb: Namazı Mescidde Oturarak Bekleyen Kimsenin Fazileti


74- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan o Ebû Hüreyre'den fra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Sizden biri namazgahında bulunduğu müddetçe, abdestini bozmadıkça melekler ona salat eder ve şöyle derler: "Allahım! Onu bağışla! Allahım! Ona merhamat et!" Sizden biri, namaz kendisini alıkoyarak ailesinin yanına denmesine mâni oldukça namazda sayılır![11]

Şerh

Sizden birine salat eder", yani onun bağışlanması için istiğfarda bulunur. Allah Resûlü'nün (sav) 'salat ederler' ifadesini kullanmasının, işlenen amel ile vaat edilen mükâfatın uyumunu belirtmeyi amaçladığı söylenmiştir.
Abdestini bozmadıkça" ifadesinde bilinen yollarla abdest bozmanın kastedildiği söylenmiş, ancak el ve dil gibi uzuvlarla insanları rahatsız ederek hadeste bulunmanın burada hades olmaya daha evla oldukları söylenmiştir. Çünkü bunlarla verilecek rahatsızlık, kişinin kendi abdestini bozmasından vebalce daha ağırdır.

Hüküm

Bu hadisten çıkan fıkhı hükümle ilgili olarak 46 no.lu hadise bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek derslerle ilgili olarak 46 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: İmam Kendisine Uyulmak İçindir


75- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şöyle dediğini nakletti:    .
Allah Resulü (sav) bir ata binmişti. Ondan düştü ve sağ yanı ezildi. Namazlardan birini oturarak kıldırdı. Biz de O'nun arkasında oturarak kıldık. Namaz bitince şöyle buyurdu:
-İmam, kendisine uyulmak içindir. Ayakta kılarsa, siz de ayakta kılın. Rüküya gittiğinde siz de rükûya gidin. Doğrulduğunda siz de doğrulun. "Semiallahu limen hamideh=Atlah, kendisine hamd edeni duydu'' dediğinde siz "Rabbena ve lekel-hamd=Rabbimiz! Ve hamd Sana'dir!'' deyin. O oturarak kıldığında siz de oturarak kılın.
Bu, Allah Resulü (sav) eski hastalığında idi. Bilâhare Allah Resulü (sav) oturarak kıldı, insanlar arkasında ayakta idiler. Onlara oturmalarını emretmedi. (Böyle bir durumda) sonra olan dikkate alınır. Allah Resûlü'nün (sav) son fiili böyledir.[12]

Şerh

Rabbimiz! Ve hamd Sana'dır deyin" ifadesindeki vâv" harfi Hz. Âişe (r.anhâ) kanalıyla gelen rivayetlerde de vardır, el-Keşmihenî tararından ykpılan rivayette "vâv" harfi mevcut değildir. Ancak metinde yer verilmeyen bir "Sana itaat ettik" veya "icabet buyur" temennisinin ardından "ve^âv" harfinin gelmesi anlamlıdır.
Namazlardan bir namaz kıldırdı" ifadesinde geçen namazın hangisi olduğu tespit edilememiştir.
O'nun arkasında oturarak kıldık", ifedesi Hz. Âişe'den (r.anhâ) gelen rivayetin zahirine uymamaktadır. Ancak Enes (ra) hadisi bu ikisini cem etmiş olup çatılarda namaz kılmak babında geçmiştir. (Bk. 43 no.lu hadis) Burada iki emir söz konusu olup ikinci emrin, birinciyi nesh ettiği, yani hükmünü ortadan kaldırdığı görülmektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre imam binekte, cemaat yayan olursa, veya başka binekler veya gemiler üzerinde bulunurlarsa, mekan farklılığından dolayı iktidâ sahih olmaz.
Aynı şekilde cami veya başka bir mekanda imam ile cemaat arasında kayık geçecek genişlikte bir ırmak vearaba geçecek genişlikte bir yol bulunsa iktidâ sahih olmaz.
Bunun dışında imamın bir özrü bulunması itibariyle oturarak kıldırması hâlinde cemaatin ona uyarak oturması gerekmez. Cemaat, namazı ayakta kılar.

Ders

Allah Resulü (sav) hayatta iken dinî hayat gelişen bir seyir izlemiş ve bazı fiiller, önceden var iken uygulamadan kaldırılmıştır. O'nun vefatına kadar devam eden bu süreç, dini kemâle ermesi ve Yüce Allah'ın "Bugün dininizi tamamladım" buyruğuyla olgunluğunun zirvesine ulaşmıştır. Bu çerçeveden olmak üzere, Allah Resûlü'nün (sav) hadisleri arasında farklılıklar gördüğümüz zaman, bu farklılığın bir sebebinin de, nesh olduğunu söyleyebiliriz. Bununla ilgili en somut örneklerden biri belli bir süreliğine kıyılan nikahın (mut'a) bir süre izin verildikten sonra kaldırılmış olmasıdır. Bu tür meselelerde itibar edilmesi gereken, en son söylenen veya yapılan uygulamadır.

 

Bâb: İmam Şüpheye Düştüğünde Cemaatin Sözüyle Amel Eder Mi?


76- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik b. Enes'ten, o Eyyub b. Ebî Temime es-Sahtiyanı'den, o Muharnrned b. Sîrin'den, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) iki rekat kıldırdıktan sonra namazdan çıktı. Zül-vedeyn Allah Resûlü'ne (sav) sordu:
Ey Allah'ın Resulü! Sen mi unuttun, yoksa namaz mı kısaldı?
Zül-yedeyn doğru mu söylüyor? diye sordu.
Evet, dediler. Bunun üzerine kalktı ve iki rekat daha kıldırdı kıldırdı. Sonra selam verip tekbir getirdi ve her zamanki secdesi gibi yahut daha uzun bir secdece kapandı.[13]

Şerh

Bunun üzerine Allah Resulü (sav) kalktı ve iki (rekat daha) kıldırdı" ifadesindeki 'kalktı' fiili bu rivayet dışındaki rivayetlerde yer almamıştır. Çünkü Allah Resulü (sav) zaten ayakta durmaktaydı. Buna cevaben 'doğruldu' anlamında kullanıldığı söylenmiştir. Çünkü önceki rivayette, Allah Resûlü'nün (sav) bir kütüğe yaslanmış olduğu geçmektedir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre imamın sehvi, kendi hakkında asaleten, cemaat ^kkında da ona bağlı olarak sehvi secdesini gerektirir. Cemaatten birinin ^hvi ise, ne kendisi, ne de imam hakkında sehiv secdesi gerektirmez.
Bu hadis-i şeriften çıkarılan sehiv secdesiyîe ilgili hükümler için 51 B>.fo hadise bakınız.

Ders

Daha önce geçen 51 no.lu hadiste de tafsilatlı olarak anlatıldığı üzere hadis-i şeriften çıkan en mühim ders, imamın hata ve sehvini düzeltme gereğidir. Bu konuda tereddüt göstermemek ve çekingen davranmamak gerekir, Tabii bu yapılırken âdâb ve erkâna uyulmalıdır. Görüldüğü üzere Allah Resulü (sav) cemaatten birinin sözünü, diğerlerine doğrulattıktan sonra gereğini yapmıştır.

 

Bâb: İmam Şüpheye Düştüğünde Cemaatin Sözüyle Amel Eder Mi?


77- Ebu'I-Velîd bize anlatarak dedi ki: Şu'be, Sâd b. İbrahim'den, o Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) öğle (namazını) iki rekat kıldırdı. "İki rekat kıldırdınız?" denilince, iki rekat daha kıldırdı. Sonra selam verdi, sonra iki defa secdeye vardı.[14]

Şerh

"Öğle (namazını) iki rekat" ifadesiyle eğer aynı olay ise, eksik kıldırılan namazın öğle namazı olduğu kesinlik kazanmaktadır.

Hüküm

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak hükümler için 51 no.lu hadise bakınız. Burada değinmemiz gereken husus, sehiv konuşunda imamın cemaatin uyarısını dikkate alması gereğidir. Ancak imam, cemaatten sadece bir kişinin beyanıyla hareket etmeyip diğerlerine de sorup araştırabilir.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılacak dersler için 51 no.lu hadisin ilgili bölümüne bakınız.

 

Bab: Tekbirin Farziyeti Ve Namaza Giriş


78- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb, ez-Zührî'den şunu nakletti: Ensâr'dan Enes b. Mâlik (ra) bana şunu anlattı:
AHah Resulü (sav) bir ata binmişti. (Ondan düştü ve) sağ yanı ezildi. O gün namazlardan birini oturarak kıldırdı. Biz de O'nun arkasında oturarak kıldık. Selam verdikten sonra şöyle buyurdu:
İmam, kendisine uyulmak içindir. Ayakta kılarsa, siz de ayakta kılın. Rükûya gittiğinde siz de rükûya gidin. Doğrulduğunda siz de doğrulun. Secdeye vardığında siz de secdeye varın. "Semiallahu linıen hamideh=Allah, kendisine hamd edeni duydu" dediğinde siz "Rabbena ve lekel-hamd=Rabbimiz! Ve hamd Sana'dır!" deyin.[15]

Şerh

Bu hadisteki lafızların şerhi için 75 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılan hükümler için 43 ve 15 no.lu hadislere bakınız. Bâb başlığıyla ilgili olarak iftitâh tekbirinden bahsetmemizde fayda olacaktır:
İmam, arkasındaki cemaate namaz kıldırmak üzere ellerini kaldırır ve seslice tekbir getirir. Cemaat de niyet ettikten sonra bu tekbiri getirerek namaza başlamış olurlar. İftitah tekbirine, namaz dışındaki fiilen haram kıldığı için Tahrîme Tekbiri dedenilir. Hanefî mezhebine göre namazın esas rükünlerinden olmayıp şartı iken üç mezhep imamına göre namazın rüknüdür.
İmama uymak üzere ayakta alınan iftitah tekbirinin tamamen kıyam hâlinde alınması şarttır. Dolayısıyla imam rükûda iken ona uyan biri,kıyamda Allah deyip Ekber lafzını rükûya vardıktan sonra söylese imama uymuş olmaz.

Ders

Hadisten çıkarılacak dersler için 43 ve 75 no.lu hadislerin ilgili bölümlerine bakınız.

Bâb: Tekbirin Farziyeti Ve Namaza Giriş


79- Kuteybe b. Şaîd bize anlatarak dedi ki:Leys bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Enes b. Mâlilc'ten (ra) şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) bir attan düştü. (Vücudunda) ezilme oldu. Bize oturarak namaz kıldırdı. Biz de O'nunla birlikte oturarak kıldık. Sonra namazı bitirince şöyle buyurdu:
İmam ancak uyulmak içindir. O tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin, rükûya gittiğinde, siz de rükûya gidin, doğrulduğunda siz de doğrulun, "Semiallahü limen hamiden" dediğinde "Rabbena ve lekelhamd" deyin.[16]

Şerh

Bu hadisin lafızlarının şerhi için 43 ve 75 no.lu hadislere bakınız.

Hüküm

Bu hadistan çıkarılan fıkhî hükümlerle ilgili olarak 78 no.lu hadise bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarılabilecek öğüt ve dersler için 43 ve 75 no.lu hadislere bakınız.

Bâb: İlk Tekbirde Ellerin Kaldırılması


80- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Salim b. Abdullah'tan (ra), o babasından şunu nakletti:
Allah Resulü (sav) namaza başlangıç (iftitâh) tekbiri aldığında iki elini omuzları hizasına kaldırırdı. Rükûya giderken tekbir aldığında, yine başını rükûdan kaldırıp "Semiallahü limen hamiden" dediğinde de ellerini kaldırırdı, ama bunu secdelerde yapmazdı.[17]

Şerh

Nevevî Şerhu Müslim adlı eserinde şöyle der: İslam ümmeti, iftitâh (tahrîme) tekbiri getirirken elleri kaldırmanın müstehap olduğu üzerinde icmâ etmiştir. Ancak o, birkaç satır sonra bunun vacip olmadığı üzerinde de icmâ bulunduğunu söylemiştir. Asıl itibariyle burada bir çelişki yoktur. Çünkü müstehap olma, vacip olmayla çelişmez.
Bu konuda en sıhhatli görüş İbnu'l-Münzir'in şu sözüdür: Allah Resû-lü'nün (sav) namazın başlangıcında ellerini kaldırdığı bilgisi üzerinde hiçbiri ihtilaf etmemiştir.
Bunun vacip olduğunu söyleyenler arasında Buhârî'nin hocası el-Humeydî, el-Evzâ'î, İbni Huzeyme gibi büyük âlimler bulunmaktadır.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre, hadiste anılan durumlarda tekbir alırken elleri kaldırmak sünnettir. Bu tekbir esnasında avuçların kıble yönüne dönük olmasına dikkat edilmelidir.

Ders

Tekbîr, sözcük anlamı itibariyle yüceltme, ululama ve Allah Teâlâ'nın en büyük olduğunu dile getirmedir. Bu itibarla tekbîr alınırken, bir anlamda emre âmâde olunduğunu , karşısında boynumuzun kıldan ince olduğunu teyit etmek mahiyetinde elleri kaldırmak bu sözlü tazîmin fiille pekiştirilme-sidir. Dolayısıyla tekbir getirirken elleri omuzlar hizasında kaldırmak, Yüce Rabbimize duyduğumuz saygı ve iclâlin bir fiilî bir ifadesidir.

 

Bâb: İmam Tekbir Getirdiğinde, Rükua Gittiğinde., Elleri Kaldırmak


81- Muhammed b. Mukâti^bize anlatarak dedi ki: Abdullah bize şöyle haber verdi: Yunus bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Salim b. Abdillah'tan, o (babası) Abdurrahman b. Ömer'den (ra) şunu nakletti:
Allah Resûlü'nü (sav) namaza durduğunda ellerini omuzlan hizasında kaldırdığını gördüm. O bunu rükû için tekbir getirdiğinde, başım rükûdan kaldırdığında da yapar, "SemiaHahü limen hamiden" derdi. Secdelerde bunu yapmazdı.[18]

Şerh

Rükû için tekbir getirdiğinde", yani rükûya gitmek üzere tekbir getirdiği sırada.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılan fikhî hükümlerle ilgili olarak Hanefî mezhebinde sadece iftitah tekbiri ile cenaze ve bayram namazlarında tekbirler getirilirken ellerin kaldırılması sünnet olarak kabul edilmiştir. Sair farz namazlarda sadece iftitah tekbiri alınırken eller kaldırılır. Mâlikîler bu hadiste geldiği şekliyle tekbirlerde ellerini kaldırırlar.

Ders

Hadisten çıkarılacak en mühim ders, tazîm ve iclâlin zirvesi olması itibariyle Allah Resûlü'nün (sav) namazlarda farklı biçimlerde bunu gösterdiği görülmektedir. Tekbir getirirken ellerin kaldırılması da bu tazîm tezahürlerinden biridir.

 

Bâb: Eller Nereye Kaldırılır?


82- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb, İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Salim b. Abdillah'tan, o Abdullah b. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resûlü'nün (sav) namazı tekbir ile açtığını, tekbir esnasında omuzları hizasına gelecek kadar ellerini kaldırdığını, rükû için tekbir getirdiğinde aynını yaptığını, "SemiaHahü limen hamiden" derken aynını yaptığını, "Rabbena ve leke'1-hamd" dediğini, secdeye giderken ve başını secdeden kaldırırkan bunu yapmadığını gördüm.[19]

Şerh

Hadis-i şerifin şerhi daha önceki 80 no.lu hadiste geçmiştir.

Hüküm

iftitah tekbirinde ellerin kaldırılması konusunda Hanefî mezhebine göre erkeklerin kulak memeleri hizasına kadar kaldırmaları gerekirken hanımların omuzlar hizasına kaldırmaları yeterli görülmüştür. Bunun kadınlar açısından dah örtücü olduğu söylenmiştir.

Ders
Hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 80 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: İki Rek'atten Kalkıldığında Elleri Kaldırmak


83- Ayyaş bize anlatarak dedi ki: Abdüla'lâ bizeUbeydullah'tan, o Nâfi'den şunu nakletti:
İbni Ömer (ra) namaza başlarken tekbir getirerek ellerini kaldırırdı. Rüküya eğilirken ellerini kaldırırdı. "Semiallahü limen hamiden" derken ellerini kaldırırdı. İki rekatı (kılıp) kalkarken tekbir getirirdi. İbni Ömer (ra) bu (namaz kılma şeklini) Allah Resûlü'ne (sav) ref ederdi.
Bunu Hammâd b. Seleme Eyyub'dan, o Nâfi'den, o İbni Ömer'den (ra), o Allah Resûlü'nden (sav) rivayet etmiştir. İbni Tahmân, Eyyub ve Musa b. Ukbe'den muhtasar (kısa) olarak rivayet etmiştir.[20]

Şerh

Şâfiîlere göre namaz esnasında üç yerde elleri kaldırmak müstehap görülmüştür ki bunlar iftitah tekbiri, rükûya eğilme ve kalkma anlarıdır. Hanefî mezhebine göre ise sadece iftitah tekbirinde eller kaldırılıp namazın diğer tekbir ve zikirleri esnasında eller kaldırılmaz.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre iftitah tekbiri dışında namazdaeller kaldırılmaz.

Ders

Namaz gibi sürekli göz önünde gerçekleşen bir ibadet üzerinde böylesine farklılık bulunması bazı kimseleri şaşırtabilir. Fakat unutulmamalıdır ki Allah Resulü (sav) muhtelif zamanlarda muhtelif şekillerde namaz kılmış ve bu farklılıklar sahabe (ra) kanalıyla mezhep imamlarına kadar ulaşmıştır. Mezhep imamları da bu rivayetler arasında tercihlerde bulunarak belli bir şekli benimsemişlerdir.
Bu noktada unutulmaması gereken husus, tüm bu farklılıkların namazın farzları ve özüyle irtibatlı olmayıp şeküyâtı ile ilgili olduklarının bilinmesidir. Namazın kıyam, kıraat, rükû, sücûd ve kâde gibi esasları bütün İslam dünyasında aynen edâ edilir. Ancak mezhepler bağlı olarak bazı beldelerde namaz içinde de eller kaldırılırken bazılarında kaldırılmaz, bazılarında eller bileklerden göbekaltında bağlanırken bazılarında göbek üstünde ve dirseklerden bağlanır. Bunları bir tür rahmet ve zenginlik eseri ve Allah Resû-lü'nün (sav) sünnetinin canlı tutulması olarak görmekte yarar vardır.

 

Bâb: Tekbirden Sonra Ne Okunur?


84- Hafs b. Ömer bize anlatarak dedi ki: Şu'be bize Katâde'den, o Enes b. Mâlik'ten (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav), Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) namaza Elhamdüliİlâhi Rabbi'I-âlemîn ile başlarlardı.[21]

Şerh

Namaza başlarlardı" yani namazın kıraat farzına başlarlardı. Fethu'1-bâri müellifi, bu bölümde Besmelenin okunup okunmadığına dair varolan farklı rivayetleri zikretmiş ve bunların karşılaştırmasını yapmıştır. Sonuç itibariyle namazdaki kıraate besmele ile başlanması müstehaptır.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre namazda kırâatia ilgili bazı hükümleri şöyle sıralamak mümkündür:
Kıraat, namazın farz olan rükünlerinden biridir. İmama uyan dışında kişinin kendi okuduğununefsinin işitebileceği bir ses ile kıraatte bulunması gerekir. Kendi nefsinin dahi duymadığı bir kıraat sahih olmaz.
Kıraatin ilk iki rekatta bulunması vacip görülmüştür. Dolayısıyla kasıtlı olarak terk edimesi mekruh olup hata ve sehiv eseri okunmaması hâlinde sehiv secdesi gerekir. Tercih edilen görüşe göre, diğer rekatlarda Fatiha okunması vacip olup hata ile terk edilmesi sehiv secdesini gerektirir. Diğer görüşlere göre, üç ve dördüncü rekatlarda kıraat daha faziletli olmakla birlikte teşbih veya bir yahut üç teşbih miktarı susmak da caizdir.
İmam-ı Azam'a göre farzın yerine getirilmesi için her rekatta kısa da olsa bir âyet okumak yeterli iken, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed ile İmam Azam'in bir başka görüşüne göre üç kısa âyet veya bunlara denk miktarda uzun bir âyet okumak gerekir.
Sadece kısa bir âyet okuyabilen biri, İmam-ı Azam'a göre bunu bir kere okuyup aynı rekatta üç kere tekrar etmesi gerekmez. İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise tekrar etmesi gerekir.
Âyete'l-kürsî gibi uzun ayetleri iki rekatta okumak, sahih rivayete göre yeterlidir.
Namazlarda Fatiha sûresini okumak sünnettir. Çünkü Allah Resulü (sav) ve sahabe böyle yapmışlardır.

Ders

Namazda kıraat esas itibariyle zikrin en yücesi olan İlahî Kelâmın okunmasını temindir. Kıraat dili kesinlikle Arapça'dır. Ancak İmam Azarn'ın, yeni Müslüman olanlara. Arapça olarak ezber yapacakları zamana kadar kendi dillerinde ayet meallerini okumalarına izin verdiği bilinmektedir.
İslamın bütün emirlerinde olduğu gibi namazda da şuur ve bilincin açık, ne söylendiğinin, ne okunduğunun bilinmesi gerekir. Bunun için, Arap dilinin bilmeyen Müslümanlar, okudukları sûre ve âyetlerin mânâlarını meallere bakarak öğrenmeli, okuduklarının mânâları üzerinde tefekkür etmelidirler.
Namazda kıraat için bir âyet bile yeterli olmasına rağmen, Müslümanlar imkanları elverdiği ölçüde yeni sûre ve âyetler ezberleyerek kırâatların zenginle ştirmeli, namaz sûreleri olarak bilinen kısa sûrelerle sınırlı tutmamalıdırlar. Böylelikle dinlerinin kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'i daha çok tanıyacak, nurlarından daha fazla feyizdâr olacaklardır.

 

Bâb: Akşam Namazında Kıraat


85- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik, İbni Şihâb ez-Zührfden, o Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe'den, o İbni Abbâs'tan (ra) şöyle dediğini nakletti:
Ümmü'1-Fadl onu Ve'l-mürselâti urfen sûresini okurken dinlemişti. (Sonra) şöyle dedi:
Ey oğul! Vallahi bu sûreyi okumakla bana Allah Resûlü'nden (sav) dinlediğim son şeyi hatırlattın. O bu sûreyi akşam namazında okumuştu.[22]

Şerh

Ümmü'1-Fadl", hadisi rivayet eden İbni Abbâs'ın (ra) annesidir. Tirmizî bunu açıklayarak "annesi Ürnmü'l-Fadl'dan" şeklinde rivayet etmiştir. Onun Hz. Hatîce'den (r.anhâ) sonra Müslümaliğı kabul eden ilk hanım olduğu söylenmişse de, doğrusu Hz. Ömer'in (ra) kızkardeşi ve Saîd b. Zeyd'in hanımı olan Fâtıma (r.anhâ) ikinci Müslüman hanımdır. Bana hatırlattın", yani unutmuş olduğum bir şeyi mama vesile oldun. Akîl, İbni Şihâb'dan yaptığı rivayette, Allah Resûlü'nün (sav) kıldırdığı son namazın akşam namazı olduğunu söylemiştir ki lafzı şöyledir: "Bundan sonra Allah ruhunu alıncaya dek Allah Resulü (sav) bize namaz kıldırmadı."
Daha önce geçen Hz. Âişe (r.anhâ) hadisinde vefat ettiği son hastalığında kıldırdığı namazın öğle namaz olduğu söylenmiştir. Bu ikisini şöyle bağdaştırmak mümkündür ki Hz. Aişe'nin (r.anhâ) zikrettiği mescidde kıldırdığı namazdır. Ümmü'l-Fadl'ın (r.anhâ) zikrettiği ise odasında kıldığı namazdır.

Hüküm            

Hanefî mezhebine göre vaktin darlığından dolayı akşam namazında kısa sûreler okumak müstehaptır. Sıhhatinde kuşku olmayan bu hadis-i şerife göre Mürselât sûresini okumak da sünnet olmaktadır.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız en mühim ders, sahabenin sahip oldukları Peygamber sevgisidir. Hadiste adı geçen büyük hanım sahabî Ümmü'l-Fadl (r.anhâ) oğlunun hatırlattığı bir olaydan derin bir sevinç duymuş, bir anlamda O'nunla geçen günlerin güzelliğini yâd etmiştir. İnsanlık tarihinde pek az insana nasip olan bu sevgi, Allah Resûlü'nün (sav) sahabe tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir.
İlk Müslümanların inanılmaz başarılarının arkasındaki en büyük etken de bu Allah ve Peygamber sevgisiydi. Onlar, Rablerinin ve peygamberlerinin emirlerinden çıkmaz, onlar uğrunda canlarını bie ortaya koyarlardı. İnsan için en kıymetli şey olan hayatın dahi, uğrunda gözden çıkarıldığı bu sevginin başaramayacağı bir şey olamazdı. Nitekim öyle de olmuş ve ilk Müslümanlar, çok kısa bir sürede eski dünyanın neredeyse yarısını İslam'a açmışlardır.

 

Bâb: Yatsı Namazında Sesli Okumak


86- Ebu'n-Nu'mân bize anlatarak dedi ki: Mu'temir babasından, o Bekr'den, o Ebû Râfi'den şöyle dediğini nakletti:
Ebû Hüreyre (ra) ile yatsı namazını kıldım. İze's-semâu inşekkat sûresini okudu ve secdeye vardı. Ona (bunu) sorduğumda şöyle dedi: Ebû Kâsım'ın (sav) ardında (bu sûreyi okurken) secde ettim, O'na kavuşuncaya kadar da o (sûreyi okuduğum namazda) secde etmeye devam edeceğim.[23]

Şerh

İze's-semâu inşekkat" Kur'an-ı Kerim'in 84. sûresi, İnşikâk sûresi.
Yatsı namazı", Ateme kelimesi, yatsı namazının isimlerinden biridir.
Secde etti", İnşikâk sûresinin 21. âyet-i kerimesinde Allah Resulü (sav) tilâvet secdesinde bulunmuştur. Bu yüzden bu âyet-i kerime secde âyetlerindendir.

Hüküm

Hadis-i şerifte de beyân olunduğu üzere yatsı namazında İnşikâk sûresini okumak sünnettir. Bunun dışında namaz içinde tilâvet secdesiylc ilgili olarak şu hükümleri zikretmekte fayda vardır:
Tilâvet secdesinin namaz esnasında edası derhal vaciptir. Çünkü namazın bir parçası hâline gelmiştir. Tercih edilen görüşe göre secde âyeti okunduktan sonra en fazla üç âyet daha okunabilir, sonra secde yapılır
Tilâvet secdesinde niyet şarttır. Şu var ki birkaç secde âyet-i için secdede bulunacak kişi bunları belirtmek zorunda değildir. Namaz içinde kalben niyet edilmesi gerekirken namaz dışında dille de niyet edilmesi sünnete uygun s, olandır.                 
İmam Ebû Yusuf a göre namaz dışında da edası derhal vaciptir.
Namazda okunan secde âyetinde bakılır: Ondan sonra üç âyetten fazla okunmazsa, takip eden rükû veya sücûd ile tilâvet secdesi de yerine getirilmiş olur. Buna niyet edilmiş olup olmaması durumu değiştirmez.Ancak tercih edilen görüşe göre, rükû suretinde yapılacağında niyet gerekir. Üç âyetten fazla okunacağı zaman müstakillen rükû veya secde edilmesi gerekir. Secde daha faziletlidir. Namazın rükû vesücuduyla bu secde düşmez.
Secde âyetini namazda okuyan biri, dilerse okuyacağı âyetlerin miktarına bakmaksızın tekbir getirerek tilâvet secdesine varır.tilâvet secdesi niyetiyle yalnız rükûya eğilmesi de yeterlidir. Sonra tekrar ayağa kalkar ve namazın asıl rükû ve secdelerine devam eder. Eğer sûreyi bitirmişse, tilâvet rükûun-dan kalktıktan sonra diğer bir sûreden birkaç âyet okur. Hiçbir şey okumadan rükû ve secdelere devam etmesi mekruhtur.
Cemaat ile kılınan namazda ise, imam yukarıda beyan edildiği şekilde rükû ve ya sücûda giderek tilâvet secdesini eda etmez. Zira cemaat bunu bilmeyeceğinden, tilâvet secdesi onlardan sakıt olmaz. Bunun yerine imam, selam verdikten sonra cemaatin tilâvet secdesinde bulunup ardından tekrar teşehhütte bulunmaları gerekir.
Secde âyeti ber namazda birden fazla okunduğunda tercih edilen görüşe göre sadece bir tilâvet secdesi gerekir.
İmamın Cuma ve bayram namazlarıyla ile sessiz tilâvetin olduğu namazlarda tilâvet secdesi bulunan âyetler okuması mekruhtur.
Esas itibariyle namazda okunan bir secde âyeti için, namaz bittikten sonra secde edilemez. Çünkü o secde namazın bir parçası hâline gelmiş olur.
Kur'an-ı Kerim'de toplam 14 secde âyeti mevcuttur.

Ders

Secde âyetleri Yüce Rabbimize tazım ve iclâlin zirvesine çıktığı ve okunan ilahî kelâm sebebiyle korku ve recâ ile secdeye kapanmanın lüzum ettiği âyetlerdir. Büyük sahabî Ebu Hüreyre de (ra) Peygamber efendimizin yatsı namazındaki sünnetini devam ettirerek bu vakitte İnşikâk sûresini okumayı sürdürmüş ve secdesini de tıpkı O'nun gibi yaparak Allah Resûlü'nün (sav) bir sünnetini yaşatma gayreti içinde olmuştur. O ve benzerlerin bu duyarlılıkları sayesinde 14 asır sonra bizler hâlâ Efendimizin dinî uygulamalarının büyük bölümünü olduğu gibi yaşama imkânına sahip bulunmaktayız. Allah cümlesinden razı olsun.

Bâb: Yatsı Namazında (Tilâvet) Secdesi Yapmak


87- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Yezîd b. Zürey' dedi ki: et-Teymî Bekr'de, o Ebû Râfi'den şunu nakletti:
Ebû Hüreyre (ra) ile yatsı namazını kıldım. İze's-semâu inşekkat sûresini okudu ve secdeye vardı. Ona bu nedir diye sorduğumda şöyle dedi:
Ebû Kâsım'ın (sav) ardında (bu sûreyi okurken) secde ettim, O'na kavuşuncaya kadar da o (sûreyi okuduğum namazda) secde etmeye devam edeceğim.[24]

Şerh

Hadis-i şerifin şerhiyle ilgili olarak bir önceki 86 no.lu hadise bakınız.

Hüküm           

Hadis-i şerifle ilgili hükümler 86 no.İu hadisin ilgili bölümünde açıklanmıştır.

Ders

Hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 86 no.lu hadise bakınız.

Bâb: İmamın Âminleri Sesli Söylemesi


88-  Abdullah  b.   Yusuf bize  anlatarak     dedi  ki:   Mâlik  bize  İbni Şihâb'dan, o Saîd b. el-Müseyyeb ve Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan Ebû Hüreyre'nin (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resul (sav) buyurdu ki: İmam "âmin" dediğinde siz de "âmin" deyin. Bilinmelidir ki kimin "âmin" demesi meleklerin "âmin" demesine rastlarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.[25]

Şerh

İmam âmin dediğinde siz de âmin deyin" yani imanı dua ettiğinde, burada murad edilen Fatiha duasıdır, siz de dua edin. Bu hadis-i şerif, imamın âmin demesi gerektiğinin delili olarak görülmüştür. İmam Mâlik bir rivayete dayanarak buna itiraz etmiş ve imamın seslice âmin dememesi gerektiğini söylemiştir. Mâlikîlerin bir bölümü de, imamın duayı okuyan olması itibariyle "âmin" demesinin uygun olmayacağını söylemişlerdir.
Âmin deyin", ifadesi cemaatin imamdan sonra "âmin" demelerine delil olarak gösterilmiştir. Ancak cumhur, farklı bir rivayetle cem etmek suretiyle, imam ile cemaatin eşzamanlı "âmin" demeleri gerektiğini söylemiştir. Ebû Muhammed el-Cüveynî, "âmin" demek dışında namazın hiçbir rüknünde cemaatin imam ile eşzamanlı hareket etmesinin müstehap olmadığını söylemiştir.
Kim rastlarsa", yani "âmin" deyişi, meleklerin "âmin" deyişlerine söz ve vakit olarak rastlarsa demektir. İbni Hıbbân ve bazıları ise huşu ve ihlas bakımından meleklerin "âmin"ine uygun düşerse, demişlerdir. Burada murat edilenin, meleklerin cemaatin bağışlanmaları için ettikleri duanın peşinde söyledikleri "âmin" olduğu da söylenmiştir.
Geçmiş günahları bağışlanır", âlimler burada söz konusu günahların küçük günahlar olduğunu söylemişlerdir.
Bu hadis İmâmiyye mezhebinin, namazın lafız ve zikirlerinden olmaması itibariyle "âmin" demenin namazı bâtıl kılacağı yönündeki görüşlerini de geçersiz kılmaktadır.
İmam Şafiî el-Ümm adlı eserinde, imam kasden veya sehven unutsa dahi, cemaatin "âmin" demeleri gerektiğini söylemiştir.
Kurtubî bu hadis-i şeriften istidlalde bulunarak imamın farz namazlarda Fatiha okuması gerektiğini söylemiştir.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre cemaatin, Fatiha sûresinden sonra sessizce "âmin" demesi, namazın sünnetlerindendir. Şâflîler ve bazı Mâlikîler ise "âmin" lafzını sesli olarak söylerler.

Ders

Fatiha sûresinin, Müslümanm hayatında işgal ettiği önemli yerin bir numunesini de bu hadis-i şerifte görmekteyiz. Her şeyden önce "Fâtiha'sız namaz olmaz" hadisinde hareketle, Kitab'ın Anası (Ümmü'l-Kitâb) olarak kabul edilen bu sûre, bizi yaratan Rabbimize edebileceğimiz dua ve övgülerin en güzellerini içermektedir. Böylesine güzel bir dua ve övgünün ardından "âmin" diyerek kabulünü dilemek kadar normal bir şey olabilir mi?
Cami ve mescitlerde bulunması gereken huzur ve sükûn havasıyla bağdaşmadığı için Hanefî mezhebinin gizlice söylenmesi yönündeki hükmünün de anlamlı olduğu görülmektedir.

 

Bâb: Âmin Demenin Fazileti


89- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Biriniz "âmin" dediğinde gökteki melekler de "âmin" derler. Eğer ikisinden biri diğerine rastlarsa kendisinin geçmiş günahları bağışlanır.[26]

Şerh

Hadiste geçen lafızların şerhiyle ilgili olarak önceki 88 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Hadisten çıkarılan hükümler için 88 no.lu hadise bakınız.

Ders

Hadis-i şeriften çıkarılabilecek derslerle ilgili olarak 88 no.lu hadise bakınız.

Bâb: Cemaatin Âmin Demesinin Fazileti


90- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten, o Ebû Bekr'in azatlısı Sümeyy'den, o Ebû Bekr es-Semmân'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: İmam "Gayri'1-mağdûbi aleyhim vele'd-dâllîn" dediği zaman "âmin" deyin. Bilinmelidir ki kimin bu deyişi, meleklerin (âmin) deyişlerine rastlarsa, geçmiş bütün günahları
bağışlanır.
Muhammed b. Amr ona, Ebû Seleme'nin Ebû Hüreyre (ra) kanalıyla Allah Resûlü'nden (sav) ve Nu'aym el-Mucmir'in Ebû Hüreyre'den (ra) rivâ-yetleriyle mütâbaat etmiştir.[27]

Şerh

"Kavl=söylemek, demek" fiili mutlak olarak kullanıldığı zaman, sesli söylemenin kastedildiği anlaşılır. Gizli veya alçak sesle söylemek murat edildiğinde bu tür sıfatlarla kayıt altına alınması gerekir. Ulemânın bu konudaki ihtilafları çeşitli delillere dayanarak devam etmiş ve mezhepler de buna bağh olarak farklı gömşleri benimsemişlerdir.

Hüküm

Hadis-i şeriften çıkarılan hükümlerle ilgili olarak 88 no.lu hadise bakinız.

Ders

Fatihanın ardından "âmin" demek, ister sesli, ister sessiz olsun sünnet-i şerifeye uygundur. Duanın kabul edilmesi anlamında bir temenni ve dilek ifadesi olan "âmin" meleklerin âminleriyle rastlaştığı zaman, o "âmin'lerin sahipleri kazanacakları büyük ecrin yanı sıra, geçmiş günahlarının da bağış-lanmasıyla ödüllendirileceklerdir. Bu nedenle, namazlardaki Fatiha sûrelerinin ardından mezhebimize uygun bir şekilde gizlice "âmin" demeye devam etmemizde -Allah'ın lütuf ve rahmetiyle- hayır ve bereketler olacaktır.

 

Bâb: Secdeye Giderken Tekbir İle Eğilmek


91- Ali b. Abdillah bize anlatarak dedi ki: Süfyân -birkaç kere- İbni Şihâb ez-Zührî'den şunu nakletti: Enes b. Mâlik'in (ra) şöyle dediğini duydum:
Allah Resulü (sav) bir attan düştü. (Süfyân şöyle demiş olabilir: Attan). Sağ tarafi ezildi. Hasta ziyareti için yanına vardık. Bize oturarak namaz kıldırdı. (Namazda) biz de oturduk. (Süfyân bir keresin de şöyle dedi:) Biz de oturarak namaz kıldık. Aiiah Resulü (sav) namazı bitirdiğinde şöyle buyurdu:
-İmam ancak uyulmak içindir. O tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin. O secde ettiğinde siz de secde edin. O rüküya gittiğinde siz de rükûya gidin. O doğrulduğunda siz de doğrulun. O, semiallahü limen hamiden dediğinde, siz Rabbena ve lekel-hamd deyin.O secdeye vardığında siz de secdeye varın.
Süfyân, Ma'mer hadisi böyle mi zikretti? diye sordu. "Evet" dedim. Dedi ki: İyi hıfzetmiş, Zührî de böyle dedi: Ve lekel-hamdu. Sağ tarafından itibaren hıfzettim. Zührî'nin yanından çıktığımızda İbni Cüreyc şöyle dedi: Ben yanındaydım: "Sağ kolu ezildi" (şeklinde rivayet etti.)[28]

Şerh
Hadis-i şerifin lafizlarıyla ilgili şerh için 75 ve 78 no.lu hadislere bakınız.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre namazın rükünleri arasında ki rükûdan doğrulduktan sonra secdeye varmak  da dâhil olmak üzere tekbîr getirmek gerekir.
Namaza giriş tekbiri olarak bildiğimiz iftitâh tekbiri dışında, kıyamdan rükûya giderken, rükûdan doğrulup secdeye giderken ve secdeler arasında ve sonra sında tekbir getirilir.
Mezhebimize göre bu tekbir ve tesmî'lerin (semiallahü limen hamiden) tamamı sünnettir.

Ders

İmam Buhârî'nin muhtelif bâblar altında farklı sened zincirleriyle yer verdiği bu hadis, fıkhı açıdan çok önemli hükümleri ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Ancak daha önce de gördüğümüz üzere bu hadis-i şerifteki, imam oturursa cemaatin de oturması hükmü neshe uğuramış ve Allah Resulü (sav) son hastalığında kendisi oturup cemaat ayakta olduğu hâlde namaz kıldırmıştır. Bunun dışında imama uymanın önemi ve tatbikatına dair de bu hadis-i şerifte önemli hüküm ve ipuçları bulunmaktadır.
Bir Müslüman, bu hadis-i şerifi sanki Allah Resûlü'nü (sav) ziyaret eden sahabeden biriymiş gibi okuyarak üzerinde düşünmeli ve O rahmet peygamberinin tavsiyelerine uymaya çalışmalıdır.

 

Bâb: Birinci Teşehhüdü Eda Etmeyen Kimse


92- Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şuayb bize İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Abdülmuttalip oğulların azatlısı Abdurrahman b. Hürmüz'den şöyle dediğini nakletti: Rebîa b. el-Hâris'in azatlısı dedi ki: Abd-i Menâf oğullarının müttefiki, olan Ezd-i Şenûe'den Abdullah b. Buhayne (ra) -ki kendisi sahabedendir- şöyle dedi:
Allah Resulü (sav) onlara öğle namazını kıldırdı. İlk iki rekatte oturmayıp hemen kalktı. İnsanlar da O'nunla birlikte kalktılar. Namaz sona erdiğinde insanlar O'nun selam vermesini beklediler. O, kâdede otururken tekbir getirdi ve selam vermeden önce iki defa secdeye vardı, sonra selam verdi.[29]

Şerh

Abdurrahman b. Hürmüz bana anlattı" ifadesinde sözü edilen kişi el-A'rac olarak bilinen râvidir.
Ezd-i Şenûe" meşhur bir Arap kabilesidir.
İlk iki rekatte oturmayıp hemen kalktı" ifadesinde murat edilen, Allah Resûlü'nün (sav) teşehhüd için kâdede bulunmayarak ayağa kalkmasıdır. İbni Reşîd meseleyle ilgili olarak şöyle der: Namazla ilgili hadislerde her hangi bir kayıt konmaksızın "oturma" fiili kullanıldığında bununla teşehhüd için oturma (kâde) anlaşılır.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre imamın namazın rükünlerinden her hangi birini terki veya ihmâli durumunda uygulanacak başlıca hükümler şöyle sıralanabilir:
İmam kunut duasını, bayram tekbirlerini, birinci kâdeyi, tilâvet ve sehiv secdelerini terk etse, cemaat de terk eder.
İmamın fazladan aldığı tekbirlerde, veya beşinci rekata kalkmasında cemaat ona uymaz.
İmam beşinci rekata kalktığında eğer dördüncü rekat için kâde yapmışsa cemaat ona uymayıp kâde hâlinde bekler. İmam hatasını fark edip selam verirse cemaat de selam verir. Eğer imam dördüncü rekatta de kâde yapmamış ise cemaat bekler, eğer imam hatasını fark edip kâdeye döner ve selam verirse cemaat de selam verir. Fakat imam beşinci rekati secdeyle kayıt altına alır ve cemaat de ona uyarsa hepsinin namazı bozulur.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkaracağımız ders, imamın bir şekilde sehivde bulunması hâlinde cemaatin namazın huzur ve huşüunu zedelemeden onun hatasını tashih etmesine fırsat vermesidir. Eğer imam hatasını fark etmezse, cemaat o zaman namazın rekat sayısına göre hareket ederek selamını verip namazdan çıkar. Bu takdirde namazları sahih olur. Ancak hatasına rağmen imama uymakta devam ederlerse, o vakit hem imanım hem de cemaatin namazları fasid olur. 
Buradan çıkan ders, imama uymanın da bir sınırı olduğunun bilinmesi ve hatalı olduğunu bile bile ona ısrarla tâbi olunmamasıdır.

 

Bâb: Birinci Kâdede Teşehhüd Okumak


93- Kuteybe b. Saîd bize anlatarak dedi ki: Bekr bize Cafer b. Rebîa'dan o el-A'rac'dan, o Abdullah b. Mâlik b. Buhayne'den (ra) şöyle nakletti:
Allah Resulü (sav) bize öğle namazı kıldırdı. Kâde yapması gerekirken kalktı. Namazının sonunda kâdede iken iki secde etti.[30]

Şerh

Dört rekatlı namazlarda, ikinci rekattaki ilk kâde, dördüncü rekattaki kâde ile aynı hükümdedir. Dolayısıyla ihmâli namazı fasid kılar.

Hüküm          

Hanefî mezhebine göre üç veya dört rekatlı namazlarda birinci kâde vaciptir. Dolayısıyla onun terki, namazın iadesini, veya sehiv secdesiyle telâfini gerektirir.
Hadisle ilgili fikhî hükümler için 92 no.lu hadise bakınız.

Ders

Hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 92 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Çocukların Abdesti, Onlar Hakkında Gusül Ve Temizlenmenin Ne Zaman Farz Olacağı


94- Abdullah b. Mesleme bize anlatarak dedi ki: Mâlik, İbni Şihâb ez-Zührî'den, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den, o Abdullah b. Abbas'tan (ra) naklederek dedi ki: (İbni Abbâs) şöyle dedi:
Bir dişi eşeğe binmiş olarak geldim. O sırada ergenlik çağına yaklaşmıştım. Allah Resulü (sav) Mina'da duvarsız (sütresiz) bir hâlde namaz kıldırıyordu. Safin bir bölümünün önünden geçtim ve eşeği serbestçe otlaması için salıverdim. Sonra da safa katıldım. Bu (hareketim) yadırganmadı.[31]

Şerh

Bu hadis-i şerifteki lafızların şerhi için 1 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Hanefî mezhebine göre, dinî emirlere muhatap olmanın şartı akıl baliğ olmaktır. Akıl baliğ olan bir kimse, gusül, abdest ve namaz gib emirleri yerine getirmekle mükellef olur. Akıl, doğruyla yanlışı temyiz edebilmektir. Bu, bulûğa göre daha erken bir yaşta sahip olunan bir melekedir. Bulûğ ise bölgesel farklılıklara bağlı olarak, erkek çocuklarda meni gelmesi, kız çocuklarda adet kanının görülmesiyle başlayan devredir. Hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere İbni Abbâs (ra), sözünü ettiği dönemde bulûğ yani ergenliğe adım atmak üzeredir. Dolayısıyla abdest ve namaz gibi ibadetlerle mükellef olacak çağın eşiğindedir. Tam o çağda olmadığı, muhtemelen cemaatin Önünden geçmesine rağmen uyarılmamasından istinbât edilebilir.
Hadis-i şeriften çıkarılabilecek diğer hükümler için 1 no.lu hadise bakınız.

Ders

Bu hadis-i şeriften çıkarmamız gereken en mühim ders, gusül, abdest, namaz, hatta oruç gibi dinî emirleri çocuklara erken yaşlarda vermeye başlama gereğidir. İmam Buhârî de muhtemelen bu düşünceyle hadise bu bâbda yer vermiştir.
Dinî eğitim için ergenlik çağı beklenmemeli, daha erken yaşlardan itibaren çocuklar aydınlatılmaya başlanmalıdır. Böylelikle bunları daha iyi özümseyebilecek ve başlarından ne olaylar geçerse geçsin hayatları boyunca onların izleri belleklerinden silinmeyecektir.

 

Bâb: Kadınların Geceleri Mescidlere Gitmeleri


95- Abdullah b. Mesleme bize Mâlik'ten ve Abdullah b. Yusuf bize yine Mâlik'ten, o Yahya b. Saîd'den, o Amre bn. Abdirrahman'dan, o Âişe'den (r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) sabah namazı kılar, mümin hanımlar da yün giysilere bürünmüş olarak ayrılırlar da karanlıktan onları kimse tanıyamazdi. [32]

Şerh

Bu hadis-i şerifin şerhiyle ilgili olarak 42 no.lu hadise bakınız.
"Karanlıktan", sabah vaktinin alaca karanlığı sebebiyle kadın mı erkek mi oldukları anlaşılmazdı.

Hüküm

Hanımların sabah namazına gitmeleri asr-ı saadette yaygın ve bilinen bir uygulama idi. Sabah namazı, vakit itibariyle yarısı geceye yakın olduğundan, güvenliğin bulunduğu ve fitneden emin olunan beldelerde hanımların sabah namazı için alacakaranlıkta evlerinden çıkmalarında bir sakınca görülmemiştir.
Hadis-i şeriften çıkarılan diğer fıkhı hükümler için 42 no.lu hadise bakınız.

Ders

Hanımların toplumsal hayatın her alanında bulunmaları ilk İslam toplumunda yadırganmayan bir teamül olmakla birlikte belli kuralların bulunduğu da gözden ırak tutulmamalıdır. Bu kurallar, daha çok canlarına ve ırzlarına yönelik taciz ve saldırılardan emin olmaları ve fitneye yol açılma-mamasını sağlayıcı niteliktedir.
Hadis-i şeriften çıkarılabilecek diğer dersler için 42 no.lu hadise bakınız.

 

Bâb: Kadınların Sabah Namazından Erken Çıkmaları


96- Yahya b. lusa bize anlatarak dedi ki: Saîd b. Mansûr bize Fdleyh'den, o Abdurrahman b. el-Kâsım'dan, o babasından, o Âişe'den  r.anhâ) şöyle dediğini nakletti:
Allah Resulü (sav) sabah namazını karanlıkta kılardı. Müminlerin hanımlan (namazdan) ayrıldıklarında karanlıktan tanınmazlardı, yahut birbirlerini tanımazlardı. [33]

Şerh

Saîd b. Mansûr", Buhârî'nin hocalarındandir.
Onlardan bazısı bazısını tanımazdı", ifadesinde iaranlığın yoğunluğundan dolayı, bırakınız erkeklerin tanımasını, hanımların dahi birbirlerini tanımadıkları söylenmektedir.
Hadisin diğer lafızlarının şerhi için 42 no.lu hadise bakınız.

Hüküm

Buradan çıkan hüküm, hanımların sabah namazını kılar kılmaz mescitten yılmalarının müstehap görüldüğüdür.  Çünkü böylesi tanınmamaları açısından daha faydalıdır.
Hadisin diğer hükümleri için 42 no.lu hadisin ilgili bölümüne bakınız.

Ders

Hadis-i şeriften çıkarılabilecek dersler için 42 no.lu hadise bakınız.


[1] Buhârî, ezân/573, cum'a/1146, 1156, bed'ul-halk/3043; Müslim, salât/582-585 mesâcıd/883-884; Tirmizî, salât/363; Nesâî, ezân/664, sehv/1236; Ebû Dâvud sa' laf/432; Ibn Mâce, ikâmetu's-saIât/1206-1207; İbn Hanbel, " bakî musnedi'i-mukS1rîn/7369, 7470, 7488, 7792, 8805, 8968, 9551, 9873, 10139, 10351 10456' Mâlik, nıdâ/139, 208; Dârimî, salât/1178, 1456
[2] Buhârî, saIât/358, ezân/575, cum'a/895, buyû/1986, 2076, 2081, cihâd/2675, 2679, 2725, 2769, 2855-2856, ehâdîsu'l-enbiyâ/3116, men âkı b/3 3 74, megâzî/3774-3775, 3876-3880, 3889-3891, nikâh/4695-4696, 4762, 4771, et'ime/4968, 5005, zebâih/5102İ libâs/5513, edeb/5717, da'avât/5886, kefarât/6220. i'tisâm/6786, 6788; Müslim, hac/2395, 2428, 2431, nikâh/2561-2562, 2564, 2566, cihâd/3360-3362; Tirmiz{ nikâh/1015, 1034, siyer/1470, menâkıb/3857; Nesâî, mevâkît/544, nikâh/3290-3291, 3327-3329, îd/4265; Ebû Dâvud, nikâh/1758, harâc/2601-2604, 2615, et'ime/3253; İbn Mâce, nikâh/1899, 1947, ticârât/2263, menasik/3106; İbn Hanbel, bakî nıusnediM-mÜksirîn/11505, 11554, 11635, 11697, 11770, 11960, 12052, 12155, 12208, 12218, 12282, 12401, 12465, 12553, 12626, 12665, 12993, 13019, 13049, 13086, 13272, 13359, 13471, 13589; Mâlik, cihâd/891, câmi/1374; Dârimî, nikâh/2144-2145, 2462.
[3] Buhârî, ezân/576; Müslim, salât/576; Tirmizî, saîât/192; Nesâî, ezân/667; Ebû Dâvud, salât/438; İbn Mâce, ezân/712; İbn Hanbei, bakî, musnedi'l-müksirîn/10597, 11078, 11318, 11428; Mâlik, nidâ/135; Dârimî, salâi/1175.
[4] Buhârî, ezân/583, cum'a/885, 1099, 1102, 1109; Müslim, salâtu'l-musâfırîn/1184-1186; cum'a/1460-1462; Tirmizî, salât/390, 398, cum'a/480, mevâkît/579, cum'a/1410-1431, kıyâmu'l-leyl/1739-1740, 1744, 1745-1758; Ebû Dâvud, salât/953, 955, 957; İM/ikâmetu's-salât/1135; İbn Hanbel, musnedu't-müksirîn/4277, 4363, 4431, 4526, 4685, 4881, 5044, 5160, 5175, 5191, 5223, 5346, 5430, 5480, 5498, 5545, 5706, 5783, 5798, bakî musnedi'l-Ensâr/25219, 25224; Mâlik, nidâ/241, 260; Dârimî, salât/1401, 1407-1408, 1527.
[5] Buharı, ezân/590, cum'a/939, 1055, 1071-1072, 1090, 1095, da'avât/5835; Müslim, salâtu'l-musâfirîn/1187-1192, 1215-1221; Tirmizî, salât/403-404; Nesâî, ezân/678, kı-yâmu'l-leyl/1678, 1729, 1741; Ebû Dâvud, salat/1063-1064, 1071, 1137, 1140-1142; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1188, 1348; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22928, 22944, 22987, 23058, 23084, 23092, 23307, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23715, 23753, 23092, 23307, 23321, 23396, 23405, 23437, 23589, 23715, 23753, 23858, 23953, 24112, 24179, 24264, 24311, 24371, 24497, 24599, 24609, 24622, 24673, 24911, 24960, 25154; Mâlik, nidâ/222, 242; Dârimî, saiât/1141, 1437-1438, 1538.
[6] Buhârî, ezân/600, cum'a/857; Müslim, mesâcid/944-947; Tirmizî, salât/301, Nesâî, imâmet/852; Ebû Dâvud, salât/485-486; İbn Mâce, mesâcid/767; İbn Hanbel, bakî mus-nedi'l-müksirîn/6932, 6952, 7339, 7462, 7876, 7607, 7650, 9149, 9459, 9550, 9722, 9947, 10327, 10473, 13069; Mâlik, nidâ/137; Dârimî, salât/1251.
[7] Buhârî, ezân/608 617, husûmât/2242, ahkâm/6683; Müslim, mesâcid/1040-1042; Tir-mizî, salât/201; Nesâî, imamet/ 839; Ebû Dâvud, salât/461-462; İbn Mâce, mesâcid/783; İbn Hanbel, bakî, musnedi'l-müksirîn/7001, 7575, 7802, 7908, 8441, 8535, 9014, 9111, 9719, 9826, 14)383, 10450, 10513; Mâlik, nidâ/266; Dârimî, sa-lât/1243
[8] Buhârî, ezân/611-612, 619, vudû/170, salât/426, 457, buyu/1976, bed'ul-halk/2990, tefsîru'l-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037mesâcid/1059-1063; Tirmizî, sa-lât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, 729, 396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid, 778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7236, 7268, 7294, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999, 8756, 8786, 9005, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10095, 10116, 10379, 10413, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345; 347; Dârimî, sa-lât/1245.
[9] Buhârî, ezân/611-612, 639, vudû/170, salât/426, 457, buyû/1976, bed'ul-halk/2990, tefsîru'l-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037mesâcid/1059-1063; Tirmizî, sa-lât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, 729, 396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid, 778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7236, 7268, 7294, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999, 8756, 8786, 9005, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10095, 30116, 10379, 10413, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345; 347; Dârimî, sa-lât/1245.
[10] Buhârî, ezân/608 617, husûmât/2242, ahkâm/6683; Müslim, mesâcid/1040-1042; Tirmizî, salât/201; Nesâî, imamet/ 839; Ebû Dâvud, salât/461-462; İbn Mâce, mesâcid/783; İbn Hanbel, bakî, musnedi'l-müksirîn/7001, 7575, 7802, 7908, 8441, 8535, 9014, 9111, 9719, 9826, 1(7383, 10450, 10513; Mâlik, nidâ/266; Dârimî, sa-lât/1243.
[11] Buhârî, vudû/170, salât/426-427, ezân/611-612, 619, buyû/1976, bed'ul-halk2990, tefsîru'l-Kur'ân/4348; Müslim, mesâcid/1034-1037, 1059-1063; Tirmizî, salât/199-200; Nesâî, mesâcid/725, imâmet/829; Ebû Dâvud, salât/396-398, 472; İbn Mâce, mesâcid/778-779; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6888, 7108, 7121, 7268, 7296, 7553, 7773, 7898, 7999,8756, 8786, 9uO5, 9084, 9483, 9731, 9769, 9909, 9916, 10090, 10116, 10379, 10461, 10481; Mâlik, nidâ/265, 344-345, 347; Dârimî, saIât/1245.
[12] Buhârî, ezân/648, 690-691, 763, salâl/365, cum'a/1047, mezal.m/2289; Musl tj   sa lât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebu Dayud, sal* 509 İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866,  1228; İbn Hanbel, bakî musnedı 1-muksmn/I lö/J, 12185, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimi, salât/1228,1276.
[13] Buhârî, salât/460, ezân/673-674, cum'a/1151-1153, edeb/5591, ahbâru'l-âhâd/6709; Müslim, mesâcid/896-897; Tirmizî, salât/360, 365; Nesâî, sehv/1209; Ebû Dâvud, sa-lât/856-858; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1204; İbn HanbeL bakî musnedi'l-müksirîn/6903, 7070, 7342, 7486^8649, 9099, 9401, 9545, 9660, 10467; Mâlik, ni-dâ/195-196; Dâriraî, salât/1458.
[14] Buhârî, salât/460, ezân/673-674, cum'a/1151-1153, edeb/5591, ahbâru'l-âhâd/6709; Müslim, mesâcid/896-897; Tİrmizî, salât/360, 365; Nesâî, sehv/1209; Ebû Dâvud, sa-lât/856-858; İbn Mâce, ikâmetu's-saIât/1204; İbn Hanbel,. bakî musnedi'l-müksirîn/6903>, 7070, 7342, 7486, 8649, 9099, 9401, 9545, 9660, 10467; Mâlik, ni-dâ/195-196; Dârimî, salât/1458.
[15] Buhârî, salât/365, ezân/648, 690-691, 763, cumV1047, savm/1778, mezâlim/2289, mkâh/4802, , talâk/4880, eymân/ 6190; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebû Dâvud, salât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11623, 12815, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, saIât/1228, 1276
[16] Buhârî, salât/365, ezân/648, 690-691, 763, cum'a/1047, savm/1778, mezâlim/2289, nikâh/4802, , talâk/4880, eymân/ 6190; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebû Dâvud, salât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedi>müksirîn/11623, 12815, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, salât/1228, 1276
[17] Buhârî, ezân/693-694, 696-697; Müslim, salât/586-587; Tirmizî, salât/237; Nesâî, iftitâh/867-868, 1015, tatbîk/1049, 1076, 1132; Ebû Dâvud, salât/619-620; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/848; İbn Hanbel, musnedu'I-müksirîn/43I2, 4445, 4791, 4837, 5027, 5502, 5579, 5888, 5899, 6046; Mâlik, nidâ/149; Dârİmî, salât/1275.
[18] Buhâri, ezân/693-694, 696-697; Müslim, salât/586-587; Tirmizî, saIât/237; Nesâî, iftitâh/867-868, 1015, tatbîk/1049, 1076, 1132; Ebû Dâvud, salât/619-620; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/848; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4312, 4445, 4791, 4837, 5027, 5502, 5579, 5888, 5899, 6046; Mâlik, nidâ/149; Dârimî, salât/1275.
[19] Buhârî, ezân/693-694, 696-697; Müslim, salât/586-587; Tirmizî, salât/237; Nesâî, iftitâh/867-868, 1015, tatbîk/1049, İ076, 1132; Ebû Dâvud, salât/619-620; İbn Mâce, ikâmetuVsalât/848; İbn Hanbel, müsnedu'l-müksirîn/4312, 4445, 4791, 4837, 5027, 5502, 5579, 5888, 5899, 6046; Mâlik, nidâ/149; Dârimî, salât/1275.
[20] Buhârî, ezân/693-694, 696-697; Müslim, salât/586-587; Tirmizî, salât/237; Nesâî, iftitâh/867-868, 1015, tatbîk/1049, 1076, 1132; Ebû Dâvud, salât/619-620; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/848; İbn Hanbel, musnedu'l-müksirîn/4312, 4445, 4791, 4837, 5027, 5502, 5579, 5888, 5899, 6046; Mâlik, nidâ/149; Dârimî, salât/1275.
[21] Buhârî, ezân/701; Müslim, salât/605-60606; Tirmizî, salât/229; Nesâî, iftitâh/892-893, 896-897; Ebû Dâvud, salât/664; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/805; İbn Hanbel, bakî mus-nedi'l-müksirîn/11553, 11641, 12239, 12253, 12345, 12380, 12421, 12506, 12630, 12651, 12782, 12858, 13185, 13406, 13406, 13447, 13540, 13563; Mâlik, nidâ/148; Dârimî, salât/1212.
[22] Buhârî, ezân/721, megâzî/4076; Müslim, salât/704; Tirmizî, salât/283; Nesâî, iftitâh/975-976; Ebû Dâvud, salât/687; İbn Mâce, ikâmetu's-saIât/823; İbn Hanbel, bakî musnedî'l-Ensâr/25634, 25637; Mâlik, nidâ/158; Dârimî, salât/1261.
[23] Buhârî, ezân/724, 726, cum'a/1012, 1016; Müslim, mesâcidy'904-908; Tirmizî, cum'a/523; Nesâî, iftitâh/952-958; Ebû Dâvud, salât/U98-1199; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/1048-1049; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6843, 7067, 7089, 8980, 9234, 9427, 9454, 9842, 9499, 9535, 9559, 9637, 9937, 9923, 10425; Mâlik, nidâ/429; Dârimî, salât/1432-1435.
[24] Buhârî, ezân/724, 726, cum'a/1012, 1016; Müslim, mesâcid/904-908; Tirmizî, cum'a/523; Nesâî, iftitâh/952-958; Ebû Dâvud, salât/1198-1199; İbn Mâce, ikâmetıTs-saIât/1048-1049; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6843, 7067, 7089, 8980, 9234, 9427, 9454, 9842, 9499, 9535, &59, 9637, 9937, 9923, 10425; Mâlik, nidâ/429; Dârimî, salât/1432-1435.
[25] Buhârî, ezân/738-740, tefsîru'l-Kur'ân/4115, da'avât/5923; Müslim, salât/618-621; Tirmizî, salât/232; Nesâî, iftitâh/918-921; Ebû Dâvud, salât/8OO-8Ol; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/841, 843; İbn Hanbe), bakî musnedi'l-müksirîn/6890, 6946, 7337, 7774, 9428, 9541; Mâlik, nidâ/180-182; Dârimî, salât/1218.

[26] Buharı, ezân/738-740, tefsîru'I-Kur'ân/4115, da'avât/5923; Müslim, salât/618-621; Tirmizî, salât/232; Nesâî, iftitâh/918-921; Ebû Dâvud, salât/8OO-8Ol; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/841, 843; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6890, 6946, 7337, 7774, 9428, 9541; Mâlik, nidâ/180-182; Darimî, salât/1218
[27] Buhârî, ezân/738-740, tefsîru'l-Kur'ân/4115, da'avât/5923; Müslim, salât/618-621; Tirmizî, salât/232; Nesâî, iftitâh/918-921; Ebû Dâvud, salât/800-801; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/841, 843; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6890, 6946, 7337, 7774, 9428, 9541; Mâlik, nidâ/180-182; Dârimî, salât/1218.
[28] Buhârî, ezân/648, 690-691, 763, salât/365, cum'a/1047, mezâlim/2289; Müslim, salât/622; Tirmizî, salât/329; Nesâî, imâmet/786, 823, tatbîk/1051; Ebû Dâvud, sa-lât/509; İbn Mâce, ikâmetu's-salât/866, 1228; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/11623, 12185, 12598; Mâlik, nidâ/280; Dârimî, salât/1228, 1276.
[29] Buhârî, ezân/786-787, cum'a/1148-1149, 1154, eymân/6177; Müslim, mesâcid/885-887; Tİrmizî, salât/356; Nesâî, tatbîk/1164-1165, sehv/1207-1208, 1244; Ebû Dâvud, salât/781; İbn Mâce, ikâmetu's-^alât/1196-1197; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/21841, 21851; Malik, nidâ/187-188, 202; Dârimî, salât/1461-1461
[30] Buhârî, ezân/786-787, cum'a/1148-1149, 1154, eyraân/6177; Müslim, mesâcid/885-887; Tirmizî, salât/356; Nesâî, tatbîk/1164-1165, sehv/1207-1208, 1244; Ebû Dâvud, salât/781; İbn Mâce, ikâmetuVsaİâf/1196-1197; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/21841, 21851; Mâlik, nidâ/187-188, 202; Dârimî, salât/1461-1461.
[31] Buhârî, salât/463, czân/814, hac/1724, mcgâzî/4060; Müslim, salât/780, 781; Tirmizî, salât/309; Ncsâî, kıblc/744, 746; Ebû Dâvud, salât/714-715; İbn Mâcc, ikâmctu's-salât/937; Jbn Hanbcl, musncd-i Benî Hâ-şim/1793, 1991, 2256,2667,2749, 2862, 3001, 3136,3275; Mâlik, nidâ/332; Dârimî, salâl/1379.
[32] Buhârî, salât/359, mevâkîtu's-salât/544, ezân/820, 825; Müsiim, mesâcid/1020-2022; Tirmizî, salât/141; Nesâî, mevâkît/542-543, sehv/1345; Ebû Dâvud, salât/359; İbn Mâce, salât661; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22922, 22967, 24282, 24915, 25025; Mâlik, vukûtu's-salât/3; Dârimî, salât/1190.
[33] Buhârî, salât/359, mevâkîtu's-salât/544, ezân/820, 825; Müslim, mesâcid/1020-2022; Tirmizî, salât/141; Nesâî, mevâkît/542-543, sehv/1345; Ebû Dâvud, salât/359; İbn Mâce, salât661; İbn Hanbel, bakî musnedi7I-Ensâr/22922, 22967, 24282, 24915, 25025; Mâlik, vukûtu's-salât/3; Dârimî, salât/1190.

islam