CAMİU’S-SAĞİR VE TERCEMESİ İZAHLI 2000 HADİS -1


CAMİU’S-SAĞİR VE TERCEMESİ İZAHLI 2000 HADİS -I
DÜNYA VE ALDATMALARI

CAMİU’S-SAĞİR VE TERCÜMESİ İZAHLI 2000 HADİS -I



Konu: Şehidliği Gerektiren Sebepler


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidliği gerektiren dört sebep vardır. Bu sebeplerden birisiyi ölen bir kimse şehid olur:
a) Allah yolunda savaşarak öldürülen bir kimse, bu hakiki bir şehiddir.
b) Suda boğularak ölen bir kimse,
c) Karın ağrısından ölen bir kimse,
d) Veba hastalığına tutularak ölen kimselerdir. Bunlar hakiki şehit değil, hükmi şehiddir.”[1]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dul (ve kimsesiz)  kadınlar ve günlük yiyeceklerini sağlamaktan, aciz olan fakirlere yardım edip bakan bir kimse, Allah yolunda cihad eden veya gecelerini namazla, gündüzlerini de oruçla geçiren bir kimse gibidir.”[2]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Böbrek hastalığıyla ölen kimseler, (hükmen) şehiddirler.”[3]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidlik,  Allah yolunda yapılan savaş neticesinde ölmenin dışında başlica yedi kısma ayrılır:
a) (Cihadın dışında ilim tahsili ve camiyegitmek gibi) dinin herhangi bir vazifesini yaparken Allah yolunda ölen,
b) Veba hastalığına yakalanarak ölen,
c) Suda boğularak ölen,
ç) Ciğer hastalığına yakalanarak ölen,
d) Karın ağrısından dolayı ölen,
e) (Allah rızası için düşman cephesinde) nöbet tutarken ölen,
f) (Duvar gibi)  her hangi bir şeyin altında kalarak ölen,         
h) Hamileyken ölen kimseler.”[4]                                                       
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
a) Derecesi en yüksek olan şehiddir.  (Yüreğinde) temiz bir -imanı barındırmaktadır; düşmanla karşılaştığı vakit Allah'a olan bağlılığı uğruna can verir. Kıyamet günü, insanlar o kimseyi görebilmek için (ayak parmakları  üzerine dikilerek) boyunlarını yukarıya doğru kaldıracaklardır.
b) Bu da (yüreğinde) temiz bir iman barındırmakta olan bir müslümandır. Fakat düşmanla karşılaştığı vakit,  içine düşen korku nedeniyle, sanki derisine muz dikeni batırılmış gibi ürküntü duyar.  (Bu sırada)  beklenmediği  taraftan gelen bir düşman oku vücuduna saplanarak ölümüne sebeb olur. Bu kimse de, ikinci dereceden bir şehiddir.
c) Bu da kötü amelleri birbirine karıştıran (sevab kadar günahta işlemekten geri durmayan) bir müslümandır. Din uğrunda düşmanla çarpışarak canını feda eden bir kimsedir ki, bu üçüncü dereceden bir şehiddir.
ç) Sevabtan çok kötü amel işleyen âsi, fakat düşmanla karşılaşınca, Allah'a karşı olan bağlılığını, dine karşı da doğruluğunu ortaya koyarak canını feda eden bir kimsedir. Bu da dördüncü dereceden bir şehiddir.[5]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidler,  (öldüğü andan kıyamet kopuncaya kadar geçen zaman içersinde)  cennet kapısında suyu berrak gibi  olan  bir nehrin  kenarında yeşil bir kubbe içinde bulunurlar. (Bunlar şehidlik hallerine uygun bir hayat sürerlerken) sabah ile akşam yiyecekleri cennetten başuçlarına getirilecektir.”[6]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidler, Allah'ın nezdinde hiç bir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın arşının gölgesi altında misk tepelerinin üzerinde bulunan yakut taşlarından yapılmış minberler üzerindedir. Bu duruma karşı Hz. Allah kendilerine şöyle buyururlar:
“Ben, şehidlik mükafatını size verip doğru olan vaadimi yerine getirmedim mi?” Şehidler:
“Evet Yarab!.. verdiniz...
Doğru olan sözünüzü de yerine getirdiniz...”[7]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ciğer hastalığından ölen bir kimse, hükmen şehiddir.”[8]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakkını veya malını müdafaa ederken ölen bir kimse bir şehiddir.”[9]                                                                                            
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı her müslüman için bir şehidlik vesilesidir.” [10]                                                                
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Taun hastalığı İsrailoğullarından bir gurubun yaptığı  (zina,  içki gibi Allah'ın  azabını  gerektiren   kötülüklerin  yüzünden)  başlarına inen bir azabın kalıntısıdır.
Ey müminler!... Bulunduğunuz yere bu hastalık gelirse, yerinizden ayrılmayınız. (Kurtulmak ümidiyle memleketinizden ayrılıp başka yere göç etmeyiniz. Çünkü muhtemel olarak size bulaşan bu hastalığın başkalarına da bulaşmasına sebep olursunuz.)
Taun hastalığının bulunduğu yere de girmeyiniz. (Çünkü size bulaşabilmesi muhtemel olduğundan kendinizi ölümün eşiğine atmış olursunuz.”[11]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı öylesine bir azabdır ki, Hz. Allah o hastalığı dilediği herhangi (dinsiz) bir milletin başına    musallat eder. Şüphesiz Hz. Allah bu hastalığı müslümanlar arasında bir rahmet olarak yaratmıştır. Çünkü taunun olduğu şehir veya kasabada sabır ederek Allah'a karşı olan bağlılığını en samimi bir yürekle gösterip orada kalır ve Allah'ın takdir etiğinden başka herhangi bir ona isabet etmeyeceğini bilerek inanan bir kimse için, hakiki bir şehidin sevabı vardır.”[12]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı, (insan vücudunun çeşitli yerlerinde) devenin ağzından çıkan yara gibi yara çıkarır. Taun hastalığı bulunduğu veya girdiği yerde kaçmayıp sabır gösteren kimseler için, şehidlerin kazandığı kadar sevab vardır. (Çünkü -bulaşan hastalığın diğer yerlere yayılmasına engel olur.) Taun hastalığının bulunduğu yerden kaçan bir kimse, düşman cephesinden kaçan kimse gibidir.”[13]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı, şehidlik vesilesi, aynı zamanda kâfir düşmanlarınız olan cinler içinde bir azabdır. Devenin ağzından çıkan yaralar gibi, insanların koltuk altlarında ve derisi ince olan yerlerinde çıkar. Bulunduğu yerden kaçmayan bir kimse, Allah'ın yolunda düşman cephesinde nöbet bekleyen bir kimse gibidir. Kaçan kimse de, düşman cephesinden kaçan kimse gibidir.”[14]

Konu: Allah'ın Teklifleri Ancak İnsanların Yararlanmaları İçindir


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyorlar: “Ey kullarım”... (Ben, bütün kâinatı yaratmış olmama rağmen) kendime her türlü zulüm etmeyi haram kıldığım gibi, aynı zamanda size de haram kıldım... Öyleyse birbirinize zülüm etmeyiniz.
Ey kullarım!., (Şehevi arzuların azgınlığı sebebiyle) hepiniz sapık kimselersiniz. Ancak iman ve hidayet yoluna kavuşturduklarım müstesnadır. Öyleyse Benden hidayet isteyiniz ki, sizi hidayete kavuşturayım...
Ey kullarım!.. duyurduklarımın dışında, hepiniz aç ve muhtaç kimselersiniz.. O halde, Benden rızık isteyiniz ki, ben de size rızrk vereyim...
Ey kullarım!... Giydirdiklerim müstesna, hepiniz (elbiseden ve iyi ahlâktan) çıplaksınız.  Öyleyse,  benden isteyiniz ki,  sizi giydireyim...
Ey kullarım!... Şüphesiz hepiniz geceli gündüzlü günah işlemektesiniz. Ben de (samimi bir yürekle yaptığınız tevbeleriniz nedeniyle) bütün günahlarınızı af edecek büyük bir merhamet sahibiyim.. O halde, benden af dileyiniz ki, sizi affedeyim...
Ey -kullarım!... Sizler bana zarar verecek bir durumda değilsiniz ki, beni bir zarara sokasınız. Aynı zamanda bana menfâat verecek bir kuvvet ve saltanata sahip değilsiniz ki, bana her menfâatiniz dokundurabilesiniz...
Ey kullarım!., Geçmiş ve gelecekleriniz, insan ve cinleriniz, hepiniz iyi huylu, temiz kalbli tek bir insan gibi olsanız bile, Benim mülk ve saltanatıma  bir şey ilâve ettiremezsiniz...
Ey kullarım!... Geçmiş ve gelecek insan ve cinlerinizin -hepsi kötü bir insan gibi fena bir ahlâka sahip olsaydılar, Bana ve saltanatıma zerre kadar bir noksanlık veremezler..
Ey kullarım!... Geçmiş ve gelecek insan ve cinlerin hepsi bir araya gelip, her birerlerinin istedikleri çeşitli ihtiyaçlarını versem bile, bende bulunan zengin hazinelerimi tek bir noksanlık bile getirmez. Ancak onların aldıkları, denize batırılıp çıkarılan bir iğnenin getirdiği su kadardır.
Ey kullarım!... İşlediğiniz amellerinizi teker teker saydırmakta ve zapt etmekteyim. Kıyamet aleminde olduğu gibi, karşılığını vereceğim. Yaptıklarının karşılığını 'iyi olarak bulan bir kimse, Allah'a hamd etsin. Ceza olarak 'bulan bir kimse ise, bunun sebebini başkalarında değil, kendisinde arasın.”[15]

Konu: Din Hükümlerini Değiştirmek


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, Yahudileri yok etsin. Zira Hz- Allah Yahudi milletine, (onları denemek maksadıyla) kesinlikle her türlü iç yağını haram kılmıştır.  (Onlar ise, Allah'ın hükümlerini hiçe sayarak)  iç yağını eritip sattıkları gibi karşılığını da alıp yediler.”[16]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yine Hz. Allah, Yahudileri yok etsin. Çünkü onlar, (gösterilen kıbleyi terk ederek) peygamberlerinin türbelerini  kıble edip, ibadetlerini ona göre kıldılar.” [17]                                                                                             

Konu: Allah'ın Rahmetini Gerektiren İyi Ameller              


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın rahmetini gerektiren sebeplerden birisi de (kişinin karşılaştığı din kardeşine) bol bol selâm vermesi ve tatlı dille konuşmasıdır.”[18]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak sebeblerden birisi de, müslüman kardeşlerini sevindirmektir.”[19]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla kılınan beş vakit namaz, aralarındaki işlenilen küçük günahların kefareti olduğu gibi, bir Cuma namazı da gelecek diğer bir cuma namazına ve bir ramazan orucuda, gelecek ikinci bir ramazan orucuna kadar, aralarında işlenilen her türlü küçük günahların kefaretidir.”[20]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla kılınan beş vakit namaz, aralarında işlenilen küçük günahların kefareti  olduğu gibi, kılınan bir cuma namazıda, diğer bir cuma namazına ve üç günde ilâve etmek suretiyle (toplam on günün) aralarında işlenilen bütün küçük günahların kefaretidir.”[21]                                                                                                    
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Ey insanlar! Kıyamet günü, Hz. Allah'ın müminlere neler soracağından ve müminlerin de nasıl cevap vereceklerinden size haber vereyim mi? Hz. Allah:
“Ey müminler! (Benim rızamı kazandıracak)  iyi amelleri yapmasını sever misiniz?
Müminler:
“Ey Rabbimiz! Elbette severiz.” Hz. Allah:
“Niçin seversiniz?” Müminler:
“Af ve mağfiretinize nail olmak için.” Hz Allah:
“Ey salih Kullarım! Ben, mağfiretimi sizler için vacip kıldım.”[22]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tam mürakkaba kırk gün nefsiyle mücadele edip mürakkabasının altında bulundurarak hakim olmaktır. O halde kim, (zaruretinin dışında) alış veriş yapmamak ve konuşmamak üzere, nefsini mürakkabasının altında bulundurursa,  anasından doğduğu gibi, tertemiz olarak bütün günahlarından arınmış olur.”[23]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a yaklaşarak kötülüklerin bütün yollarını kapatınız. Çünkü mümin, herhangi bir uzvuna bir diken batasıya kadar başına gelen küçük, büyük her belâ, onun için bir kefaret sayılır.”[24]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Girmek istemeyenlerin dışında,  ümmetimin her ferdi Cennete girecektir.” Peygamberimizin huzurunda bulunan cemaat şöyle dediler:
Ya Resûlullah!.. Girmek istemeyenler kim?.. Peygamberimiz:
“Bana itaat eden, girmek isteyenler, karşı gelenlerde girmek istemeyenlerdir.”[25]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden, üç kızını veya üç kız kardeşini güzellikle yetiştiren bir kimse için, onlar (yetiştirdiği kızlar),  kıyamet günü, Cehenneme karşı bir perde olurlar. (Hak ettiği Cehennem ateşine girmesine engel olurlar.)”[26]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müminin, Allah korkusunun dışında elde ettiği itaatkâr ve salih bir zevceden daha iyi bir servetten faydalanamaz. Çünkü, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, emrettiği vakit itâat eder, ayrıldığı vakit malını ve iffetini korur, yemin ile kendisine yasakladığı herhangi bir şeyi yapmaz ve kocası da yeminini bozmaz.”[27]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adamın birisi yürüdüğü herhangi bir yolda karşılaştığı ağaç parçalarını “Vallahi gelip geçen müslümanların    ayaklarına takılıp eziyet vermesin”  diye onu yoldan attığı  için, Cennete girmeyi hak ediyor.”[28]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapısının anahtarı,  “lâilahe illallah”  cümlesidir.”[29]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapısının anahtarı namaz, namazın anahtarı da abdesttir.”[30]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın affu mağfiretini gerektiren sebeplerden olan müslümanları doyurmaktır.”[31]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, dört şeyden sakınırsa, Cennete girmeyi hak eder.”[32]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, müslümanların gelip geçtiği yoldan, ayaklarına takılıp eziyet veren şeyleri yoldan atarsa, (Böylesine yaptığı her hareketine karşılık) kendisine bir sevab yazılır, sevabı kabul olunan kimseler de Cennete girer.”[33]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlim öğrenmek için evinden ayrılmak isteyen bir kişi, evinden ayrılırken adımını atmadan bütün küçük  günahları af olunur.”[34]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Borcunu veremeyen bir kimseye mühlet veren, alıp ertelediği her gün için kendisine alacağı kadar sadaka sevabı verilir.”
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, din kardeşinin ırz ve namusuna atılan iftiraları, red ederse, (onun sevabı, girmeyi hak ettiği Cehennem  ateşine karşı  engel  bir perde olacaktır.”[35]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (sel gibi zarar verecek)  azgın sulara veya yangın afetlere yol açacak ateşlere engel olursa, onun için bir şehidin sevabı vardır.”[36]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, Allah'dan gelen  (belâ ve musibetler gibi) şeylere razı olursa, Hz. Allah'da,  kendisinden razı olur.”[37]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yoldan, eziyet veren taşları kaldırıp atarsa, (attığı her taşa karşılık kendisine) bir sevab yazılır. Kendisi için sevab yazılmış olan kimseler de Cennete girer.”[38]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir âmânın elinden tutup kırk adımlık yere götürürse,  Cennete girmek ona vacib olur.”[39]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir amanın elinden tutup kırk adımlık bir yere götürürse geçmiş bulunan bütün küçük günahları af olunur.”[40]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapıları, pazartesi ile perşembe günü ardına kadar açılır. Dargın olanların dışında Allah'a ortak koşmadan tevbe eden her müslümanın günahları af edilir. Birbirine dargın olan kimseler için de meleklere şöyle emir verilir: “Bu dargın olan kimselerin günahlarını, barışıncaya kadar silmeyiniz.”[41]

Konu: Yararlı Ameller


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, yoldan diken ve çalı çırpılarını yoldan atan bir kimsenin geçmiş ve gelecek her türlü küçük günahlarını af eder.”[42]
Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zamanında zina etmiş bir kadın, ayağından çıkardığı mestini başındaki tülbenti bağlıyarak kuyudan aldığı su  ile susuzluktan ölecek hale  gelen  köpeği  suladığından dolayı Allah'ın  affına  mazhar olmuştur.”[43]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi, vaktinde namaz kılmaktır, sonra ana babaya iyilik yapmak, ondan sonra (İslâm sancaklarının dalgalanması, yayılması ve yerleştirilmesi için)  Allah yolunda cihad etmektir.”[44]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi, Allah'ı çokça anan, dilinde nem eseri bulunduğu halde ölmektir.”[45]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi (başkalarını severken) Allah için sevmek ve (başkalarına buğuz ederken yine) Allah için sevmemektir.”[46]

Bu hadisi şeriflerde geçen iyiliklerden faydalanılmak için iman etmek şarttır. İmanı olmayan bir kimse, yağmur damlalarının ve deniz dalgalarının sayısı kadar iyilik yapsa bile, Allah'dan herhangi bir mükâfata nail olamaz.[47]

6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Hz. Allah, bir kulun iyi olmasını dilediği zaman, o kimseyi çalıştırır. Peygamberimiz (s.a.v.)in huzurunda bulunan  sahabilerden birisi:
“Ey  Allah'ın Resûlu!... Çalıştırmak ne demektir?”  Bunun üzerine sevgili peygamberimiz cevaben şöyle dediler: “Hz. Allah ölüm döşeğine uzanmış bir kimse için, “Lâilâhe illallah” cümlesi ile iyiliklere karşı bir kapı açar. O   kimse  de  bu  iyiliği   yaparak çevresindekileri   memnun  edip  dünyadan ayrılır.  (Böylelikle ölüm döşeğinin  etrafında  bulunan kimseler de o kimsenin iyi olduğuna şahitlik ederler.)[48]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakim,  bir şeyin hakkında hüküm verirken,  araştırarak hakka isabet edip hüküm verirse, o hakim için iki sevab vardır:  (Birisi araştırdığı için, diğeri ise hakka isabet ettiği içindir)  Bütün kuvvetiyle araştırdığı halde hakka isabet etmezse, o hakim için, tek bir sevab vardır.”[49]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Hakimler! Bir şeyin 'hakkında hüküm verdiğiniz zaman, adaletten ayrılmayınız. Düşmanlarınızı     öldürdüğünüz  vakit, ta'zip  etmeden güzellikle öldürünüz. Çünkü Hz. Allah güzel iş yapanları sever.”[50]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evinden çıkmak istediğin zaman, iki rekât namaz kıldıktan sonra çık ki, kıldığın o iki rekât namaz, seni tehlikeye düşmekten korusun. Evine girme istediğin vakit, iki rekât namaz kıldıktan sonra gir ki, kıldığın o iki rekâtlık namaz, seni ailevi kavgalar gibi fitneye düşmekten kurtarsın.”[51]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine değerli dört kimseler vardır ki, (kıyamet günü) yaptıkları iyiliklerinin karşılığı kendilerine iki kat olarak verilecektir.
a)  (s.a.s) in  (validemiz olan)  hanımları,
b)  Ehli kitap,  (Yahudi  ve  hıristiyanlar)dan İslâm  dinini  kabul eden kimseler,
c)  Güzel olan cariyesini,  hürriyete kavuşturduktan sonra kendisiyle evlenen kimseler,
ç)  Allah'ın hukukunu,  kendi efendisinin işlerini hakkıyla yapan köle (ve işçi) olan kimseler.”[52]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İslâmiyetin, bize, getirdiği yeniliklerden) 40 tane iyilik vardır. Bunların en üstününü (başkası sağacak sütünden de kendisi ve çoluk çocukları faydalanacak.)  keçi gibi hayvanı tasadduk etmek. (Bu kırk tane iyilikler  öylesine  değerlidir ki,  sevabını  alacak   inancıyla  bunlardan bir işini  işleyecek olan mümin bir kulu, Hz. Allah cennete koyacaktır.”[53]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Farz, vacip ve sünnetleriyle birlikte) tam bir abdest almak, imanın yarısıdır.  (Çünkü imanı tam olmayan  bir kimse, soğuk ve sıcak günlerinde  zorluklara katlanıp abdest almazlar) Allah'ın  verdiği  nimetlerine  hamd  ve şükür etmenin sevabı, terazinin  kefesini  doldurur.
Allah tesbih etmek, (Subhanallah demekle Allah'ın her türlü noksanlıklardan uzak olduğunu ifade etmenin ve tekbir getirmenin sevabı sema ile yeri doldurur. Namaz, kılanlar için bir nûr'dur. (Ancak onunla Cennet yolunu bulur.)
Zekât vermek delildir. (Kişi, kıyamet günü, Allah'ın huzurunda müslüman olduğunu ancak onunla ispat eder..)
Sabır:  (sıkıntılara karşı sabır etmek,) selâmet ve huzur yoludur.
Kur'an: iman edip ona göre amel edersen, senin için, bir müdafacıdır. (O'nun ahkâmıyla amel etmezsen) senin aleyhinde bir davacıdır.. Her insan, sabahleyin evinden (çıkarak imtihan çarşısına) gider. (Akşama kadar bütün işlerini Allah'ın kanunlarına göre uygulayıp bitirdikten sonra evine dönerse,) 'kendisine yaptığı işleriyle birlikte Allah'a satmış ve dolayısıyla Cehennemlik olmaktan azad ettirmiş olur. (Allah'ın kanununu uygulamadığı  takdirde,  öz nefsini  tehlikeye atmış  olur.)”[54]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhtiyara saygı ve iyilik yapan bir genç, ihtiyarlayıp muhtaç olduğu zaman, Hz. Allah kendisine yardımcı olarak gençlerden bir tanesini gönderir.”
14 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kantar: 12 bin hokka altın ve gümüştür. Bunlardan Allah için tasadduk edilen bir hokka, dünya ve sema arasındaki her türlü varlıktan daha hayırlıdır.”[55]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, gelip geçen müslümanlara, (eziyet veren çalı-çırpı, taş gibi) herhangi bir şeyi yol üzerinden kaldırıp atarsa, Hz. Allah buna karşılık o kimseye bir sevap yazdırır ve sevap yazdırdığı bir kimseyi de muhakkak Cennetine koyar.”[56]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyorlar:  “Mümin bir kul, samimi bir yürekle yaptığı ibadetlerle Bana bir karış yaklaşırsa. Ben (rahmet ve mağfiretimle) ona (bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa,  Ben,  bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelen mümin bir kuluma, Ben, rahmetimle koşarım.”[57]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, dünyadan ahiret alemine ayrılan bir mümini, ancak, üzüntü ve karanlık içinde annesinin karnından dünya    aydınlığına çıkan bir çocuğa benzetirim.”[58]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki müslüman karşılaşırlarken, tokalaşıp sevişirlerse, birbirlerinden ayrılmadan önce küçük günahları af olunur.”[59]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah,  şehevi arzularına hakim olan gençlerden hoşlanır.”[60]                                                                                          
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz öldüğü vakit, lâyık olduğu Cennet veya Cehennemdeki mevkisi, kıyamete kadar kendisine sabah akşam gösterilir.
Bu kişi, Cennetlikse, Cennetteki makamı, Cehennemlikse, Cehennemdeki mevkisi gösterilirken kendisine şöyle seslenilir: “İşte, Hz. Allah seni diriltip oraya yerleştirinceye kadar, bu anda bekleyeceği ve kıyamete kadar kalacağın yer, burasıdır.” [61]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a iman ettikten sonra kişinin yapacağı iyiliklerin en üstünü, -kendisini insanlara sevdirmesidir.”[62]                                  
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İbadetlerin en üstünü, (içinde bulunduğu sıkıntılardan)  huzura kavuşmayı sabırla beklemektir.”[63]                                           
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyiliklerin en üstün olanları:
1) Allah'ın varlığına ve birliğine iman etmek,
2) Allah yolunda cihad etmek,
3) Makbule geçecek şartları yerine getirerek tam bir hac ibadeti yapmaktır.
Bu üçünün, geriye kalanlardan olan üstünlükleri, doğu ile batının arasındaki mesafe kadardır.”[64]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyiliklerin en üstünü, Allah için, (iyi kimseleri) sevmek ve yine Allah için, (kötü insanları, yaptıkları kötülüklerinden dolayı) sevmemektir.”[65]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İman dallarının en üstünü, zorluklara karşı sabır etmek (ve insanlara karşı) müsamaha etmektir.”[66]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cihadların en üstünü,   zalim ve fasık devlet adamlarının karşısında hakkı söylemektir.”
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cihadların en üstünü,  kişinin kendi nefsinin meşru olmayan arzularıyla mücadele etmesidir.”
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminlerin İslâmca en üstünü,  diğer müslümanların dil ve ellerinden selim kaldıkları (eziyet görmedikleri) kimselerdir.
İman bakımından müminlerin en üstünü, ahlâkı en güzel olanlardır.
Muhacirlerin en üstünü, (mal ve memleketini terk eden değil,) Allah'ın haram kıldığı şeyleri terk etmektir...
Mücahitlerin en üstünü, (düşmanlarla çarpışan değil,) Allah'ın emirlerini yerine getirmekte ve haram kıldığı şeyleri de bırakmak hususunda kendi nefsiyle savaşan ve yenen kimselerdir.”[67]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hayırlı ve faydalı şeyleri başkalarına gösteren, dolayısıyla ona yaptıran bu kimse, onu yapanlar gibidir.”[68]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimsenin ömrü uzun olmakla beraber, hayır ve faydası da o nisbette çoktur.”[69]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meyve ağaçlarının fidelerini dikip yetiştiren bir kimse için,  o ağacın meyvesinden faydalanıldığı kadar, ona sevab yazılır.”[70]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Savaşta,) bir din kardeşinin ayakkabı bağlarını vermek yardımında bulunan bir kimse, Allah yolunda sırtında savaşılacak bir binek hayvanını vermiş gibi olur.”[71]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyilikler, çürüyüp bitmez, günahlar da unutulup kaybolmaz. (Çünkü bunları unutmayan ceza veya mükâfatını verecek olan) Allah için ölüm yoktur. Nasıl yaşarsan, öyle öldüğün gibi, nasıl ölürsen o şekilde mükâfat veya cezayı bulursun.”[72]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet, size,  ayakkabınızın bağlarından daha da yakındır. (Fakat bu,  imanla birlikte iyiliklere bağlıdır.)
Cehennemde, size o kadar yakındır. (Lâkin sizi oraya sokacak olan başlıca sebebler, kötülükleriniz olacaktır.)”[73]


Konu: Cezayı Gerektiren Veya Gerektirmeyen Ameller


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah ümmetim konuşmadığı ve yapmadığı müddetçe kafalarından geçen hayali düşüncelerini af eder.”[74]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, ümmetimin hata ile unutarak veya başkasının zorbalığı ile yaptıkları kötülüklerini af eder.”[75]

Hata ile yapılan kötülüklerden dolayı kişi, Allah'ın nazarında sorumlu değildir. Çünkü bunu yaparken, isteyerek değil, istemeyerek yapmaktadır. Meselâ: Bir hakim, bir davanın hakkında hüküm verirken bütün delillere baş vurup araştırdıktan sonra vereceği karar, hakka isabet etmezse, bu konuda hakim, mesul tutulmaz. Fakat hükmünü araştırmadan verirse, bu konuda Allah'ın nazarında sorumludur. Yine oruçlu olan unutarak yemek yiyip, su içerse, bu konuda sorumlu olmamakla beraber, orucu da bozulmaz. Yine başkasının tehdidiyle içki içmek gibi, mecbur kalarak bir kötülük yapan bir kimse sorumlu tutulmaz.
O halde,  felâkete uğrayacak olan kişi,  sebebini Allah'dan değil, kendisinden arasın.[76]

3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz bir kimse, Cennetliklerin yaptıkları iyilik ve ibadetleri yaparak insanların nazarında iyi bir kimse olduğu görünür. Oysa kendisi Cehennemliktir.
Şüphesiz adamın birisi, Cehennemliklerin yaptığı kötülükleri yapar. İnsanların nazarında Cehennemlik olduğunu uyandırır. Halbuki kendisi, Allah'ın nazarında Cennetliktir. Çünkü yapılan bütün işler niyet ve sonuçlara bağlıdır.”[77]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insanda üç türlü huy vardır:
a) (Başlamak istediği bir işte) uğursuzluğun var olduğu inancına kapılmak,
b) Zanna kapılmak,
c) Kıskançlık.
Birinci hastalıktan kurtulmasının çaresi; yapmak istediği işten vazgeçmektir.   
İkinci hastalıktan kurtulmanın yolu; zannettiği gibi hareket etmemektir.
Üçüncü hastalıktan kurtulmanın şifası; kıskandığını gerektiren sebeplerden uzaklaşmaktır.”[78]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, iyi şeyleri de,  kötü şeyleri de açıklayıp tek tek yazmaktadır. Öyleyse kim, bir iyilik yapmak istediği halde yapmaya muvaffak olamazsa, Hz. Allah o kimseye bir, yapmaya muvaffak olursa, ondan yedi yüze kadar katlı olarak sevab yazdırır.
Yine adamın birisi (zina gibi herhangi) bir kötülük yapmak istediği halde, sonradan da kendi arzusuyla (Allah'dan korkup, Hz. Muhammedden de utanıp) vazgeçerse, Yüce Allah, vazgeçtiği kötülükten dolayı o kimseye bir sevab yazdırır. O kötülüğü yaptığı takdirde ona bir günah yazdırır... (Özet olarak şunu belirtelim ki, Allah'ın rahmeti bol ve yaygındır...)”[79]
6 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Her insanın omuzunda iki melek bulunur. Sağdaki melek iyilikleri, soldaki de kötülükleri yazar.) Şüphesiz soldaki melek, müslüman bir kulun yaptığı herhangi bir kötülüğü yazmayarak kendisine altı saatlik bir zaman  için mühlet verir. Kişi bu zaman itinde (pişman olup) tövbe ve istiğfar ederse, melek elindeki kalemi atıp, kulun işlemiş olduğu günahı yazmaktan vazgeçer. Eğer müslüman kişi, bunun tersini yaparsa, melek onun yapmış olduğu kötülüğünü amel defterine bir günah olarak yazar.”[80]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz kötülük yaptıktan hemen sonra,  (pişmanlık duyup tövbe ve istiğfar etmek gayesiyle) iyilik yapan bir kimse, tıpkı, üzerinde bulunan daracık zırh elbisesinin halkalarını teker teker koparıp yere atan bir kimseye  'benzer. (Yapacağı sevabla, kötülük halkalarını,  koparıp günah kirlerinden arınan bir kimse de, tıpkı, bunun gibidir...)”[81]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah (c.c.), ümmetinden yanlışlık,  unutkanlık veya tehdid altında mecburi olarak yaptıkları kötülüklerini af eder.”[82]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi kalem üç kimsenin yaptıkları kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır:
a) Uyanıncaya kadar, uykuda 'bulunan bir kimse,    
b) İyi oluncaya kadar deli olan bir kimse,              
c) Büyüyünceye kadar, çocuk olan kimseler,”            
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi kalem, ümmetimden, hata, unutkanlık veya tehdid altında kalarak işlediği kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır.”[83]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İyilik ve kötülükleri yazan ilâhi)  kalem,  üç kimsenin yaptıkları kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır:
a) İyi oluncaya kadar, kötülük yapan deli kimseler,
b) Buluğa varıncaya kadar, kötülük işleyen çocuklar,
c) Uykuda iken (kötü söz söyleyip yahut ayaklarını oynatarak zararlara yol açan) kimseler,”[84]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçük günahları işlemekten kaçınınız. Çünkü, (kadınlara bakmak gibi, devamlı olarak)  işlenilen küçük günahlar, bir kavmin fertleri tarafından azar azar toplanıp bir araya getirilen yakacakla, ekmeklerini yakan bir  ateşe benzer. (Zira küçük günahlar,  büyüye büyüye sahibini sürükleyip tehlikenin eşiğine atar. Ve yaptığı iyiliklerini de bir ateş gibi yakıp yok eder.)
Şüphesiz küçük günahlar, (Israr edildiği takdirde, büyük günahlara inkilap ettiği gibi,) sahibi de bu yüzden hesaba çekilirken, tehlikeden tehlikeye sürüklenir.”[85]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçük günahları işlemekten kaçınınız. Zira onlar, bir araya gelerek toplandığı takdirde, yapanı da tehlikeden tehlikeye sürükler. Bu adamın işlediği küçük günahlar, herhangi bir çölde bulunan bir kimsenin rastladığı cemaatle birlikte yığınak haline getirip topladıkları yakacak maddeleriyle yemeklerini yakıp yok eden,  kendilerini de aç ve perişan bırakan bir ateşe benzer.”[86]

Konu: Günahların Af Olunmasına Sebeb Olan İyilikler


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmam, fatiha sûresini bitirip amin dediği zaman, sizde hemen onun akabinde amin deyiniz. Çünkü o anda meleklerde iştirak ederek amin derler. Kimin dediği amin cümlesi, meleklerin amin cümlesine rastlarsa, o kimsenin geçmiş ve gelecek bütün küçük günahları af olunur.”[87]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, inanarak,  sevabını da Allah'dan isteyerek kuşluk namazını iki, (dört, altı veya sekiz) rekât olarak kılmaya devam ederse, geçmiş ve gelecek bütün günahları af olunur.”[88]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, cuma günü, imam selâm verdikten sonra, oturduğu yerden ayrılmadan önce fatiha, ihlâs, nas ve felâk sûrelerini yedişer kere okursa, geçmiş ve gelecek her türlü küçük günahları af edilir.”[89]

Konu: Zina


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadın için, erkeklerden  (babası, kardeşi gibi) mahremi bulunmadan uzun bir yolculuğa tek başına çıkamaz.”[90]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadın evinden çıkmak yetkisine sahip değildir. Ancak, yanında hizmetçisi, (veya işini görecek çocukları)  olmayan bir kadın, bazı zaruri ihtiyaçlarını görmek için dışarıya çıkabilir. Bunun dışında 'hiç bir zaman, dışarıya çıkamaz, ancak kurban ve ramazan gibi bayram günleri çıkabilir. Yine kadın, dışarıya çıktığı zaman, yolun ortasından değil, yolun kenarından yürümelidir.”[91]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Genç ve güzel olan) kadınlar, ne selâm verir, ne de erkeklerin selâmını alabilir. (Erkeğinde kendisine selâm vermesi ve selâmını alması sakıncalıdır. Fakat kadın ihtiyar veya fitneyi uyandıracak şekilde güzel değilse saydıklarımızdan hiç birisi sakıncalı değildir. Ancak genç olana mekruh, ihtiyar olana da mubahtır.)”[92]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben, kadınlarla asla tokalaşmam.”[93]

Hadisin sebebi: Kadınlardan birisi, diğer ensari kadınlarla birlikte Peygamberimize gelerek şöyle dediler:
“Ey Allah'ın Resulü!.. Allah'a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, başkasına iftira etmemek, İslâm dinînin güzel gördüğü konularda âsi olmamak için, seninle anlaşmaya ve söz vermeye geldik. Elinizi uzatın ki, bu hususta elinizi tutup söz verelim “ Bunun üzerine sevgili peygamber efendimiz (s.a.s):
“Ben, kadınlarla tokalaşmam. Çünkü bu, İslâm dinince haramdır.” cevabını verdiler.[94]

5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah rızası için, ümmetimin erkekleri hamama girerken, havlu ile girsin. Kadınlar ise, (kendi evlerinde yıkansınlar,) hamama gitmesinler.”[95]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ümmetimden en fazla korktuğum tehlike, lût kavminin yaptıkları Lîvate (cinsi sapık olan kötülük) dür.”[96]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler!.,  Benden duyunuz:  “Şüphesiz Hz. Allah,  (ceza durumu belli  olmayan ziya eden kadınların durumu  için) ceza yolunu açıklamış bulunmaktadır...  Zina  eden  bakirelerin  cezası:  Erkekse,  yüz sopa  ile bir senelik sürgün, kadınsa yanlız yüz sopadır.. Evlilik üzerinden geçmiş erkek ve kadınların cezası ortalama taşlarla öldürmektir.”[97]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Recm  (taşla öldürmenin cezası), kadının yaptığı zinanın karşılığı ve kefaretidir.”[98]

Hadisin sebebi: Sahabilerden İbnu Sevid bu konuyu şöyle naklettirmektedir. Sevgili peygamberimiz zamanında zina eden bir kadını götürüp recm cezasını verdikten sonra peygamberimizin huzuruna gelerek şöyle dedim:
“Ey Allah'ın Resülu!... Zina kötülüğünü işleyen kadımı cezasını verdik.” Bunun üzerine sevgili peygamber efendimiz (s.a.s) geçen hadisi şerifi buyurdular:
a) Gözlerin zinası: (Kişinin kendi arzusuyla yabancı bir kadına) bakmasıdır.
b) Kulakların zinası: (kadının tatlı ve manalı sözlerini) dinlemesidir.
c) Dilin zinası: (Kadınla tatlı, cilveli ve birleşme hususiyetini andıran cümlelerle) konuşmasıdır.
ç) Ellerin zinası: (Kadın ile bir istek peşinde olduğunu andıracak bir şekilde) ellerini tutup sıkmasıdır.
d) Ayakların zinası: (Fuhuş yapacak, kadının 'bulunduğa yere kadar) yürümesi veya onunla birlikte gezip dolaşmasıdır.
e) Kalbin zinası:  Zina kötülüklerini arzu etmesidir.
(Bu uzuvların yaptıkları zinalar, günah bakımından zina sayılır, ceza bakımından ise, sayılmaz.) Fakat tenasül uzuv harekete geçerse, hakiki zina olduğunu tasdik eder, geçmezse, yalanlar (ve mecazi olduğunu ortaya koyar.)...[99]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden,  (dünyada şer'i cezasını görmeyen)  kimseler, kıyamet günü, yüzleri ateş renginde parlayacaktır.”[100]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz kadın, (kocasını aldatma konusunda) gelirken ve arkasını çevirip giderken şeytan şeklinde görünür. (Böylece bakanları da aldatarak kendisiyle birlikte fitneler sürükler.) O halde, biriniz hoşunuza giden bir kadın  gördüğü zaman, (peşine takılıp gitmeyin. Bilâkis) evinde kendi arzusunu yerine getiren hanımının yanına gitsin.”[101]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanoğlunun yapacağı zina nasibi, (ezeli ve ilâhi bir kalemle) yazılarak zapt edilmiştir... Şüphesiz kişi,  bundan kaçamaz ve nisabine yetişecektir. (Bu itibarla vücudun uzuvlarının ayrı ayrı zina hisseleri vardır)”[102]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşıki yabancı cinse bakan her göz, zina edendir. Kadın, kendisine mahsus koku sürünüp erkeklerin bulunduğu yerden geçerse,  kendisi de zina etmiş sayılır.”[103]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir erkeğin, Allah'a ortak koşması kadar büyük bir günah yoktur. Bundan sonra, nikâhsız olan bir kadının rahmine meniyi dökmesinden daha büyük bir günah yoktur.”[104]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden bir kimsenin kafasından imanı çıkar. Şayet o kimse bir daha yapmamak üzere tövbe ederse, Hz. Allah, o kimsenin yaptığı tövbeyi kabul eder (ve imanını da kendisine geri verir.)”[105]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah zina edip içki içen bir kimsenin imanını başından, bir kimsenin gömleğini çıkardığı gibi çıkarır.”[106]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden bir kimse, (karısıyla,  kızıyla) hatta duvarıyla olsa bile, mutlaka edilir.”[107]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, iffetli ve namuslu bir kadına, zina yaptığını görmediği halde, zinayı isnad ederse, Hz. Allah, kıyamet günü, o kimseyi ateşten yapılmış bir kamçı ile döver.”[108]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (eziyet vermek maksadıyla) haksız yere bir kimseyi zalim emirlere şikâyet ederse, şikâyet eden o kimse, doğru bir sülâleye mensup değildir, ya da soy-sopunda bir karışıklık vardır.”[109]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, dilin şerrinden, midenin haram lokma yutmasından, tenasül uzvun fuhuş yapmasından korunursa, Cennete girmeyi hak etmiş olur.”[110]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah her kimi, iki çene arasındaki dil ile boğazın ve iki ayağın arasındaki tenasül uzvun -kötülüklerinden korursa, o kimse Cennete girmeyi hak etmiş olur.”[111]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kocasından ikide bir boşanmak talebinde bulunan veya (kocası için değilde,  başkaları için)  süslenen kadınlar münafık kimselerdir.”[112]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadının her yanı avrettir. (Erkeklere görünmesi haram olana yasak bir bölgedir.) Dışarıya çıktığı zaman,  şeytanların gözleri açılır ve onu bir fitne aleti yapmak maksadiyle hemen harekete geçip yanına yaklaşırlar.”[113]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın ve kokularla süslenip (masum olan kimseleri kötülük fitnelerine uğratan) kadınların vay  hallerine!...”[114]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey erkekler!., yabancı kadınların bulunduğu yerlere girmekten sakınınız.”[115]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zinadan sakınınız.  Çünkü zinada, başlıca dört büyük tehlike vardır:
a) Zina, yapanın yüzünden iman güzelliğini giderir.
b) Rızkından Allah'ın feyz ve bereketini yok eder.
c) Allah'ın gazabını gerektirir.
ç) Cehneme;  bir daha çıkmamak üzere girmesini icab ettirir.”[116]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kadın, başkasının evinde, (fuhuş yapmak maksadıyla) elbisesini çıkarır veya fitne uyandıracak bir şekilde    bacaklarını açarsa, Hz. Allahı, o kadının manevi perdesini  üzerinden  kaldırır ve (kıyamet günü), bir toplumun  huzurunda rezil ettirir.”[117]             
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerine mahsusu kokular sürünüp erkeklere koklatmak için evinden çıkıp erkeklerin yanından geçen kadınlar,  (İslâm nazarında) zina etmiş sayılır.
Yabancı kadınlara isteyerek bakan gözler de,  zina etmiş sayılır.”[118]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kul, zina etmeye başladığı zaman, imanı kalbinden çıkıp, başının üzerinde bir gölge gibi bekler.. Ancak, zinadan feragat ettikten sonra geriye döner.”[119]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey erkekler! Kadınlarınızı dışarıya çıkarmamak ve terbiye etmek konusunda elbise ve zinet eşyalarını az giydirmekle faydalanınız... Çünkü kadının elbiseleri çok, zinet eşyaları da olduğu zaman, evden dışarıya çıkmaktan hoşlanır.”[120]
30 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın gazabı,  zina edenlere karşı çok şiddetli olur.”[121]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın gazabı, çocuklarını, gizli ve mahrem işlerini öğrenmek maksadıyla başkalarının kapılarına ya da  evlerine gönderen kadınlara karşı çok şiddetlidir.”[122]                                                                
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yabancı kadınları ansızın gören gözlerini hemen geriye çevir.”[123]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, Ademoğullarının yapacakları zina nasiblerini yazdırarak zapt etmiştir. Bundan dolayı yetişerek yapacakları zina kötülüğünü hiç bir şekilde (her ne kadar tenha bir köşede yapsalar bile,) Allah'dan gizleyemezler. (Çünkü Allah her şeyi gören ve bilendir.)
Gözlerin zinası bakmak, dilin konuşmaktır. Nefis ister ve temenni eder, tenasül uzuv ise, bunların istediklerini yerine getirerek ya doğrular veya yerine getirmeyip yalanlar.” [124]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz bir kimsenin, on kadınla yapacağı zinanın günahı, komşusunun ailesiyle yapacağı zinanın günahından daha hafiftir.
Şüphesiz bir kimsenin on evden yapacağı hırsızlık, kendi komşusunun evinden yapacağı hırsızlığın günahından daha azdır.”[125]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gözler, eller, ayaklar ve tenasül uzuv zina ederler. Bütün vücudun her uzvu, ayrı ayrı zina ederler.”[126]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gözler, (akıl denilen kumandanının) gözleyicileri, kulaklar; huni (telefon santrallari,) dil, tercümanı, eller; kanatları.        
Karaciğer; şefkat ve merhamet aracı, dalak; sevinç ve gülmek vasıtası, akciğer; nefes alma cihazı, böbrekler; hile ve düzenbazlık aleti, akıl ise bunların amiridir... Amir düzelirse, (yararlı = Rabbini bilen, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırd eden bir kumandan ise,) idaresinin altında bulunan vücudun uzuv askerleri faydalı olur. Kumandan sapıtmış bozuk bir varlık ise askerleri de bozuk ve zararlı olur.”[127]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın gazabı, benim yakın akrabalarıma hakaret eden ve bana eziyet verenlere karşı çok şiddetli olur.”[128]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, zina yoluyla doğurduğu, dolayısıyla kocasının malın; varis kıldığı bir çocuğun annesine verilecek olan azab, bir ümmete verilen azabın yarısı olacaktır.”[129]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, komşusunun karısı ile zina eden bir erkeğe, kıyamet günü, rahmet nazarıyla bakmaz. Yaptığı zinanın kirinden temizlemeyip ona şöyle der: “Cehenneme girecek olanlarla birlikte gir.”[130]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina, fakirlik ve zillet getirir.”[131]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim, (şeriat kanunlarını ve İslâm ahlâkını terk ederek) zina etmeyi ve ipek elbise sayacak zaman yaklaşmıştır.”[132]

Konu: Kadın Boşamak


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Talak: Boşama yetkisi kocanın elindedir... (Kocadan başka yakın akrabası olan babası ve amcası olsa bile, karısını boşayacak hakka sahip değildirler.)”[133]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cariyeleri boşama sayısı iki tanedir. Boşandıktan sonra (başkası ile evlenebilmek için) iddet (bekleme müddeti):  İki kere aybaşı görmesidir.”
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey  kocalar!.,  Karılarınızı sebebsiz  yere boşatmayınız. Ancak,   bir kötülük işlediklerine dair delile dayanan bir şüphe görüldüğü takdirde boşanabilinir.  Çünkü Hz. Allah,  sâdece zevk için evlenen, sonradan da sebebsiz olarak boşanan erkek ve kadınlardan hoşlanmaz.”[134]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir erkeğin başkasının karısını boşamaya ve hiç bir kimsenin efendisi olmadığı köle ve cariyeleri azad etmeye, sahibi olmadığı malı satmaya yetkisi yoktur.”[135]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tehdid altında kalan bir kimsenin ettiği yemin, geçerli değildir... (Bozduğu takdirde kefareti yoktur.)”[136]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şaka olarak karısını boşayan yahut köle ve cariyesini azad eden bir kimse, ciddi olarak söyleyen bir kimse gibidir.”[137]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç kimseler vardır ki, (geceli gündüzlü) dua etseler bile, hiç birisinin duası kabul olunmaz:
a)  Ahlâkı kötü olan karısını boşamak istemeyen bir kocanın duası,
b) Başkasına,  iki şahit tutmadan ödünç veren bir kimsenin duası, (Çünkü Hz. Allah'ın iki şahid tutarak veriniz emrine muhalefet etmiş olduğu gibi,  inkâr edildiği takdirde bir fitnenin çıkmasına sebep olur.)
c) Anormal bir çocuğa, ölen babasından kalan mirası veren bir velinin duası, (Çünkü böyle bir çocuğa miras olarak kalan mallar, teslim edildiği takdirde, zayi  olacağı  muhakkaktır. Buna sebep olan veli, Elbette Allah'ın   nazarında  mesuldür.) Zira  Hz. Allah,   Kur'an-ı Kerim'de  şöyle  buyurmuşlardır:  “Ey veliler!., sefillere, kalan malları vermeyiniz.”[138]

Konu: Süt Akrabalığı


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Süt kardeşlerinize dikkat ediniz!.. Çünkü süt akrabalığı, ancak henüz iki yaşını doldurmayan bir çocuğun emzirilmesiyle olur. (İki yaşını dolduran bir çocuğun emzirilmesinin hiç bir tesiri yoktur. Çünkü iki senenin içinde bulunan bir çocuğun, emdiği kadının sütünden dolayı, vücudunun kan ve etinde bir tesir bırakır. Budan dolayı da süt akrabalığı almış olur.) [139]              

Konu: Adaklar


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyor: “Ademoğlunun adadığı adaklar, onun için, takdir ederek yazmadığım herhangi bir menfaat kazandırmaz, veyahutta ondan herhangi bir kazayı atlatamaz. Fakat adaktan istenilen arzular, bazen kader yazısına rastlar. Şüphesiz adağı şu yönden meşru kıldım ki, cimriyi onunla cimrilikten kurtarayım. Çünkü önceleri Benim için harcamak istemedikleri şeyleri, adadıktan sonra gönül arzusuyla harcamaktadırlar.”[140]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişi, sahip olmadığı bir malı adayamaz. Müminlere lanet okumak, öldürmek kadar günahtır.  İntihar eden bir kimse, kıyamet günü, intihar ettiği aletle tazib edilecektir.
Kim, İslâmiyetin dışında başka bir din üzerine yemin ederse, (şu işi yaparsam, Hıristiyan veya Yahudi olayım deyip sonradan da ettiği yemini bozarsa) yemin ettiği gibi kabul edilir. Yani İslâmiyetten çıkıp hıristiyan ya da Yahudi olur.
Bir adam, din kardeşine küfrü isnad erse, (ey kâfir derse), onu öldürmesi kadar günahtır.”[141]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adak, ademoğluna,  Allah'ın takdir ettiğinin dışında hiç bir şey kazandırmaz. Fakat bazen adaktan istenilen  arzular,  Allah'ın  takdir ettiğine tesadüf eder.  Adadığını verir ve böylelikle cimri olmaktan kurtulur.”[142]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz adama,  ne bir şeyi ileriye aldırır ve ne de geriye götürür. Ancak, insanı cimrilikten kurtarır.”[143]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, Allah'a itaat etmeyi adarsa, aynı konuda itaat etsin. Kim, Allah'a karşı gelerek günah sayılan herhangi bir şeyi adarsa, onu yerine getirmesi ve kefaretini de vermesi gerekir.”[144]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, adamada bulunduğu bir şeye isim vermezse, (meselâ, gurbette olan babam gelirse, benim adağım olsun der, fakat iki gün oruç tutarım veya hayvan kurban ederim demeden adakta bulunursa,) böyle bir adamanın  kefareti, yemin kefaretidir.”[145]

Konu: Yeminler


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, babanız veya (değer sayar) herhangi bir şey üzerine yemin etmenizi yasak kılmıştır-.. Çünkü Allah'dan başka bir varlık ile yemin etmek haramdır.”[146]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın,  kulları arasında öylesine değerli kimseler vardır ki, vallahi bu iş böyle olacak diye yemin ederse, Hz, Allah yaptığı yemin hususunda  (meşru ise) onu kırmadan yeminini yerine getirir.”[147]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yemin-i sabır (hakimin huzurunda yalan yere yemin) eder ve onunla bir müslümanın malını aldırıp, gerek kendisinin gerekse başkasının zimmetine geçirmek isterse, o kimse öldükten sonra kıyamet günü, Allah'ın  kendisine  karşı  buğuz ve  öfkesi  olduğu halde karşısına çıkacaktır.”
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yemin ederken “İnşallah” derse, o kimse istisnai bir yemin etmiş olur. (Meselâ: Valiahi ben bu işi inşallah yapmayacağım, dedikten sonra, aynı işi yaparak yeminini bozarsa, kefaret vermesi lâzım gelmez. Çünkü yemin ederken, manâsı “Allah dilerse” olan “inşallah” sözü ile başlamıştır. Allah'ın dileyip dilemeyeceğini bilmediğinden ettiği yemin kesin bir yemin değil, belki istisnai bir yemindir.)”[148]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (namaz,  oruç ve hac gibi) farzlardan birisine yemin ederse,  o kimse bizden değildir. (O, seçkin, değerli bir müslüman değildir.)”[149]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir şey üzerine yemin eder (meselâ: filân yere gideceğim der) de ondan başkasını daha hayırlı görürse yemininden dolayı kefaret yapsın ve hayırlı olanı işlesin.”[150]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah,  ancak Cenneti istemek için, vasıta edilebilir.”[151]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemin ya bozulur veya gereği yapıldıktan sonra pişman olunur.”[152]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemin, malın satışını kolaylaştırır, fakat kazancın bereketini giderir.”[153]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç gruba ayrılan dokuz kimseler arasında üç kimselerin yaptıkları yeminin bozulması gerekli değildir. İkinci üç kimse daha vardır ki, bunlara lanet edilir. Diğer üçüncü yemin eden üç kimse daha vardır ki, bunların hakkında şüpheliyim.
Yemin eden birinci gurup:
a) Oğul ile babasının arasında yapılan yemin gerekli değildir. (Meselâ:  Çocuk, babasının verdiği emrine karşı  “Vallahi yapmayacağım” diye karşı gelip yemin ederse,  bu çocuğa düşen ödev, babasının yaptığı emir, dine aykırı değilse, babasının emrine edip yemini bozar ve kefaretini de verir.)
b) Koca ile karısının arasında yapılan yemin gerekli değildir. (Kadın, kocasının hoşuna gitmeyen bir şey üzerine yemin ederse, sonradan kocasına itaat ederek yeminini bozar ve kefaretini de verir.)
c) Efendi ile kölenin arasında,  yemin gerekli değildir. (Bozulur ve kefareti de verilir.)
Allah'ın lanetine uğrayan kimseler:
a) Baba ve annesine lanet ederek eziyet veren bir çocuk,
b) Allah'dan başkasının adına kurban kesen kimseler,
c) Aralarındaki sınırları değiştiren kimseler Allah'ın lanetini hak etmiş olurlar.
Hakkında şüpheli bulunduğum kimseler:
a) Üzeyr adındaki şahsın peygamber olup olmadığı hakkında şüpheliyim.
b) Tubba adındaki kişinin İslâm dinini kabul edip etmediği hakkında şüpheliyim.
c) Şer'i cezasını gören bir kimsenin, dünyada gördüğü cezanın yarın kıyamet günü, kendisini Cehennem azabından kurtarıp kurtaramayacağı hakkında şüpheliyim.”[154]

Sonradan Hz. Cebrail peygamber efendimizin yanına gelerek, Üzeyrin peygamber olduğunu, Tubba İslâm dinini kabul ettiğini ve zina yapıp şer'i cezasını gören bir kimsenin de kıyamet gününde, gördüğü cezanın kendisini ikinci bir cezadan kurtaracağını açıklamıştır.[155]

Konu: Günah İşlemenin Nedenleri


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gurur ve kibir taslamaktan kaçınınız. Çünkü iblisin, Adem peygamberi kıble edip Allah'a secde etmemesinin sebebi, gururu ve kibiri olmuştur.
Hırs (ve çok istekli olmak)tan kaçınınız. Çünkü, Adem peygamberin, Allah'ın haram kıldığı ağacın meyvelerini yemesinin 'başlıca sebebi, hırsı olmuştur.
Bunlar, (kibir, hırs ve kıskançlık,) bütün kötülüklerin kaynağıdır.”[156]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerine mahsus koku sürünen kadın, benimle birlikte yatsı namazını kılmak için (camiye) gelmesin.”[157]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kocasının yatak odasının dışında (hamam gibi) herhangi bir yerde elbisesini çıkarıp açılıp saçılan bir kadın, Allah ile kendisinin arasındaki merhamet perdesini yırtmış (ve dolayısıyla Allah'ın azabına uğramayı hak etmiş) olur.”[158]

Konu: Allah'a İtaat Etmenin Feyzi, Günahların Felâketi


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kavmin arasında bulunan salih bir kimsenin öldükten sonra geriye bıraktığı çocuğuna kendi ismini takan o kavme, Hz. Allah manevi bir mükâfat lûtf edecektir.”[159]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Her müminin iki kapısı vardır:
a) Birinci kapıdan, işlediği namaz,  oruç ve hac gibi iyilikleri yükselir. (Arş-i âlâda kayıt defterine yazılır.)
b) Diğer kapıdan ise rızkı iner.
Bu iki kapının sahibi öldüğü zaman, her iki kapı, sahiplerini, kaybettikleri için ağlarlar.”[160]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her müslüman erkek,  ilk gördükleri kadından (Allah'dan korkup ve haya ederek) gözlerini kapatıp geriye çevirirse, Hz. Allah, o müminin kalbinde bir ibadet zihniyetini yaratır. Ve kişi dolayısıyla o ibadetin tadını  kalbinde hisseder.”[161]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir müslüman, fakir bir müslümanı giydirirse, giydirdiği o elbise fukaranın üzerinde bulunduğu    müddetçe  Allah'ın himayesi altında bulunur.”[162]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim gösteriş (başkalarının görmesi) için, iyilik yaparsa, Hz. Allah'da kendisine karşı gösteriş yapar.  (Gösteriş için yaptığı İyiliklerinin sevabını yakar ve kendisini de rezil eder.)
Kim başkası işitsin diye iyilik yaparsa, Hz. Allah o kimsenin yaptığı iyiliklerini imha eder ve kötü bir insan olduğunu etrafa duyurtur.”[163]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, borçlu olan fakir bir kimseye kolaylık gösterirse, Hz. Allah'da o kimsenin dünya ve ahiret işlerini kolaylaştırır.”[164]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, her iki çenenin arasındaki diline ye her iki bacaklarının arasındaki tenasül uzvuna hakim olacağına dair kefil olursa, Bende onun Cennete gireceğine dair kefil olurum.”[165]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yapmış olduğu kötülüğün cezasını dünyada gören bir kimse, bu cezayı ahirette görmeyecektir.”[166]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir din kardeşinin herhangi bir ihtiyacının (sıkıntısını) gideren bir kimsenin, Allah'da ihtiyacını görür.”[167]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fakire verilen sadaka, sahibini  (boğulmak, yanmak gibi) her türlü tehlikelerden korur.”[168]

Konu: Büyük Günahlar


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine 5 türlü büyük günah vardır ki, onları af ettirecek hiç bir şey yoktur.
a) Allah'a şerik koşmak,
b) Öldürmeyi gerektiren (dinden dönmek, evli olduğu halde zina etmek gibi) herhangi bir sebep yokken adam öldürmek,
c) Mümin olanlara iftirada bulunmak,
ç) Düşman cephesinden kaçmak,
d) Hakkı olmadığı halde yalan yeminle başkasının malını almak. Birinci maddenin dışında bu hadiste geçen diğer dört günahları af olunması için tecavüzde bulunduğu kimselerle helâlleşmesi gerekir.)”[169]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine beş ağır günah vardır ki bu günahları işleyenlerin cezasını Hz. Allah dünyada iken verir. (Ahirete ertelemez.)
a) Zulüm etmek,
b) Verdiği sözü tutmamak,
c) Ana babaya hakaret etmek,
ç) Akrabalarıyla ilgiyi kesmek,
d) İyiliklere karşı nankörlük yapıp iyilikleri hiçe saymak.”[170]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, Huzaî kabilesinden olan Amirin oğlu Amr'in cehennemin içinde peşinden barsaklarını sürüklediğini   gördüm. Çünkü devesini yavrusuyla birlikte putlara ilk adayan kimse o olmuştur. (Bugün, -heykelleri put sayarak ta'zim gayesiyle çelenk koyan kimse bu hadiste anlatılmak istenen manâyı teşkil etmektedir.”[171]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın fiezdinde üç kimse insanların en kötüsüdür.
a) Kâbenin civarında  (zina,  içki, gibi) günah işleyenler,
b) (Pavyon, bar, gazino gibi) kâfirlere ait bulunan herhangi bir müesseseyi İslâm aleminde faaliyete sokanlar,
c) Öldürülen akrabasının katilinin yerine, iftira ederek masum bir kimseyi göstermek.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki kişi vardır ki,  kıldıkları namazlar, kendilerinden ayrılır. (Kayıt defterine geçirilmez.)
a) Efendisinden kaçan köle,
b) Kocasına karşı gelen kadın,
Kadın kocasına karşı geldikçe, köle de efendisine dönmedikçe günahları devam eder.”[172]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cahiliyet devrine ait müslümanlara yakışmayan iki büyük günah vardır:
a) Temiz bir insanın soyuna sopuna çamur atmak. (Sen, babanın çocuğu değilsin. Piçin tekisin gibi kötü sözler söylemek.)
b) Ölünün üzerinde iyiliklerini saymak, elbisesini yırtmak, saçını yolmak, yüzüne vurmak gibi hareketler yaparak bağırıp çağırmak.”[173]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine ağır iki günah vardır ki, bunların cezasını Hz. Allah ahirete bırakmayıp dünyada iken acele olarak verir,
a) Zulüm etmek,
b) Ana babaya hakaret etmek.”[174]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tehlikeli yedi büyük günahdan kaçınınız:
a) Allah'a şerik 'koşmak,
b) Başkasına büyü yapmak,
c) Öldürülmesini gerektiren sebepler yok iken Allah'ın haram kıldığı kimseleri öldürmek.
d) Yetimin malını yemek.
e) Düşman cephesinden kaçmak.
f) Temiz bir kadına zina iftirasında bulunmak.”[175]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey imanlılar!) Allah'ın yasakladığı (Zina, cinsi sapıklık gibi) kirli günahlardan sakınınız. (Buna rağmen) kim, bu günahlardan birini yapmak isterse, -kimsenin görmediği ıssız bir yerde yapsın. (Başkalarını alıştırmaksızın) bu yaptığı kirli günahtan sığınsın. Çünkü böyle bir günahı, açıkça yapan kimseleri, Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği cezalara çarptırırız.”[176]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra ümmetimi  (doğru yoldan saptıracak) üç şeyden korkarım:
a) Hakimlerin adaletten ayrılıp zulüm etmeleri,
b) Yıldızların müessir olduklarına İman etmeleri,
c) Kader yazısına  (meydana gelmeden önce Allah'ın bilip her şeyi takdire bağladığına inanmamaları”[177]    
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir amirin kabul ettiği hediye rüşvettir. Hakimin kabul ettiği rüşvet ise, küfür kadar büyük bir günahtır. Çünkü rüşvet, hakimi adaletten ayırır, hak sahibini haksız,  haksızı da haklı çıkaracak bir niteliktedir.”[178]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Dinin haram ve zararlı saydığı) kötülükler, gizli yapıldığı müddetçe sadece yapan kimseye zarar verir. Fakat açıkça yapıldığı zaman, yalnız yapan kişiye değil aynı zamanda bütün topluma zarar verir.”[179]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey müminler!) cahiliyet devrine ve kâfirlerin adetlerine uygun bir kıyafete girer, onların arzu ve isteklerine yaraşır hareketlerde bulunan kişilerin yaptıklarını duyduğunuz veya gördüğünüz zaman, onları ima ile değil, en açık bir şekilde rezili rüsva ediniz.”[180]                                   
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina, aralarında açıkça yapıldığı bir toplumu (dünyevi büyük bir felâkete sürükler ve) Allah'ın azabına uğratır.”[181]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fuhuş açıkça yapıldığı zaman depremler olur, hakimler adaletten ayrılıp zulüm ettikleri zaman yağmurlar azalır,  gayri müslime zulüm edildiği takdirde düşmanlar galip gelir.”[182]                                                           
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim, dünya işlerini, din ve ahiret işlerinden üstün görüp önem verdikleri zaman, İslâm sevgisini kaybederler.                  
Allah'ın ve İslâm dininin güzel gördüğü şeyleri başkalarına emretmediği kötülüklerden milleti vazgeçirmediği takdirde, Kur'an-ı Kerimin bereketinden mahrum kalırlar.                                                                                  
Ümmetimden bazıları küfür ederek birbirlerine düştükleri takdirde Allah'ın rahmet nazarından düşüp yardım elinden mahrum kalırlar.”[183]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin bir kişi, din kardeşini  “kâfir” diye çağırdığı takdirde o ikisinden buna lâyık olan bu sözü hak etmiş olur. (Eğer ikisi de buna lâyık değilse, o zaman arkadaşını kâfir diye çağıran kişi günahkâr olur.)”[184]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kendilerine karşı gazaba geldiği (kötü huylu) dört kimse vardır:
a) Çok yemin eden tüccar,
b) Gururlu fakir,                                                                        
c) Zina yapan orta yaşlı yetki sahibi kişiler
d) Adaletten ayrılan yetki sahibi kişiler.”[185]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü Allah'ın nezdinde en şiddetli azab gören kimseler, Allah'ın yarattıklarının benzerlerini  yapanlardır. (Çünkü, bugün İslâm memleketine getirilen batı aleminin kirli arzularının baş sebebi, kötü resimler olmuştur.)”[186]
20 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz dört büyük günah vardır:
a) Allah'a şerik koşmak,
b) Ana babaya hakarette bulunmak,
c) Yalan yere yemin etmek,
Çünkü, hakimin karşısında yalan yere yemin eden bir kimse, yeminine karıştırdığı yalan sözü kalbinde öylesine kara bir leke olur ki, o leke kıyamete kadar kalacaktır.”[187]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın ilk olarak yasakladığı şey put putlara tapmaktır. Ondan sonra içki içmeyi ve sonra da başkalarıyla boş yere mücadele ve münakaşa etmeyi yasaklamıştır.”[188]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların en kötüsü  (Salih peygambere mucize olarak verilen) devesini keserek öldüren kadın ve kardeşini öldüren Adem peygamberin oğludur. Bu yüzden öldürülecek kişilerin veballarının bir kısmı da ona yazılacaktır, Çünkü ilk olarak insan öldürmeye alıştıran o, olmuştur.”[189]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a and olsun ki, muhakkak ki, içki içen bir kimse,  puta tapan bir kimse gibidir.”[190]                                                                                   
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Allahu Tealâ’ya and olsun ki,  Cebrail  (a.s.) bana gelerek dedi ki: “Devamlı içki içen bir kimse, puta tapan bir kimse gibidir.”[191]         
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fahişe bir kadının zina yapması, bin erkeğin ziya yapması gibidir. (Birçok erkekleri yoldan çıkarması yüzünden çok zararlıdır.) Namuslu bir kadının güzel hareketleri, (sevap bakımından) iman ve amelde samimi olan 70 erkeğin hareketleri gibidir.”[192]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem ateşi (dolayısıyla azabı) 70 kısımdır. Bu azabdan 69 u haksız yere emir edenler, geriye kalan diğer birisi de sebepsiz olarak insanı öldürenler içindir”[193].
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerini görmediğim iki grup cehennemlikler vardır:
a) Sığırların kuyruğu gibi ellerinde bulunan kamçılarla   (keyif olarak)  insanları döven kimseler,
b) Başları devenin ürkeçine benzeyen, haktan ayrılmış zengin erkeklerin ahlâklarını bozan kadınlardır. Bu kadınlar, cennetin kokusunun en uzak yerlere kadar yayılmış olmasına rağmen, ondan mahrum kalırlar.”[194]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Cansız ve hareketsiz birer madde olmalarına rağmen) bir dağ diğer bir dağa hakarette bulunursa, hemen  parçalanacaklardır.”[195]            
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zulümlerin en büyüğü, kişinin din kardeşinin hakkı olan toprağından yarım metrelik dahi olsa yer almasıdır. Çünkü kişinin, din kardeşinden haksız olarak aldığı taş ve toprak, kıyamet günü ateşten bir halkaya dönüşüp boynuna geçirilecektir.”[196]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlar yedi tanedir:
a) Allah'a ortak koşmak,
b) Anne babaya karşı hakaret etmek,                  
c) Allah'ın yasakladığı  (haram kıldığı) halde, insan öldürmek,
ç) İffetli,  namuslu ve mümin kadına iftirada bulunmak,
d) Düşman cephesinden kaçmak,
e) Yetim malını yemek,
f) Müslümanlarla birlikte hicret ettiği yere tekrar dönmektir.”[197]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En büyükler şunlardır:
a) Allah'a şerik koşmak,
b) İnsan öldürmek,
c) Yalancı şahitlikte bulunmaktır.”[198]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah,  kendi kudret eliyle yarattığı cenneti kâfirlere ve devamlı içki içen-sarhoş olan  kimselere  haram kılmıştır”[199]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah (işlenen kötülüklere karşı) hiddete geldiği gibi, hakiki müminler de hiddete gelir. Allah'ın hiddete gelmesi, Müminin kendisine haram kılınan şeyleri işlemesindendir.”[200]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın ortaya çıkarıp rezil etmediği halde, (zina gibi) çirkin ve kötü bir şeyi başkalarına ifşa eden kimselerin dışında, ümmetimden herkesin affedileceğini umuyorum.”[201]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ve diğer bedduaları kabul olunan peygamberlerin lanet ettiği yedi kimse vardır:
a) Allah'ın kitabı olan Kuran-ı Kerime ilâve eden,
b) Kader yazısını yalanlayan,
c) Mekke'nin hareminde (yasak olan bölgede) Allah'ın haram kıldıklarını işleyen,
ç) Benim sülâlemden olan bir kadını iğfal eden,                                
d) Benim yolumu bırakarak bar,  gazino, randevuevi gibi dinin mubah saymadığı her hangi bir şeyi icad eden kimse.[202] 
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:             
“Ümmetimden öylesine kimseler vardır ki, benim şefaatimden faydalanamazlar:                                                                                      
a) Zalim, hilebaz devlet adamları,                
b) Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerime ilâve eden kimseler.”[203]           
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'û  Taâlâ’nın  kıyamet  günü, kendilerine rahmet nazarıyla bakmadığı ve konuşmadığı üç kimse vardır:
a) Yalan yere yemin ederek (satılık olan şu malıma senden)  daha fazla verildi diyerek başkasını aldatan kimse,
b) Bir müslümanın malını zimmetine geçirmek için, yalan yere yemin eden kimse,
c) Kuyusunda fazla su olduğu halde, muhtaç olan kimselere vermeyen kimseler. Hz. Allah kıyamet günü o kimseye şöyle seslenir:  Bugün seni dünyada muhtaçları mahrum kıldığın gibi, ben de seni rahmetimden mahrum kılarım.”[204]                                                                                                   
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın kıyamet günü kendileriyle hiç konuşmadığı, affetmediği ve onlara rahmet nazarıyla bakmadığı üç kimse için şiddetli azab vardır.                                                                                                                     
a) Zina eden yaşlı kimseler,
b) Yalancı devlet adamı,
c) Gururlu olan fakir.”[205]                                                                               
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine üç türlü iş vardır ki, onlarla birlikte işlenilen hiç bir sevabın faydası yoktur:                                                                                     
a) Allah'a eş koşmak,                                                                               
b) Dindar olan anne ve babaya karşı hakaret etmek,                        
c) Düşman cephesinden kaçmak.”[206]                                             

Konu: Bazı Haramlar


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gelecek olan şeyler müminin ahlâkı değildir:
a) Fazla sevgi. (Çünkü fazla sevmek ve başkasını şımartmak kişiyi doğru yoldan çıkarır.)
b) (Başkasının malına servetine göz dikmek) kıskanmak. Bu, İlim uğrunda mubah olmanın dışında her konuda haramdır.”[207]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bildiği halde babasını bırakarak “ben, filânca kimsenin oğluyum diye iddia eden” kişi, büyük bir günah işlemiş olur.
Kendisinin malı olmadığı halde benimdir diyen bir kimse cehennemdeki yerine hazırlansın.
Kim başkasını “Ey kâfir, Ey Allah'ın düşmanı veya ey Yahudi diye çağırırsa, o kimse o söze lâyık değilse, söylediği kötü sözler kendisine döner.
Kim, kötü bir isnatta bulunduğu kişi, iddia ettiği gibi değilse, isnat ettiği kötü sözler kendisine döner.”[208]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alacaklı, borçlunun yanından memnuniyetle dönerse, denizde yaşayan tüm canlı varlıklar o borçluya dua ederler.
Borcunu ödemeye gücü yettiği halde, alacaklıya taciz eden borçluya, borcunu vermediği her gün ve her gece için Hz. Allah günah yazar.”[209]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkasının malını zorla almaya teşebbüs eden, soyan veya soydurtan kötü ahlâklı kimseler biz müslümanlardan  değildir.”[210]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                           
“Başka milletlere kendisini benzeten kimse, biz müslümanlardan değildir. Öyleyse, ey müslümanlar, kendilerinizi Yahudi ve hıristiyanlara benzetmeyiniz.
Yahudilerin selâmları parmak işaretiyle, Hıristiyanların el işaretiyledir. (Müslümanların selâmları ise “esselâmualeyküm” sözüyle birlikte elle olur.”
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'dan başka herhangi bir varlığa yemin eden, başkasının ailesini aldatarak yoldan çıkartan veya kölesine   (İşçisine, hizmetçisine) hakaret eden kimseler bizden değildir.”[211]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendi öz nefsinin veya başkasının yumurtalarını çıkaran bizden değildir.  (Nefsine hakim olamıyorsan) oruç tut ve eteklerini tıraş etme.”[212]

Hadisin sebebi: Mahzun oğlu Osman adlı bir kimse bir gün peygamberimizin yanına gelerek şöyle dedi:
“Ey Allah'ın resulü, ben şehevi arzularıma çok düşkünüm. Yumurtalarımı çıkarma konusunda bana izin verirmisiniz.” Bunun üzerine peygamberimiz (s.a.s.) bu hadisi buyurmuştur.[213]

8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                                
“Başkalarını kavimcilik ve katarcılığa çağıran bizden değildir, Yine kavimcilikten dolayı insan öldüren veya bu yolda ölenler de bizdin değildir.”[214]                                                                                                         
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                              
“(Yakınlarından biricinin ölmesi gibi,) herhangi bir musibetten dolayı yüksek sesle bağırıp çağıran, başını tıraş; eden veya elbisesini yırtan bizden değildir.”[215]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir musibetten dolayı cahiliyyet devrine ait sözlerle bağırıp çağıran, yüzüne vuran, yakasını, yırtan bizden değildir.”[216]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçükleri sevmeyen, büyükleri saymayan ve bizi aldatanlar bizden değildir. Çünkü mümin bir kimse, kendi öz nefsi için istediğini başkası için istemedikçe gerçek bir mümin olmaz.”[217]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Başkasının mal ve servetine göz dikerek) kıskanan, söz taşıyıcılık yaparak iki kişinin arasını bozmak, gelecekten haber veren kahinler bizden, ben onlardan değilim.”[218]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Öylesine kötü bir zaman gelecek ki,) benim ümmetimden bazı -kimseler, çalgıyla birlikte oynayarak şarkı söyleyen kadınların karşısında çeşitli isimler taktıkları içkiler içeceklerdir. Hz. Allah (yaptıkları kötülüklerine karşılık)  onları yerle bir edecek veya maymun, domuz gibi hayvanların şekline sokarak cezalandıracaktır.”[219]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                    
“Öylesine kötü üç kimse vardır ki, onlar için Allah'dan af dileme ve durumlarını sorma.
a) İslâm topluluğundan ayrılarak iman ve adaletten ayrılmayan devlet adamına karış geldiği halde ölen kimseler.
b) Efendisinden haksız yere kaçarak ölen köleler,
c) Kocasından gizli olarak zina yapmak için süslenip evinden ayrılan kadınlar.”[220]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Kötü insanlardan öylesine)  gururlu üç kimse vardır ki, onların hakkında hiç bir şey sorma:
a) Allah'ın cübbesini alıp giymek yani Allah'a mahsus olan azamet ve büyüklüğünü kendisine yakıştırmak    konusunda Allah ile  münakaşa edenler,
b) Allah'ın gömleğine yani izzet ve şerefine sahip çıkma konusunda Allah'la münakaşa edenlerdir.
c) Allah'ın emirlerinde şüpheye düşen ve rahmetinden ümidini kesendir.”[221]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Manevi kirli öylesine)  üç kimse vardır ki, rahmet melekleri kendilerine yaklaşmazlar.
a) Kafirlerin ölüsü,                                                                   
b) Kadınlara mahsus olan kokuları sürünen kadınlar,        
c) Sebepsiz olarak gusül(boy) abdestini erteleyen cünuplu kimseler.”                                                                                                    
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem azabından kurtulamayacak (kötü ahlâklı)  üç grup insan vardır:
a) İki kişinin arasında söz taşıyıcılığı yapan kimseler,
b) Anne, babasına  (haksız yere)  hakaret eden kimseler,
c) Devamlı olarak içki içen kimseler.”[222]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allahu Tealâ yalvarıp yakarmalarına cevap vermeyeceği ve sıkıntılara maruz kalacak)  kötü olan üç grup insan vardır:
a) Hırsızların barındıkları yerlere giren kimseler,
b) Yolun ortasını işgal eden kimseler,
c) Hayvanını bağlamadan serbest bırakıp salıverdikten sonradan korunmasını dileyen kimseler.”[223]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yemek yemek ve su içmek için altın ve gümüş kaplar kullanan kimseler, midelerine  cehennem  ateşi   sokmuş  gibi olurlar.”[224]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetime geçmiş milletlerin hastalıkları bulaşacaktır
a) Allah'dan gelen her türlü nimetlerini inkâr etmek,
b) Allah'ın verdiği mal ve servetiyle gururlanıp çeşitli günahlar işleyerek Allah'a karşı gelmek,
c) Ahiret işlerini bırakarak dünyalıklarını çoğaltmakla birbirleriyle yarış etmek,
ç) Dünya işleri konusunda birbirleriyle münakaşa etmekle meşgul etmek.
d) Birbirlerini severek aralarında birlik ve beraberlik kurmaları gerekirken, birbirlerine kızıp aralarında dargınlık yaratmak.
e) Birbirlerinin mallarına göz dikerek kıskanmak,
f) Birbirlerine zulüm ve hakaret etmek.”[225]

Konu: Rızkı Aramak


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuklarının nafakasını kazanmak amacıyla evinden çıkan kişi, Allah'ın yolunda cihad etmiş gibidir.
Gene yaşlı olan aciz anne ve babasının ihtiyaçlarım sağlamak için evinden çıkan bir kişi, Allah'ın yolunda cihad etmiş gibidir.
Dilencilikten kurtulup namuslu bir şekilde yaşamak içki evinden para kazanmak amacıyla çıkan kimse Allah yolundadır.
Riyakârlık ve gösteriş yapmak için evinden çıkan kimse, şeytanın yolunda çalışmış gibidir.”[226]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâmet, huzur ve mutluluk on kısımda toplanır. Onda dokuzu din ve dünya işlerini araştırıp elde etmek, biri de diğer işler içindir.”[227]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah rızık ve geçim sebebini gösterdiği biriniz, ondan ayrılarak başka bir sebep aramasın. Ancak gösterilen sebebin, etkisini değiştirmesi halinde terk edilebilir.”[228]

Konu: Helâl Ve Haram


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâl ve haramın belli olduğu ortadadır. Bu ikisinin arasında insanların çoğunun helâlmı, haram mı diye şüpheye düştükleri şeyler vardır. Şüpheli şeylerden kaçınan müminler, dinini, ırz ve namuslarını selâmete çıkarmış olurlar.
Şüpheli şeyleri işleyenler, (günün birinde) haramı da işlerler. Bu da korunun veya yasak -bölgenin kenarında sürülerini otlatan bir çobana benzer ki, her an korunun içine girme tehlikesi var. Uyanın! Her paşanın kendilerine mahsus bir yasak bölgesi vardır (ki, hiç bir -kimse oraya yanaşamaz)
Allah'ın yeryüzünde yasak bölgesi vardır. O da, haram kıldığı şeylerdir. Uyanık olun!.. İnsanların cesedinde (bir parça) et vardır. O, doğru yol da yürüdüğü zaman, ceset de doğru yürür, yolunu sapıttığı zaman, ceset de yolunu sapıtır. O parça et de hiç şüphesiz, kalbidir.”[229]

Helâl, şeriatın kesin olarak haram kılmadığı, haram ise, şeriatın haram olduğuna kesinlikle bildirdiği şeylere denir. Fakat haram ile helâl arasındaki şüpheli görülen şeylerin de terk edilmesi gereklidir. Çünkü şüpheli şeylerden sakınmayan ve onu alışkanlık haline getiren kimselerin günün birinde haram olan şeyleri de alışkanlık haline getirebilir. Hiç çekinmeden koru veya yasak bölgenin etrafında hayvan sürülerini otlatarak dolaşan bir çobanın idare ettiği hayvan sürüsü, koru veya yasak bölgenin içine girebilir. Bu yüzden haramın olduğu yerlere yaklaşarak şüpheli görülen şeyleri yapan bir kimsenin haramı da işleyemeyeceği ne malûm?[230]

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâlinde, haramında belli olduğu ortadadır, O halde şüpheli gördüğün şeyleri bırak, olmayanları seç.”[231]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Faizden kazanılan bir dirhem para, Allah'ın nezdinde günah bakımından otuz altı kere yapılan zinadan daha kötüdür.” [232]  

Faizin zinaden daha kötü olmasının nedeni; zina yapan bir kimse kesinlikle tövbe edip onu bırakırsa, Allah'ın rahmetine mazhar olabilir. Oysa faiz, (karışarak arttırılmış bulunan bir serveti) haramlıktan tasfiye etmek, onu yeniden helâl ve meşruluğuna kavuşturmak mümkün değildir. Haramdan kurtarılmayan ve ömür boyu onunla zevku sefa sürerek ölen bir kimsenin Allah'ın rahmetine mazhar olması şüpheli olduğundan hadisi şerifte faizin zinadan daha kötü bir günah olduğu açıklanmıştır.[233]

4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüpheli olan şeyleri bırak, olmayanları seç. Doğruluk, huzur ve mutluluktur. Yalancılık ise, şüpheli ve kötü gaflettir.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüpheli olan şeyleri bırak, şüpheli olmayanları seç. Çünkü Allah için şüpheli olan şeyleri bırakıp kaçınman, seni ondan gelecek sıkıntılara maruz bırakmaz.”[234]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın, İpek gibi zinet eşyaları, benim ümmetimden ancak kadınlara helâldir,  erkeklere ise, haramdır.”[235]

Kadınlar zinet ehli olduğundan, altın ve gümüş gibi zinet eşyaları kendilerine helâl kılınmıştır.[236]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın,  kâfir olan erkeklerin, gümüş ise müslüman erkeklerin zinetidir. Demir ise, cehennem ehlinin zinetidir.”[237]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, helâldan kazanarak fazla israfa kaçmayan harcayan ve sevabına muhtaç olduğu kıyamet günü için,  malının artan kısmını fakirlere sadaka olarak veren kimselerden razı olsun.”[238]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rüşvet alanda verende cehennemliktir.”[239]

Rüşvet, insanlık için tehlikeli olan bir mikroptur. Bunun için davasında haklıyı haksız, haksızı da haklı çıkaran ve hakimi vereceği kesin hükmünden çevirdiğinden haram kılınmıştır.[240]

10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra ümmetimin çoğunluğu, yardımcıları devlet adamları olan ve kendilerine birçok isimler verdikleri içkiler içeceklerdir.”[241]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şeytan düşünceli olan kimseler, daha çok (kötülüklerinin karargâhı olarak) hamamları tercih ederler.”[242]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Etini yemiyorum bu yüzden haramdır” diye kertenkele hakkında kesin bir hüküm vermiyorum.”[243]

Sevgili peygamberimiz, kertenkelenin “etini yemem ve bunun için başkalarına haram da kılmam” sözüyle ortaya koyduğu kapalı ifadenin sebebi; böyle bir hayvanın Mekke ve Medine civarında bulunmaması, aynı zamanda çeşitlerin çok olması (bazılarının da yenilmemesi) nedenlerine dayanılmaktadır.[244]

13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“ İpekli elbiseyi,  ahirette bir nasibi olmayan (erkek olan) kimseler giyer.”[245]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Altın gibi zinet eşyaları ve ipekli elbiseleri, ümmetimden kadınlara helâl, erkeklere ise haram kılınmıştır.”[246]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biz müslümanlara eti helâl kılınmış olan iki çeşit ölü hayvan ve bunun yanında helâl kılınmış olan iki çeşit de kan vardır:
Eti helâl olan ölü hayvanlar, balık ile çekirge, helâl olan kan ise, ciğer ile dalaktır.”[247]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dört yerde bile kullanılması kabul olunmayan dört çeşit kazanç vardır: İhanetle, hırsızlıkla, ganimet ve yetim malından elde edilen mallardır. Bunların, hacda, umrede, cihadda, savaşda kullanılması ve sadaka olarak da olsa, verilmesi makbul değildir. (Allah'ın nezdinde sevapları kabul olunmaz.)”[248]

Hadisi şerifte gayri meşru yollarla elde edilen kazançların sevap olan yerlerde harcanılmasının doğru olmaması, sevap olmayan yerlerde ise harcanılmasının hiç doğru olmadığı kastedilmektedir.[249]

17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kazançların en güzeli, kişinin alın teriyle, el emeğiyle alış verişle kazandığı meşru maldır.”[250]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah, haram kıldığı şeyleri, sizlerden bazılarının işleyeceğini bildiğinden haram kılmıştır.
Uyanık olun!.,   şüphesiz  ben,  kelebeklerin ne olacağını  düşünmeden ateşe, sineklerin  sivri   maddelerin içine  atlamaları gibi, günah  işlediğinizden  dolayı  ateşe atlamanızı önlemek için, arkadan eteklerinize yapışıyorum.”[251]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sarhoşluk yapan her şey içki, içki olan her şey de haramdır. O halde dünyada iken, içki içmeye devam edip tövbe etmeden ölen bir kimse, ahirette (cennete girse bile) cennetin tatlı meşrubatlarından içmeyecektir”.[252]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sarhoşluk yapan her madde haramdır. Çoğu sarhoşluk yapan bir maddenin bir avuç kadarı dahi haramdır.”[253]

Hadisde geçmiş olan “Ferâk” kelimesi 16 litre demektir,[254]

21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Malı istediği şekilde harcamak, ancak sahibinin hakkıdır.”[255]

Bu hadisi şerifte İslâmiyette mülkiyet, adalet ve hürriyetin bulunduğunu ve mülkiyeti tanımayan  komünizm  rejimini de red ettiğini ifade eder.[256]

22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Köpek dişini taşıyan her yırtıcı hayvanın eti haramdır.”[257]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ı anma gibi ibadetlerin dışında yapılan her türlü iş, (Allah'ın nazarında) eğlence ve boş oyalanmadır. Bunlardan yanlız dört hüküm müstesnadır:
a) Kocanın hanımıyla oynaşması,
b)  Erkeğin (savaş için)  atını terbiye etmesi,
c) İki ordunun arasında kişinin gururla dolaşması,
d) Kişinin yüzme gibi faydalı şeyleri öğrenmesi."[258]

Bu hadisde Allah'a yapılan kulluk ve ibadetlerin dışında bulunan her türlü dünyevi işlerin basit, önemsiz, eğlencelerden ibaret olduğu anlatılıyor.
Ancak, dinimizin haram saymadığı şeylerin yapılması helâldir. Bunlarda, helâl yoldan ticaret yapmak, kazanç sağlamak ve hayatımızı düşmanlara karşı korumak için yapılan işlerdir.[259]

24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Topukların aşağı kısmına kadar elbise giymek (kişinin gururlanmasına neden olduğundan)  giyeni cehenneme sokar.”[260]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Şimdiye kadar ben) sizleri tulumun dışında her türlü kablarda (hurma, üzüm gibi)  maddelerin şıralarını    tutmaktan men ediyordum. Şimdi ise,  sorhoşluk durumuna sokmayacak şartıyla tutup içebilirsiniz.”
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “(Bu ana kadar) ben, sizleri bütün kablarda (hurma, üzüm gibi)  maddelerin şıralarını tutmaktan men ediyordum. Şimdi ise, sarhoşluk durumundan kaçınmak şartıyla tutup içebilirsiniz.”[261]

25-26 - Her iki hadisin ifade ettiği gerçek şudur: Hurma, üzüm, elma, armut, bal gibi maddelerin şıraları içkiye dönüşmeden evvel içilmesi helâldir. Fakat rakı, şarap, bira gibi sarhoşluk yapan maddelere dönüştükten sonra içilmesi kesinlikle haramdır,[262]

27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bu ana kadar) ben, sizleri -zenginler fakirlere yardım etsinler diye- üç günden fazla kurbanların etini yemekten ve saklamaktan men ederdim. Şimdi ise, dilediğiniz şekilde yiyip yedirebildiğiniz gibi saklayabilirsiniz de.”[263]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Şimdiye kadar) ben, sizlerin kabirleri ziyaret etmenizi yasakladım. Dikkatli olun!  Kabri ziyaret edebilirsiniz. Çünkü kabri ziyaret etmek, kalbi yumuşatır,  gözleri yaşartır,  ahireti hatırlatır. (Yanlız yüksek sesle ağlamak, bağırıp çağırmak, elbisesini yırtmak gibi hareketler yaparak kötü sözler söylemeyin)”[264]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Helâl mi, haram mı diye) kalbini kurcalanan her şeyi terk et.”[265]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların göreceklerini istemediğin şeyleri tenha yerlerde yapma.”[266]

Kişinin Allah'ın rızasına ve dinin hükümlerine aykırı olduğu için başkalarının huzurunda yapmaktan çekindiği gibi, tenha yerlerde de yapmaması gerekir. Çünkü Allah'ın görmesi, başkalarının görmesinden daha önemlidir.[267]

31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Mal sahibinin rızası olmadan) kaçırmak ve zorla almak gibi vesilelerle elde edilen her türlü mal, (senin için) helâl değildir.”[268]
n) 
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zorla elde edilen mal,  (haramlık bakımından ölü bir hayvanın etini yemekten farklı değildir.”[269]

Başkasının malı, senin için ancak alış-veriş gibi rızasını tahsil eden sebeplerle helâl olabilir.
Bunun dışında hiç bir şekilde başkasının malı senin için, helâl olmaz. Çünkü İslâm dininde mülkiyet hakkı vardır.[270]

33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Allah'ın nezdinde günahların en büyüğü kişinin nafakasını vermekle mükellef bulunduğu (oğlu, kızı gibi)  kimseleri yok etmektir.”[271]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki,  dünyada karnı en tok olan  (dolayısıyla gaflet, içinde ömrünü tüketen kimseler) kıyamet günü en aç kimseler olacaktır.”[272]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, fizik kapısı arş-ı âlâdan yere kadar açıktır. Hz. Allah her kulun azmine çalışma gayretine göre  rızkını verecektir."[273]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, (araştırıp sormadan,  helâl-haram demeden, denize dalar gibi) ellerine geçirdikleri her türlü malı yiyenler için, cehennem ateşi vardır.”[274]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir kimse, alnının teri ve ellerinin emeğiyle kazandığından daha iyisini yememiştir.
Şüphesiz Davud peygamber, el emeğinden kazandığını yerdi.”[275]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Elma ve hurmadan yapılan alkollü her madde içkidir.”[276]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Buğday,  hurma, arpa, üzüm ve baldan imal edilen alkollü şeyler içkidir.”[277]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâli araştırmak için peşinden koşan sonra da geceyi yorgunluk içinde geçiren kimsenin günahları af olunur.”[278]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yalancı şahitlikte bulunarak bir müslümanın malının elinden alınmasına veya kanının dökülmesine sebep olan  kimse, cehennem ateşini hak etmiş olur.”[279]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çoğu sarhoşluk yapan bir maddenin azı da haramdır.”[280]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kedinin eti satılarak elde edilen paranın yenilmesi yasaklanmıştır. (Çünkü yırtıcı olan hayvanların eti yenilmediğinden, kedi de yırtıcı bir hayvan olduğu için, eti haramdır.)”[281]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kertenkelenin etinin yenilmesi yasaklanmıştır.”[282]

Peygamber efendimiz 12. hadisinde “ben kertenkelenin etini yemem ve başkalarına da haramdır demem” sözüyle kapalı olarak buyurduğu ifadenin sebebi; kertenkelenin haram olması hakkında henüz Allah'ın vahyi inmemesinden dolayıdır. Peygamberimizin bu hadiste kertenkelenin etinin yenilmesini yasaklamasının sebebi, vahiyden sonra gelen Allah'ın kesin emrindendir. Bu yüzden iki hadisin arasında herhangi bir çelişki yoktur.[283]

45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, köpek dişini taşıyan ve pençeli olan her kuşun etinin yenilmesini yasaklamıştır.”[284]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz ehli olan eşeklerin etlerinin yenilmesini, yasaklamıştır.”[285]

Ehli olan merkeplerin eti haramdır.  Fakat yabani merkeplerin eti helâldir.[286]

47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamber efendimiz at, katır, merkep ve köpek dişli olan yırtıcı hayvanların etlerinin yenilmesini yasaklamıştır.”[287]

Peygamber efendimiz atların etinin yenilmesini haram olduğundan değil, belki savaş için araç olduğu için, yasaklamıştır.
Katır anasına bağlı olduğundan dolayı anasına göre hüküm verilir. Anası kısrak ise, eti yenir, merkep ise eti yenmez.[288]

48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, herhangi bir yerde beklettirilerek okla öldürülen hayvanın etinin yenilmesini yasaklamıştır.”[289]

Konu: İstikamet (Doğrultu)


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dinin gösterdiği istikametten ayrılmayınız. Sizin istikametiniz ne kadar güzel bir şey. Amellerinizin (işleyeceğiniz iyiliklerin) en iyisi, namazdır. Vaktinde abdest alıp muhafaza eden ancak mümindir.”[290]

Konu: Müslümanlara Yapılan Eziyetlerin Vebali


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haksız yere  mücadele  ederek mümine eziyet vermek, küfür kadar bir vebal (günah) dır. Ona küfür etmek fasıklık (büyük terbiyesizlik) tir.”[291]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir mümini öldürmek, Allah'ın nezdinde dünyayı yerinden oynatıp yok etmekten daha büyük günahıdır.”[292]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Vaiz olarak zamanın olayları, dostları birbirinden ayırmak, mazlumu zalimin zulmünden kurtarmak için ölüm yeterlidir.”[293]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin yalan söyleyebilmesi için, bütün işittiklerini (sağa sola) söylemesi yeterli bir delildir. Kişinin borçluya “senden bütün hakkımı tek bir kuruş bile bırakmadan alacağım.” demesi, cimriliği için yeterli bir delildir.”[294]

Sağdan soldan duyulan söylentiler tamamıyla doğru değildir. Bunu işitip etrafa yayan bir kimse, yalan söylediği gibi, fitneliklere de yol açtığından, büyük bir vebalin altına girmiş olur.[295]

5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Devamlı olarak herkesle dava açman, senin için yeterli bir günahtır”[296]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkalarına eziyet eden kimseler, cehenneme girmeyi hak etmiş olur.”[297]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin din kardeşine, eziyet verecek bir bakışla bakması haramdır.”[298]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Mümine zarar veren bir kimse, lanet olunmayı hak etmiş olur.”[299]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimseye eziyet veren bir kimse bana eziyet etmiş, bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur.”[300]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanları yolundan alıkoyarak eziyet eden kimseler, lânetlenmeyi hak etmiş olurlar.”[301]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Kim, bir mümini  (silâh gibi şeylerle)  korkutursa, Hz. Allah o kimseyi kıyamet gününün korkunç afetlerinden emin bırakmaması Onun hakkıdır.”[302]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, helâl lokmayı yiyip, (peygamberimizin gösterdiği) yolda yürüyüp insanlara eziyet vermeden güvenliğini sağlarsa, o kimse cennete girmeyi hak etmiş olur.” [303]                                             

Hadiste geçen kelimeler:
Tayyib: Helâl lokma
Sünnet: Peygamberin yolu
Bavaik: Tehlikeli yok edici şeyler.
Peygamberin yolunda yürüyerek helal lokmayı araştırıp yiyen ve müminlere eziyet vermeden güvenlik içinde yaşayan kimse cennete girecektir.[304]

13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Biz müslümanlara silâh çeken kimse bizden değildir.”[305]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Allah'a ve kıyamet gününe iman edenler,  müslümanları korkutmasınlar.”[306]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kölesine bir tokat atan veya döven bir kimsenin yaptığı kötülüklerine karşılık o köleyi azat etmesi gerekir.”[307]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fazla olan suyunu muhtaçlara ve gene fazla olduğu halde hayvan yemini, hayvanları aç olan kimselere veremeyenleri Hz. Allah, kıyamet günü faziletinden mahrum bırakır.”[308]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanları tehdit etmeyiniz.  Çünkü müslümanları tehdit etmek, büyük bir zulümdür.”[309]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin sırtı  (hatta bütün cesedi)  Allah'ın himayesi altındadır. Yalnız kısas ve irtidad (dinden dönmek gibi) haklar bu hükmün dışındadır.”[310]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“ Zulüm üç kısma ayrılır:
a) Allah'ın affetmeyeceği zulüm,
b) Allah'ın affedeceği zulüm,
c) Allah'ın cezasız bırakmayacağı zulümlerdir.
Allah'ın affetmeyeceği zulüm; Ona şirk koşmak, ortak yapmaktır. Nitekim bu konuda Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: “Şüphesiz şirk, Allah'a ortak yapmak, (affın dışında kalan) büyük bir zulümdür. Allah'ın affedeceği zulüm; İnsanlarla Allah'ın arasında bulunan hak ve hukuklara karşı yapılan zulümlerdir.
Allah'ın cezasız bırakmayacağı zulüm; insanların aralarında birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür.”[311]

Hadisde geçen kelimeler: Zulüm. Haksızlıklar.
Şirk: Allah'a ortak koşmak
Allah  (c.c.)  ile kulun arasındaki çiğnenilen hukuklar;  namaz, oruç, hac gibi Allah'ın emrettiği şeylerdir.
Kulların aralarında birbirlerine karşı yaptıkları haksızlıklar; hırsızlık, dargınlık, dövmek, öldürmek, sülâlesine hakaret etmek, hile yapmak, gıybet, söz taşıyıcılık, iki yüzlülük gibi şeylerdir.[312]

20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dine karşı silâh çeken bir kimse, çektiği silâhını kılıfına sokmadığı müddetçe,  melekler ona lanet ederler.”[313]

Hadisde geçen kelimeler:
Eşhere:  Silâh çekmek.
Yeşimehû:  Silâhını kınına koymak.[314]

 

Konu:  Hz. Muhammed'in Ehlinin Fazileti


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderleridir.”[315]

Seyyid:  Efendi, önder, lider.
Şebab: Delikanlı.[316]                                             

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderleri, babaları Hz. Ali ise, onlardan daha üstündür.”[317]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderidir. Ancak Halem oğlu, Hz. İsa İbni Meryem ve Yahya İfani Zekeriya bundan müstesnadır. (Bu iki peygamber, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den daha üstündür.) Hz. Fatma, cennet ehli olan tüm kadınların, efendisidir. Ancak Hz. Meryem bu hükmün dışındadır.”[318]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan, benden,  Hz. Hüseyin ise Ali'dendir. (Hz. Hasan bana benzediğinden benden,  Hz. Hüseyin ise, Hz. Aliye benzediğinden Ali’dendir.)”[319]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden evlendiğim bir kadının ve ehlimden birisiyle evlenecek olan ümmetimden bir erkeğin benimle cennete girmesi için Allah'a yalvarıp yakardım. Allah (c.c.) da bu dileğimi kabul etti.”[320]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ailemizle birlikte bizlere zekât sadakası helâl değildir.”[321]

Hz, Muhammed'e ve aile efradına, zekât sadakası, malın kiri olduğundan verilmesi yasak edilmiştir.[322]

8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler, muhakkak ki, siz benden sonra ehli beytimle imtihan olunacaksınız.”[323]                                                    

Hz. Muhammed bu hadisi şerifin ifadesiyle O'nun vefatından bir kaç yıl sonra müslümanların arasında vuku bulacak Cemel savaşına ve Kerbela vakasına işaret etmek suretiyle gaybden verdiği bir haberdir.[324]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz oğlum Hasan, gerçek bir efendidir. Hz. Allah, Onun yapacağı arabuluculuk vasıtasıyla karşı karşıya gelecek iki İslâm ordusunun arasını İslah eder. (Fitneliğe son verdirerek binlerce müslümanın kanının dökülmesine engel olur.)”[325]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hüseyin, ben ondan, o da benden bir parçadır. Hz. Allah onu seveni sever.
Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin iki torunumdur.”[326]

Sıbd: Torun[327]

11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hamza İbni Abdulmüttalib benim sütkardeşimdir.”[328]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hamza, kıyamet günü şehitlerin efendisidir.”[329]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların arasında bulunan her türlü münasebet ve akrabalık, kıyamet gününün gelmesiyle kesilecektir. Fakat İslâm münasebeti ve benim akrabalığım asla kesilmez.”[330]

Hadisi şerifden alacağımız hisse:             
Kıyamet gününün gelmesiyle dünyada iken insanların arasında bulunan İslâm dini dışında, diğer tüm dini münasebetler ve akrabalık bağları tamamiyle kesilir. Fakat islâm kardeşliği ve peygamberimizin akrabalarıyla olan münasebeti bağlı kalacaktır. Asla kopmaz. Çünkü din kardeşliği her türlü yakınlık ve münasebetten daha üstündür. Bu bütün müslümanlar için büyük bir şeref ve müjdedir. Hz. Allah cümlemizi İslâm kardeşliğinden mahrum bırakmasın. Amin...[331]

14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Oğlum Hüseyin zekât sadakası olan hurmadan vazgeç. Biz zekât sadakasını yemediğimizi bilmez misin?”[332]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insanoğlu, babasına isnad edilir.  Fakat Hz. Fatma'nın oğullan bunun dışındadır. Çünkü onların velisi ve en yakın akrabası benim.”[333]                                                                           
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Benim ceddim olan Abdülmüttalibin çocuklarına (dünyada) iyilikte bulunan kimseler, kıyamet gününde bana kavuştuğu (öldüğü) zaman, onun mükâfatı bana aittir.”[334]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Fatma benim bir parçamdır.  Onu kızdıran beni kızdırmış olur.”[335]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Fatma benim bir parçamdır. Onu kızdıran beni kızdırmış onu sevindiren beni sevindirmiş olur. Kıyamet gününde her türlü bağlantı kesilir. Yalnız İslâm ve benim akrabalık bağlarım kalır.”[336]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim bir tüyüme  (aile efradımdan herhangi birisine)  eziyet veren,  bana,  bana eziyet veren de Allah'a eziyet vermiş olur.”[337]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Semada yaşayanlar için, yıldızlar bir güven alâmetidir. (O yıldızlar, nizamlarını kaybedip birbirlerine düşmedikçe, orada yaşayan melekler vesaire güven içinde bulunurlar.)”
Ehli beytim, ümmetimin güvenleridir.”[338]

Hz, Muhammedin aile efradları yeryüzünde kesilmediği müddetçe, ümmetine zarar gelmez. Bu kesilme iki türlüdür:
a) Ölmekle kökün,
b) İslâm dinînden ayrılarak küfür karanlığına düşmekle.[339]

21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Ali'nin yüzüne bakmak bir ibadettir.”[340]  
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben, sizler için yerime geçecek iki halife (vekil) bıraktım.
a) Yerle semanın arasında uzatılmış sağlam bir ip olan Allah'ın kitabı (Kur'an-ı kerim).
b) Ehli beytimdir.
Bu iki vekil,  (kıyamet günü)  havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar.”[341]

Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı kerim, semadan yere kadar uzanan bir ipe benzer. O ipe sarılan kimseler, çeşitli ahlâksızlık, kötü düşünce ve fikir içine düşseler bile, yine sahip oldukları temiz imanları sayesinde kurtulurlar, O ipe sarılmayan, bedbaht, şuursuz, midesine düşkün, fani hayatına bağlanmış kimseler ise, bozuk fikir ve düşüncenin yılan ve akreplerine yem olmaktan kurtulamayacaklardır.
Hz. Muhammed (s.a.s.)'ın aile efradından (Hz. Ali, İbni Abbas gibi) alimler, Kur'an-ı kerime bağlı kalmak ve hizmet etmekten aldıkları iman nuru ile kendi zamanındaki ve gelecek zamandaki inşalar için, Allah'ın birer halife ve vekilleridir.[342]

 

Konu: Allah'ın Hakiki Dostları


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah'ın öylesine dostları vardır ki,  Yüce Allah onları öldürülmekten korur, iyilik yapmaları için uzun ömürlü kılar, iyi rızıklandırır günahtan arındırır ve afiyet içinde yaşatır, ruhlarını kendi yatakları üzerinde iman bütünlüğü içinde alarak şehitlerin makamına yükseltir.”[343]  
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın öylesine temiz ruhlu dostları vardır ki Yüce Allah,  onların rızıklarını rahmetiyle birlikte verir. Afiyet içinde yaşatıp, iman bütünlüğü içinde canlarını alır ve cennetine koyar. Onlar, öylesine temiz kimselerdir ki,  gecelerin dehşet ve korku veren karanlıkları gibi, fitne ve dinsizlik fırtınalarıyla karşılaştıkları halde, iman bütünlüğü içinde kalırlar.”[344]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki insanlar arasında Allah’ın hakiki dostları vardır.
a) Kur'an-ı okuyan ve emirlerine uyan, Allah'ın has kulları.”[345]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah (c.c.)'ın yeryüzünde yaşayan, insanların cesedlerinde tertemiz kapları vardır. O kaplar ise, salih müminlerin kalbleridir. O kalblerin en sevimlisi, yumuşak ve ince olanlarıdır.”[346]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah (c.c.)'ın nezdinde tekbir (Allahuekber), tahmit (Elhamdülillah), tesbih (Subhanallah), tehlil (Lailâheillallah) cümleleriyle Allah'ı zikrederek İslâm duyguları içinde yaşayandan daha faziletli, üstün bir kimse yoktur.”[347]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir varlık kendi cinsinden olanbir varlıktan daha üstün değildir. Yalnız insanlar bu hükmün dışındadır.”[348]

Hiç bir varlık, kendi cinsinden diğer bir varlığa karşı üstün değildir. Fakat insanlar bu hükmün dışındadır.
İmanlı, şuurlu ve zengin bilgilere sahip olan bir alim, bu sıfatlardan yoksun 1000 (bin) kişiden daha üstündür. Çünkü Allah'ın rahmet yağmurunu kabul eden tertemiz bir toprak; bitireceği çeşitli bitkileriyle, akıtacağı sularıyla binlerce canlı varlıklara yarayacağı ve yepyeni hayatlar bağışlayacağı gibi Allah'a yaklaştıran, iman ışığında dünyevî ve uhrevi ilimlerle bezenmiş bir alim, binlerce insanları öldürücü cehalet sisinden kurtarır, yepyeni şuurlu ve yararlı bir hayata kavuşturur. Böylesine bir alim, 1000 kişiden elbette daha üstündür.
“Bence kulumu bana yaklaştıran (namaz, oruç gibi) farz olan emirlerden daha sevimli bir şey yoktur. Ben sevinceye kadar kulum, sünnetleri yerine getirmekle bana yaklaşmaya devam eder.”
“Ben, kulumu sevdiğim zaman, (kulakları hakikati işittiğinden, gözleri gerçekleri gördüğünden, elleri helâl lokmaya ve hayırlı şeylere uzandığından, ayaklan meşru yerlere yürüdüğünden) kulakları, gözleri, elleri ve ayakları ben olurum. Benden dilediği her şeyi verir bana sığındığı tehlikelere karşı onu korurum.”
“Ölümü istemeyen mümin kulumun ruhunu almakta tereddüt ettiğim kadar hiç bir şeyde tereddüt etmem. Fakat ben, mümin kulumun ölüme karşı olan isteksizliğinden hoşlanmadığım için, onun isteksizliğini sevgi ve  muhabbete çevirerek onu  kendi rahmetime kavuştururum.”[349]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah (c.c.)'ın nezdinde imanlı kişiden daha üstün bir kimse yoktur.”[350]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah şöyle buyurmuştur: “Benim dostlarıma karşı düşmanlık eden kimseleri (yok edeceğimi) savaşacağımı ilân ederim.”[351]
 9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geçmiş ümmetlerden İlham yoluyla doğruluğu,  Allah'dan alan ve başkalarına faydalı olan kimseler vardır. Eğer ümmetimin arasında onlardan biri varsa, o da Hattaboğlu Ömer olsa gerek. (Çünkü Kur'an’ın bir çok  yerlerinde  onun görüşü  ayetlerle birleşmiştir.)”[352]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Samimi olarak kalbini imana bağlayan, küfür kirlerinden arınan, doğru sözlü olan, iman istikametinde huzur içinde bulunan, kulakları hakikati işiten ve gözlen gerçeklere bakan bir mümin, muhakkak saadete kavuşacaktır.”[353]

Eflehe: Saadete ermiş.
Ehlese: Samimî Bir Yürekle iman etmek,
Sadık: Doğru sözlü
Üzün: Kulak.
Ayn: Göz.
Nazire: Bakıcı.[354]

11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                                     
“Hz.Allah şöyle buyuruyor:                                                          
“Benim için sevişenler,  (yine benim için birbirlerine nasihat eden, birbirlerini kötülük etmekten kurtarmaya çalışan ve faydalı olmaya uğraşan kimseler) için, öylesine nurdan minberler vardır ki, peygamberler, şehitler bile gıpta ederler.”[355]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim için, birbirlerini seven, birbirleriyle oturan, birbirlerine yardım eden kimseler, sevgimi hak etmiş olurlar.”[356]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, öylesine (temiz, yürekli, imanlı) kullar vardır ki, yeminle üzerinde durup dilediklerini Allah yerine getirir.”[357]

Konu: Bazı Memleketlerin Üstünlüğü


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şamlılar, Allah'ın kamçısıdır. Allah, o kamçıyla dilediği kişilerden intikamını alır.”
“Şamlı münafıklarının müminlerine karşı galip gelmeleri ve üstün olmaları haramdır. Şamlı münafıklar, üzüntü, düşünce ve öfke sebebiyle öleceklerdir.”[358]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemenlilerin kalbleri,  daha ince,  yumuşak ve itaatkârlardır.”[359]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm ülkelerinin en çetini ve verimsizi Şam ülkesidir.”[360]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Medine toprağı, sokuşturulan (ahlâksızlık ve dinsizlik gibi) pasları yok edip temizleyen ve kokusunu güzelleştiren bir körük gibidir.”[361]

Medine, İslâm güneşi, alemlere rahmet olarak gönderilen, şanı merhameti bol, müminleri cennetle müjdeleyen, Hz, Muhammed (s.a.s,)'ın içinde medfun bulunduğu bir şehirdir.
Hz. Muhammed (s.a.s)'e hürmeten Medine’ye küfür ve dinsizliğe ait hiç bir düşünce ve fikir sistemi giremez. Girse bile yaşayamaz. oranın toprağı ve havası, ateşin demirleri eritip paslarını temizlemesi gibi, içine giren tüm düşünce ve fikir sistemleri yakıp yok eder.[362]

1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, yedi çeşit kıraat üzerine indirilmiştir. O halde Kur'an-ı Kerimi size en kolay gelen kıraat usulüyle okuyunuz.”[363]

Hadisde yedi kıraat manâsını taşıyan “sebgeti ehrufin” kelimesine hadisciler tarafından iki türlü manâ verilmiştir:
a) Kur'an-ı Kerim yedi kıraat üzerine indirilmiştir.
b) Kur'an-ı Kerîm,  Arapların büyük kabilelerin konuştukları yedi dil üzerine indirilmiştir. Yani Kur'an-ın bazı kelimesi filânca kabilenin konuştuğu dile, diğer bazı kelimelerde öbür kabilelerin konuştukları dil üzerine inmiştir.[364]

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz,  Kur'an-ı Kerim, Allah'ın ziyafetidir. O ziyafetten gücünüz yettiği kadar kabul edip faydalanmaya çalışınız.”[365]

Hadisde geçen kelimeler; Me'dubet:  Ziyafet sofrası.[366]

3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamber efendimiz   (s.a.s.)'in ahlâkı,  tamamiyle Kur'an ahlâkına uygundur.”[367]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bakara sûresinin sonunda öylesine değerli iki ayet vardır ki (akşamleyin) o iki ayeti okuyan kimse, geceyi tamamiyle ibadetle geçirmiş gibi olur.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı okumaya devam ediniz. Çünkü öz nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Kur'an-ı Kerim, bir devenin ayaklarına bağlı olan ipini koparıp kaçmasından daha çok, insanın (unutkanlık sebebiyle) kalbinden kaçıp gider.”[368]


6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, misk tepeleri üzerinde oturacak olan değerli üç grup insan vardır ki, onları hiç bir şey korkutmadığı gibi, onlar da hiç bir şeyden korkmazlar.”
a) (Dünya malı için değil). Allah'ın rızasını ve ilâhi mükâfatını dilemek maksadıyla Kur'an-ı öğrenip bütün   işlerini  içindeki  ilâhi hükümlere göre yapanlar.
b) Allah'ın rızasını ve ilâhi mükâfatını dilemek maksadıyla günde beş vakit namaz için ezan okuyarak milleti namaz kılmaya davet eden müezzinler.
c) Allah'ın ibadetlerine engel olmayacak kölelik yükünü taşıyacak köleler.”[369]

Küsban: Tepeler.
Fezeg: Korkunç Şeyler.
Yefzegu: Korkmak[370]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üzerime benzeri görülmeyen saygı değer ayetler indi. Onlarda Felâk ve nâs sûrelerinin ayetleridir.”[371]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üzerime inen saygıdeğer on ayeti kim anlamlarını düşünüp (İfade ettikleri gibi hareket ederek) okumaya devam ederse, mutlaka cennete girecektir. O ayetler de müminûn sûresinin başındaki ayetlerdir.”[372]

Bu sûrenin başında bulunan on ayetten bazıları insanları iyiliğe, teşvik etmeğe, bazıları kötülüklerden vazgeçirmeğe teşvik eder. Bazıları ise, dinin ana temelini teşkil eden maddelerden bahseder. En son ayetleri de imanın ana esaslarını ifade eder ki, bu yüzden Kur'anda bu ayetlerin benzerleri az bulunur.[373]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İbrahim peygamberin mektupları Ramazan'ın ilk gecesinde, Tevrat kitabı altıncı, İncil on üçüncü, Zebur on sekizinci, Kur'an-ı kerim ise yirmi yedinci gecesinde indirilmiştir.”[374]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın en değerli sûresinden sizleri haberdar edeyim mi? O da “Fatiha-ı Şerif” süresidir.”[375]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Musibetlere karşı) insanların sığınakları en faydalı surelerden size haber vereyim mi? Onlar “Felâk ve Nâs” sûreleridir.”[376]

Yaratılmış maddi varlıklara karşı manevi varlıklarda vardır. Maddi ilâçlara karşı manevi ilâçlar, sığınılacak kalelere karşı manevi kaleler de vardır.                                                                                                    
Başı belâda olan kişiler kalelere sığındığı gibi gerektiğinde Kur'an-ın sığınaklarından olan Felâk ve Nâs sûrelerine de sığınmalı ve bu iki sûrelerine de sığınmalı ve bu iki sureyi bolca okuyup Allah'dan yardım dilemelidir. [377]                                                                                                 

12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sizden evvel diğer peygamberlerin ümmetleri,  kendi kitapları hakkında düştükleri ihtilâfları yüzünden helak olmuşlardır.”[378]       
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim yedi kıraat üzerine indirilmiştir. Her kelimenin zahiri (açık) ve batını (gizli) olmak üzere iki manâsı ve bir hükmü vardır. Her hükmün içinde bir kurtuluş yolu vardır.”[379]                                  
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                      
“Kur'an-ı Kerim, üç dil üzerine, inmiştir. Kur'an-ı kerim'in hakkında ihtilâfa düşüp mücadele etmeyiniz. Zira  Kur'an-ın tümü kutsaldır. Sizlere okunduğu gibi okuyunuz.”[380]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennetin dereceleri (makamları)nın sayısı Kur'an ayetlerinin sayısı kadardır. Kur'an-ı öğrenip içinde hükümleri işlerinde uygulayan kimseler, en yüksek makama geleceklerdir.”[381]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                                    
“Kur'an-ı Kerim-i öğrenip, kendinize önder ve mürşit edininiz. Çünkü o, alemlerin sahibi olan Allah'ın kelâmıdır. Ondan geldiği gibi, orta dönecektir.”[382]                                                                                                           
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki,  siz en çok Kur'an-ı Kerim-i okumakla Allah'a yaklaşırsınız.”[383]                                                                     

Hadisde geçen kelimeler: Terciûne: Yaklaşmak.[384]

18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i ezberleyen bir kimsenin durumu, ipini muhafaza ederse duran, etmezse kaçıp giden ayakları bağlı bulunan bir devenin sahibine benzer.”[385]

İbîl: Deve.
Muekkele: Bağlı.[386]                                                    

19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zilzal sûresi,  sevap bakımından Kur'an-ın yarısına, Kâfirun sûresi dörtte birine, ihlâs sûresi ise üçte birine eşittir.”[387]

Zilsal sûresi, kur'an-ın yarısına eşittir. Haolsin ifade ettiği mananın sebebi: Kur'an-ı Kerim, dünya ve uhrevî işlerinden bahseder. Zîİzal sûresi, yalnız ahiret eşlerinden bahsettiğinden Kur’an-ın yarısına eşit olur. Kafirûn sûresi ise dörtte birine eşittir. Hadisin ifade ettiği manânın hikmeti: Kur'an-ı Karim, tevhidden, peygamberlikten, dünya ve ahiret meselelerinden bahseder. Kafirûn sûresi ise, yalnız Allah'ın tevhidinden bahsettiğinden  Kur'an-ın  “İhlâs  sûresi, Kur'an-ın üçte bîrine eşittir” şeklindeki hadisin sebebi:  Kur'an-ı Kerim, geçmiş milletlerin ibretle dolu kıssalarından, şer'î hükümlerinden ve Allah'ın sıfatlarından bahseder. İhlâs sûresi ise, yalnız Allah'ın sıfatlarından bahsettiğinden Kur'an-ın üçte birine eşit olur.[388]

20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz, geceleyin kalkıp namaza başladığı zaman, ağzını misvakla (diş fırçasıyla) temizlesin.  Çünkü namazda. Kur'an okumaya başlayınca, oraya gelen melek, ağzını, okuyan kimsenin ağzına yaklaştırır ve onun ağzından çıkan kelimeleri ağzına alır.”[389]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı ezberleyen kimse, gece ve gündüz okumaya devanı ederse, unutmaz, fakat ihmalkârlık yapıp devam etmezse unutur.”[390]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerimde arş-ı alanın altındaki ilâhi hazineden indirilmiş dört kısım ayet vardır:”
a) Fatiha sûresi,
b) Ayet-ül Kürsî.
c) Bakara sûresinin son ayetleri.
d) Kevser süresi.”[391]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i çokça müzakere ediniz. Çünkü O,  bir devenin bağlı ipinden kurtulup kaçmasından daha çok,   insanların kalbinden unutkanlık sebebiyle kaçar.”[392]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i güzel sesle okuyunuz. Çünkü güzel ses (ve makam)  Kur’an-ın güzelliğini arttırır.”[393]                                             
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Maddi ve manevi) hastalıklarınızın şifası, Allah (c.c.)'ın insanlardan evvel öz nefsini övdüğü fatiha ve İhlâs sûreleridir. Çünkü Kur'an-ı Kerimde şifasını bulamayan bu kimsenin şifası yoktur.”[394]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in manâlarını öğrenmeğe ve anlaşılması zor olan kelimelerin anlamlarını çıkarmağa çalışınız.”[395]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tevrat'ın yerine uzun, Zebur'un yerine ayetleri yüzden fazla, İncilin yerine de ayetleri yüzden az olan sûrelerin bana verilmesiyle, diğer tüm peygamberlere verilen kitaplardan (mufassal sûrelerle) farla olmak şerefiyle faziletlendirildim.”[396]

Hadisde geçen kelimeler:
Seb-i tival:   Bakara sûresinden Tevrat sûresine kadar olan sürelerin ismi.
Elmeîn: Ayetleri yüzden fazla olan süreler.
Elmesani: Ayetleri yüzden aşağı olan sûreler.
Mufassal: Hucurat sûresinden nâs sûresine kadar olan sûrelerin isimleri.[397]

28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sefa-i  mesani  adlı  bir  sûre  olan Fatiha-i  Şerif,  Kur'an-ın  ve bütün semavi kitapların anasıdır.”[398]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri,  Kur'an-ın ipekli elbisesidir.”[399]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”[400]

Hadisde geçen kelimeler:
Râvze: Bahçe.
Hamim sûrelerine “bahçe”  denilmesinin sebebi:
Bu sûrelerde bulunan kelimelerin inceliği, helavet ve güzelliğinin yanında ifade ettiği manâlarda o denli güzeldir. Bu yüzden çeşitli çiçeklerle bezenmiş bahçelere benzetilmiştir.[401]

31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri, cehennem kapıları gibi yedi tanedir. Bu sûrelerden her biri, cehennem kapılarının önünde bekleyerek şöyle seslenecektir:  “Allah'ım!. Bize iman ederek bizi okuyan kimseleri bu kapılardan cehenneme sokma: (Cehenneme girmekten kurtulmuş kimselerden eyle.)”[402]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, Kur'an-ı öğrenip öğretenlerinizde.”[403]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın dolaştığı yerde dolaşın."[404]

“Siz, nerede olursanız olun, Allah'ın azametini hatırlayıp, O'nun desturu olan Kur'an-ı Kerim'i gözünüzün önünde bulundurup yapmakta olduğunuz bütün işlerinizi onun hükümlerine göre ayarlayınız.”[405]

34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı güzel seslerinizle güzelleştiriniz.”[406]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-da çok değerli otuz ayetli bir sûre vardır ki, cennete sokuncaya kadar kendisini okuyanın müdafaasını yapar. O da tebareke süresidir.”[407]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresi, okuyan kimse ile cehennem arasına bir perde olarak gireceğinden tevratta haile (perde) ile anılmaktadır.”[408]                     

Kef sûresi, kıyamet günü, işlediği bir takım kötülük sebebiyle cehenneme girmeyi hak eden ve ismi geçen kehf sûresini okumaya devam eden kişi ile cehennem arasına sağlam bir perde gibi inerek onun ateşe düşmesine engel olur. Çünkü kehf, sûresinde, Allah'ın varlığım birliğini ispat eden bir takım deliller olduğu gibi çekici nasihat ve hikmetlerle dolu kıssalarda vardır. Bunun için, kehf sûresine büyük yetkiler verilmiştir.[409]

37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların önderi Hz. Adem, Arapların Hz. Muhammed,  Rumların Süheyp,  İranlıların Selman, Habeşilerin  Hz. Bilâl,  dağların Turisina; ağaçların sidre, ayların muharrem, günlerin cuma, sözierin Kur'an, Kur'an-ın bakara sûresi, bakara  sûresinin önderi  ise ayet-ül   Kürsî'dir. Çünkü ayet-ül Kürsî de öylesine beş kelime vardır ki, her kelimede elli tane feyzu bereket-i ilâhiye vardır.”[410]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                                    
“Hüd sûresi ve onun arkadaşları olan vakıa, Karia, Hakka, Şems ve Seâle Sailün sûreleri beni ihtiyarlattı.”[411]                                                    

Hud sûresinde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e öylesine bir ayeti celile takdim edilmiştir ki, bu ayetin üzerinde düşünüp, manâsını anlamak insanı gerçekten ihtiyarlatır.
“Festekim kema ûmirte”
“Emir olunduğun gibi doğru ol- Yani olduğun gibi görün ve Allah'ın emirlerinden ayrılma.”[412]

39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                                     
“Hûd sûresi ve onun eşleri olan, kıyamet bahsi ile ümmetlerin kıssaları beni ihtiyarlattı.”[413]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                  
“Ağzınızı misvakla güzelleştiriniz.  Çünkü ağız, Kur'an-ın yoludur.”[414]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir gecede 100 ayet okuyan bir kimse için ibadetle ihya edilmiş tam bin gecenin sevabı yazılır.”[415]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geceleyin kişinin okuduğu Bakara sûresinin son iki ayet-i celilesi o gecenin belâ ve musibetlerine kâfi gelir.”[416]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cuma gününde Kehf sûresini okuyan kimse, o cuma ile gelecek ikinci cuma arasında ilâhi bir nura kavuşmuş olur.”[417]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, kehf sûresinin son on ayeti celilesini (Her gün bir defa) okursa, Deccal'ın fitnesinden kurtulmuş olur.”[418]

Hadisde geçen kelimeler: Usime: Kurtulmak. [419]

45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresinin (başındaki üç ayeti (her gün bir kere) okuyan bir kimse, Deccal'in fitnesinden kurtulmuş olur.”[420]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yasin-i Şerifi  (uyanık ve huzur içinde) bir kere okuyan bir kimse, Kur'an-ı Kerim-i on defa okumuş gibi olur.”[421]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yalnız Allah rızası için, Yasin-i Şerifi okuyan kimsenin geçmiş tüm küçük günahları affolunur. Öyleyse, ölen yakınlarınızın başucunda yasin-i şerifi okuyunuz.”[422]

İbtiade: İstemek,
Vechillâhi: Allah rızası.
Zenb: Günah.[423]

48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dûhan sûresini her gece (bir kere) okuyan kimsenin geçmiş tüm küçük günahları affolunur.”[424]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:  
“Vakıa sûresini her gece (beş kere) okuyan kimse ebediyyen fakirlik sıkıntısı çekmez.”[425]                                                                                 
50- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini okuyan bir kimse, Kur'an-ın üçte birini okumuş olur.”[426]                                                                                       
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini on defa okuyan bir kimse için, Hz. Allah cennette bir köşk inşa eder.”[427]                                                                              
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini elli defa okuyan kimsenin elli senelik tüm (küçük) günahları af olunur.”[428]                                                                
53- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı güzel bir şekilde ezberleyen bir hafız, Kur'an-ı Kerim'i levhû mahfuzda nakil etmeye görevli bulunan melekelerle beraberdir. (Allah'ın nezdinde meleklerle eşittir.)
Tereddüd içinde zorluk çekerek Kur'an-ı okuyan bir kimse için de iki sevap vardır.” [429]                                                                                                 
54- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arş-ı Âlâ'nm altındaki ilâhi hazineden bana verilmiş olan bakara sûresinin son ayetleri, benden önce hiç bir peygambere verilmemiştir.”[430]                                                                                                         
55- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın en faziletli sûresi Fatiha-i Şerifedir.”[431]
56- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetimin en faziletli ibadeti, yüzünden Kur'an-ı okumaktır.”[432]
57- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                          
“Kur'an-ı Kerimi her ayda bir defa hatmediniz. (Her gün için bir cüz okuyunuz.)                                                                
Ben, bazen on, bazen yirmi, bazen de yedi günde hatmediyorum. Fakat yedi günden daha kısa bir sürede okumayınız, (Çünkü yedi günden aşağı bir süre içinde hatmedilen Kur'an-ı Kerimde kıraat hukuklarını gerektiği gibi riayet etmek mümkün değildir.)”[433]
58- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gücün yetiyorsa, Kur'an-ı   Kerinvi  üç günde de  hatmedebilirsin.”[434]                                                                                          

Üç günde okunan hatmin sevabı eksiktir. Kıraat, kelime ve harflerin gereken şekilde okunması, hukukları yerine getirilmediği için, daha doğrusu getirilmesi mümkün olmadığından okunan hatmin sevabı da eksik olacaktır.[435]

59- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Felâk ve Nâs sûrelerini her namazdan sonra oku.”[436]
60- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kalblerimiz huzur ve arzu içinde bulunduğu müddetçe Kur'an-ı Kerim'i okumaya devam ediniz. 'Fakat isteksizlik ve yorgunluk baş gösterdiği zaman okumaya ara veriniz."[437]
61- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i  (bolca)  okuyunuz.  Çünkü kıyamet günü, okuyanlar için, Kur'an şefaatçi olarak gelecektir.”
Kur'an-ın güzel ve değerli iki sûresi olan Bakara ve Âl-i imran sûrelerini okuyunuz. Zira, bu iki sûre, kıyamet günü (yakıcı hararetlerine karşı) iki bulut halinde gelip kendilerini okuyanları gölgesi altında barındırır, ya da  iki, saf duşlar halinde gelip müdafaasını yapar.
“Bakara sûresini çokça okuyunuz. Zira, onu okumak bereket getirir. Terk etmek ise, üzüntü ve nedamet getirir ki, tembel insanların gücü de buna yetmez.”[438]
62- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                              
“Kur'an-i Kerim-i çokça okuyup içindeki ilâhi amirlere göre işlerinizi ayarlayınız. Kur'andan uzak durup ilâve etmeyiniz, okuduklarınıza karşılık ücret almayınız ve hatmi indirtenin pazarlık yapmadan verdiğine razı olup daha fazlasını istemeye kalkışmayınız.”[439]

Kur'an-ın hatmini indiren ve indirten arasında pazarlık yapılmadan verilen hediye şeklindeki ücretler helâldir. Fakat pazarlık yapılarak, Kur'an-ın adi bir malmış gibi ücrete tabi tutulması haramdır. Öğretmek için alınan para ise, öğretenin emek vermesi, eziyet çekmesi nedeniyle helâldir.[440]

63- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öğrettikleriniz arasında en fazla hak ettiğiniz ücret, Kur'an-ı Kerim'in ücretidir.”[441]
64- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i Arapların şive ve makamlarıyla okuyunuz. Yahudi ve hıristiyanların aynı zamanda fasıkların  (dinle ilgisi olmayanların) şive ve makamlarından kaçınınız. Çünkü benden sonra öylesine bir millet türeyip yeryüzüne gelecek ki, Kur'an-ı kendi boğazlarında çevirerek şarkı,  türkü gibi ve ruhbanlık ruhbanların okuduğu şekilde bağırarak söyleyeceklerdir. Kur'an-ın anlamı boğazlarından kalblerine giremez. Onların ve onları severek dinleyenlerin kalbleri fitneyle doludur.”[442]
65- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Önem verilmeden okun yaydan atılması gibi, Kur'an-ı düşünmeden acele edip okuyacak bir millet henüz gelmeden,  Allah'ın rızasını dileyerek Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz.”[443]
66- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Cebrail Kur'an-ı. Kerim'i bana Arapların konuştukları dillerden bir dil üzerinde okutturdu. Bende bunu az bularak arttırılmasını istedim. Bunun üzerine okuturdu. Bende bunu az bularak arttırılmasını istedim. Bunun   üzerine  Hz.  Cebrail  Kur'an-ın  Arapların dillerinden olan yedi dile varıncaya kadar arttırdı.”[444]

Kur'an-ı Kerîm Arapların konuştukları yedi dil üzerine inmiştir. Yani Kur'an'ın bazı kelimesi filânca kabilenin konuştuğu dil, bazı kelimeleri de diğer kabilelerin konuştukları dil üzerine inmiştir.[445]

67- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden olan münafıkların çoğu kurra’lardır-  (Kur'an-i ezberleyen hafızlardır.)”[446]

Kur'an-ı ezberleyenlerin çoğu, Kur'an-ı    geçimlerine alet ettikleri gibi, içindeki ilâhi emirlere de uymazlar.

68- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim denizde boğulma tehlikesinden “Bismillahi mecrâha ve mursâha inne rabbi le gafurun rahim” ayeti veya “makaderullahe hakke kadrini innetlahe lekeviyyûn aziz.” ayeti celilesini okumakla emin olabilir(Güvenliği sağlayabilir.)”[447]

Birinci ayetin anlamı:
“Geminin yürümesi de, durması da ancak Allah'ın izniyle olur. Çünkü Allah, esirgeyici ve merhameti bol olandır.” [448]
İkinci ayetin anlamı:
Onlar,  Allah'ın azametini gereği gibi takdir edip bilemediler.  Şüphe yok ki, Allah yegâne kuvvet sahibidir, her şeye karşı üstündür.[449]

69- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in anası olan Fatiha sûresine “Sabgul mesani” (Kur'an-ın içinde en çok tekrarlanan sûre)  ismi verildiği gibi, Büyük Kur'an ismi de verilmiştir.”[450]
70- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i öğreniniz ve bolca okuyunuz. Çünkü müminin öğrenerek okuduğu ve içindeki ilâhi hükümleri yerine getirdiği Kur'an-i Kerim'in durumu, temiz kokusunun her tarafa yayıldığı miskle dolu olan ağzı açık bir kabın durumuna benzer.”[451]
71- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i öğrendiği halde okumayan bir kimse, ağzı kapalı  (kimsenin faydalanmadığı)  miskle dolu bir kaba benzer.”[452]
72- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Allah nimetlerin arasında en iyisi olan Fatiha süresini bana ihsan ettiği zaman şöyle buyurmuştu: “Ey habibim! Cennetin hazinelerinden sana verdiğim Fatiha-i şerifeye benimle senin aranda ikiye taksim etti. (Yani başından malikiyevmiddine kadar olan ki kısım, benim, gerisi ise senindir.)”[453]
73- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah sema ile yeri yaratmadan iki bin sene evvel yarattığı Kur'an-ı Kerim arş-ı âlâ'nın yanında bulunuyordu- Hz. Allah o Kur'an’dan indirdiği iki ayet-i celile ile Bakara sûresini tamamladı Bu iki ayet-i celileden ard arda üç gece okunduğu eve şeytan yaklaşamaz.[454]
74- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in kalbinde bulunmadığı bir insan,  harabe bir eve benzer.”[455]

Sadece Kur'an-ı ücret almak için öğretmek caiz değildir. 1 kat, Allah'ın rızasını tahsil etmenin yanında ücret almak için, öğretmek caizdir[456].

75- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öğrettikleriniz arasında en fazla hak kazandığınız Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerimdir. Şüphesiz Kur'an-ı Kerimde otuz ayetli öylesine değerli bir ayet vardır ki, o sûre affoluncaya kadar kendisini okuyan kimseye şefaat eder. O sûrede Tebâreke süresidir.”[457]
76- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki,  cennetin derecelerinin sayıları,  Kur'an-ı Kerim'in derecelerinin sayısı kadardır. Kur'an-ı Kerim'i okuyanlardan cennete girecek olanların girdikleri makamdan daha üstün makama hiç kimse giremez.”[458]

Derece: Basamak basamak yükselen basamaklardır.[459]

77- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i okuyan bir kimsenin indirdiği her hatmin sonunda kabul olunacak bir dua yetkisi vardır. O kişinin gireceği cennette öylesine yüksek bir ağaç vardır ki, o ağacın tepesine karga ihtiyarlasa bile varamaz.”[460]
78- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Birinizin şu veya bu ayeti unuttum demesi, kendisi için kötü bir şeydir. “Belki münasip görülmediğinden bana unutturuldu” demesi gerekir.”[461]                                                                                 

İndirilen hatmi şerifin iki sevabı vardır:           
a) Kabul olunacak bir dua.
b) Çok yüksek bir ağacın meyvesi ve gölgesi.[462]

79- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her şeyin yüksek bir tarafı vardır. Kur'an-ı Kerim-in de en yüksek ve değerli tarafı Bakara süresidir. Onu geceleyin okuyan bir kimsenin evine üç gece, gündüz okuyan kimsenin evine ise üç gün şeytan giremez.”[463]
80- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her varlığın bir kalbi vardır.  Kur'an-ın kalbi ise, -Yasin süresidir. Yasin'i şerifi  (huzur ve şevk içinde)  okuyan bir kimseye Hz. Allah on defa okunan Kur'an-ı Kerim'in sevabını, verir.”[464]

Yasin'i şerifin, Kur'an-ı Kerim'in kalbi olmasının sebebi: Yasin'i şerif de, Allah'ın varlığını ispat eden bir çok delillerin ve başkaları kötülüklerden engelleyecek, küfür çamuruna düşmekten kurtaracak ibretli ders ve kıssaların mevcut olması, kâinatı yaratan Hz. Allah'ın ahiret alemini, cehennem ve cenneti yaratmaya, insanları diriltip amellerine göre yüksek makamlara çıkarmaya kadir olduğunu ortaya çıkaran bir çok delillerin bulunmasıdır.[465]

81- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın büyüklüğüne yakışan, şüphesiz Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip içindeki ilâhi hükümleri yerine getiren ve ücretle satmayan yaşlı müslümanlarla, adaletten ayrılmayan devlet adamlarına ihsanda bulunmaktır.”[466]
82- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Kur'an-ı Kerim, Arap dillerinden yedi dil üzerine inmiştir. Size en kolay gelen dil üzerine okuyunuz.”[467]
83- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, Allah'ın ziyafetidir. O halde,  gücünüzün yettiği kadar bu ziyafeti kabul ediniz.”[468]
84- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi, zehire karşı bir ilâçtır."[469]
85- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi her türlü hastalıklara karşı ilâhi bir nurdur.[470]
86- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi   (sevap bakımından)  Kur'an-ı Kerim'in üçte ikisine eşittir.”[471]
87- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                             
“Fatiha sûresi ile ayet-ül  Kürsî'yi  okuyan kimseye okuduğu yerde insan ve cinlerin nazarı değmez.”[472]
88- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresinin kazandırdığı sevap ve mükâfatı, Kur'an-ın hiç bir sûresi kazandırmaz."
Fatiha sûresinin sevabı terazinin bir kefesine, Kur'an'ın sûrelerinin sevabı da terazinin diğer kefesine konulsa, muhakkak ki, Fatiha sûresinin sevabı yedi kat daha fazla ağır gelir.”[473]
89- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in bütün kitaplardan üstünlüğü,  Hz. Allah'ın tüm varlıklardan olan üstünlüğü kadardır.”[474]
90- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i ezberleyen hafızların, hafız olmayanlara karşı üstünlüğü, Hz. Allah'ın yarattıklarına karşı olan üstünlüğü kadardır.”[475]
91- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-i Kerim'in yüzüne bakılarak okunmasının, ezberden okunmasına karşı olan üstünlüğü, farz namazlarının sünnet namazlarına karşı olan üstünlüğü kadardır.”[476]
92- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendisinde iki secde ayeti 'bulunması nedeniyle Hac sûresi, diğer sûrelerden üstün kılınmıştır. O halde Hac sûresini okuyan bir kimse, bu iki secdeyi yerine getirmezse, o sûreyi okumamış sayılır.”[477]
93- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan ıKur'an-ı Kerim'e göz değilmemesi için, içinde sekiz ayet vardır. Fatiha ile ayet-ül Kürsî bu sekiz ayetten ikisidir. Bir kimse, evde (veya herhangi bir yerde) bu ikisini okuyup kaldığı müddetçe insan ve cinlerin nazarları kendisine deymez.”[478]
94- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak (öyle kötü bir zaman gelecek) ki ümmetimden Kur'an okuyan bazı kimseler, okun yaydan çıkması gibi, İslâm dininden çıkıyorlar.”[479]

Hadisi şerif zamanımızda yaşayan bazı hafızlara işaret ediyor. Dünyalıktan için ücret karşılığında Kur'an-ı okudukları halde, kalben inanmadıklarından okun yaydan çıkması gibi dinden çıkmış olurlar.[480]

95- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i yüzünden okuyan bir kimse, (sevap bakımından) sadakayı açık olarak veren bir kimse gibidir. Kur'an-ı gizli olarak okuyan bir kimse ise, sadakayı gizli olarak veren bir kimse gibidir.”[481]

Riyakârlıktan emin olmayan bir kimsenin yüzünden Kur'an-ı okuması veya açık olarak sadaka vermesi, sevap bakımından ezbere olarak Kur'an-ı okuyan veya gizli olarak sadaka veren kimsenin kazandığı sevaba nazaran daha aşağıdır.
Eğer riyakârlıktan korkusu yoksa açık olarak sadaka vermesi ye yüzünden Kur'an-ı okuması, başkalarını teşvik etmek yönünden daha üstündür.[482]

96- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresini devamlı olarak okuyan bir kimse, cehennem yüzünü görmeyecektir.  Kehf süresi, okuyan ile cehennem arasına girdiğinden tevratta perde adı ile anılır.”[483]                                                  
97- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                     
“Enbiya sûresini devamlı okuyan bir kimse, cehennem yüzünü görmeyecektir. Çünkü bütün yüzlerin kara olduğu gün, kendisini okuyan kimsenin yüzünü ak yaptığından tevratta “ak yapıcı”  adı ile anılır.”[484]
98- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hadit, vakıa, Rahman sûrelerini okumaya devam eden bir kimse, yerde ve gökte “cennet ehli” ismi ile anılır.”[485]
99- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tekasur sûresini okumaya devam eden bir kimse, yerde gökte “şükran borcunu ödeyen kimse” adıyla anılır.”[486]
100- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Namaz içinde Kur'an-ın okunması, namaz dışında okunmasından daha üstündür. Namazın dışında Kur'an-ın okunması “Subhanallah, elhamdülillah” cümlelerinin okunmasından daha üstündür. “Subhanallah” cümlesi sadakadan, sadaka ise sünnet (nafile) orucundan daha üstündür. Oruç ise cehennem ateşine karşı ilâhi bir kalkandır.”[487]
101- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin Kur'an-ı Kerim'i ezberden okumasına karşılık kendisine bin sevab yazılır. Kur'an-ı yüzünden okuyan kimseye ise iki bin sevab yazılır.”[488]

Kur’an-ı Kerim-i ezberden okuyan bir kimse, her an için yanlış okuma tehlikesiyle baş başa olduğundan sevabı, Kur'an-ı yüzünden okuyanlardan daha düşüktür. Aynı zamanda Kur'an-ı yüzünden okuyan bir kimse, kalben ve ruhen Kur'an'dan hissesini aldığı gibi, satıhlar üzerinde dolaşan gözlerde hissesini alır. Bunun içindir ki, Kur'an-ı yüzünden okumak, ezber okumaktan daha üstündür.[489]

102- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresi, (sevap bakımından) Kur'an-ı Kerim'in üçte ikisine eşittir.”[490]                                                                    
103- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                
“(Allah'ın büyük mahkemesinin kurulduğu kıyamet gününde) şefaati kabul olunacak olan Kur'an-ı Kerim, kendisini okuyana karşı şefaatçi ve müdafaacısı olacaktır.  Kur'an-ı Kerim,  kendisini önder olarak kabul eden ve peşinden yürüyen kimseleri, cennete, kendisini arkasına atan ve peşinden yürümeyen kimseleri ise cehenneme sokacaktır.”[491]
104- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim,  semadan yere inen sağlam bir iptir.”[492]

Yeryüzü,  üzerinde esen küfür, dinsizlik rüzgârlarıyla, akrep ve zehirli yılanlarla dolu bir kuyuya benzer.
Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim ise, içinde bulunan Allah'ın emirleriyle birlikte semadan dünyaya indirilen kopmaz sağlam bir ipe benzer. Bu ipe sarılan kimseler, dünya kuyusuna düşmekten ve küfür rüzgârlarına kapılıp sürüklenmekten kurtulurlar. Bu ipe sarılmayan zavallı bedbaht kimseler ise, her an için kuyunun içine düşmeye, küfür rüzgârlarına kendilerini kaptırmaya mahkûmdurlar.[493]

105- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerimde zikredilen kunut kelimesi, itaat anlamındadır.”[494]                                                                                   

Kur'an-i  Kerim’d'e zikredilen  kunut  kelimelerinin  “itaat” anlamına gelmesinin sebebi:
Kunut bir kaç manâya geliyorsa da, en güzel manâsı itaattir. Çünkü itaat, Allah'ın emirlerine sarılmak ve yasakladığı şeylerden de sakınmaktır.[495]

106- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                  
“Ziyafet veren (değerli)   her kişi,  davet ettiği kimselerin ziyafetine gelmesini elbette ister. Allah'ın ziyafeti ise,  Kur'an-ı Kerim ('in okunup dinlenmesi) dir. O halde Onu terk etmeyiniz.”[496]
108- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed (s.a.s) Kur'an-ı Kerim'ı medlere varıncaya kadar kıraatin bütün hukuklarını yerine getirerek okurdu. Kıraatında herhangi bir eksiklik yoktu.”[497]
109- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed (s.a.s.), Kur'an-ı Kerim'i üç günden daha az bir zamanda hatim etmezdi.”[498]
110- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed, benî îsrail ile zumer sûrelerini okumadan uyumazdı.”[499]
111- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed bazı geceleri tenzil ile mülk sûrelerini okumadan yatmazdı.”[500]
112- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah, bir erkeğin cariyesinin güzel sesini dinlemeyi arzu etmesinden ziyade yüksek olarak Kur'an-ı güzel sesle okuyan kimseyi dinlemesini ister.”[501]

Hadisde geçen kelimeler:
Ezenen: Dinlemek-
Yecherû: Yüksek sesle okumak.
Kayne: Cariye.
Hadisin anlamı: Bir erkek, çok sevdiği hanımının veya cariyesinin güzel sesle söylediği türkü ve şarkıları bütün arzuyla dinlemeyi istediği gib Hz. Allah da Kur'an-ı Kerim'in güzel sesle okunmasını ister.
Hadisin özü: Erkeklerin hanımlarının güzel seslerini dinlemeleri helâldir. Fakat başka kadınların seslerini dinlemeleri haramdır. Çünkü Allah'ın, haram olan şeylere benzetilmesi yasaktır.[502]

113- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bana inen on ayeti celileyi okuyup onunla amel eden kimseler mutlaka cennete girecelctir.  Bunlar da müminin   sûresinin başındaki ayetlerdir.”[503]
114- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her şeyin bir zineti vardır.  Kur'an-ın zineti ise “Errâhman”süresidir.”[504]                                                                          
115- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                
“Kur'an-ı Kerim'in içinde bulunduğu kılıfa bile ateş dokunmaz.”[505]

Hadisde geçen kelimeler:                           
İhar: Kılıf anlamına gelir. Fakat bundan gaye, Kur'an-ı Kerim'in içinde mahfuz bulunan müminin kalbidir.                      
Ekalet: Yemek. Asıl maksat ise dokunmaktır;[506]

116- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir gecede Kur'an-i Kerim'den yüz ayet okuyan bir kimse, gafillerden yazılmaz.”[507]

Hadisde geçen kelimeler:                          
Leyle: Bir gece; Fakat bundan maksat “her gece” dir.
Hadisin özü: Her gece Kur'an'dan yüz ayet kadar okuyan bir mümin, Allah'ı unutarak gaflet çamuruna düşmüş ikmeseler olamaz. Mümin her an için, Allah'ı hatırlar. Emirlerine riayet ederek yerine getirmeye çalışır. Yasaklarından da yılandan kaçar gibi kaçar.[508]

117- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bakara sûresini (devamlı olarak) okursa, cennette şeref tacını kazanmış olur.”[509]
118- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Fatiha’dan Enam sûresine kadar olan)  yedi sûreyi ezberleyen bir kimse, büyük bir sevap kazanır.”[510]
119- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan Kur'an-i Kerim'den okunan bir ayeti dinleyen kimse için, bir sevap yazılır. Üç ayeti okuyan kimse, kıyamet günü ilâhi bir nura kavuşacaktır.”                                          
120- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ı ve Hz. Muhammedi sevmeyi arzu eden kimse, Kur'an-ı Kerim'i  (ezberden değil)  yüzünden  okusun.”[511]
121- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i  (dine uygun olmayan)  ilime dayanmayan, kendi akıl ve mantığına göre tefsir eden bir kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın.”[512]
122- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ayet-ül Kürsî'yi her namazdan sonra okuyan kimsenin cennete girmesine, ölünceye kadar olan yaşamından başka hiç bir şey engel olamaz.”[513]
123- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs suresini elli kere okuyan kimsenin Hz. Allah elli senelik günahlarını affeder.”[514]
124- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs (Kulhuvallahu ahed)  sûresini bin kere okuyan ise öz nefsini cehennem azabından satın alarak azad etmiş olur.”[515]
125- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                                        
“Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kimse,  onunla Hz. Allah’dan dilediğini istesin.  Çünkü öylesine gelecek olan kötü  bir millet Kur’an-ı Kerim'i okuyacak onunla Allah'dan değil, insanlardan dileyecek.”[516]
126- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, on kısım üzerine indirilmiştir:
a) Beşir: Müminleri imanın mükâfatıyla müjdeleyen ayetler
b) Nezir: Kâfirlerin acı akibetseri olan cehenneme gireceklerini haber veren ayetler,
c) Nasıh: Daha önce gelen ayetlerin hüküm veya kıraatini bozan ayetler,
d) Mensuh: Sonradan gelen ayetlere kendisi nedeniie kur'andan hükmen çıkarılan veya kıraati bozulan ayetler.
e) İze: Vaaz ve nasihatlere dair ayetler,                     
f) Mesele:  Geçmiş milletlerin kıssalarını ve maceralarını dile getiren ayetler.
g) Muhkem: Manâsı açık ve sağlam hükmü ifade eden ayetler,
n) Mütaşebe: Manâsı kapalı, kesin hüküm ifade etmeyen ayetler,
ı) Helâl:  Meşru şeyleri ifade eden ayetler,
i) Haram: Haram olan meseleleri dile getiren ayetlerdir.[517]

Konu: Hakiki Müminlerin Vasıfları


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin aynasıdır.”[518]

Bir insan aynaya baktığı zaman, kendisinin güzel ve kusurlu yönlerini gördüğü gibi, mümin bir kimse de, diğer bir mümine baktığı zaman, kendi kusur, ayıp ve güzel taraflarını görür.

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin aynası ve kardeşidir. Din kardeşinin namus, şeref ve bütün işlerini korur, mümkün olan işlerini ise görür. Olmadığı zamanlarda  (onu aratmadan) işlerini yapar”[519]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminler birbirlerine karşı, taşları birbirini tamamlayıp kilitleyen bir duvara benzer.”[520]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, gerek eli, gerekse dili ile müminlerin can ve mallarına zarar dokundurmayan kimsedir. Muhacir ise, (Yurdunu terkeden değil) Allah'ın haram kıldığı şeyleri terkeden kimsedir.”[521]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Gerçek mümin, tek bir barsağıyla,  kâfir ise yedi barsağını doyuruyor.”[522]

Açıklama:
Mümin,  bir barsağmı doyuruyor sözünden maksat az yemesi, yani tokgözlü olması, kâfirin ise çok yemesi yani açgözlü olmasıdır.[523]

6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (ölüm anında) şakaklarının teriyle tanınır.[524]

Açıklama:
Hakiki bir mümin, ölüm anında çok eziyet çekmesinden dolayı, şakaklarından ter döker ve böylece ahiret aleminde hak ettiği azabının tümünü ölüm anında vererek fani hayattan ayrılır. Oysa kâfirin durumu çok daha değişiktir. Kâfir bir kimseyi, ölüm anında çektiği azabtan çok ahîrette çekeceği azab bekler.[525]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, başkalarını seven mümindir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimseler faydalı değildirler.   İnsanların en iyisi, başkalarına faydalı olandır.[526]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, (dinine aykırı olan kötülüklere karşı) hiddetle gelendir. Allah ise, daha fazla hiddete gelir.”[527]

Hakiki bir mümin, dinine aykırı bir hareket gördüğü zaman, anında harekete geçip onu oiduğu yerde yek etmeğe çalışmalıdır. Çünkü kötülükler olduğu yerde imha edilmediği takdirde, geçici bir hastalık gibi olduğu yerde kalmayıp etrafa yayılır. Böylece dinsizlik, ahlâksızlık bugün önü alınmayıp her tarafa baş gösteren salgın hastalık halini almıştır. Böyle hastalıklardan Allah cümlemizi korusun. Amin...[528]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (herkesi kendisi gibi bildiğinden)  aklanan, fakat ahlâkı güzel olandır. Kâfir aldatıcı olduğu gibi, ahlâkı da kötü olandır.”[529]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçekten mümin her durumda iyidir. (Allah'dan gelen iyilik ve musibetlere karşı rıza gösterir.) Allah'a hamdû senada bulunarak ruhu iki kanadının arasında uçup gider.”[530]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (işlediği kötülükleri iyilik yapmakla karşılayan) kefaret sahibidir.”[531]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar (ve cemiyetler) arasına karışarak eziyetlere tahammül eden müminler, insanların arasına karışmayan ve eziyetlerine sebat göstermeyen müminlerden daha üstündür.”[532]

İmanını ve dini ahlâkını bozmadan toplum arasında yaşayan kimseler elbette ddaha üstündür. Çünkü o, kuvvetli bir imanın sahibi olduğunu ortaya koyup, binlerce cahile doğruluk yolunu göstererek İslahına çalışan kimseler, toplumdan kaçıp tenha yerlerde tek başına yaşayan müminlerden daha üstündür.[533]

13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin kardeşidir. (Kendisinden gelen iyilik veya kötülük gibi) her halinde nasihatini terketmez.”[534]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, öylesine kolay ve yumuşak bir ahlâka sabipdir ki, onu ahmak zannedersin.”[535]                                   
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                 
“Gerçek mümin, (devamlı olarak şeytanın hücumuna maruz kaldığından kötülüklere karşı zayıf bünyeli, fakat açtığı günah yaralarını tövbe ile) yamalayandır. Said (şuurlu, mutluluğu bilen ıkimse), tövbe yamasının üzerinde ölendir.”[536]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, her yönüyle faydalıdır. Onunla yürür, tanışır ve ortaklık yaparsan, sana menfaati dokunur. Çünkü müminin yaptığı her iş yararlıdır.”[537]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin öylesine kolay ve yumuşak huyludur ki, o, götürülmek istendiğinde kayanın üzerinde olsa bile, (sahibine) itaat ederek çöken bir deveye benzer.”[538]

Hakiki, şuurlu ve imanı tam bir mümin, devenin sahibine itaat etmesi gibi, Allah'ına, peygamberine ve dininin emirlerine itaat eder. Çünkü mümin, deveden daha aşağı bir varlık değildir. Deve görevini nasıl arzu ile yapıyorsa, müminde; Allah'a, peygambere ve dine karşı olan görevlerini içten gelen bir aşk ile yapmalı ve böylece hakiki bir mümin olduğunu ortaya koymalıdır.[539]

18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek müminin verdiği sözü yerine getirmesi vacibtir.”[540]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Cimrilikten daha kötü bir hastalık varmıdır?” [541]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, hurma ağacına benzer. Hurma ağacından ne koparırsan sana faydası dokunur.”[542]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek ve gerçek olmayan dört kısım mümin vardır:”
a) Kur'an-ı Kerim-i okuyarak (içindeki Allah'ın emirlerine göre hareket eden) bir mümin, kokusu hoş ve tadı    güzel olan bir turunca benzer.
b) Kur'an-ı okumayan bir mümin, tadı güzel, kokusu olmayan hurmaya benzer.
c) Kur'an-ı okuduğu halde O içindekilerine inanmayıp, buna rağmen imanlı olduğunu iddia eden) bir münafık, tadı acı, kokusu güzel olan reyhan çiçeğine benzer.
d) Kur'an-ı okumayan (fakat imanlı olduğunu iddia eden) bir münafık; tadı acı, kokusu olmayan hind kavnununa benzer.”[543]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, içi mamur, dışı harabe olan bir eve benzer.  İçine girdiğinde her yanı güzel bulursun. Kâfir bir kimse ise, dışı beyaz ve güzel olan bir kabre benzer. Dışı görende hayranlık uyandırır. Fakat içi aslında pis kokularla doludur.”[544]

Konu: Zayıf Bünyeli Müslümanların Faziletleri       


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim rızam için, zayıf (yaşlı olan) kimseleri araştırıp getiriniz (ki, onlarla birlikte dua edelim). Çünkü siz, zayıf olan yaşlılarınızın yüzü suyu hürmetine (Allah tarafından) rızıklanıyor ve yardım görüyorsunuz.”[545]

Hz. Muhammed zayıf bünyeli yaşlı müminleri, büyük bir önem vererek sevmiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde: “İhtiyarlarınız, sibyanlarınız, hayvanlarınız olmasaydı yaptığınız kötülüklere karşı Hz. Allah, rızkını kesip, sizlere musibetler yağdırırdı.” buyurmuştur. Bu hadislerde alacağımız ders; kıtlık gibi umumi belâ ve musibetlerle karşılaştığımız zaman, ihtiyarlarınız ve çocuklarınızla birlikte bir araya gelip, o belânın defi için dua etmemizdir.[546]

2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zenginlerin yanına (elinizden geldiği kadar) az gitmeye çalışınız. Çünkü bu, sizlerin Allah'ın size verdiği nimetleri, az görmenizi ve hiçe saymanıza engel olmaya daha elverişlidir.”[547]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Allah'ın nezdinde” ümmetimin en iyi olanları, kendilerini azdıracak kadar çok mal ve dilenciliğe sevkettirecek kadar da az mal verilmeyen orta halli kimselerdir.”[548]

Hadîsde geçen kelimeler:
Feyebteru:  Azmak.
Yukatter: Az verilmesi.
Hadisin özü:
Müslümanların yolunu sapıtmaması için, genellikle orta halli olmaları faydalıdır. Çünkü çok mal, sahibini azdırır, çeşitli günahlar yaptırır ve Allah'a karşı düşman diktirir. Az mal ise, Allah'a karşı isyana sevkeder.[549]

4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz,  Hz. Allah namuslu fakir aile reislerini sever.”[550]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah şefkatli, merhametli  (ve Allah'ın azabından) korkan kalbleri sever.”[551]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, yetmiş yasında olan müminleri sever ve seksen yaşındaki müminleri de azablandırmaktoan haya eder.”[552]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçekten, dünya ehlinin şerefi, mal ve servettir.”[553]

Dünya ehlinin şeref ve faziletleri, dünya malına bağlıdır. Fakat ahiret ehli olan kimselerin şerefi, din ve takvalığına bağlıdır. Bunun içindir ki, Hz. Allah (c.c.) bir ayeti celilesinde şöyle buyurmuşlardır:
“Allah'ın nezdinde en şereflileriniz, Allah'ın emirlerine itaat ederek en takva olanlarınızdır.”[554]

8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim nezdimde en fazla gıpta edilen insan, kendisini azdıracak kadar malı, doğru yoldan saptıracak olan çocuğu ve Allah'ın taatinden meşgul ettirecek hanımları olmayan, namazdan hissesi olup ibadetlerini güzel yapan, gizli yerlerde Allah'a itaat eden, çok iyi kimsedir. Diye halk arasında parmakla gösterilmeyecek kadar basit, normal olan rızkına karşı sabırlı ve genç olarak olduğu halde ağlayanı ve geride bıraktığı mirası az olan müminlerdir.”[555]

Hadisde geçen kelimeler:
Ağbete: İmrenmek, Gıpta Etmek
Hafifülhaz: Yükü Az Olan.
Zu Hazzın: Hisse Sahibi
Ga'mit: Basit Kimse.
Kefafen:  Normal, Orta.
Meniyye: Ölüm.
Türasühü: Miras.[556]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küfür diyarından göç edenlerin fakirleri, zenginlerden 500 yıl evvel cennete girecektir."[557]

9. hadis ile 10. hadis arasında herhangi bir çelişki yoktur Çünkü 9. hadisde anlatılan fakirler dinîne bağlı ve Allah'ın emirlerine ita at etmek bakımından 10. hadisdeki fakirlerden daha üstündür.[558]            

10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küfür memleketinden kaçan muhacirlerin (bazı) fakirleri, zenginlerinden 40 yıl kadar önce cennete girecektir.”[559]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Az olan rızkına ve sıkıntı, belâ ile dolu olan hayatına karşı büyük (bir sabır gösteren kimseyi, Hz. Allah Firdevs adlı cennetinden dilediği yere yerleştirir.”[560]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler, siz Allah'dan, kâfirlere karşı ancak fakir kimselerin sayesinde yardım ve rızık görüyorsunuz.”[561]

Konu: İyi Ahlâk


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanlardır.”[562]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                       
“Ümmetimin en hayırlıları, kötülük yaptıkları Aman tövbe eden, iyilik yaptıkları zaman da sevinen kimselerdir.”[563]              
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evlerin en hayırlısı, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu bir evdir.”[564]                                                              
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arkadaşlarınızın en hayırlısı,  size nûrani yüzüyle Allah'ı hatırlatan, faydalı konuşmasıyla iyi amelinizi     arttıran ve yaptığı  işlerle size ahireti andıran kimselerdir.”[565]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennete girerken, insanların çoğunluğunu saf kimselerin teşkil ettiğini gördüm.”[566]

Hadisde geçen kelimeler: El Bülhü: Saf, temiz[567]

6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın şehirlerinden en iyisi Şam'dır. Şam'dan başka bir yere gitmek için göç eden kimse, Allah'ın öfkesini, başka bir yerden de Şam'a gitmek isteyen kimse ise rahmetini kazanır.”[568]

Şam'ın diğer şehirlerden üstün olmasının sebebi; peygamberlerin meskeni ve gönderildikleri yer olmasındandır.
Sâfvet: En iyi.   
Yectebi: Seçmek.
Sahde: Buğuz, öfke.[569]

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şam, (kıyamet günü)  insanların toplandıkları mahşer meydanıdır.”[570]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, borcunu en güzel ödeyenlerinizdir.”[571]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, eşlerine karşı, en güzel hareket edenlerinizdir.”[572]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ömrü uzun ve ameli güzel olanlarınızdır.”[573]
Şüphe yok ki, Allah'ın nezdinde en iyi olan kimseler,  uzun ömürlü ve yaptıkları her işi güzel olanlardır. Çünkü böyle kimseler, çok çalışıp altın ve gümüş tesfiye eden veya ipekli kumaşları imal eden fabrikaya benzer. Fabrikaların en iyisi de muhakkak ki, uzun ömürlü imal ettikleri malın en güzel ve en faydalısı olandır. İnsanların en kötüsü, içki, rakı gibi zehirli ve kötü maddeler imal eden bir fabrikaya benzer. İmal ettiği mallarla insanları akıldan yoksun bırakıp sahoşluk deliliği kaptıran fabrikalar, fabrikaların en kötüsü olduğu gibi, uzun ömürlü, yaptığı müstehcen davranış ve hareketlerle iyileri doğru yoldan saptıran kimseler de insanların en kötüsüdür.[574]

11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, nûrani yüzüyle size Allah'ı hatırlatan, faydalı konuşmasıyla iyi amelinizi arttıran ve yaptığı güzel     işleriyle size  ahireti teşvik edenlerinizdir.”[575]                                                                       
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde arkadaşların en iyisi, arkadaşlarına, komşuların en iyisi ise komşularına en iyi davrananlardır.”[576]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Erkeklerin en iyisi, peygambere yardım eden ensar Medineliler, yemeklerin en iyisi ise etli yemeklerdir.”[577]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evvelinde Hz. Muhammed'in, sonunda ise semadan yere inicek olan İsa peygamberin bulunmasından dolayı, bu ümmetin en iyisi evveli ve sonudur. Şu iki devrin arasında öylesine eğri ve sapık bir yol vardır ki, o yol üzerinde yaşayan kimseler bu ümmetten değildir.”[578]            
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ailesine karşı iyi olanlarınızdır. Fakat ben,  aileme karşı hepinizden en iyi olanımdır.”[579]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz,  eşlerine karşı en iyi olanlarınızdır.”[580]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ailesine karşı iyi davrananlardır. (Muhakkak ki,) ben aileme karşı hepinizden en iyi olanımdır. Kendilerine karşı iyi davrananlar iyi insan,  ihanet edenler ise, kötü insanlardır.”[581]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “En iyileriniz, (muhtaç olanlara) yemek yediren ve (din kardeşlerinin) selâmını alandır.”
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, borcunu güzel bir şekilde ödeyendir.”[582]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyi olanlarınız,  çağdaşlarımdır (zamanımdakilerdir.) (İkinci derecede)  iyi olanlarınız,  çağdaşlarımdan sonra gelecek olanlardır. (Üçüncü derecede)  iyileriniz ise, bunlardan sonra gelecek olanlardır. Bundan sonra öylesine -bir millet gelecek ki, onlar emanete karşıihanet eder ve kendilerine güven duyulmaz, şahitliğe çağrılmadan, şahitlik yapar, adakta bulunduklarını yerine getirmez,  (sadece midelerine hizmet ettiklerinden) şişmanlık -hastalığı kendilerinde baş gösterir.”[583]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, eşlerine ve kız çocuklarına en iyi olanlarınızdır.”[584]

Allah'ın nezdinde en iyi olanlarınız eşi ve kız çocuklarıyla iyi geçinip onları İslâm dînînin emrettiği şekilde yaşatarak onlara Allah'ın emirlerini öğretip, dine karşı gelerek şeytanın hizmetinde askerlik yapan sokak  kızlarından kurtaranlarınızdır.[585]

22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz kölelerine (işçi ve hizmetçilerine) karşı en iyi olanlarınızdır.”[586]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, aşiret ve kabilelerine karşı günah sayılmayı konularda müdafaa edenlerinizdir.”[587]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, kendisinden iyilik beklenilen ve kötülüklerinden de emin olunanlardır.  En kötüleriniz ise, kendisinden ancak iyilik beklenilmeyen ve şerrinden emin olunmayanlardır.”[588]                            
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz,  dünyaya az, ahiret işlerine çok önem verenlerinizdir.”[589]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâmca en iyileriniz, dinini bilen ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”[590]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Her insan, Allah'a karşı ibir aile gibidir. Bunların arasında Allah'ın nezdinde en sevilen, diğer, aile ferdlerine  karşı faydalı  olanlarınızdır.”[591]

Her insan Allah'a karşı bir aile ferdidir. Bir ailenin kendi reisîne karşı gelmesi, terbiyesizlik sayıldığı gibi, Allah'a karşı gelmek de o kadar büyük bir terbiyesizlik ve nankörlüktür.[592]

28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Demirden balıklara varıncaya kadar bütün canlı ve cansız varlıklar, insanlara faydalı bilgiler öğreten kimselere selavat gettrir.  (Ona dua ve istiğfar ederler.)”[593]

Tüm varlıklar, faydalı şeyleri öğreten kimselere dua ve istiğfar ettikleri gibi, kötüyü zararlı bilgiyi öğreten kimselere de lanet ederler.[594]

29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tüm faydalı şeyler, yaşça büyük olanlarınızla birliktedir. (Öyleyse, dünyevi ve uhrevi birçok işlerinizde onlara başvurup danışınız.”[595]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Baş ve yüzde görülen) beyaz kıl,  müminin nurudur. Öyleyse islâm dinini kabul eden bir kişinin baş ve yüzünde görülen her beyaz kıla karşı bir sevap yazılıp bir derecesi yükselir.”[596]

Hadisde geçen kelimeler: Eşşeybu: Kişinin baş ve yüzünde görülen beyaz kıllar.[597]

31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah’ın yeryüzünden seçtiklerinden birisi de Şah şehridir. Zira Allah’ın yarattığı seçkin kimselerin birçoğu burada yaşar. Muhakkak ümmetimden üç grup insan hesap ve azapsız olarak cennete gireceklerdir.”[598]

 

Konu: Üstün Ahlâk


1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üstün ahlâk on kısımdır: Bunlar bazen kişide bulunduğu halde çocuğunda bulunmaz. Bazen de çocuğunda bulunduğu halde babasında bulunmaz. Kölede bulunur, efendisinde bulunmaz veya efendisinde bulunur, kölesinde bulunmaz.  Bu ahlâkları Hz. Allah, dilediği kimselere verir. Bu on üstün ahlâk:”
a) Doğru konuşmak.
b) Düşman cephesinden kaçmamak.
c) İhtiyaç sahibi kimselere yardım eliniuzatmak.
d) Gördüğü iyiliklere karşı iyilik yapmak.
e) Emanete ihanet etmemeık.
f) Akrabalarla ilgisini kesmemek,
g) Komşulara eziyet vermemek
h) Arkadaştan gelen kötülüklere karşı töhammül etmek,
ı) Misafirleri iyi karşılamak.                               
i) Bunların en büyüğü ise haya etmektir.”[599]       
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                            
“Ancak iki kimseden kıskanmak (gıpta etmtek) doğru sayılabilir:
a) Helâlı helâl, haramı da haram kabul eden ve Allah'ın kendisine Kur'an-ı Kerim'i nasip ettiği kimseyi kıskanmak.
b) Allah'ın kendisine vermiş olduğu dünya malı ile akraba ve yakınlarına yardım elini uzatan ve Allah'ın     emirlerini  yerine  getiren  kimseyi kıskanmak.
Ey müslüman!.. sen bunlar gibi olmayı temenni edebilirsin.[600]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya ettiğin her şeyde hayır vardır.”[601]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya, iman ağacının bir dalıdır.”[602]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya etmek, ancak hayır getirir.”[603]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya imandandır. İman ise sahibini cennete koyar. Terbiyesizce söz söylemek (başkasına yapılan) kötülük ağacının bir dalıdır. Kötülük ise sahibini cehenneme götürür.”[604]

Haya, karşılaştığı kötülükleri yapmaktan utanmaktır. Bu ise, sahibini cennete götürür. Kötü söz söylemeye alışan bir insan, her an içi diliyle günah işlemeye ve çeşitli kötülükleri işlemeye daha yakındır. Kötü söz söylemek ise, sahibini cehenneme götürür. Çünkü her aletin açtı yaralar iyileşebilir.  Fakat dilin açtığı yaralar hiç bir zaman iyileşemez.

7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Haya etmek ve fazla söz söylemekten aciz kalmak, imanın dallarındandır. Terbiyesizce söz söylemek ve   hitabette boşboğazlık yapma ise, münafıklığın iki  şubesidir.”[605]

Hadisde geçen kelimeler:
Eliyyu: Söz söylemekten utanıp aciz kalmak.
Elbezau: Gevezelik yapmak, terbiyesizce konuşmak.
Elbeyanu: Söz söylemekte fazla ileri gitmek.
Açıklama:
Haya iman ağacının dallarından biri, olmasının sebebi:
Elinde hayayı kalkan gibi tutan, yerli yersiz fazla konuşmaktan aciz kalan kişi elbette Allah'ın haram kıldıklarına karşı yanaşamaz. Bunun için, elindeki haya kalkanı onu cennete götürür. Terbiyesizce söz söylemek, doğru ve yanlış olduğunu düşünmeden fazla konuşmak, sahibine çeşitli kötülükleri işletip, onu münafıkların arasına cehenneme sürükler.[606]

8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın sevdiği ve nefret ettiği iki şer huy vardır:
a)  Allah'ın sevdiği huylar:
I. Cömertlik.
II. İşlerinde kolaylık göstermek.
b) Allah'ın sevmediği huylar:      
I. Kötü âhlâk.
II. Cimriliktir.
Hz. Allah bir kimsenin hayırlı olmasını dilediği zaman, onu milletin ihtiyaçlarını yapmaya memur kılar.”[607]

Hadîsde geçen kelimeler:
Essehau: Cömertlik, malını helâl yerlerde harcamak.
Essemahâ: Muamelelerinde kolaylık yapmak,
Süulhülk:  Kötü ahlâk.
Bühür: Cimrilik.[608]

9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “Hz. Allah, Adn cennetini yarattı ve fidanları kendi kudret eliyle dikti.   Bundan, sonra diktikleri ağaçlara     “Konuşunuz!” buyurdu. Ağaçlar “Müminler elbette kurtuluş ve saadete ermişler ve erecekler” diye konuştular.”[609]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.”[610]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ahlâkça en güzel olanlarınız ve müminlerin ihtiyaçlarına karşı kanatlarını gerdiren yumuşak huylu olanlannızdır. En kötüleriniz ise, serseri çok konuşan, dudaklarını ardına kadar açarak boşboğazlık yapanlarınızdır.”[611]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlara verilen servetlerin en iyisi iyi ahlâktır.”[612]    
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişiye verilenlerin en hayırlısı güzel ahlâk, eh fenası ise güzel şekil, kötü kalbdir”[613]

İyi ahlâk verilen bir insana sanki her şey verilmiş gibidir. Çünkü iyi ahlâk sayesinde, insanoğlu elde edemediği en büyük zenginlikleri elde edebilir. Gene sureti, şekli güzel, fakat ahlâki kötü olan bir kimsenin serveti bol olsa bile, her an için, yok olmaya mahkûmdur. Böyle bir kimse, içi öldürücü zehirle dolu yaldızlı, parlak bir şişeye benzer. Şişenin güzelliğine aldanıp içindekini içmeye kalkışan bir kimse, kendisini ölümün kucağına attığı gibi, şekil ve sureti güzel, fakat kalbi vesveseyle dolu kötü bir insana aldanan kimse de kendisini ölümün kucağına atmış gibi olur.[614]

14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben sizlere insanların iş ve ahlâkından bahsedeyim:
a) Erken kızıp öfkelenen, fakat pişman olup öfkesinin gerektirdiğini yapmadan vazgeçen kimseler. Bu tür insanlar bu konuda sevap veya günah kazanmadıkları için normal sayılırlar. (Çünkü baştan yaptığı öfkesinin günahı, hemen akabinde duyduğu pişmanlıkla sildirmiştir.)
b) Geç kızıp öfkelenen, fakat erken pişman olup vazgeçen kimselerdir. Bu tür kimseler içinde günah veya sevap yoktur. (Çünkü tez duyduğu pişmanlıkla, geç olarak duyduğu öfkesinin günahını imha eder.)
c) Alacağını iyilikle alan ve borcunu da iyilikle veren kimseler. Böyle kimseler için günah veya sevap yoktur.
d) Alacağını iyilikle alan, fakat borcunu kötülükle ödeyen kimseler. Bu giıbL insanların sevapları yok, ama günahları vardır.[615]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ziyafetlerin en kötüsü düğün ziyafetidir. Çünkü gelmek isteyen, aç fakirler red edilir, istemeyen zenginler ise davet edilir.
Kendisini Allah için çağıranın davetini kabul etmeyen kimse,  Allah'a ve peygamberine karşı gelerek günah  işlemiş  olur.”[616]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben henüz küçük bir çocuk iken, amcalarımla birlikte temiz kokulu bir çok kabilelerin  (mazlumun hakkını  zalimden  alma  konusunda) ittifak ettiklerini gördüm (ve buna çok sevindim) ki, bu anlaşmayı bozmama  karşılık Arapların  sevdikleri  tüm  kırmızı develeri bana verseler bile, gene beni memnun edemezler.”[617]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâk,  sıcak suyun buzu eritmesi gibi, kötülükleri eritip yok eder. Kötü ahlâk, sirkenin balı bozması gibi, insanın iyi amellerini bozar.”[618]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmandan sonra gelen en üstün akıllılık, insanlara kendisini sevdirmektir.”[619]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Derece bakımından)  imandan sonra gelen en üstün akıllılık, haya ve iyi ahlâktır.”[620]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşlerde yumuşak huylu olmak, serveti arttırıp bereketlendirir: Yumuşak huylu olmaktan mahrum olan bir kimse, hayırh her şeyden mahrum kalmış demektir.”[621]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
 “İşlerinde yumuşak ve güzel huylu olmak, bazı ticari işleri yapmaktan daha hayırlıdır.”[622]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yumuşak ve geniş huylu olmak, kişiye uğur getirir. Sert ve dar huylu olmak ise, uğursuzluk getirir.”[623]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü ahlâk uğursuzluktur.”[624]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü ahlâk uğursuzluk, kadınlara itaat etmek ise pişmanlık getirir. Maliki olduğu mala  karşı   iyi  hareketlerde  bulunmak, bereket  doğurur.”[625]   

Kötü ahlâkın dallarından bazıları:
a) Her şeye karşı öfkelenmek.
b) Çok cimri olmak ve elde ettiği servetin üzerine, tavuğun civcivin üstüne oturması gibi oturup, o serveti cemiyete, millete karşı faydalı olmaktan çıkarıp zararlı hale getirmek. Faiz ile şuna buna para vermek, bol faiz almakla birçok kimsenin saadetini yıkarak ölümün kendisini ölümün kucağına itmek.
c) Kötü şakalar yapmak. Şakayı kavgalara dönüştürerek fitnelere sebeb olmak ve birçok kimseleri birbirine düşman kılmak.
d) Yalan söylemek, millete karşı itibarını zedelemek ve başkalarını da aldatıp zararlara sokmak.
Özet olarak şunu söyleyebiliriz ki; Allah'ın peygamberin, İslâm dininin haram kıldığı her şeyi yapmak ahlâksızlıktır. Genellikle kadınların sözünü dinlemek de nedamettir. Çünkü onlar Allah'ın emirlerine göre değil, kendi şehevi isteklerine göre ettiklerinden, hem kendilerini, hem de başkalarını Allah'ın emirlerine karşı getirmek ahlâksızlığa ve küfür pençesine kaptırırlar.[626]


25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cimrilik kötü söz söylemek, kötü ahlâk kötü celsedir."[627]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, eteklerini basacak kadar uzatıp gururlanırsa, cehenneme o uzun etelerine bastığı halde girer.”[628]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış cennet ağaçlarından birisidir. O cömertlik ağacının dallarından birini yakalayıp üzerine konan kimseyi, konduğu dal cennete götürür.
Cimrilik, dalları dünyaya sarkmış cehennem ağaçlarından birisidir. O ağacın dallarından birine tutunan kimseyi, tutunduğu dal, cehenneme götürür.”[629]

Cömertlik, iman ağacının bir dalıdır. Çünkü tam anlamıyla Allah'a inanarak malının bir kısmını fakirlik ızdırabı içinde kıvranan yoksullara dağıtan ve onları kurtarıp rahat bir hayata kavuşturan kişiyi, sarıldığı  cömertlik  dalı,  elbette cennete götürür.
Hadisde geçen kelimeler:
Eğsan: Dallar.
Mütadelüyat: Sarılmak.
Kadehu: Sokmak, koymak, götürmek.
Bûhl: Cimrilik.[630]

28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömertlik, büyük olan Allah'ın ahlakıdır,”[631]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömert bir kimse, Allah'a, insanlara ve cennete yakındır. Cimri ise, Allah'dan insanlardan uzak, fakat cehenneme yakındır. Hz. Allah, cahilde olsa cömert olan kullarını a'bidler (gece gündüz ibadet eden) den daha çok sever.”[632]                                                            
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                               
“Din ve dünyevi işlerinde kişiye güvenilmesi saadet ehline delil olması bakımından yeterlidir.”[633]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin işittiklerini  (yalan ve doğru olduğunu düşünmeden) etrafa yayması, kendisine yeterli bir günahtır.”[634]       
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin bakmak zorunda olduğu kimseler bakmayıp zayi etmesi (perişan duruma düşürerek ölüme sürüklemesi),  kendisine yeterli bir günahtır.”[635]                                                                        
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                                   
“Kişinin önüne sunulan yemekleri hakir görüp yememesi, kendisi için yeterli bir günahtır.”[636]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın emrettiği her ahlâk güzeldir. Hayırlı şeyleri yaptıran bir kimse, (sevap bakımından) yapan kimse gibidir."[637]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah  (hastalık gibi belâlar altında) ezilen kimselerin figan ve feryatlarla yardım istemelerini sever.”[638]       
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:                              
“Sevgili peygamberimiz, akraba  (ve tanıdık) kimselerin birbirlerine karşı, merhamet vesilesi olan hediyenin verilmesini emrederdi.”[639]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey mümin! Zaruretin dışında olan her şeyi bırak ki, insanların en abidi olasın. Allah'ın sana verdiğine kanaatkar ol ki, insanların en çok şükür edeni olasın. Kendin için dilediğini başkası için de iste ki, kâmil bir mümin olasın.  Komşularına karşı iyi komşuluk yap ki,  gerçek bir müslüman olasın. (Mümkün olduğu kadar) az gülmeye çalış.  Çünkü çok gülmek kalbinin iman nurunu çıkararak ölüme sevkeder.”[640]

Hadisde geçen kelimeler:
Elvereu: Zaruretin dışmds: her şeyi bırakıp ibadete sarılmak.
Kani: Allah'ın verdiğine razı olup başkalarının malına ve dünya servetine göz koymamak
Hadisin özü: İhtiyacın dışında bulunan her şeyden ilgisini keserek yalnız ibadete sarılan bir kimse, insanların en abidi ve ibadet konusunda en iyisi olmayı elbette hak etmiştir.
Allah'ın verdiğine rıza gösteren ve başkalarının malına, servetine, ırz ve namusuna göz dikmeyen bir kimse, şükran borcunu yerine getiren en iyi bir kimse olur.
Kendisi için dilediklerini başkaları için de isteyen bir kimse; her kişinin hukuklarına riayet eder ve kâmil müminlerin arasına girmeyi hak etmiş olıer.
Az gülmek, insanın ağırlık değeridir. Çok gülmek insanın itibarını zedeler.[641]

38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin  (herhangi bir iş için) yerine getirmek niyetiyle verdiği sözü sonradan yerine getirememesi halinde muhalefet etmiş sayılmaz. Fakat yerine getirmemek niyetiyle kişi, verdiği sözüne uymazsa, muhalefet etmiş olur.”[642]

Bir kimse, ikinci bir şahsın dilediği şeyi yerine getirmek maksadıyla verdiği sözü yerine getirmezse, sözünden dönmüş, fakat günah işlemiş sayılmaz- Çünkü bu kişi, söz verirken yerine getirmek niyetiyle söz vermiştir. Sonradan bir olayın bu sözü yerine getirmesine neden olması, onun için bir suç teşkil etmez. Oysa yerine getirmemek niyetiyle söz veren kimsenin, bu sözü sonradan yerine getirmemesi, hem söz vermesi ve hem de yerine getirmemesi nedeniyle, onun için bir günah eder.[643]

39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanoğlunda ilim ile müsamakârlığın birleşmesinden daha iyi iki şey birleşmemiştir.”[644]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi terazide iyi ahlâkdân daha ağır bir sevap bulunamaz.”[645]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimsenin dünyada mutluluğunu sağlayan üç şey vardır:
a) Dinine bağlı, her işinde yararlı olan komşu,
b) Geniş bir ev.
c) Uysal bir merkep.”[646]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Faydalı olan üç çeşit huyun bulunduğu kimseyi, Hz. Allah himaye perdesini üzerine örtüp cennetine koyar.
a) Çaresiz kimselere acımak.
b) Ana-babaya şefkatli olmak
c)  Köle ve işçilere iyilik yapmak.”[647]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Nasihatte bulunduğu din kardeşinin sükût edip dinlemesi, onun anlayışlı olmasındandır.”[648]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ayakkabı bağının kopması gibi herhangi engelleyici bir sebepten dolayı kişinin, geride kalan arkadaşını beklemesi, onun sahip olduğu iyi bir yolculuk anlayışlığındandır.”[649]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir kimseye iyi ve yumuşak bir huydan pay verilmesi, ona sanki çok hayırlı bir şey verilmiş demektir. Bundan yoksun olan kimseler ise, hayırlı ve faydalı güzel olan şeylerden mahrum kalmış demektir.”[650]                                                                                                 
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, din kardeşinin yaptığı kötülüğü gördüğü halde etrafa yaymayıp gizli tutan kimsenin dünyada iken yaptığı kötülüğünü kıyamet günü yaymadan rahmet örtüsü ile gizler.”[651]

Din kardeşinin yaptığı kötülüğü gizlemek, yayıp da onu ezil etmekten daha iyidir. Çünkü ona bir ders olsun demekten ziyade kendisine karşı fitnelerin kapısını açmış olur. Fakat bu kötülüğü gizlemekle fitnelerin kapısını kapatan kimseyi Hz. Allah kıyamet gününde mükâfat landırır.[652]

47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (ticari işlerinde) kolaylık gösterir, (din kardeşlerine karşı)  yumuşak huylu,  kırık kanatlı olursa, Hz. Allah  o  kimsenin vücudunu cehenneme karşı, haram kılar.”[653]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arkasından aleyhinde bulundukları din kardeşini müdafaa eden kimseye, Hz. Allah dünya ve ahirette işlerinde yardımcı olur.”[654]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müddetini uzatmak veya bir kısmını almamak gibi borçlusuna karış kolaylık gösteren veya borcunun bir kısmını affeden kimse, kıya' met günü arş-ı âlâda (Allah'ın rahmet) gölgesi altına alınır.”[655]
50- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Hasta iken) ziyaretine gelmiyenin ziyaretine git. (Muhtaç iken) sana yardım elini uzatmayanın yardımına koş.[656]
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin verdiği söz boynunun borcudur. Diliyle söz vermek elinden tutup kendisine bir senet imzalamak gibidir.”[657]
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâktan ayrılma. (Mecbur olmadıkça) uzun bir zaman için de olsa sükût et. Varlığımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bu iki haslet ve bunların benzerlerine hiç bir kimse kolay kolay tahammül edemez.”[658]
53- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yumuşak huyluluktan ayrılma. Çünkü ancak yumuşak huyluluğun girdiği yeri süsler. Çıktığı yeri de çirkinleştirir.”[659]
54- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâk, Allah'dandır. Hz. Allah, iyi olmasını dilediği kimse ye iyi ahlâk, kötü olmasını dilediği kimseye de kötü ahlâk verir.”[660]
55- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey mümin!.. Hz. Allah, senin yaradılışını güzel kıldığı gibi, sen de ahlâkını güzel kıl”[661]                                                                            
56- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Seleme, sen ilk olarak bu duayı eden kimse gibisin.  “Allah'ım!  bana öz nefsimden daha iyi bir dost ihsan  eyle.”[662]

Hadisin sebebi: Seleme Binu Ekver ile Hûdeybiye kasabasına gelen sevgili  peygamberimiz  onun silâhsız olduğunu anlayınca kendisine kalkan ile kılıç vermiştir. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, peygamberimiz Selemeye verdiği kılıç ve kalkanı göremeyince sorarlar:
“Sana verdiğim kılıç ve kalkanı ne yaptın?” Seleme:
“Savaşa katılmak isteyen amcamın silâhı olmadığından, bana verdiğiniz silâhları ona verdim.”
Bunun üzerine peygamberimiz bu hadisi şerifi buyurmuştur.[663]

57- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben,  ne verdiğim sözü bozar, ne de düşman elçilerini esir ederim.”[664]

Hadisin sebebi. İslâmîyetî kabul etmeyen Kureyş kabilesi tarafından elçi olarak Hz. Muhammedîn yanma gönderilen Ebu Rafiî'den rivayet ediliyor: 
“Ben, Hz. Muhammedin yanına gidip onu görünce, Hz. Allah birden kalbime islâm nurunu akıttı ve “Ya Resulullâhi ben bir daha düşmanların yanına dönmeyeceğim.” dedim.  Bunun üzerine Hz.Muhammed şöyle dedi:
“Ben ne verdiğim sözü bozar ne de düşman elçisini esir ederim. İslâmiyeti kabul ediyorsan oraya döndükten sonra gelebilirsin.”[665]

58- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz siz, malınızla başkalarından daha üstün olamazsınız. Fakat güleryüzlülük ve iyi ahlâkla üstün olabilirsiniz.”[666]
59- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[667]
60- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer siz, Allah'ın ve peygamberin sizleri gerçekten sevmesini istiyorsanız,  sizlere teslim edilen emaneti geriye verdiğiniz zamanaldığınız gibi verin. Doğruluğunuza güvenilerek çağrıldığınızda doğru olarak konuşunuz.  Komşularınıza karşı komşuluk vazifenizi gerektiği şekilde yapınız.”[668]                                                                                                                            
61- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, İbrahim peygambere şöyle buyurdu: “Ey gerçek dostum İbrahim, kâfirlere karşı olsa bile, iyi ahlâkla muamele et ki,  seçkin kulların makamına yükselesin. Çünkü iyi ahlâklı kimseler hakkında benden şöyle bir söz sadır olmuştur: “Ben, iyi ahlâk sahibi kimseleri “hiç bir himaye gölgesinin bulunmadığı kıyametgünü) arş-ı âlâda merhametimin gölgesi altına alıp kutsal olan cennetin ortasına yerleştirerek rahmetin bulunduğu yere yaklaştırırım.”[669]

Arkadaşınız, kâfir olsa bile en iyi davranmak ve iyi ahlâkla karşılamak, Hz. Allah'ın emridir. Çünkü müslümanlardan iyi muamele gören bir kâfir dine gelebilir. Fakat kâfirlerle iş yapan bir müslüman, dinîne zarar  gelmemesine de dikkat  etmelidir.[670]

62- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey müminler,  dininize aykırı olmadığı müddetçe) cahiliyyet devrine ait düşmanlarınızla yaptığınız  her türlü  anlaşmaya riayet ediniz. Çünkü, yapılan anlaşmaları ancak islâmiyet sağlamlaştırmıştır. Dininize aykırı aniaşmalar icad etmeyiniz.”[671]
63- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Amel bakımından kâmil olan müminler, ahlâkça en iyi olanlardır.”[672]
64- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yeryüzü tatlı, cazibeli,  fakat aldatıcı bir yeşilliğe benzer. Hz. Allah sizleri dünyaya ne tür hareket edeceğinizi saptamak için salıvermiştir. O halde, dünya işlerinde ve kadınlardan sakınınız. Çünkü, Benî İsrail, milletinin ilk olarak fitnelere düşmesine sebep kadınlar olmuştur.”[673]                                 

Dikkatli olun!  insanoğlu  bir çok  şekiller üzerinde  yaratılmıştır:
a) Mümin olarak doğar, yaşar, ölür.
b) Kâfir oîarak doğar,  yaşar, ölür.
c) Mümin oîarak doğar, yaşar, fakat kâfir olarak ölür.
d) Kâfir olarak doğar, yaşar, fakat mümin olarak ölür.
Dikkat edin öfke insanoğlunun göğsünde kıvılcım saçan bir ateş parçasıdır. Gözlerin kızarmasını, şah damarının şişmesini görmez misiniz? Biriniz öfkelendiği zaman (bunun gerektirdiği belâdan kurtulması için), derhal yere otursun. (Yine insanların çeşitli huyları vardır:)
a) İnsanların en iyisi, geç öfkelenip, erken barışanlardır.
b) İnsanların en kötüsü, erken öfkelenip, geç barışanlardır.
c) Geç öfkelenip, geç barışan veya tez öfkelenip, tez barışan bir kimse için, günah veya sevap yoktur. Çünkü yaptığı kötülüğü iyilikle karşılamıştır.
d) Dikkat edin, tüccarların en iyisi, borcunu iyilikle ödeyen ve alacağını iyilikle isteyendir.
e) Tüccarların en kötüsü, borcunu kötülükle ödeyen ve alacağını da kötülükle isteyendir.
f) Borcunu iyilikle ödeyen, alacağını da kötülükle alan veya borcunu kötülükle ödeyen, alacağını ise, iyilikle alan kimseler için, bu konuda günah veya sevap yoktur. Çünkü işlenilen kötülükler iyilikle karşılanmıştır.
Dikkatli olun!.. Muhakkak ki, kıyamet günü, zalimin zulmünü belirten bir sancağı vardır.
Uyanık olun!., zulmün en büyüğü, adil, imanlı devlet adamlarına karşı gelmektir.
Dikkat edin!., insan korkusu, kişiyi bildiği gerçeği söylemekten men etmesin.
Cihadın en üstünü, zalim devlet adamlarına hakkı söylemektir.
Uyanık olun!., dünyanızın geriye kalan zamanı geçmişe nazaran, bugünden kalan zaman gibidir.[674]
islam