KİTABU KEFFARATİ'L-EYMAN (Yeminlerin Keffaretleri Kitabı)

KİTABU KEFFARATİ'L-EYMAN

(Yeminlerin Keffaretleri Kitabı)

Ve Yüce Allah'ın
"... Yeminin keffâreti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek, yâhud bir kul âzâd etmektir. Fakat kim bulamazsa üç gün oruç (tutması lâzımdır). İşte bu, ahdettiğiniz vakit yeminlerinizin kef Jâretidir..." (cl-Mâide: 89) [1]
Ve bir de "... Artık içinizden kim hasta olur, yâhud başından bir eziyeti bulunursa, ona oruçtan, ya sadakadan yâhud da kurbandan biriyle fidye (vâcib Olur)... " (el-Bakara: 96). âyeti indiği zaman, Peygamber(S)'in Ka'b ibn Ucre'ye emrettiği şey vardır.
Ve İbn Abbâs'tan, Ata ibn Ebî Rebâh'tan ve İkrime'den, Kur'ân-ı Kerîm'de "Min siyâmin ev sadakatin ev nusukın" diye "Ev, ev" harfleriyle olanlar da bunun sahibi muhayyerdir diye zikrolunuyor. Nitekim Peygamber (S) fidyede Ka'b ibn Ucre'yi muhayyer kılmıştır [2].

1-.......Ka'b ibn Ucre (R) şöyle demiştir: Ben O'nun, yânî Peygamber(S)'in yanına geldim:
— "Bana yakın gel!" buyurdu. Yanına yaklaştım.
—  "Haşerelerin sana eziyet veriyor mu?" diye sordu.
—  Evet veriyor, dedim.
—  "(Başını tıraş et!) Sana oruçtan yâhud sadakadan yâhud kurbandan bir fidye lâzımdır" buyurdu.
İbn Şihâb dedi ki: Bana İbnu Avn, Eyyûb'dan tahdîs etti ki, o: "Sana üç gün oruç yâhud kurban yâhud altı fakiri doyurmak..." diye söylemiştir [3].

1- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı:


'Allah, yeminlerinizin (keffâretle) çözülmesini size farz kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır ve O, hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir" (et-Tahrîm: 2) [4].

2-.......SufyânibnUyeynetahdîsedip: Ben ez-Zuhrî'nin ağzından işittim, dedi; ez-Zuhrî de Humeyd ibn Abdirrahmân'dan tahdîs etti ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)'e bir adam geldi de:
—  Helak oldum! dedi. Peygamber:
—  "Hâlin nedir?" diye sordu. O kimse:
— Oruçlu iken ramazânda eşimin üzerine düşüp cinsî münâsebette bulundum, dedi.
Peygamber:
—  "Bir köle azâd etmeye muktedir olabilir misin?" buyurdu. O zât:
—  Hayır (gücüm yetmez)! dedi. Peygamber:
—  "Öyleyse arka arkaya olmak üzere iki ay oruç tutabilir misin?" dedi.
— Hayır (gücüm yetmez)! diye cevâb verdi. Peygamber:
—  "Altmış fakiri doyurmaya gücün yeter mi?" buyurdu. O zât:
—  Hayır gücüm yetmez! dedi. Peygamber ona:
—  "Otur!" diye emretti, o da oturdu.
Bir müddet sonra Peygamber'e içi hurma ile dolu bir arak (hurma yaprağından örülmüş bir zenbîl) getirildi. -Râvî: Arak, (15 sâ' alabilen) büyük bir mikteldir, dedi.- Peygamber o zâta:
—  "Bunu al da yoksullara sadaka et!" buyurdu. O zât:
— Benden daha fakîr olanlara mı vereceğim? (Allah'a yemîn ederim ki, Medine'nin kara taşlı iki yanı arasında benden daha fakîr bir aile yoktur!) dedi.
Bunun üzerine Peygamber dişleri meydana çıkıncaya kadar güldü ve:
—  "Bu hurmayı kendi ailene yedir!" buyurdu [5].

2- Üzerine Vâcib Olan Keffârette Âciz Olan Fakire Yardım Eden Kimse Babı


3-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S)'a bir adam geldi ve:
—  Helak oldum, dedi. Rasûlullah:
—  "Seni helak eden nedir?" diye sordu. O zât:
— Ramazânda oruçlu iken eşimle cinsî münâsebette bulundum, dedi.
Rasûlullah:
—  "Hürriyete kavuşturacak bir köle bulabilir misin?" buyurdu.
O:
—  Hayır (bulamam), dedi. Rasûlullah:
—  "Arka arkaya iki ay zincirleme oruç tutmaya gücün yeter mi?" dedi.
O:
—  Hayır (buna gücüm yetmez), dedi. Rasûlullah:
—  "Altmış fakiri doyurmaya gücün yeter mi?" buyurdu.
O:
—  Hayır, diye cevâb verdi.
Bu sırada Ensâr'dan bir adam bir arak dolusu hurma getirdi. -Arak, mıktel de denilen (onbeş sâ' ölçeği alan) bir zenbîldir.- Rasû-lullah o fakîre:
—  "Bu hurmayı al götür de, bunu fakirlere sadaka et!" buyurdu.
O fakîr kimse:
—  Bizden daha muhtâc olanlara mı vereceğim yâ Rasûlallah? Seni hakk ile Peygamber gönderen Allah'a yemîn ederim ki, Medine'nin kara taşlı iki yanı arasında bizim aileden daha muhtâc bir ev halkı yoktur! dedi.
Sonra Rasûlullah:
—  "Bunu götür de kendi aile halkına yedir!" buyurdu [6].

3- Bâb: Şahıs, Yemîn Bozmaktan Mkidana Gelmiş Keffârette (Kur'ân'dakj Gibi) Of/Fakîre Verir, Bu Fakirlerin Kendisine Yakın Ve Uzak Olmaları Müsavidir


4-.......Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'e bir adam geldi de:
—  Helak oldum, dedi. Peygamber ona:
—  "Senin hâlin nedir?" diye sordu.
O zât:
— Ramazânda oruçlu iken eşimle cinsî münâsebette bulundum,
dedi.
Peygamber:
—  "Bir köle hürriyete kavuşturacak mal bulabilir misin?" buyurdu.
O zât:
—  Hayır (bulamam), dedi. Peygamber:
—  "İki ay arka arkaya zincirleme olarak oruç tutmaya gücün yeter mi?" buyurdu. O zât:
—  Hayır (tutamam), dedi. Peygamber:
—  "Altmış fakiri doyurmaya gücün yeter mi?" buyurdu.
O:
— Hayır, buna güç bulamam, dedi.
Bu sırada Peygamber'e içi hurma dolu bir arak getirildi. Bunun üzerine Peygamber:
—  "Bunu al da sadaka yap!" buyurdu. O zât:
—  Bizden daha fakîr olanlara mı? Medine'nin iki kara taşlığı arasında bizim ailemizden daha fakîr aile yoktur, dedi.
Bundan sonra Peygamber ona:
—  "Bunu al da kendi aile halkına yedir!" buyurdu [7].

4- Medine Sâ'ının Ve Peygamber Müddünün Mikdârlarını Ve Bunun Bereketini Ve Medine Ahâlîsinin Peygamber'deîy Sonra Asırdan Aşıra Birbirlerinden Nakledip Geldikleri Ölçüleri Beyin Babı [8]


5-.......es-Sâib ibn Yezîd (R): Peygamber (S) zamanının sâ' ölçeği, bugünkü müdd ölçeğinizle bir müdd ve üçte bir müdd mikdân idi. Umer ibnu'I-Abdilazîz zamanında sâ' ölçeğinde artırma yapıldı, demiştir [9].

6-.......Bize Ebû Kuteybe -ki o (aslı Horâsân'lı olan) Selm'dir; şöyle dedi: Bize Mâlik tahdîs etti ki, Nâfi' şöyle demiştir: İbnu Umer, ramazân zekâtını, yânî fitr sadakasını Peygamber(S)'in müddü ile ilk müdd ile verirdi, yemîn keffâretinde de yine Peygamber'in müddü ile verirdi (Peygamber için ancak bir tek müdd vardı).
Ebû Kuteybe şöyle dedi: İmâm Mâlik bize şöyle dedi:
— Bizim müddümüz, sizin müddünüzden daha büyüktür. Biz fazlalığı ancak (duası bereketiyle) Peygamber'in müddünde görürüz, dedi.
Yine Ebû Kuteybe şöyle dedi: Mâlik bana:
— Bir emîr size Peygamber'in müddünden daha küçük olan bir müdd darbetse,- siz fıtra ve yemîn keffâretini hangi ölçekle verirdiniz? diye sordu.
Ben de ona:
—  Biz bunu Peygamber'in müddü ile verir idik, dedim. İmâm Mâlik:
— Görmez misin, iş ancak Peygamber'in müddüne dönmektedir, dedi [10].

7-.......Bize İmâm Mâlik, İshâk ibn Abdillah ibn Talha'dan; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten haber verdi ki, Peygamber (S): "Allâhum-me bârik lehum jîmikyâlihim vesâHhim vemuddihim (= Allah'ım, Medîneliler için mikyâllerinde, sâ'larında ve müddlerinde bereket ihsan eyle)/" diye duâ etmiştir [11].

5- Yüce Allah'ın "Yâhud Bir Boyunu Hürriyete Kavuşturmak... " (El-Mâide: 89) Kavli Ve Boyunların Yânı Kölelerin Hangisi Daha Faziletlidir Babı [12]


8-.......Bize el-Velîd ibn Müslim, Ebû Gassân Muhammed ibn Mutarrıf'tan; o da Zeyd ibn Eslem'den; o da Alî ibn Huseyn'den; o da Saîd ibn Mercâne'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Her kim müstümân bir köleyi azâd edip hürriyete kavuşturursa, Allah o köleden her bir organa mukaabil azâd edenin bir organım, hattâ onun fercine mukaabil bunun /ercini cehennem ateşinden azâd edip kurtarır" buyurmuştur [13].

6- Keffârette, Müdebber Kölenin, Çocuk Anası Kölenin, Efendisi İle Hürriyetini Satın Alma Yazışması Yapılmış Kölenin Ve Zina Çocuğunun Azâd Edilmesi Babı


Tâvûs ibn Keysân da:
Müdebber köle ile çocuk anasının azâd edilmesi keffârette yeterli olur, demiştir [14].

9-.......Bize Hammâd ibn Zeyd, Amr ibn Dinar'dan; o da Câbir(R)'den şöyle haber verdi: Ensâr'dan bir adam kendine âid olan bir köleyi müdebber olarak azâd etti. O zâtın bu köleden başka hiçbir malı da yoktu. Onun fakîrlik hâli Peygamber(S)'e ulaşınca, Peygamber o köleyi alıp: "Bunu benden kim satın almak ister?" dedi.
(Müzayede neticesinde) onu Nuaym ibnu*n-Nahhâm sekizyüz dirhem mukaabilinde satın aldı. (Peygamber de kölenin bedelini ona verdi.) Amr ibn Dînâr (bu köle hakkında): Ben Câbir'den "Evvelki yıl vefat eden Mısırlı bir köle" derken işittim, demiştir [15].

7- Bâb: Bir Şahıs, Kendisiyle Başkası Arasında Ortak Mülkiyette Bulunan Bir Köleyi Keffârette Azâd Ettiği Zaman (Bu Caiz Olur Mu Yâhud Olmaz Mı)? [16]


8- Bâb: Bir Şahıs Velâ Hakkı Kendisine Âid Olan Bir Köleyi Keffârette Azâd Ettiği Zaman (Bu Sahîh Olur Mu)?


10-.......Bize Şu'be, el-Hakem'den; o da İbrahim'den; o da el-Esved'den şöyle tahdîs etti: Âişe (R), Berîre'yi efendilerinden satın almak istedi. Efendileri, Âişe'ye karşı Berîre'nin velâ hakkının kendilerine âid olmasını şart koştular. Âişe bu şartı Peygamber (S)'e zikretti. Bunun üzerine Peygamber, Âişe'ye: "Sen Berîre'yi satın al. Velâ hakkı ancak hürriyete kavuşturan kimseye âiddir" buyurdu [17].

9- Yeminlerde İstisna Babı


11-.......Ebû Mûsâ el-Eş'arî (R) şöyle demiştir: Ben Eş'arîler'den bir topluluk içinde (Tebûk seferi hazırlığı sırasında) Rasûlul-lah(S)'a geldim de kendisinden binmek ve ağırlıklarımızı yüklemek üzere deve istiyordum. Rasûlullah:
—  "Vallahi ben sizleri develere yükleyemem, benim yanımda sizi yükleyebileceğim hayvan yoktur" buyurdu.
Sonra biz Allah'ın dilediği kadar bekledik. Sonra birtakım develer getirildi. Bunun üzerine bize üç deve verilmesini emretti. Nihayet yola koyulduğumuz zaman -yâhud: Birbirimizle şöyle konuştuk-: Allah bize bereket ihsan etmez. Biz kendisinden binecek ve ağırlıklarımızı taşıtacak deve istemek için Rasûlullah'a geldik, O da bizlere deve veremiyeceğine yemîn etti.
Ebu Mûsâ dedi ki: Bu konuşmayı müteâkib bizler Peygamber'e geldik ve bu yemînini kendisine zikredip hatırlattık. Buna cevaben Peygamber:
—  "Sizleri develere yükleyen ben değilim. Fakat sizleri develere Allah yüklemiştir. Ve ben Allah'a yemîn ederim ki, İn şâallâhu (diye) bir yemîn ile yemîn eder de sonra ondan başkasını daha hayırlı
görürsem, muhakkak yeminimden keffâret verir ve o daha hayırlı olan işi yaparım, keffâret veririm" buyurdu [18].

12- Bize Ebu'n-Nu'mân tahdîs etti. Bize Hammâd ibn Zeyd tah-dîs etti de "Muhakkak yeminimden keffâret verir ve o daha hayırlı olanı yaparım" yâhud "Ben o daha hayırlı olanı işlerim de keffâret yaparım" buyurdu, dedi [19].

13-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Hişâm ibn Huceyr'den; o da Tâvûs'tan; o da Ebû Hureyre'den işitti ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: "Süleyman Peygamber:
— Yemin olsun ki, ben bu gece doksan kadına dolaşırım da, onların herbiri Allah yolunda mukaatele edecek birer oğlan doğurur, dedi.
Arkadaşı ona -Sufyân: Meleği kasdediyor, demiştir-;
— ' İnşâallâhu" del dedi.
Süleyman bunu söylemeyi unuttu ve kadınları dolaştı. Neticede kadınlardan bir tanesi müstesna, hiçbiri çocuk getirmedi. O bir kadın da yarım bir oğlan getirdi."
Ebû Hureyre bu hadîsi Peygamber(S)'den rivayet ederek, Pey-gamber'in burada şöyle dediğini nakletti: "Eğer Süleyman Peygamber İnşâallâhu deyeydi, hem yemininde hânis olmaz, hem de ihtiyâcına erişmek vesilesi olurdu".
Ve Ebû Hureyre bir kerre de: Rasûlullah (S): "Eğer Süleyman yemininde istisna yapsaydı... " buyurdu, demiştir [20].
(Sufyân ibn Uyeyne geçen senedle şöyle dedi:) Bize Ebu'z-Zinâd, el-A'rec'den, bu Ebû Hureyre hadîsinin benzerini tahdîs etti.

10- Keffâretin Yeminin Bozulmasından Önce Ve Sonra Olması(Nın Beyânı) Babı


14-.......Bize İsmâîl ibn İbrâhîm, Eyyûb es-Sahtıyânî'den; o da el-Kaasım et-Temîmî'den tahdîs etti ki, Zehdem ibnu'I-Cermî şöyle demiştir: (Usmân tarafından vâlî ta'yîn olunup Kûfe'ye geldiğinde) biz Cerm kabilesinden bir cemâat Ebû Musa'nın yanında bulunuyorduk. Bizimle Cerm kabilesinden olan şu oba halkı arasında bir sadâkat ve ihsan vardı [21].
Zehdem dedi ki: Biz Ebû Musa'nın yanında iken ona bir yemek getirildi. Yemeğinin içinde tavuk eti de takdîm edildi.
Zehdem dedi ki: Bu topluluk içinde Teymullah oğulları'ndan köleye benzeyen kırmızı bir adam vardı. Bu adam sofraya yanaşmadı. Ebû Mûsâ ona:
— Sofraya yanaş! Ben Rasûlullah(S)'ı tavuk etinden yerken gör-müşümdür, dedi.
O zât:
— Ben tavuğu pis birşey yerken gördüm, ondan tiksindim de ebeden tavuk yememeğe yemîn ettim, dedi.
Ebû Mûsâ ona şöyle dedi:
— Yanaş da ben sana ettiğin yemîne dâir bir hadîs haber vereyim: Bizler, Eş'arîler'den bir topluluk içinde Rasûlullah'a geldik. Kendisi o sırada sadaka develerinden bir bölük deveyi sahâbîleri arasında taksîm etmekle meşgul bulunuyordu. Ben kendisinden biz Eş'arîler'e de deve vermesini istiyordum.  -Râvî Eyyûb: Ben el-Kaasım et-Temîmî'nin: Rasûlullah öfkeli hâlde idi, dediğini sanıyorum, demiştir.- Rasûlullah: "Vallahi ben sizleri develere yükleyemem, benim yanımda sizi yükleyebileceğim deve yoktur" dedi.
Ebû Mûsâ dedi ki: Biz bu söz üzerine yürüdük, oradan ayrıldık. Bu sırada Rasûlullah'a birtakım ganimet develeri getirildi. Bunun üzerine:
—  Eş'arîler nerede? Eş'arîler nerede? diye soruldu.
Bizler hemen geldik. Rasûlullah bizlere beyaz hörgüçlü beş tane deve verilmesini emretti.
Ebû Mûsâ dedi ki: Biz develeri alıp yürüdük. Bu sırada ben arkadaşlarıma şunları söyledim:
— Bizler Rasûlullah'a geldik, O'ndan bizleri develere yüklemesini istiyorduk. O bizleri develere yükleyemeyeceğine yemîn etti. Sonra bize haber gönderdi ve bizleri develere yükledi. Rasûlullah evvelce yaptığı yemînini unuttu. Vallahi biz Rasûlullah'ı gaflete getirip yemînini unutturduk, biz ebeden felah bulmayız. Haydin beraberce Rasûlullah'a dönün de kendisine yapmış olduğu yemînini zikredip hatırlatalım! dedim.
Bunun üzerine geriye döndük ve:
— Yâ Rasûlallah! Bizler Sana gelmiş, bizleri develere yüklemeni istiyorduk. Sen bizleri develere yükleyemeyeceğine yemîn etmiştin. Sonra bizlere develer verip yükledin. Bizler Sen'in o yemînini unutmuş olduğunu zannettik yâhud bildik! dedik. -
Rasûlullah:
—  "Gidiniz! Sizleri ancak Allah yüklemiştir. Ben yemîn ettim. Vallahi İnşâallah ben birşey üzerine yemîn eder de müteakiben yemîn ettiğim şeyden başkasını daha hayırlı görürsem (o yemîne bağlı kalmayıp) muhakkak o daha hayırlı olduğuna kanâat ettiğim şeyi yaparım. Ve ben o yemîni bir keffâretle halâl da kıldım (yânî onu kef-fâret vererek çözdüm)" buyurdu [22].
Bu hadîsi Eyyûb'dan; o da Ebû Kılâbe'den ve el-Kaasım ibn Âsim el-Kuleybî'den rivayet etmekte Hammâd ibn Zeyd, İsmâîl ibn îbrâ-hîm'e mutâbaat etmiştir.
Bize Kuteybe ibn Saîd tahdîs etti. Bize Abdulvahhâb, Eyyûb'dan; o da Ebû Kılâbe'den ve el-Kaasım'dan; o da Zehdem'den olmak üzere bu hadîsi tahdîs etti [23].

15- Bana Muhammed ibn Abdillah tahdîs etti. Bize Usmân ibn Umer ibn Fâris tahdîs etti. Bize İbnu Avn, el-Hasen el-Basrî'den haber verdi ki, Abdurrahmân ibn Semure (R) şöyle demiştir: Rasûlul-lah (S) bana (öğüt verip) şöyle buyurdu:
— "Sen kendiliğinden emîr olmak isteme! Eğer sen kendin istemeksizin sana emirlik, kumandanlık verilirse, o işte (Allah tarafından) yardım olunursun. Eğer senin istemenden dolayı sana emirlik verilirse, istediğin emirlik işinde yalnız bırakılırsın (Allah'ın yardımına mazhar olamazsın). Bir de sen birşeye yemîn edip de başkasını ondan daha hayırlı gördüğünde, o daha hayırlı olan işi yap ve yemininden keffâret ver/"[24].
Bu hadîsi Abdullah ibn Avn'dan rivayet etmekte Eşhel, Usmân ibn Umer'e mutâbaat etmiştir. Abdullah ibn Avn'a da Yûnus ibn Ubeyd, Simâk ibnu Atiyye, Simâk ibnu Harb, Humeyd et-Tavîl, Ka-tâde, Mansûr, Hişâm ibn Hassan ve er-Rabî' (ibn Müslim el-Cumahî yâhud er-Rabî ibnu Subeyh) topluluğu mutâbaat etmişlerdir [25].

[1] Bu el-Mâide: 89. âyette akdedilmiş olan yeminlerin keffâreti sayılmıştır. el-Baka-ra: 96. âyeti ise Hacc'da olacak ezâ keffâreti hakkındadır,
"Yemini bozmanın keffâreti, ehil ve ıyâlinize yedirdiğiniz taamın nevi' ve mikdârında orta derecesinden on fakiri bir gün doyurmaktır. Bu, iki suretle olur. Birisi bir akşam, bir de sabah çağırıp yemek yedirerek karınlarını doyurmaktır ki, buna "İbâha" ismi verilir. Diğeri de akşam, sabah doyuracak kadar ellerine birşey vermektir ki, buna da "Tethlîk"ismi verilir. İmâm A'zâm Ebû Hanîfe'-ye göre bunun mikdârı her fakır için bir fıtra gibi buğdaydan yarım sâ', diğerlerinden bir sâ' Ölçeğidir. İmâm Şafiî'ye göre de bir müdd'dür. Yemîn keffâreti ya böyle on fakiri doyurmaktır yâhud on fakîrin kisveleridir. Kisve, avreti Örtecek bir sevb demektir, bir rivayete göre de "Bir cami' sevb = Bütün bir kat el-bise"dir. Veyâhud bir rakabe, bir köle veya câriye insan azâd etmektir, imâm Şafiî kati keffâretine kıyâsen, bunun da mü'min olmasını şart etmiş ise de Ha-nefiyye imamları kati keffâretinden mâadasında nassın zahirine nazaran kâfir olan rakabeyi de kâfî görmüşlerdir. Hâsılı yemîn keffâretinde bu üçten biri vâ-cibdir. Binâenaleyh her kim bunlardan birini bulamaz, vermeye kudreti yetmezse, onun keffâreti de üç gün oruçtur. İbn Mes'ûd Mushafında "Selâsetu eyyâmin mutetâbitin = Üç gün arka arkaya oruç" kaydı olduğundan, bu üç günün fasılasız birbiri ardına tutulması vâcibdir. İşte yemîn eliğiniz vakit yeminlerinizin keffâreti budur. Bozulduğu zaman bu keffâreti edâ ediniz ve yeminlerinizi muhafaza ediniz. Yânî evvelâ herşeye yemîn etmeyiniz, ikinci olarak yemininizin suretini iyi belleyiniz, ihmâl ile unutmayınız. Üçüncü olarak ma'siyet olmayan ve bir hayrı men* etmeyen yeminlerde gücünüz yettiği kadar sebat ediniz, bozmayınız. Dördüncü olarak, bozduğunuz takdirde keffâretini de vererek yeminin sânını muhafaza ediniz..." (Hakk Dîni, II, 1802).
[2] ibn Abbâs, Atâ'nm ve îkrime'nin: "Bunun sahibi, bu üç fidye nev'i arasında muhayyerdir" hükümlerini Taberî, Tefsîr'inde rivayet etmiştir.
[3] İbn Battal şöyle demiştir: Buhârî bu Ka'b ibn Ucre hadîsim burada sırf muhayyerlik delili olduğu için zikretmiştir. Çünkü üç şeydjen birini tercîh etme muhayyerliği  yemîn keffâretinde geldiği gibi, ezâ keffâretinde de gelmiştir...(Kastallânî).
[4] Tahlile, aslı "Tecribe, Tekmile, Tekrime" kelimeleri gibi "Tahlile" olarak tef'îl babından gayrı kıyâsî olarak masdar olup, kıyâs olan tahlil ma'nâsına veya tahlile sebeb olan isim hâlinde kullanılır ki, halâl etmek, çözmek, çözülmek ve çözüm-lük, halâllık demek olur. Yeminin halâllığı, çözümlüğü de birincisi yaptığı ye mîni sâdık olarak icra edip bitirmek, ikincisi "İnşâallah " kaydıyle istisna etmek, üçüncüsü de ısrarında bir günâh bulunduğu takdirde bozup keffâret vermektir. Yeminin keffâreti de el-Mâide: 89'da beyân olunmuştur... (Hakk Dîni, VI, 5109-5110).
[5] Hadîs, oruçlu iken cinsî münâsebetle oruç bozmanın keffâreti evvelâ köle azadı, sonra oruç, sonra yemek yedirme sırasıyle tertîb edilmiştir...
Arak'm "Miktel" ile tefsîri râvînindir. Her iki kelime de onbeş sâ' ölçeği hurma alabilen büyük zenbîldir. Hurma yapraklarından küfe şeklinde örülür. Bu hadîsin bir rivayeti Oruç Kitâbı'nda da geçmişti.
[6] Medine'nin iki kara taşlık tarafı arasından maksad, Uhud'la Âir Dağlan arasıdır. Bu iki dağa "Lâbetân" denilir. Bu iki kara taşlık dağ arasındaki sahaya "Medine Haremi" denilir.
Hadîsin başlığa uygunluğu meydandadır. Buna göre ramazân gündüzünde cinsî münâsebet yapmaktan dolayı keffâret vâcib olan fakîre yardım etmek caiz olduğu gîbî, yine böyle yemînini bozduğu zaman keffâret vâcib olan fakîre de yardım etmek caiz olur. Bu hadîsten pekçok mes'eleler ve fâideler istinbât edilmiştir. 3u hadîs dîn mürşidlerine dîni öğretmekte ta'kîb edecekleri yolu gösterir. Dîn öğreticilerinin güleryüzlü olmalarını, öğrencileri yumuşaklıkla dîne ısındırmalarını, güçlük ve sertlik göstermemelerini öğretiyor...
[7] Bu da aynı hadîsin başka yoldan gelen rivayetidir.
tbn Münîr şöyle demiştir: Hadîste ancak "Bunu kendi aile halkına yedir sözü vardır. Lâkin kendi aile halkı olan en yakınlarına vermeyi caiz kılınca, uzak hısımlara vermek daha çok caiz olacaktır. Yakın hısımlara vermeyi caiz kılmakta yemîn bozma keffâretini, oruçta cinsî münâsebet keffâretine kıyâs et... (Kas-tallânî).
[8] Bu, bütün dînî vecibelerin ödenmesinde kendisiyle ölçüp çıkarılması vâcib olan ölçektir. Çünkü teşrî' evvelâ bu ölçek üzere vâki' olmuştur.
[9] İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadîs, es-Sâib'in bu hadîsi tahdîs ettiği zaman, onların müddlerinin dört rıtl olduğuna delâlet eder. Bunun üzerine üçte bir artırıldığı zaman ki, o bir ntl ve üçte birdir, bundan beş rıtl ve üçte bir kaaim olmuştur. İşte bu, o zamanki sâ'dır. Bunun delîli, Peygamber müddünün bir rıtl ve üçte bir olması, Peygamber sâ'ınm da dört müdd olmasıdır. Sonra dedi ki: Amma Umer ibn AbdiIazÎ2 zamanındaki artırmanın mikdânna gelince, biz onu bilmiyoruz. Hadîs ancak onların müddlerinin, Peygamber'in müddü ile üç müdd olduğuna delâlet eder... (Kastallânî).
Hadîste zikredilen sâ' ve müdd, hububat ölçekleridir. Bir sâ', 1040 dirhem ayarında ölçeğe denilir. Şu kadar ki, Peygamber zamanındaki sâ'ın mikdârını hesab ederken Iraklılarla Hicâzlılar arasında, diğer deyişle Ebû Hanîfe ile öteki üç mezheb imamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bu da sâ'ın kesri olan müdd ve rıtl hesâblanndaki farktan meydana gelmiştir. Iraklılar'a göre bir sâ' 8 Bağ-dâd rıtlı; Hicâzlılar'a göre 5 1/3 Medine rıtlıdır. Şu kadar ki, rıtl'm kesri Iraklı-lar'a göre 20 ıstâr, Hicâzlılar'a göre 30 istâr olduğundan, aşağıda rakamlarla da görüleceği üzere hesâb neticesi birdir. Bir sâ' 1040 dirhem olduğudur:
Iraklılar'a göre;
Birsâ' = 8 Bağdâd ntlı x 20 ıstâr = 160 ıstâr x 6,5 dirhem = 1040 dirhem.
Hicâzlılar'a göre:
Bir sâ' = 5 1/3 Medine rıtlı x 20 ıstâr = 160 ıstâr x 6,5 dirhem - 1040 dirhem.
Bu hadîsteki sâ' ve müdd hakkındaki bu hesâbları gördükten sonra, yemîn keffâreti olan taam mikdânna gelince, bu hususta görüş ayrılığı vardır: İmâm Ebû Hanîfe ile Küfe fakîhlerine göre her fakîre yemîn keffâreti olarak yarım sâ' = 5O0 dirhem buğday, diğer hububat ile üzüm, hurma gibi kuru meyvelerden bir sâ' = 1040 dirhem verilir. Üç mezheb imamlarına göre Peygamber'in müddü ile bir müdd verilir (ki Râfiî'nin hesabına göre 693 1/3 dirhemdir, Nevevî'nin hesabına göre de 685 5/7 dirhemdir).
Bu ölçekler hakkında Zekât Kitâbı'nda da bilgiler verilmişti.
[10] Yukarıda geçtiği üzere, Peygamber'in müddü, bir rıtl ve üçte bir Bağdadî idi ki, bu da 128 dirhem ve 1/7 (yedide bir) dirhem eder. Nâfi' bununla İbnu Umer'-in, Hişâm'ın ortaya koyduğu müdd ile verir olduğunu kasdetmiştir ki, o Peygamber'in müddünden 1/3 müdd daha büyüktür. Hişâm'ın müddü iki rıtldir. Bunda olan sâ', 8 ntldır. İmâm Mâlik: Her ne kadar vezince Hişânı'mki daha fazla ise de, biz Peygamber'in müddünü mübarek olmasından dolayı daha büyük görürüz, demiş oluyor... Evvelki müdde dönmek evlâ oluyor. Çünkü o, Medîne ahâlîsinin asırdan asra nesilden nesile nakledip gelmeleriyle şer'iyyet tahakkuk eden ölçektir. Ebû Yûsuf da bu görüşle İmâm Mâlik 'in görüşüne dönmüştür.
[11] Bereket, nema ve ziyâde almak ma'nâsınadır... Kastallânî: Ben bu bereketi 895 senesinde hayretle görmüşümdür... demiştir. Allah'a hadsiz hamd ve senalar olsun ki, ben nâçiz Mehmed Sofuoğlu kuluna da 1957/1377 hacc mevsiminde bu bereketleri salimen gösterip tattırmakla bahtiyar kılmıştır
[12] Hanefîler, kati keffâreti hâriç, diğer keffâretlerde nass mutlak olduğu İçin mü'-min köle de, kâfir köle de olur dediler. Allah kati keffâretinde îmân ile kayıtladı. Şafiî ise kati keffâreti zıhâr keffâreti, ramazân gündüzünde cima keffâreti gibi keffâretlerin hepsinde mutlak-i mukayyede hamlederek azâd edilecek kölede îmânı şart koştu. Nitekim Yüce Allah bir yerde şehâdeti adaletle kayıtlayıp: "Sizden adalet sahibi olanları şâhidyapın" (et-Talâk: 2) buyurdu, bir yerde de mutlak söyleyip ' 'Erkeklerinizden iki şâhidden şâhidlik yapmasını isteyin'' (el-Bakara: 282) buyurdu. Sonra adalet, mutlak mukayyede hamledilerek hepsinde şart kılındı.
Başlığın ikinci fıkrası, Itk Kitâbı'nda geçen Ebû Zerr hadîsinden bir parçadır.
[13] Başlığa uygunluğu "Müslüman bir köleyi hürriyete kavuşturmak" sözündedir. Bu "Tahrîru rakabe" ta'bîri Kur'ân'da birkaç yerde geçer: el-Mâide: 92; en-Nİsâ: 91, el-Mucâdile: 3; el-Beled Sûresi: 13. âyette de "Bir boyunun kölelik bağını çözmek" ta'bîriyle geçer.
[14] "Müdebber" sözü, fıkhı bir ıstılahtır. Azâdhğı ölüme ta'lîk olunan kölede kullanılır. Yânî hürriyete kavuşması bir şahsın hayâtından sonraya bırakılan köle ma'nâsını ifâde eder. Müdebber kölenin satılıp satılmayacağı hakkında hukukî görüş ayrılıkları vardır...
[15] Hadîsin başlığa uygunluğu, müdebber kölenin satılması caiz olunca, keffârette azâd edilmesi de caiz olacağı içindir. Başlıktaki diğer fıkraları da buna kıyas eyle!
Bu hadîsin bâzı rivayetlerini Buhârî, Buyu', Itk, tkrâh'ta; Müslim Ey-mân ve Nuzûr'da getirmiştir.
[16] Bu bâb ve başlık, Ebû Zerr'in el-Müstemlî nüshasında böyle âyet ve hadîs zik-redilmeksizin sabit olmuştur. Muhtemel ki, Buhârî bu bâbda kendi şartı üzere bir hadîs bulamadı yâhud başka bir sebeble zikretmedi. Bâb'in hükmü, şahıs kendisiyle başka biri arasında ortak olan bir köleyi keffârette azâd ettiğinde, eğer zengin ise ortağının hissesini ödemeyi üzerine alır ve keffârette ona bu azadı kâfî gelir. Fakîr ise durum ihtilaflıdır. Tafsilâtı fıkıh kitâblarındadır...
[17] Velâ hakkı, kişinin mâlik bulunduğu bir şahsı azâd etmesi sebebiyle azâd eden ile azâd edilen arasında devam eden hükmî yakınlıktır ki, bu yakınlık sebebiyle azâd eden kimse, azâd edilen kişinin mîrâsına hakk kazanır. Başlığa uygunluğu "Velâ ancak hürriyete kavuşturan kimseye âiddir" sözünden alınır.
[18] Istisnâh yemîn, yemînini Allah'ın meşîet ve irâdesine ta'lîk etmektir. Meselâ:
"Allah dilerse vallahi şu işi yaparım", yâhud "Vallahi Allah dilerse şu işi yapmam" demek istisnâlı yemindir.
Bu hadîste Rasûlullah'ın yeminine bağlı kalmadığı açık olarak bildirilmiştir. Peygamber bu yemininden sonra kendisine ganimet develeri getirilince, onlara deve vermeyi daha hayırlı görüp develeri vermiştir. Peygamber o yeminini "İnşâallah"diye Allah'ın irâde ve meşîetine de ta'lîk etmişti. Hadîsin diğer rivayetinde "Tahalleltuhâ = Ben onu keffâretle çözdüm "kaydı da gelmiştir. Bunun hakkında daha önce de bilgi verilmişti.
[19] Bu hadîste yemîni bozup o işi yapmak, sonra keffâret vermek yâhud o işi yapmadan keffâret verip o işi yapmak şıkları terdîdli gelmiştir
[20] Ebû Hureyre bu son rivayetinde Rasûlullah'ın "İnşâallâhu deyeydi"'yerine onun dengi bir ta'bîr olan "Eğer yemininde istisna etseydi" buyurduğunu bildirmiştir ki, hüküm bakımından aralarında fark yoktur.
Yüce Allah istikbâle âid sözler ve yapılacak işler hakkında Peygamberinir şahsında bütün mü'minlere şu^tavsiyeyi bildirmiştir:Hiçbirşey hakkında Allah'ın meşîeti ile kayıtlamadan 'Ben bunu yarın muhakkak yaparım' deme ve unuttuğun vakit Rabb'ini an... " (el-Kehf: 23-24).
Bunun hakkında güzel bir tefsîr daha önce verilmişti- Hakk Dîni   IV 3242-3243. 
[21] Bu ifâde, Müslim'deki bir diğer rivayette: Cerm'den oîan şu oba ile Eş'arîler arasında bir sevgi ve bir kardeşlik vardı, şeklindedir. Ebû Mûsâ vâlî olarak Kû-fe'ye geldiğinde, Cerm kabilesinden bir cemâati kabul edip yemek ikram etmişti. Zehdem de kabul edilen bu topluluk içinde bulunuyordu.
[22] Bu "Tahallaltuhâ" sözü "Ben o yemîni keffâret verip çözdüm" ma'nâsına olduğu gibi, "Ben o yeminimde İnşâaltah diye istisna yapmıştım" ma'nâsına da gelir. Hadîste başlıktaki mes'eleye açık bir delil bulunmadığından dolayı âlimler, keffâretin yemîni bozmadan önce veya bozduktan sonra olduğu hususunda ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Kimisi keffâretin yemini bozduktan sonra olacağını, kimisi de yemini bozmadan da olabileceğini, kimisi de her iki şekilde de yânî bozmadan evvel de bozduktan sonra da olmasının caiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu hadîsin şimdiye kadar birçok yerde uzun ve kısa rivayetleri geçmişti.
[23] Bunlar hadîsin geldiği değişik yollardır.
[24] Bu hadîs, başlıktaki şıklardan keffâretin yemini bozup o hayırlı işi yaptıktan sonra olduğuna delâlet etmektedir. Daha önce de zikrettiğimiz gibi keffâretin yemîni bozmadan önce olabileceğine delâlet eden hadîs ibareleri de vardır.
Bu hadîsin bir rivayeti Eymân ve'n-Nuzûr Kitâbı'nın üaş tarafında 2 rakamlı hadîs olarak geçmiş ve bâzı açıklamalar orada verilmişti.
[25] Yânî burada isimleri sayılan sekiz kişi, bu hadîsi el-Hasen'den; o da Abdurrahmân ibn Semure(R)'den rivayet etmesinde Abdullah ibnu Avn'a mutâbaat ettiler.

islam